Çarşamba, 20 Ocak 2021 19:20

    Hıristiyanlık ve Yahûdilik

    Yazan
    Ögeyi değerlendirin
    (1 Oylayın)

    بسم الله الرحمن الرحيم

    الحمد لله ، صلاة وسلام على رسول الله

     

    Kitabın Adı:
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ
    İTİKADİ KAVRAMLAR -16-
    HIRİSTİYANLIK VE YAHÛDİLİK
    Yazarı:
    Ahmed Kalkan
    Tashih:
    Ahmed Kalkan
    Mizanpaj:
    Ehl-i Dizayn
    Kapak Tasarım:
    Ehl-i Dizayn
    İstanbul 2012
    Baskı:
    İSTANBUL MATBAACILIK
    Gümüşsuyu Cad. Işık Sanayi Sitesi B Blok No:21
    Topkapı-Zeytinburnu/İSTANBUL
    Tel: 0 212 482 52 66
    HIRİSTİYANLIK VE YAHÛDİLİK
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ
    İTİKADİ KAVRAMLAR
    -16-
    Ahmed KALKAN
    İnsanlara karşı ticarî amaç güdülmeyen bu eserin hiçbir hakkı mahfuz değildir. Kâr gayesi güdülmemek şartıyla dileyen dilediği şekilde, tümünü veya bir kısmını çoğaltabilir, korsan baskı yapabilir, dağıtabilir, iktibas edebilir, kitabın ve yazarın ismini vererek veya vermeyerek kopye edebilir, mesaj amaçlı kullanabilir. Yazarın hiçbir telif hakkı sözkonusu değildir, şimdi ve sonra bir hak talep etmeyecektir. İlim, insanlığın ortak malıdır. Ve ilim Allah için kullanılınca insana fayda sağlar.
    İTHAF
    Canlı KUR’AN olmaya çalışıp toplumu KUR’AN’la canlandırmaya gayret eden ve tâğutlara karşı KUR’AN’la mücadeleyi bayraklaştıran her yaştan muvahhid gençlere…
    Doğru okuyup doğru anlayan, dosdoğru yaşayıp insanları doğrultmaya çalışan
    KUR’AN dostlarına…
    Ümmetin ihyâsının vahdet içinde yeniden KUR’AN’a dönüşle mümkün olduğunu kavrayıp nebevî usûlle KUR’AN ve tevhid eksenli dersler ve cemaat çalışması yapan tâvizsiz dâvetçilere, her yaştan genç dâvâ erlerine…
    Önsöz
    Bismillâh, elhamdu lillâh, ve’ssalâtu ve’sselâmu alâ rasûlillâh.
    Her dönemdeki müslümanlar, çağlarındaki bâtılları, tahrif edilmiş dinleri tanıyarak onlar hakkındaki İslâm’ın hükmünü de bilmek mükellefiyetindedir. Böyle bir mecburiyetin kaynağı müslümanın, müslüman olan kimseler ile öyle olmayan kimselere, inançlarına uygun davranmak zorunda oluşudur. Yani onlara uygulanacak olan hukuk ile onlara karşı yapılacak olan muâmelenin, inançlarına göre belirlenmek durumunda olmasıdır. İslâm’ın bu inanç ve hayat sistemleri, yani bu dinler hakkındaki hükümleri bilinmediği takdirde tavır belirlemek sözkonusu olamayacağından, bunların iman açısından değer hükümlerinin tesbiti de kaçınılmaz bir haldir.
    Ayrıca bâtıl ve muharref dinleri tanımayan câhil müslümanların, tanımadıkları bâtıldan kaçınmaları da özellikle günümüzde imkânsız derecede zordur. Zamanımızda nice müslüman, kavram kargaşasının kurbanı olmakta, bâtıl dinlerle karışık bir inanç ve davranış sergilemektedir. Yani biraz müslüman, biraz laik, biraz Hıristiyan, biraz materyalist... karma dinler içinde olabilmektedir. “Onların çoğu, ancak Allah’a şirk (ortak) koşarak iman ederler.”1
    Müslüman, Allah’ın ve Rasûlü’nün kat’i hükümlerine aykırı hükümleri kabul edemeyeceğinden, bu tür fikir, sistem, ideoloji ve muharref dinleri reddetmek zorundadır. Dolayısıyla müslümanların, çağlarında ortaya çıkan fikir ve sistemlerle, dünyada en çok bağlıları olan hıristiyanlarla bu açıdan ilgilenmeleri ve bunlara dair değerlendirme yapmaları gerekmektedir. Hele bu muharref dinler, İslâm’ın önünde engel olarak duruyor; fikir, ideoloji ve sistemler, özellikle müslümanların yaşadığı topraklar üzerinde uygulama alanı buluyor ve yayılma istidadı gösteriyor, hatta bunların varlığı İslâm akîdesi açısından büyük bir fitne ve tehlike teşkil ediyorsa, müslüman olarak görevimiz daha da büyük olacaktır.
    İnsanlar tarafından oluşturulan dinlerin hepsinin ortak özelliği; Allah’ın vahiyle bildirdiği din olan İslâm’a karşı olmalarıdır. “Allah’tan bir yol gösterici olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir?”2
    İnsanların hak olsun bâtıl olsun, dünya hayatlarında
    1 12/Yûsuf, 106
    2 28/Kasas, 50
    benimsemiş oldukları inanç ve hayat düzenlerinin, ideoloji, politika, ahlâk ve yaşayış şekil ve üsluplarının ifâdesi olarak “din”in, Allah tarafından kabul edileninin adı “İslâm”dır. Allah, kendi katında geçerli olan dinin İslâm olduğunu bildirmiş, İslâm’dan başka bir din arayanın, İslâm’dan başka bir inanç ve hayat düzenini benimseyenin bu arayış ve benimseyişinin âhirette ebedî hüsran ile sonuçlanacağını, bu dininin Allah tarafından kabul edilmeyeceğini açıklamıştır.3 Allah’ın dininden başka bir din, O’nun insanlar için teklif etmiş olduğu hayat düzeninden başka bir hayat düzeni, O’nun istediğinden başka inanç sistemi ve ideolojileri seçip benimsemek, kısacası Allah’ın dini İslâm’dan başka bir din arayışına girmek, fıtrata ve Allah’ın kâinata egemen olan kanunlarına ters düşmektir. “Göklerde ve yerde ne varsa ister istemez Allah’a teslim olup boyun eğmişken, onlar Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Hem onlar O’na döndürüleceklerdir.”4
    Allah, dinini kemale erdirdiğinden, bu dinin eksiksiz olarak ve bütünüyle alınıp kabul edilmesi, tüm hükümlerine inanılarak, bütünüyle uygulanmaya konulması gerekmektedir.
    “Ey iman edenler! Bütünüyle ve hepiniz İslâm’a girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Gerçekten şeytan sizin apaçık bir düşmanınızdır. Size bunca deliller geldikten sonra kayarsanız, bilin ki Allah, hiç şüphesiz mutlak Gâlib ve Hâkim olandır.”5
    “Yoksa siz, Kitab’ın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanların cezâsı, dünya hayatında rezil ve rüsvay edilip aşağılanmaktan, âhirette de azâbın en şiddetlisine uğratılmaktan başkası değildir. Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir.”6
    Muharref dinler, tahrif edilmiş, bozulmuş dinler demektir. Allah’ın gönderdiği İslâm Dini’nin atmalar ve katmalarla değiştirilmiş şeklidir. Yahûdilik ve Hıristiyanlık muharref dinlerdir.
    Dinleri bozmanın amacı: İnsanlar zamanla Allah’ın yolundan sapmış, tatmin olmak bilmeyen arzu ve isteklerini gerçekleştirmek isteyince de, Allah’ın insanlar arasında dengeyi ve huzuru sağlamak için gönderdiği din, kendilerine mâni olmuştur. Bu engeli ortadan kaldırmak için de iki seçenek vardır:
    a) Allah düşüncesini ve inancını reddederek, Allah’a dayalı bir dini de ortadan kaldırmak.
    3 Bak. 3/Âl-i İmran, 19 ve 85
    4 3/Âl-i İmran, 83
    5 2/Bakara, 208-209
    6 2/Bakara, 85
    b) Allah’ın gönderdiği dinin, kendi arzu ve istekleriyle çelişen, kendi çıkarlarına müsaade etmeyen kurallarını değiştirmek.
    Din düşüncesinin reddedilmesi işlerine gelmeyen veya toptan reddetmenin mümkün olmadığını görenler, dinin işlerine gelmeyen yönlerini kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmişlerdir. Böylece hem câhil ve gafil dindarların tepkisinden kurtulmuşlar, hem de değiştirdikleri bu dinleri kendi sömürü düzenlerine koltuk değneği yapmışlardır. Bu tip insanlar, zaman zaman dinî merasim ve törenlere katılıp kendilerinin de dindar olduklarını, dine karşı olmadıklarını söyleyerek dindar ama câhil kesimin desteğini almaya çalışmışlardır. Kısaca, Allah’ın gönderdiği Hak Din’in bazıları tarafından kendi çıkarları doğrultusunda değiştirilip Allah’ın dini imiş gibi sunulduğu dinlere muharref dinler denir. Bunlar da Hıristiyanlık ve Yahudiliktir.
    “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, asla ondan kabul edilmez. O, âhirette de kayba uğrayanlardandır.”7
    Avrupa Birliği denilen, halkının çoğunluğunun kendilerini Hıristiyanlığa nispet etikleri ülkelerle tek devlet olmaya, bu ülkeyi onların bir vilayeti konumuna indirgemeye hedefini ayarlamış, Hıristiyan Batıyı dost ve müttefik kabul eden zihniyeti de Kur’an açısından değerlendirmek ve bu konuda kendimize nasıl bir görev düştüğünü hesap etmek zorundayız. Velî edinmenin Kur’an’la yasaklandığı Hıristiyan ve Yahûdileri velî (dost veya yönetici) kabul edenler hakkında Kur’an ne diyor, insanımız merak bile etmiyor.
    Teorisyenlerinin Yahudi oldukları bilinen Komünizm, söyleyeceğini söyledi, yapacağını yaptı ve tarih sahnesinden çekildi. Sıra, alternatifi olmadığı varsayıldığından bitkisel hayatta uzatmaları oynayan, Hıristiyan dünyada en etkin olan Kapitalizme geldi. Hakk’ı temsil etmesi gereken Müslümanlar, Dünya İslâm Devleti gibi bir “dev”i canlandırabilseler, yani hak gelmiş olsa, tüm bâtıllar hemen yok olup gidecek. Işığın geldiğinde karanlığın yok olması gibi. Kim derdi ki, Mekke’de bin bir güçlük ve mahrûmiyetle garip olarak doğan İslâm güneşi, yarım asır geçmeden iki süper gücü de eritip yenerek tarih çöplüğüne atacak; kendisi dünyanın tek umudu olacak. Mekke’de taşın altında ezilmeye çalışılan Bilal o gün bunu söylese kim inanırdı ona? Ama Allah’ın vaadini unutuyor insanlık: “Şüphesiz yeryüzüne ancak sâlih kullarım vâris olacaktır.”8 Yeter ki, sâlih mü’minler, mirasçılarından kalan mirasın peşine düştükleri gibi Allah’ın kendilerine yaptığı bu vaadin peşine düşsünler.
    7 3/Âl-i İmran, 85
    8 21/Enbiyâ, 105
    “Biz de yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları arza vâris kılmak istiyoruz.”9 Bunun için gerekli şartlar da sayılıyor: “Allah, içinizden (kendisinin istediği gibi) iman edip sâlih amel işleyenlere; kendilerinden öncekileri güç ve iktidar sahibi kıldığı gibi, kendilerini de kesinlikle yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacağını, kendileri için seçtiği dinlerini kuvvetle icrâ etme gücü vereceğini ve onların korkularını güvene çevireceğini vaad etmiştir. Onlar, yalnız Bana ibâdet ederler ve Bana hiçbir şeyi şirk/ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim de küfre saparsa, işte onlar, hak yoldan çıkanların tâ kendileridir.” 10
    İnkârcı, sömürücü Batının, siyonistlerin ve özellikle İsrail adlı vampirler çetesinin sömürgesi Amerika’nın bugünü ve yarını hakkındaki Sünnetullah’ı Kur’an’dan öğrenelim: “Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp), üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik.”11; “Kim dünya hayatını ve süsünü isterse, onlara oradaki amellerinin karşılığını tamamen öderiz (tam veririz). Ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar.” 12; “İnsan için, ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır.” 13
    Ama bu durum çok uzun sürmez. Sonra, yine Allah’ın kanunlarından biri devreye girer: Kâfirlerin bu hâkimiyeti Allah’ın takdir ettiği mahdut bir zaman süreci içindir. Sonra bu zâlim kâfirleri helâk kanunu işler: “…Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler. Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” 14
    20. yüzyıl istisnâî bir yüzyıldır. Tarih çizgisi içinde bir parantez içidir. Tarihin akışı içinde görülmeyen çok farklı şeyler sahnelenmiştir bu asırda. Bu yüzyıla kadar tüm savaşlarda ölenlerin toplamından fazla insan, bu yüzyıldaki hiç yüzünden çıkan iki Dünya Savaşında hayatlarını kaybetmiştir. Sonra birbiriyle savaşanların önemli bir kesimi kendi istekleriyle tek devlet olma çabasına girebilmelidir. Ulus-devlet modası çıkmış, ülkeleri ideolojiler yönetmeye başlamış; materyalizm makasının iki acımasız kolundan biri olan komünizm, tarihin çöplüğüne atılmış, diğer kolu kapitalizm de son zulümlerini alelacele icrâya koyup sahneden çekilme sinyalleri vermektedir. Batının, özellikle ABD’nin dünya insanına sunacağı hiçbir değer kalmamıştır. Yeni Dünya düzen(sizliğ)i, Büyük
    9 28/Kasas, 5
    10 24/Nûr, 55
    11 6/En’âm, 44
    12 11/Hûd, 15
    13 53/Necm, 39
    14 6/En’âm, 44-45
    Ortadoğu planı, ılımlı İslâm gibi projelerle dünyaya çeki düzen vermeye kalkan bu süper cüce, kendi düzenini sağlayamayacak acziyeti derinden hissetmeye başlamıştır.
    ABD’yi ve temsil ettiği değersizliği putlaştıranlar bilsin ki, artık bu sanal süpergüç, üvey kardeşi Sovyet Sosyalizmi gibi tarihin çöplüğüne atılmanın eşiğine gelmiştir. Hasta can çekiştirmektedir. 21. Yüzyıl yeni bir dünyaya gebedir. Gönül istiyor ki bu boşluğu İslâm doldursun. Her şeye rağmen inşaAllah istikbâl İslâm’ın olacaktır.
    Ahmed Kalkan
    Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
    Kasım 2012, Ümraniye
    İÇİNDEKİLER
    HIRİSTİYANLIK / 13
    Nasârâ ve Hıristiyan; Anlam ve Mâhiyeti / 13
    Kur’ân-ı Kerim’de Hıristiyanlık / 16
    Kur’ân’a Göre Hıristiyanların İslâm’a Zıt Olan Bazı Temel İnançları / 18
    Hıristiyan Âmentüsü / 22
    Hıristiyanlıkta İbâdet / 26
    Körlerin Kör Kılavuzu Pavlus / 28
    Hz. İsa / 31
    Hıristiyanlara Göre Hz. İsa / 33
    Hıristiyanlıkta Aslî Günah ve Bunun Keffâreti İçin Oğul’un Çarmıha Gerilmesi Anlayışı / 34
    Kitab-ı Mukaddes’e Göre Barış ve Savaş Anlayışı / 38
    Hıristiyanlıkla İlgili Temel Kavramlar ve Anlamları / 40
    YAHÛDİLİK / 63
    Benî İsrâil, İsrâil, İbrânî, Yahûdî ve Mûsevî Kelimeleri ve Mâhiyeti / 63
    İsrâiloğullarının Özelliklerinden Bahseden Bazı Âyetler / 65
    Benî İsrâille İlgili Bazı Hadis-i Şerifler / 66
    İsrâiloğullarının Tarihi / 67
    Firavun ve İsrâiloğulları / 68
    Firavun’dan Kurtulduktan Sonra İsrâiloğulları / 71
    Hz. İsa ve Benî İsrâil / 74
    Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İsrâiloğulları / 75
    İsrâiloğullarının Karakteri / Yahudileşme Alâmet ve Özellikleri / 77
    Onlar ve Biz / 82
    Yahudileşme ve Yahudileşme Temâyülü / 82
    İmanda Pazarlık / 84
    Dini, Kutsal Kitabı Tahrif / 86

    - 13 -
    HIRİSTİYANLIK
    •
    Nasârâ ve Hıristiyan; Anlam ve Mâhiyeti
    •
    Kur’ân-ı Kerim’de Hıristiyanlık
    •
    Hıristiyanların İslâm’a Zıt Olan Bazı Temel İnançları
    •
    Hıristiyan Âmentüsü
    •
    Hıristiyanlıkta İbâdet
    •
    Körlerin Kör Kılavuzu Pavlus
    •
    Hz. İsa
    •
    Hıristiyanlara Göre Hz.İsa
    •
    Aslî Günah ve Keffâret İnancı
    •
    Kitab-ı Mukaddes’e Göre Barış ve Savaş Anlayışı
    •
    Hıristiyanlıkla İlgili Temel Kavramlar ve Anlamları
    “Şüphesiz senden evvel peygamberlere iman edenler, yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah’a ve âhiret gününe hakkıyla iman edip sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi, onlar üzülmeyeceklerdir.” 1
    Nasârâ ve Hıristiyan; Anlam ve Mâhiyeti
    Hz. İsa’nın tebliğ ettiği dinin, daha sonra tahrif edilmiş, bozulmuş şekline hıristiyanlık diyoruz. Hıristiyanlık, vahy ve kutsal kitaba dayanan, esas itibariyle İslâm dininin o günkü şekli olan ilâhî kaynaklı bir dindir. Hıristiyan kelimesi Kur’an’da geçmez. Bu anlamda “nasrânî”2kelimesinin çoğulu olan “nasârâ” kelimesi kullanılır. Nasrânî, hıristiyan; nasârâ hıristiyanlar demektir. Hıristiyanlık için de “nasrâniyye” kelimesi kullanılır. Nasrâni ve Nasârâ kelimesinin anlamı ve hıristiyanlar için kullanılması konusunda iki değerlendirme yapılır:
    1- Kelime, Nâsıra veya Nasran adlı köyden olanlar anlamındadır ki, Hz. İsa ve havârileri bu köye nispet edilirler. 2- Yardım ve destek anlamındaki nusret veya nasr kökünden yardım edenler, yardımcılar anlamındaki ensâr kelimesine nispet edilmiştir. Âl-i İmrân sûresi 52. âyetinde Hz. İsa’nın yardım talebine havârilerin olumlu cevap vermeleri sebebiyle havâriler için ensâr kelimesi kullanılır. Bu deyimden yola çıkılarak havârilere ve tüm hıristiyanlara “yardım edenler” anlamında nasârâ denmiştir.
    Bu dinin mensupları, batı dillerinde “christian” , Türkçede
    1 2/Bakara, 62
    2 3/Âl-i İmrân, 67
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 14 -
    “hristiyan” (hıristiyan) şeklinde adlandırılır. Bugünkü İncillerde bu
    kelime, Grekçe “Christos yanlısı” anlamında “christianos” şeklinde
    geçer. Christos, İbrânicede “kutsal yağ sürülmüş, yağlanmış” anlamına
    gelen “Maşiah” (Mesîh) kelimesi, “gelecek olan Yahve’nin
    kutsanmışı”nı veya “kralı”nı ifade ederken, bunun Grekçe’deki
    karşılığı “Christos” İncillerde Hz. İsa’ya isim-lakap olarak verilmiştir.
    Grekçe “Christos” ve Latince “ianos” ekinden oluşan “christianos
    (Latince, “christianus”) kelimesi, daha sonra halk dilinde
    “chrestianus” şeklini almıştır. Türkçe söylenişi ile hıristiyan kelimesi,
    buradan kaynaklanmaktadır.
    Hıristiyanlık, başlangıçta hak dinin tüm vasıflarını içeren, çok
    sade bir tevhid dini idi. Yani İslâm’ın o günkü şekliydi. Bu hakikat
    Kur’an’da nice âyette vurgulanır. “İsa açık delillerle gelince, şöyle
    dedi: ‘Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir
    kısmını size açıklamak için geldim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
    Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na ibâdet edin.
    İşte bu, doğru yoldur.’ Ama aralarından çıkan gruplar, birbirleriyle ihtilâfa
    düştüler. Acı bir günün azâbı karşısında vay o zulmedenlerin haline!”3
    Âyette vurgulandığı gibi, Hz. İsa, bir peygamber olarak gönderilmesindeki
    amacı, açık bir şekilde ifade etmesine rağmen, onun bu
    dünyadan ayrılmasından kısa bir zaman sonra bu tevhid dini olan
    İslâm’ın o günkü şekli, köklü tahriflere/değişikliklere uğratılmış
    ve hıristiyanlık ortaya çıkmıştır. Bu temel bozulmanın en büyüğü,
    tevhidin teslisle yer değiştirmesidir.
    “İsa, onlardaki küfrü/inkârcılığı sezince, ‘Allah yolunda bana yardımcı
    olacaklar kimlerdir?’ dedi. Havârîler, ‘Biz, Allah yolunun yardımcılarıyız;
    Allah’a iman ettik. Bil ki biz müslümanlarız’ cevabını verdiler.”4 Âyette
    havârîlerin dilinden kendileri hakkında “müslimûn = müslümanlar”
    denilmesi, tüm semâvî/hak dinlerin, aslında Allah katında tek hak
    din olan İslâm5 olduğunu, bağlılarına da “müslüman” dendiğini,
    bu “müslüman” isminin bize Allah tarafından verildiğini6 biliyoruz.
    Âyette geçen “havârî” kelimesi, Arapçaya Habeşçeden geçmiş
    olup aslı “havâryâ”dır; “yardımcı” anlamına gelmektedir. Nitekim,
    meali verilen son âyette Hz. İsa’ya ve onun dinine yardımcı olmayı
    taahhüd edenlere bu adın verildiğini görmekteyiz. Hz. Muhammed
    (s.a.s.)’e ilk inanan insanlar olan “sahâbe”nin benzerleridir.
    Hıristiyanlar, Hz. İsa’yı peygamber konumundan çıkararak,
    onu ilâhlıkta Yüce Allah’a şirk/ortak koşmuşlardır. Hıristiyanların
    3 43/Zuhruf, 63-65
    4 3/Âl-i İmrân, 52
    5 3/Âl-i İmrân, 19
    6 22/Hac, 78
    HIRİSTİYANLIK
    - 15 -
    dindeki bu çirkin tahrifatı, Kur’ân-ı Kerim’de sert bir şekilde kınanır.
    7 Hz. İsa’dan çok kısa bir zaman sonra, hıristiyanlık, Hz. İsa’nın
    getirdiği tevhid dini olmaktan çıkmış, Pavlus’un yorumları ile hak
    din vasfını kaybedip teslis dinine dönüşmüştür. Günümüzün hıristiyanlığı,
    Hz. İsa’nın getirdiği nizamdan, hak tevhid dini vasfından
    çok, Pavlus’un ve bu çizgideki kilisenin yorumlarıdır. Aslında bu
    dinde, peygamber, melek, âhiret ve kader inancı gibi İslâm’la ortak
    inanç esasları ve müşterek kavramlar bulunmakla beraber, bu
    inanç konularının ve kavramların açıklanışı İslâm’ın bozulmamış
    tevhid inancından tamamıyla farklıdır.
    Hâlbuki Hz. İsa, yepyeni bir din getirmemiştir; tam tersine o,
    kendinden önce gönderilen Hz. Mûsâ’nın getirdiği şeriatı ıslah etmek
    için gönderilmiş bir peygamberdir: “Ben, benden önce gelen
    Tevrat’ı tasdik etmek, size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmak üzere
    gönderildim. Size Rabbinizden bir âyet/mûcize getirdim. Allah’tan korkun
    ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.
    Öyle ise O’na ibâdet/kulluk edin. İşte bu, dosdoğru yoldur.”8 Bu âyetle
    kesin olarak belirtildiği gibi, Hz. İsa, diğer peygamberlerin tebliğ
    ettiği dinin dışında farklı bir din getirmemişti. Bu hakikati, tahrif
    edilmesine rağmen bugünkü İncillerde bile görmek mümkündür:
    “Sanmayın ki ben şeriatı yahut peygamberleri yıkmağa geldim;
    ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeye geldim.” 9
    Hz. İsa, 30 yaşında peygamber olmuş ve peygamberlik müddeti
    yaklaşık olarak üç yıl sürmüştür. Dolayısıyla üç sene gibi çok kısa
    sayılabilecek bir süreçte, onun görevi, bazı şeylere ve özellikle
    Hz. Muhammed’in (s.a.s.) geleceğini müjdelemeye hasredilmiştir.
    Muharref İnciller bile Hz. İsa’nın kendi yapacağı işlerin bitmediğini
    onun ağzından şöyle ifade eder: “Size söyleyecek daha çok
    şeylerim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat O hakikat Ruhu
    gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecektir;
    fakat her ne işitirse söyleyecek; ve gelecek şeyleri
    size bildirecektir.”10İncil tahrif edilmiş olmakla birlikte, vahy ürünü
    bazı ibarelerin bulunabileceğini kabul ediyoruz.
    Hıristiyanlar, kendi kitaplarında geçen ve Hz. Muhammed
    (s.a.s.)’in geleceğini müjdeleyen ifadeleri bu İncil ifadesinde olduğu
    gibi, “Hakikat Ruhu” şeklinde değiştirmişlerdir. Aynı şekilde Hz.
    Muhammed (s.a.s.)’in isminin karşılığı olan “Paraklit” ismini de
    Türkçe İncillerde “Tesellici” olarak tercüme edip değiştirmişlerdir.
    7 5/Mâide, 17, 72, 116; 9/Tevbe, 31
    8 3/Âl-i İmrân, 50-51
    9 Matta, 5/17
    10 Yuhanna, 16/12-13
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 16 -
    (Bu konuyla ilgili olarak ve Hz. Muhammed’in (s.a.s.) müjdelenmesiyle
    ilgili bkz. Yuhanna, 14/16, 26, 30; 15/26; 16/7-8, 12-13).
    Allah’ın kelâmı olduğu konusunda en küçük bir şüphe olmayan,
    bir kelimesi dahi tahrif olmamış ve olmayacak korunmuş kitap
    Kur’ân-ı Kerim’de bu konu şöyle belirtilir: “Hani Meryem oğlu
    İsâ, ‘Ey İsrâil oğulları! Ben size Allah’ın peygamberiyim, benden önce
    gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir
    peygamber’i de müjdeleyici olarak geldim’ demişti.” 11
    Kur’ân-ı Kerim’de Hıristiyanlık
    “Nasrânî” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de bir yerde12 geçer. Bu kelimenin
    çoğulu olan “nasârâ” kelimesi, 14 yerde kullanılır. Hıristiyanların
    çoğunluğunu teşkil ettiği “ehl-i kitab” 32 yerde, yine
    aynı anlamda, “ûtü’l-kitab” (kendilerine Kitap verilenler) 21 yerde
    geçer. “İncîl” 12; “İsâ” 25 yerde, Hz. İsa’nın lakabı olan “Mesîh”
    de 11yerde kullanılır. Hz. İsa’nın annesi “Meryem” 34 yerde geçer.
    “Ben, benden önce gelen Tevrat’ı tasdik etmek, size haram kılınan
    bazı şeyleri de helâl kılmak üzere gönderildim. Size Rabbinizden bir âyet/
    mûcize getirdim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim
    de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibâdet/kulluk edin. İşte
    bu, dosdoğru yoldur.” 13
    “De ki: ‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müsâvi/anlamı eşit (ve
    âdil) bir kelimeye gelin, (şöyle diyerek): ‘Allah’tan başkasına tapmayalım;
    O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz, kimimizi rabler
    edinip ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman
    deyin ki: ‘Şâhid olun, biz muhakkak müslümanlarız.” 14
    “Hiçbir beşerin, Allah’ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden
    sonra (kalkıp) insanlara: ‘Allah’ı bırakıp da (gelin) bana kul olun’
    demesi mümkün değildir. Bil’akis (şöyle der:) ‘Okumakta ve öğrenmekte
    olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olun.’ Ve size ‘melekleri ve
    peygamberleri ilâhlar/tanrılar edinin’ diye de emretmez. Siz müslüman
    olduktan sonra, hiç size kâfirliği emreder mi?” 15
    “Ey ehl-i kitab! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, hak/gerçek
    olandan başkasını söylemeyin. Mesih, ancak Meryem’in oğlu İsa’dır, (o)
    Allah’ın rasûlüdür; Meryem’e ulaştırdığı (‘kün=ol’) kelimesi (nin eseri)dir.
    Allah tarafından (gelen) bir ruhtur. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman
    11 61/Saf, 6
    12 3/Âl-i İmrân, 67
    13 3/Âl-i İmrân, 50-51
    14 3/Âl-i İmrân, 64
    15 3/Âl-i İmrân, 79-80
    HIRİSTİYANLIK
    - 17 -
    edin de ‘(İlâh) üçtür’ demeyin. Kendiniz için hayırlı olmak üzere bundan
    vazgeçin. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir.
    Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. Ne
    Mesih ve ne de Allah’a yakın melekler, Allah’ın kulu olmaktan çekinirler.
    O’na kulluktan çekinip büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında huzuruna
    toplayacaktır.” 16
    “Gerçekten ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’in kendisidir’ diyenler, andolsun
    ki kâfir olmuşlardır. De ki: ‘O halde, Allah, Meryem oğlu Mesih’i,
    anası (Meryem’i) ve yeryüzünde bulunanların hepsini öldürmek isterse,
    Allah’a karşı kimin elinden bir şey gelir?” 17
    “Meryem oğlu Mesih (İsa) gerçekten Allah’tır’ diyenler, andolsun kâfir
    olmuşlardır. Hâlbuki Mesih (şöyle) demişti: ‘Ey İsrâiloğulları, benim de
    Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Bilin ki kim Allah’a
    şirk/ortak koşarsa, hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar; artık onun
    yeri ateştir ve zâlimler için yardımcılar da yoktur.” 18
    “Andolsun ‘Allah üçün üçüncüsüdür (üç tanrının biridir)’ diyenler kâfir
    olmuştur. Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh/tanrı yoktur. Eğer diyegeldikleri
    (bu sözden) vazgeçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara çok
    acıklı bir azap vardır.” 19
    “Meryem oğlu Mesih (İsa), ancak bir rasûldür/peygamberdir (başka bir
    şey değildir). Ondan önce de (birçok) peygamberler gelip geçmiştir. Anası
    da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri
    nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.” 20
    “De ki: ‘Ey ehl-i Kitap, dininizde haksız yere haddi aşmayın. Bundan
    evvel gerçekten hem kendileri sapmış, hem de birçoğunu saptırmış ve
    (hâlâ da) dümdüz yoldan sapagelmiş bir kavmin hevâsına (ve hevesine)
    uymayın.” 21
    “Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara: ‘beni ve anamı, Allah’tan başka
    iki ilâh/tanrı edinin’ diye sen mi dedin?’ diye buyurduğu zaman o, şöyle
    dedi: ‘Hâşâ! Seni tenzih ederim, Sen yücesin; Hakkım olmayan, benim
    için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam,
    şüphesiz Sen bunu bilirsin. Benim içimdekini Sen bilirsin; ben Senin
    zâtında olanı bilmem. Gaybları/gizlilikleri eksiksiz bilen yalnız Sensin, Sen!
    Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de
    Rabbiniz olan Allah’a ibâdet/kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum
    16 4/Nisâ, 171-172
    17 5/Mâide, 17
    18 5/Mâide, 72
    19 5/Mâide, 73
    20 5/Mâide, 75
    21 5/Mâide, 77
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 18 -
    müddetçe onlar üzerine şâhid/kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık
    onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin,
    şâhidsin.” 22
    “Yahudiler, ‘Uzeyir Allah’ın oğludur’ dediler! Hıristiyanlar da, ‘Mesih
    (İsa) Allah’ın oğludur’ dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir.
    (Sözlerini) önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah
    onları kahretsin. Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!” 23
    “Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını), râhiplerini ve Meryem
    oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki hepsine de tek ilâh’a ibâdet/
    kulluk etmekten başka bir şey emrolunmadı. Ondan başka hiçbir tanrı
    yoktur. O, bunların şirk/ortak koştukları şeylerden uzaktır.” 24
    “İsa açık delillerle gelince, şöyle dedi: ‘Ben size hikmet getirdim ve
    ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim.
    Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin
    de Rabbinizdir. O’na ibâdet edin. İşte bu, doğru yoldur.’ Ama aralarından
    çıkan gruplar, birbirleriyle ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbı karşısında
    vay o zulmedenlerin haline!” 25
    “Hani Meryem oğlu İsâ, ‘Ey İsrâil oğulları! Ben size Allah’ın peygamberiyim,
    benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek
    Ahmed adında bir peygamber’i de müjdeleyici olarak geldim’ demişti.” 26
    “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır.
    Hiçbir şey O’na eş ya da denk değildir.”(Samed: Hiçbir şeye muhtaç
    olmayan, aksine her şey kendine muhtaç olan demektir.)” 27
    “Allah katında hak din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim
    geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler.
    Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok
    çabuktur.” 28
    Ve bir hadis-i Şerif: “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri
    gibi beni övmeyin. Yalnız, ‘Allah’ın kulu ve rasûlüdür’ deyin.” 29
    Kur’ân’a Göre Hıristiyanların İslâm’a
    Zıt Olan Bazı Temel İnançları
    Hıristiyanlar, Dinlerinde Aşırı Giderler: Kur’ân-ı Kerim, ehl-i
    Kitabın ve özellikle hıristiyanların dinde aşırılıklarla hak dini bozduklarını
    ifade ederek, bundan vazgeçmelerini emreder: “Ey Kitap
    22 5/Mâide, 116-117
    23 9/Tevbe, 30
    24 9/Tevbe, 31
    25 43/Zuhruf, 63-65
    26 61/Saf, 6
    27 112/İhlâs, 1-4
    28 3/Âl-i İmrân, 19
    29 Buhârî, Enbiyâ 48; Ahmed bin Hanbel, Müsned, I/23, 24, 47, 55
    HIRİSTİYANLIK
    - 19 -
    ehli, dininiz hususunda haddi aşmayın. Allah’a karşı hak olandan başkasını
    söylemeyin.”30; “De ki: ‘Ey ehl-i Kitap, dininizde haksız yere haddi aşmayın.
    Bundan evvel gerçekten hem kendileri sapmış, hem de birçoğunu
    saptırmış ve (hâlâ da) dümdüz yoldan sapagelmiş bir kavmin hevâsına (ve
    hevesine) uymayın.” 31
    Hıristiyanlar ‘Allah İsa’dır’ Dediler: Kur’an’da, hıristiyanların
    dindeki aşırılıklarının bir sonucu olarak, Allah’a inanç konusunda
    tevhidden ayrılarak şirke düşmeleri vurgulanır ve gereken cevaplar
    verilir: “Gerçekten ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’in kendisidir’ diyenler,
    and olsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: ‘O halde, Allah, Meryem oğlu
    Mesih’i, anası (Meryem’i) ve yeryüzünde bulunanların hepsini öldürmek
    isterse, Allah’a karşı kimin elinden bir şey gelir?”32 Doğumlu ve ölümlü
    olanların ilâh olamayacakları, bu âyette hatırlatılmaktadır. “Meryem
    oğlu Mesih (İsa) gerçekten Allah’tır’ diyenler, andolsun kâfir olmuşlardır.
    Hâlbuki Mesih (şöyle) demişti: ‘Ey İsrâiloğulları, benim de Rabbim,
    sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Bilin ki kim Allah’a şirk/ortak
    koşarsa, hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir
    ve zâlimler için yardımcılar da yoktur.” 33; “Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini
    (hahamlarını), râhiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler.
    Hâlbuki hepsine de tek ilâh’a ibâdet/kulluk etmekten başka bir şey emrolunmadı.
    Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O, bunların şirk/ortak koştukları
    şeylerden uzaktır.” 34
    ‘İsa Allah’ın Oğludur’ Dediler: “Yahudiler, ‘Uzeyir Allah’ın oğludur’
    dediler! Hıristiyanlar da, ‘Mesih (İsa) Allah’ın oğludur’ dediler. Bu onların
    ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) önceden kâfir olmuş kimselerin
    sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (haktan bâtıla)
    döndürülüyorlar!”35 Beydavî’nin de belirttiği gibi, hıristiyanlar bunu,
    Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelmesini imkânsız gördükleri için
    veya Hz. İsa’nın anadan doğma körü, alacalıyı iyileştirmesini, ölüleri
    diriltmesini insan olarak imkân dışı gördükleri için söylediler.
    Hâlbuki her peygamber, Allah’ın yaratması ve izniyle mûcizeler
    göstermiştir. Hz. İsa’nın durumu da, peygamberliğini isbat eden
    mûcizeden başka bir şey değildir.
    Hz. İsa’nın, kendinden sonra Allah’a şirk koşulması konusunda,
    hiçbir suçu yoktur. O, tevhid dinini insanlara tebliğ etmiş, kendisinin
    de Allah’ın kulu ve peygamberi olduğundan başka bir iddiada
    30 4/Nisâ, 171
    31 5/Mâide, 77
    32 5/Mâide, 17
    33 5/Mâide, 72
    34 9/Tevbe, 31
    35 9/Tevbe, 30
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 20 -
    bulunmamıştır. Kur’an, Hz. İsa’yı ve onun tebliğ ettiği dini temize
    çıkarır ve onun adına yalan ve iftira atıp dinde çirkin aşırılıklara
    gidenlerin maskesini düşürür: “Hiçbir beşerin, Allah’ın kendisine Kitap,
    hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: ‘Allah’ı bırakıp
    da (gelin) bana kul olun’ demesi mümkün değildir. Bil’akis (şöyle
    der:) ‘Okumakta ve öğrenmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis
    kullar olun.’ Ve size ‘melekleri ve peygamberleri ilâhlar/tanrılar edinin’
    diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, hiç size kâfirliği emreder
    mi?”36 Âyet-i kerimeden net olarak anlaşılmaktadır ki Hz. İsâ,
    insanları İslâm’a davet etmiş, onları müslüman olmaya çağırmış;
    teslise, yani şirk ve küfre kesinlikle müsaade etmemiştir.
    Hıristiyanlar Teslisi (Üçlü İlâh Anlayışını) Kabul Etmekle Kâfir
    Oldular: Bilindiği gibi, muharref hıristiyanlık inancında Baba, Oğul,
    Rûhu’l-Kudüs’ten oluşan teslis inancı başlıca akide esasıdır. Şimdiki
    tüm hıristiyanlara göre, teslisi kabul etmeyenler hıristiyan sayılmazlar.
    Hâlbuki teslis, açık bir küfürdür; buna inanan kimse kâfir
    ve müşrik olur: “Ey ehl-i kitab! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında,
    hak/gerçek olandan başkasını söylemeyin. Mesih, ancak Meryem’in
    oğlu İsa’dır, (o) Allah’ın rasûlüdür; Meryem’e ulaştırdığı (‘kün=ol’) kelimesi
    (nin eseri)dir. Allah tarafından (gelen) bir ruhtur. Artık Allah’a ve
    peygamberlerine iman edin de ‘(İlâh) üçtür’ demeyin. Kendiniz için hayırlı
    olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan
    münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil
    olarak Allah yeter. Ne Mesih ve ne de Allah’a yakın melekler, Allah’ın
    kulu olmaktan çekinirler. O’na kulluktan çekinip büyüklenen kimselerin
    hepsini (Allah) yakında huzuruna toplayacaktır.” 37
    Hıristiyanlar, bir türlü Allah’ın birliği (tevhid) inancına gelememiş,
    Allah ile peygamberin birbirinden farkını anlayamamışlardır.
    Hz. Mûsâ ve Hz. İsa, ehl-i kitaba tevhid inancını (İslâm’ı) getirdiği
    halde, sonradan sapan bu toplumlar Hâtemü’l-enbiyâ’nın
    sağlam ve aydınlatıcı açıklamalarına rağmen, çoğu tevhidi kabul
    etmemişlerdir. Hıristiyanlar: ‘baba, oğul ve rûhu’l-kudüs’ten ibaret
    olmak üzere Allah üçtür yahut ‘Allah üç unsurdan meydana
    gelmiştir, bunların üçü de birbirinin aynıdır, her biri tam ilâhtır ve
    üçü birden bir tek tanrıdır’ diyerek saçmalamışlardır. Yukarıdaki
    âyetler, onları, gerçek Allah inancı üzerinde aydınlatmak üzere
    gelmiştir. Âyette Hz. İsa için “Allah’tan bir ruh” ve “Allah’ın kelimesi”
    denilmiştir. Âl-i İmrân sûresinin 45-47. âyetlerinde ikinci vasıf
    açıklanmış, bundan maksadın Allah’ın “kün=ol” demesinden ibaret
    bulunduğu, Hz. İsa’nın mûcizevî bir şekilde yaratıldığı beyan
    36 3/Âl-i İmrân, 79-80
    37 4/Nisâ, 171-172
    HIRİSTİYANLIK
    - 21 -
    edilmiştir. Meryem sûresinin 17. âyetinden itibaren de birinci vasıf
    açıklanmış, “Rûh”un, Cebrâil olduğuna işaret edilmiştir.
    “Andolsun ‘Allah üçün üçüncüsüdür (üç tanrının biridir)’ diyenler kâfir
    olmuştur. Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diyegeldikleri
    (bu sözden) vazgeçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara çok acıklı
    bir azap vardır.”38 Yüce Allah, bu âyetlerde teslise inananların kâfir
    olduklarını açıkça beyan etmiştir. Kâfirler ve müşrikler de cennete
    kesinlikle giremezler. Teslisi kabul etmeyenleri hıristiyan saymayan
    bugünkü hıristiyanların cennete gideceğini ileri süren bazı
    profesörler ve onların tilmizleri büyük bir yanılgının içindedirler;
    Allah’ın cenneti haram kıldığı müşrik ve kâfirlere cenneti ikram
    etmek, kimsenin cür’et edebileceği bir şey olmamalıdır.
    Hz. İsa’yı ve Annesi Meryem’i İlâh Edindiler: Hıristiyan mezhepleri
    ve grupları arasında, Hz. Meryem’i tanrı olarak kabul
    edenler de vardır. Hz. İsa’yı tanrı kabul edenler, Hz. Meryem’i de
    tanrının annesi kabul etmekle onu da tanrı derecesine yükseltmiş
    oldular. “Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara: ‘beni ve anamı, Allah’tan
    başka iki ilâh/tanrı edinin’ diye sen mi dedin?’ diye buyurduğu zaman o,
    şöyle dedi: ‘Hâşâ! Seni tenzih ederim, Sen yücesin; Hakkım olmayan, benim
    için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam,
    şüphesiz Sen bunu bilirsin. Benim içimdekini Sen bilirsin; ben Senin
    zâtında olanı bilmem. Gaybları/gizlilikleri eksiksiz bilen yalnız Sensin, Sen!
    Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de
    Rabbiniz olan Allah’a ibâdet/kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum
    müddetçe onlar üzerine şâhid/kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık
    onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin,
    şâhidsin.”39 Âyetten açıkça anlaşılıyor ki, Hz. İsa, kendisini ve annesini
    ilâh olarak kesinlikle iddia etmemiş, insanları tek Allah’a kulluk
    yapmaya çağırmıştır. Dolayısıyla, hıristiyanların böyle büyük
    bir cinâyet olan şirk ve küfür itikatları, Hz. İsa’dan sonra ortaya
    çıkmıştır.
    Hz. İsa ve annesinin tanrı olamayacakları, akıl ve mantık açısından
    da sebepleriyle birlikte Kur’an’da belirtilir: “Meryem oğlu
    Mesih (İsa), ancak bir rasûldür/peygamberdir (başka bir şey değildir). Ondan
    önce de (birçok) peygamberler gelip geçmiştir. Anası da çok doğru
    bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz,
    sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.”40 Yahudiler Hz. İsa’nın,
    namuslu ve bâkire bir hanımdan doğduğuna inanmayıp, onun
    38 5/Mâide, 73
    39 5/Mâide, 116-117
    40 5/Mâide, 75
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 22 -
    anasına iftira eder, gayr-ı meşrû bir ilişkiden doğduğunu ileri sürerler.
    Kur’ân-ı Kerim, daha önce Hz. İsa’nın mûcizevî bir şekilde
    nasıl yaratıldığını anlatıp burada da anasının doğru, dürüst ve
    namuslu olduğunu zikretmek suretiyle bu iftirayı reddetmektedir.
    Bunun yanında, konumuzla ilgili olarak, hıristiyanların ona ve
    anasına tanrılık vasfı vermelerini de elle tutulur, gözle görülür bir
    delil ile reddedip çürütmektedir. Zira her ikisi de yemek yerlerdi,
    tanrı olsalardı yemeye, içmeye ihtiyaç duyarlar mıydı? İhtiyaç sahipleri
    ilah olamazlar.
    Din Adamlarını Tanrı Edindiler: “De ki: ‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim
    aramızda müsâvi/anlamı eşit (ve âdil) bir kelimeye gelin, (şöyle diyerek):
    ‘Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve
    Allah’ı bırakıp da kimimiz, kimimizi rabler edinip ilâhlaştırmasın. Eğer onlar
    yine yüz çevirirlerse işte o zaman deyin ki: ‘Şâhid olun, biz muhakkak
    müslümanlarız.” 41
    Hıristiyan din adamları, bir şeyi helâl ve haram kılar, hıristiyanların
    günahlarını günah çıkararak affederler, insanları cennete
    koyacaklarını söylerler. Bu ve benzeri durumlar, din adamlarının
    kendilerini tanrı yerine koymaları, bunları kabul edenlerin de onları
    tanrı kabul etmeleridir: “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini/hahamlarını,
    râhiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki
    hepsine de tek ilâh’a ibâdet/kulluk etmekten başka hiçbir şey emrolunmadı.
    O’ndan başka hiçbir ilâh/tanrı yoktur. O, bunların şirk/ortak koştukları
    şeylerden uzaktır, yücedir.” 42
    Hıristiyan Âmentüsü
    Ben, yeri ve göğü yaratan, her şeye kaadir Baba Tanrı’ya,
    Ve Efendimiz olan, O’nun biricik oğlu İsa’ya;
    Rûhu’l-Kudüs’ten gebe kalınana;
    Ve bâkire Meryem’den doğana;
    O’nun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne,
    Çarmıha gerildiğine, öldüğüne, gömüldüğüne,
    Cehennemlere indiğine,
    Üçüncü gün, tekrar canlandığına,
    Göklere çıkıp, kaadir olan Baba Tanrı’nın sağına oturduğuna,
    41 3/Âl-i İmrân, 64
    42 9/Tevbe, 31
    HIRİSTİYANLIK
    - 23 -
    Oradan gelip ölüleri dirileri hesaba çekeceğine;
    Rûhu’l-Kudüs’e,
    Mukaddes katolik kilisesine;
    Azizlerin cemaatine;
    Günahların affedileceğine,
    Vücudun tekrar canlanacağına;
    Ebedî hayata, inanırım.
    İslâm Âmentüsü: “Ben Allah’a ve meleklerine ve kitaplarına
    ve peygamberlerine ve âhiret gününe ve hayır ve şerrin hepsinin
    Allah’tan geldiğine iman ettim.” Kur’ân-ı Kerim’in değişik
    âyetlerine dayanan43 İslâm âmentüsünün Hz. Peygamber tarafından
    öğretildiğine (başta Buhârî olmak üzere hemen her hadis
    kitabında Cibril veya Ömer hadisi diye rivâyet edilen meşhur
    hadise)44 işaret etmekte fayda vardır.
    Hıristiyan âmentüsü, Hz. İsa tarafından değil; çok daha sonra
    gelen din adamları tarafından meydana getirilmiştir. Hıristiyan
    âmentüsünde açıklanması gereken maddeleri teker teker ele almakta
    fayda vardır:
    1. Tanrı için kullanılan “baba” tâbiri, çok alçaltıcıdır; zira insan
    toplumunda, kötü hâtıralar bırakan aile babaları vardır; aynı zamanda
    baba terimi, cinsel ilişkileri hatırlatır; ölümü ve kendisinden
    sonra bir vârisi düşündürür.
    2. Mecâzî ve temsilî manada bile olsa, hem Eski Ahid ve hem
    Yeni Ahid’de İsa’dan başka insanlar için “Tanrı’nın oğlu” tâbiri kullanılmıştır.
    Bu ise “biricik oğul” tâbiri ile tezat halindedir. Luka’ya
    göre,45 Âdem (a.s.) Tanrı’nın oğludur. “Seigneur” kelimesinden,
    İsa’nın Tanrı oğlu olduğu, yani ulûhiyete iştirak ettiği anlaşılıyor
    ki, bu da Allah’ın birliğine zıt düşmektedir.
    3. “Rûhu’l-Kudüs”ün fonksiyonu (O’nun Tanrı için bir âlet olduğu
    görünümü veriyor. Âmil ile âlet aynı şey olamaz. Bu ruhu
    ulûhiyete ortak koşmak, ilâhî birliğe ters düşer. Kur’ân-ı Kerim,
    “ruh” kelimesinin emir manasına geldiğini beyan eder.46 Allah,
    kendi emriyle, İsa’yı babasız yarattı. Bu durum, fevkalâdedir ve
    ilâhî bir mûcizedir. Diğer taraftan Hz. Âdem’in yaratılışında bir
    43 2/Bakara, 285; 4/Nisâ, 78, 136
    44 Buhârî, İman 37; Müslim, İman 1, 5, 7; Ebû Dâvud, Sünne 15
    45 Luka 3/38
    46 17/İsrâ, 85
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 24 -
    anne de söz konusu değildir. O’nun, ulûhiyete ortak olmaksızın,
    fevkalâde yaratılışı daha da üstün bir mûcize idi.
    4. Şâyet Tanrı, bir bâkireden bir çocuk dünyaya getirtirse; bu,
    çocuğa değil; bizzat Tanrı’ya tapma gereğini ortaya koyar.
    5. ve 6. Doğum, işkence, ölüm ve defnedilmek, insanla ilgili
    özelliklerdir; Tanrı’nın özellikleri değildir. Şâyet Hz. İsa’nın, aynı
    anda ilâhî ve insanî olmak üzere iki hüviyetiyle öldüğü söylenirse,
    bu da yine anlaşmazlıklara sebep olur. 47
    7. Cehennemler günahkârların yeridir. Acaba o, oraya niçin
    gitti ve bize oradaki acaip olaylar hakkında niçin bilgi verdi? Bir
    cezadan kurtarmak için mi? Allah, suçluları affetmesi için, bir
    mâsumu cezalandırmaz. Günahkârları çıkarmak için, Hz. İsa niçin
    üç gün cehennemde kaldı? Hapishanenin kapısını açmak yeterli
    idi. Kaldı ki, İsa’nın oradan ayrılışından sonra cehenneme girecek
    günahkârların durumu ne olacaktı?
    8. Herhangi bir şeyi yapmaya muktedir olmadan cehennemlere
    ölü olarak inişi, hiçbir işe yaramayacaktı.
    9. Bu maddeye göre İsa, Tanrı’nın sağına oturduğu için O,
    Tanrı’dan farklıdır; zira birisinin, kendi kendisinin sağına oturması
    mümkün değildir. Şâyet İsa, yeryüzünde insan olup48 gökte de insan
    kalırsa, o halde ne zaman tanrı oluyor?
    10. Şüphesiz ölüler, tekrar dirildikten sonra muhâkeme edilirler;
    fakat yaşayanları hesaba çekmek, acelecilik olmuyor mu? Zira
    onların hayatı henüz bitmediğinden, çok sayıda iyi veya kötü hareketlerde
    bulunma imkânına sahiptirler.
    11. Bu madde, biraz 3. maddenin tekrarıdır.
    12. Tarih, kilisenin temel noktalarda bile görüş değiştirdiğini
    göstermiştir; bu nedenle kilise, kesin ve mükemmel değildir.
    13. Azizler, günahkârları kurtaramaz. Allah, istediğini cezalandırma
    veya affetmede kesinlikle hürdür. Şâyet ‘communion’da,
    ulûhiyete ortaklık düşüncesiyle, biraz şarap içmek ve biraz ekmek
    yemek ameliyesine ihtiyaç duyuluyorsa, bu ilâhî birliğin hiçbir şekilde
    müsâmaha etmeyeceği bir şirk koşma çeşididir.
    14. Günahların affı, tevbe ve ilâhî rahmet neticesinde olur; bir
    mâsumun cezalandırılması ile değil; velev ki ‘Tanrı’nın oğlu’ olsun.
    47 bk. aşağıdaki 9. madde
    48 bk. 5. ve 6. maddeler
    HIRİSTİYANLIK
    - 25 -
    “Tanrı’nın oğlu” tâbirinin kitabî manasından (mecaz olarak kullanılışından)
    söz etmiştik. Bunu açıklayalım: Tek Tanrı’ya inananlar
    diye yahudilerden bahseden Beşinci Sifir49 onları şöyle tavsif eder:
    “Siz Tanrı’nız Ebedî’nin çocuklarısınız.” Hıristiyanlığa gelince, bizzat
    İsa, birkaç kez Tanrı’ya inananların Tanrı’nın oğlu olduğunu
    bugünkü İncillerde söyler, bunu açıklar, hatta tarif eder. Şöyle ki:
    “Barışı elde edenlere ne mutlu! Zira onlar Tanrı’nın çocukları diye
    çağrılacaklar.”50 Bu arada çok ilginç olan şu hususu hatırlatalım:
    İncil’in bu cümlesinde yer alan “pacificateur” yani, “uzlaştırıcı”
    veya “barışı elde edenler” tâbirleri, “müslüman” teriminin karşılığını
    ifade etmektedir. Bilindiği gibi müslüman kelimesinin bir
    anlamı, “barış içinde ve selâmette olan”dır. Meşhur bir hadis-i şerifte
    şöyle denmektedir: “Müslüman, müslümanların elinden ve dilinden
    emin oldukları kimsedir.” 51
    Yine Luka şöyle demektedir: “Fakat düşmanlarınızı sevin, iyilik
    yapın ve bir şey ümid etmeden ödünç verin. Ve sizin mükâfatınız
    büyük olacak ve siz Çok Ulu’nun oğulları olacaksınız, çünkü O,
    nankör ve kötüler için de iyidir.” 52Şâyet “Tanrı’nın oğlu” tâbirinin
    manası bu ise, bundan çıkan her türlü karışıklık ve tutarsızlıklara
    mâni olmak için, her şeyi açıkça söylemek lâzımdır.
    Çok mânidardır ki, bu hıristiyan âmentüsü metninin dışında
    -ki, bu metnin İncil veya Hz. İsa’nın sözü olmadığını biliyoruz- Hz.
    İsa, Yeni Ahid (İnciller)’in hiçbir yerinde “ben Tanrı’yım” demiyor;
    bilakis tam zıddını söylüyor: “İşte benim seçtiğim kulum...”53
    Tanrı’nın kendisi için bu sözünü söyleyerek, bunu kendisine tatbik
    eden Hz. İsa, Tanrı’nın kulu ve kölesi olmaktan gurur duymaktadır.
    Yine Matta, 24/36 ve Markos, 13/32’ye göre, “dünyanın sonu ne
    zaman gelecek?” sorusuna, İsa şöyle cevap verir: “Fakat o gün ve
    saat hakkında, ne göklerin melekleri, ne de Oğul; yalnız Baba’dan
    başka kimse bir şey bilmez.” Aynı şekilde Yuhanna, 5/19’da şöyle
    demektedir: “Doğrusu ve doğrusu size derim: Baba’nın yapmakta
    olduğunu gördüğü şeyden başka Oğul kendiliğinden bir şey yapamaz.”
    Görüldüğü gibi bugünkü İncillerde bile İsa, Tanrı olmadığını
    açıkça söylemektedir.
    49 14/1
    50 Matta, 5/9
    51 Buhâri, İman 4; Müslim, İman 64, 65, 66; Tirmizî, Kıyâme 52; Nesâi, İman
    8
    52 Luka, 6/35
    53 Matta, 12/18
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 26 -
    Hıristiyanlıkta İbâdet
    İncillere göre İsa Mesih dedi: “Bu şeytan, ibâdet ve oruçtan
    başka bir şeyle çıkmaz.”54 Fakat her şeyden evvel şunu söyleyelim
    ki, hıristiyanlıkta hac’dan hiç söz edilmiyor; sâniyen ibâdet ve
    orucun zorunluluğuna dair en ufak bir açıklama yoktur. Vergilere
    gelince, bu konuda şu çarpıklık ve ilgisizlik vardır: “Sezar’ın hakkını
    Sezar’a; Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya ödeyin.”55 Bu ifade, laikliğe
    yol açmış ve böylece kilise ve devletin bu şekilde birbirinden ayrılışında,
    iktidarın dinsizleşmesi ve hatta dine karşı müsâmahasız bir
    tavır takınması gibi büyük bir tehlike doğmuştur.
    Hıristiyanlarda ibâdet, Tanrı’nın şânı için meydana getirilmiş
    ilâhilerden müteşekkildir. Katoliklerde ise “communion” denilen
    ve ekmek, şarap gibi maddî vasıtalarla ulûhiyete ortaklık vardır.
    Hıristiyanların “dominikal” duası:
    “Ey göklerde olan Baba’mız,
    İsmin mukaddes olsun,
    Melekûtun gelsin,
    Gökte olduğu gibi yerde de Senin irâden olsun.
    Gündelik ekmeğimizi bize bugün ver,
    Ve bize, borçlu olanlara bağışladığımız gibi, sen de bizim borçlarımızı
    bize bağışla.
    Ve bizi iğvâya götürme, fakat bizi şerirden kurtar.
    Çünkü melekût ve kudret ve izzet, ebedlere kadar Senindir.” 56
    Hz. Mûsâ ve Hz. Muhammed’in (s.a.s.) aksine; Hz. İsa’nın kendi
    risâletiyle ilgili yazılı bir metin bırakmamış olması üzücüdür. Bu sebeple
    tercüme mahiyetinde olan eldeki mevcut İnciller ile asıl İncil
    arasında mukayese yapma imkânı yoktur. Ayrıca Matta’nın yazmış
    olduğu Hz. İsa’nın Aramice olan hayat hikâyesinin aslına da sahip
    olmadığımızdan, Yunanca olan tercümesinin dahi asıl metne
    sâdık kalıp kalmadığını bilme imkânına da sahip değiliz. Şu halde,
    hıristiyanların dominikal duâlarındaki hatalar, İsa Mesih’değil; Yunanlı
    mütercime veya İncil’i tahrif edenlere aittir.
    1. Yukarıda temas edildiği için “baba” kelimesi üzerinde tekrar
    durmaya gerek yoktur.
    54 Matta, 17/21; Markos, 9/29
    55 Matta, 22/21; Markos, 12/17; Luka, 20/25
    56 Matta, 6/9-13; Luka, 11/2-4
    HIRİSTİYANLIK
    - 27 -
    2. Allah’ın adı zaten mukaddestir; bu manadaki bir dilek gereksiz
    ve eksik kalır.
    3 ve 4. Hal-i hazırda Tanrı’nın irâdesi ve hükmü olmadığını
    söylemek, kabul edilmez bir şeydir; bütün kâinat, ancak Allah’ın
    ebedî irâdesi ile hareket eder ve ayakta durur.
    5. Allah’tan istenen günlük ekmek, Allah’ın sınırsız zenginliği
    ve cömertliği yanında çok az bir şeydir. Kur’ân-ı Kerim bize şöyle
    duâ etmemizi tavsiye eder: “Rabbimiz, bize dünyada da âhirette de
    hasene (güzellik ve iyilik) ver ve bizi cehennem azabından koru.” 57
    6. Bu maddede de yakışıksız bir yer değişikliği olmuş. Sanki
    hakaret edercesine, yaptığımız bir iyiliği Tanrı’ya hatırlatıyor ve
    sanki O’nu bizi affetmeye mecbur ediyoruz.
    Kur’an duâları ise, Allah’a hamdle ve en uygun tâbirlerle başlar.
    Büyük bir teslimiyetle, Allah’ın rahmetine niyazda bulunulur.
    Hem dünya hem de esas olarak âhiret ihtiyacı için yapılan açık
    ve anlaşılır duâlar edilir. Müslümanların temel ibâdetleri olan namazda
    devamlı okudukları Fâtiha sûresi:
    1-“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla,
    2- Hamd (övme ve övülme) âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
    3- O, Rahmân ve Rahîmdir.
    4- Din (ceza) gününün sahibidir.
    5- (Allah’ım!) Ancak Sana ibâdet/kulluk eder ve yalnız Senden yardım
    dileriz.
    6- Bizi doğru yola ulaştır.
    7- Kendilerini nimete ulaştırdığın kimselerin yoluna; gazaba uğramış
    ve sapmışların yoluna değil!” 58
    Hıristiyanlarda oruç, hiçbir surette mecburi olmayıp, çok
    nâdir olarak oruç tutan papazlara da, hafif bir kahvaltı, tam bir
    öğle yemeği ve hafif bir akşam yemeği izni verilmiştir. Karem
    (careme) adı verilen oruç tutma süresince Pazar günleri hâriç, 40
    gün boyunca, yani 34 gün, oruç tutmak isteyenler bu tatbikatı
    yürütürler. 59
    57 2/Bakara, 201
    58 1/Fâtiha, 1-7
    59 İhsan Süreyya Sırma, İslâmiyet ve Hıristiyanlık (Bir Mukayese), Beyan Y. s.
    13-23
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 28 -
    Körlerin Kör Kılavuzu Pavlus
    Pavlus, milâdî 5-67 yıllarında yaşayan yahudi asıllı, hıristiyanlığı
    aslî ve tehvid çizgisinden çıkarıp, teslis gibi temel dogmaları
    oluşturmuş, kiliseler kurmuş ve hıristiyanlığı teşkilâtlandırmış kişidir.
    Bugünkü muharref hıristiyanlık onun ürünüdür. Pavlus, Hz.
    Musa’nın yasa ve yasaklarını yürürlükten kaldırmış ve yeni bir anlayış
    geliştirmiştir. Mektupları, Kitab-ı Mukaddes’den sayılmış, İnciller
    seviyesinde görülmüştür.
    Pavlus Bir Ferisîdir: Bu, herhangi bir başka din mensubunun,
    meselâ müslümanların bir iddiası ve ithamı değil; bütün hıristiyanların
    kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü Pavlus’un Ferisî olduğu
    Kitab-ı Mukaddes’te, hem de kaç yerde, hem de Pavlus tarafından
    belirtilir. Bir iki tanesine göz atalım: Pavlus; “Ben Ferisi oğlu
    Ferisîyim.”60 “Eğer şehâdet etmek isterlerse, öteden beri beni bilirler
    ki, dinimizin en sıkı fırkasına göre Ferisî olarak yaşadım.” 61
    Vay Ferisîler! Peki, kimdir bu Ferisîler? Kitab-ı Mukaddes, hem
    de Hz. İsa’ya atfederek Ferisîler hakkında bakın neler diyor? “O
    zaman şâkirtler gelip ona dediler: Biliyor musun ki Ferisîler bu
    sözü işitince gücendiler? Fakat İsa cevap verip dedi: Semâvî Babamın
    dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. Onları bırakın;
    onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör körü yederse, her ikisi
    de çukura düşer.”62; “Ve İsa onlara dedi: Sakının da Ferisîler ile
    Sadukîler hamurundan kaçının.”63; “Lâkin vay başınıza yazıcılar
    ve Ferisîler, iki yüzlüler!” (Matta, 23. bap’ta baştan sona Ferisîlerin
    Hz. İsa diliyle kötülükleri anlatılmaktadır; özellikle 13-15; 23-36.
    cümleler) Yine bu konuyla ilgili olarak Luka, 11/39-44, 12/1-2;
    Matta, 3/7-10, 5/20, 7/15-23’e bakılabilir. Bu son bölümde Hz. İsa,
    yalancı peygamberleri bir örnekle açıklar ve “benim ismimle peygamberlik
    yapanı ben tanımayacağım!” der. Pavlus, tüm hıristiyanlara
    göre, Hz. İsa’nın ismiyle, onun gönderdiği ve kendisine
    vahiyler verdiği peygamberi olarak kabul edilir.
    “Ferisî oğlu Ferisî” olan Pavlus’a rağmen bugünkü İncillerde
    bile muhâfaza edilen ifadelere göre Hz. İsa, nice sert eleştirilerle
    uyardığı Türkçe Kitab-ı Mukaddesteki ifadeyle “ikiyüzlü”, yani
    “münâfık” ve dine kötülük bulaştıran “müfsid” diye damgaladığı
    Ferisîlerin tehlikesi konusunda şu değerlendirmeyi yapar: “Vay
    başınıza yazıcılar ve Ferisîler, ikiyüzlüler! Zira bir mühtedî yapmak
    60 Rasüllerin İşleri, 23/6
    61 Rasüllerin İşleri, 26/5
    62 Matta, 15/12-14
    63 Matta, 16/6; 11-12
    HIRİSTİYANLIK
    - 29 -
    için denizi ve karayı dolaşırsınız ve olunca siz onu kendinizden iki
    kat cehennem oğlu edersiniz!”64 Nasıl, tam Pavlus’u ve ona inanan
    mühtedî hıristiyanları bekleyen âkıbeti anlatmış olmuyor mu
    Hz. İsa; hem de elimizdeki İncillerde.
    Peki, “Pavlus’un kimliği ile hıristiyanlığın ne ilgisi var?” diye,
    herhalde hıristiyanlığı kısmen de olsa bilen veya en zayıf bir hıristiyan
    olan birisi soramaz. Çünkü hıristiyanlık, hem itikad ve hem
    de şeriat olarak, yani hükümler, haram ve helâller konusunda, yorum
    ve dogmalar konusunda baştan sona Pavlus öğretilerinden
    ibarettir. Pavlus’u yıktığınızda hıristiyanlığı ayakta tutacak hiçbir
    şey kalmaz. Kitab-ı Mukaddes’teki tam 15 kitap, Pavlus’a aittir;
    onun mektupları ve konuşmalarından oluşan bu kitapların tümünün
    yazarı odur. Kitab-ı Mukaddes’teki Hz. İsa’nın kesin emir ve
    yasaklarını bile resmen değiştiren, ona ters hükümler koyan, hükümlerini
    geçersiz ilân eden kimsedir Pavlus. Bir örnek verelim:
    “Sanmayın ki ben, şeriati yahut peygamberleri yıkmağa geldim;
    ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim. Çünkü
    doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vâki oluncaya
    kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok
    olmayacaktır. Bundan dolayı bu en küçük emirlerden birini kim
    bozar ve insanlara öylece öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine
    en küçük denilecektir. Ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin
    melekûtunda kendisine büyük denilecektir. Zira size derim
    ki salâhınız yazıcılar ve ferisîlerinkinden ziyade olmazsa göklerin
    melekûtuna hiç girmeyeceksiniz.”65 Hz. İsa, Kitab-ı Mukaddes’in
    ilk bölümü olarak tüm hıristiyanlarca kutsal kabul edilen Tevrat’ta
    belirtili Mûsâ şeriatının korunması ve ona uyulması konusunda
    böyle kesin ifadelerle uyulup itaat edilmesini emrettiği şeriatı bakın
    Ferisî Pavlus ne hale getirdi?
    “Çünkü Ruhu’l-Kudüse ve bize iyi göründü ki, icap eden şu
    şeylerden fazla üzerinize yük koymayalım: Putlara kurban edilen
    şeylerden, kandan ve boğulmuş olanlardan ve zinadan çekinin.
    Bunlardan sakınırsanız, iyi edersiniz. Selâmette olun.”66 Pavlus’a
    ait bu ifadelerden anlaşıldığı gibi Pavlus, 4 yasağın dışında Kitab-ı
    Mukaddes’te belirtilmiş tüm yasakları ve eski şeriatın tüm hükümlerini
    kaldırmıştır. Tabii, bundan daha büyük cinâyeti, İsa’yı tanrılaştırmak
    ve tevhidi teslisle değiştirmekle işlemiş, hıristiyanlar da
    kilisenin ve papazların etkisiyle Hz. İsa’ya ve Kitab-ı Mukaddes’teki
    64 Matta, 23/15
    65 Matta, 5/17-20
    66 (Rasüllerin İşleri, 15/28-29)
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 30 -
    hükümlere itaati değil; ona uymayı tercih etmişlerdir. Bu Pavlus
    dogmalarının hiçbiri yahudilikte, Hz. Mûsâ şeriatında yoktur (Tabii
    ki, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği dinde de bulunmamaktadır). Bu
    açıdan, Pavlus’un öğretileri, hıristiyan dogmalarıyla birlikte yahudi
    şeriatının da yürürlükte bulunduğunu savunan Petrusculuk’a
    karşı, yepyeni bir hıristiyanlık anlayışıdır. Bugünkü hıristiyanlık,
    hemen tümüyle Pavlus’un temel itikad ve hükümlerini belirlediği,
    Pavlus’un merkezde olduğu bir dindir.
    Pavlus Tarafından Hıristiyanlığa Geçen Hususlar
    Aslî günah inancı: Bu inanca göre, insanlar doğuştan günahkâr
    olarak dünyaya gelirler. Çünkü babaları Âdem suç işlemiş, onun
    günahı, tüm insanlara tevârüs edip geçmiştir. Eski ahidde de 4
    İncil’de de aslî günah inancı bulunmadığı halde, Pavlus tarafından
    bu bâtıl anlayış, hıristiyan itikadına geçirilmiştir.
    İsa’nın, beşer/insan ve peygamber değil; tanrı olduğu,
    Tanrı’nın İsa şeklinde tecessüdü, insan bedenine girip insan yapısında
    olması,
    İnsanların günahlarını kurtarmak için Tanrı’nın oğlunu göndermesi,
    insan şeklinde bedenlenen oğul tanrının insanlığı kurtarmak
    için kendini çarmıhta asılarak fedâ etmesi,
    Teslis inancı,
    İsa’nın ölüler arasından dirilerek kalkması ve insanları idare
    etmek için göğe çekilip babasının (Baba Tanrının) sağına oturması,
    Günahların papazlar önünde itiraf edilerek onlar tarafından
    günah çıkarılıp, günahkârın bu şekilde affı,
    Kitab-ı Mukaddes’te ve şeriatte ısrarla yasaklanan domuz etinin
    helâl kabul edilmesi,
    Hz. Mûsâ şeriatında önemli şekilde emredilen Hz. İsa’nın da
    devam ettirdiği “sünnet olma”nın gereksiz olduğu anlayışı,
    Suyun, abdest ve guslün gereksizliği; hatta kötü olduğu,
    Haftalık ibâdet gününün Cumartesi yerine güneş gününe (Pazar)
    gününe değiştirilmesi,
    Dinî törenlerde ve âyinlerde Mitra dininden etkilenerek çokça
    mum vb. yakılarak mâbedin fazlaca aydınlatılması, bütün bunlar
    Pavlus tarafından hıristiyanlığa geçirilmiştir.
    Kilise tâlimleri ve hıristiyan kaynaklarının hemen hepsi
    HIRİSTİYANLIK
    - 31 -
    Pavlus’a, onun görüşlerine veya onun yakınlarına dayanmaktadır.
    Hz. İsa’dan çok kısa bir zaman sonra, hıristiyanlık, Hz. İsa’nın getirdiği
    tevhid dini olmaktan çıkmış, Pavlus’un yorumları ile hak
    din vasfını kaybedip teslis dinine dönüşmüştür. Günümüzün hıristiyanlığı,
    Hz. İsa’nın getirdiği nizamdan, hak tevhid dini vasfından
    çok, Pavlus’un ve bu çizgideki kilisenin yorumlarıdır.
    Hz. İsa
    Ülü’l azm, yani kendilerine kitap verilmiş büyük peygamberlerden
    biri olan Hz. İsa, batılı tarihçilere göre, yanlış olarak kendi
    doğum yılı kabul edilen “milât”tan dört veya beş sene kadar
    önce dünyaya gelmiştir. Bazı araştırmacılara göre ise milâttan 3 yıl
    sonra doğduğu kabul edilir. Kudüs yakınlarındaki Nâsıra’da dünyaya
    gelmiştir. Kur’an’a göre Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’dir.
    İmran’ın kızı Hz. Meryem, Beytü’l Makdis’te (Kudüs’te bulunan
    Mescid-i Aksâ) zikir ve ibâdetle hayatını geçiriyordu. Allah, ona
    Cebrail’i bir beşer suretiyle gönderdi. Cebrâil, ona bir oğlan çocuk
    bağışlaması için Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunu
    söyledi. Hz. Meryem’in, kendisine bir insan eli değmediği ve
    iffetsiz olmadığı halde nasıl çocuğu olabileceğini hayretle sorduğunda
    melek, bunun Allah için kolay olduğunu ve insanlara bir
    delil, bir mûcize olsun diye Allah’ın böyle hükmettiğini bildirdi.
    Çocuk doğunca kavmindeki bazı insanlar onu ayıplayacak oldu.
    Hz. Meryem, bebeğe işaret etti. Çocuk İsa kundakta şöyle dedi:
    “Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitab’ı verdi ve beni peygamber
    yaptı...” 67
    Hz. İsa’nın, babasız olarak mûcizevî bir şekilde doğuşu,
    Allah’ın dilemesinden ibaretti. Hatta Allah katında, oluş itibariyle
    Âdem (a.s.) ile İsa (a.s.) arasında fark yoktu: “Gerçekten İsa’nın babasız
    dünyaya geliş hali de Allah katında Âdem’in hali gibidir. Allah, Âdem’i
    topraktan yarattı, sonra da ona ‘ol’ dedi; o da hemen (insan) oluverdi.” 68
    Hz. İsa, otuz yaşında, Romalıların elinde bulunan Yahudiye’de
    Romalılardan Tiberius iktidarı döneminde peygamberlik görevi
    aldığında bunu İsrâiloğullarına bildirdi. Önce Celile (Galile)’de,
    sonra Kudüs’te insanları hak dine dâvet etti. Kendisine İncil verildi.
    69 İnsanları, tek ilâh olan Allah’a ibâdet ve kulluğa çağırmış,
    O’ndan başka tanrı olmadığını ilân ve tebliğ etmiştir: “Ben, benden
    önce gelen Tevrat’ı tasdik etmek, size haram kılınan bazı şeyleri de helâl
    kılmak üzere gönderildim. Size Rabbinizden bir âyet/mûcize getirdim.
    67 Bk. 19/Meryem, 16-37
    68 3/Âl-i İmrân, 59
    69 3/Âl-i İmrân, 48; 5/Mâide, 46; 57/Hadîd, 27
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 32 -
    Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin
    de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibâdet/kulluk edin. İşte bu, dosdoğru
    yoldur.”70 Havârilerine ve tüm insanlığa Hz. Muhammed’in geleceğini
    müjdelemiştir. 71
    Yahudiler Hz. İsa’yı, dönemin Romalı Kudüs valisi Pontus
    Pilatus’a şikâyet ettiler. Havârilerden sayılan Yahuda Hz. İsa’ya
    ihanet etti ve hıristiyanların inancına göre Hz. İsa çarmıha gerilerek
    öldürüldü. Kur’an ise şöyle der: “Hâlbuki onlar İsa’yı öldürmediler
    ve asmadılar. Fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında
    ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta
    zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak
    onu öldürmediler.”72 Allah, Nûh’u tûfandan, İbrâhim’i Nemrut’tan
    ve ateşten, Mûsâ’yı Firavun’dan ve boğulmaktan, Muhammed
    Mustafa’yı müşriklerin tuzaklarından koruyup kurtardığı gibi
    İsa’yı da, onu öldürmek isteyen yahudilerin elinden kurtarmış,
    Hz. İsa’ya ihanet ederek bulunduğu yeri askerlere gösteren kişiyi
    İsa’ya benzeterek onu öldürtmüştür.
    Onu kendi katına kaldırmıştır. Ancak bunun şekli ve zamanı
    üzerinde farklı açıklamalar ve anlayışlar vardır. Âlimlerin çoğunluğuna
    göre, Allah onu kudretiyle manevî semâlardaki hususi mevkiine
    kaldırmıştır, kıyametten önce tekrar dünyaya gönderecektir.
    73 Bu değerlendirmeye göre, cisim ve rûhuyla göğe yükseltilen
    Hz. İsa, Kıyâmet vaktine yakın yeryüzüne inecek, haçı kıracak, domuzu
    öldürecek ve İslâm şeriatıyla hükmedecektir. 74
    Bir başka anlayışa göre Allah onu yahudilerden korumuş, eceli
    gelince onu vefat ettirmiş ve rûhunu semadaki yerine kaldırmıştır.
    Kıyametten önce gelecek olan da onun rûhudur. “Allah buyurmuştu
    ki: ‘Ey İsa, seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr
    edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden
    üstün kılacağım...”75; “Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim
    de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet/kulluk edin’ dedim.
    İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat
    ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla
    görensin.”76; “İsa şöyle dedi: ‘Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitab
    verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, O beni mübarek
    70 3/Âl-i İmrân, 50-51
    71 61/Saf, 6
    72 4/Nisâ, 157
    73 Bk. 43/Zuhruf, 61
    74 Bk. Buhâri, Büyû 102
    75 3/Âl-i İmrân, 55
    76 5/Mâide, 117
    HIRİSTİYANLIK
    - 33 -
    kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”77 Hz. İsa’yı ve
    annesini tanrılaştırıp teslis akidesini oluşturan hıristiyanlarla Hz.
    İsa, Kıyâmet gününde yüzleştirilecek ve böylece hıristiyanların uydurdukları
    yalan ve iftiralar tümüyle ortaya çıkacaktır. 78
    Unutulmamalıdır ki, yeryüzündeki bütün dinlerden, sadece
    İslâmiyet, hıristiyanlığın temel inançlarından olan Hz. İsa’nın
    babasız olarak, iffetli ve dindar bir bâkireden doğduğunu kabul
    etmiştir. Yalnız müslümanlar, Hz. İsa’nın peygamber, hem de
    vahy ürünü olan, içinde hikmet ve nur olan İncil’i getiren büyük
    peygamber olduğunu kabul ederler. Hıristiyanların, kendilerine
    müslümanlardan çok yakın kabul ettikleri yahudiler, bütün bu
    konularda inançsızdırlar ve de Hz. İsa’yı kendilerinin öldürdüklerini
    ileri sürerek bununla iftihar bile ederler. Yahûdiler, Hz. İsa’nın
    peygamberliğine de, İncil’in vahy ürünü kutsal bir kitap olduğuna
    da inanmazlar.
    Hz. İsa, ancak üç yıl tebliğini sürdürme fırsatı bulmuş, 33 yaşında,
    gençlik döneminde tevhidi hâkim kılmaya çalıştığı toplumunun
    arasından ayrılmak mecburiyetinde bırakılmıştır. Hz. İsa’nın
    tebliğ ettiği tevhid dini, Hz. İsa’dan çok kısa bir zaman sonra tanınmayacak
    kadar şirk ve küfür unsurları katılarak hak din vasfını
    kaybetmiştir. Dinin bu tebdil ve tahrifinde en büyük pay ve en
    büyük vebal, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, İsa’nın yoluna ihanet
    eden Pavlus’un ve ona körü körüne uyan papazlarındır.
    Hıristiyanlara Göre Hz. İsa
    Hemen tüm hıristiyanlara göre İsa, Tanrı’dır, Tanrı’nın oğludur.
    Bunun yanında İsa, İncillere göre aynı zamanda peygamberdir de.
    “Ve kalabalıklar: Galile’nin Nâsıra şehrinden İsa peygamber budur,
    dediler.”79 Hz. İsa’nın bir mûcizesi anlatılırken Luka İncili’nde şunları
    görüyoruz: “Herkesi korku aldı ve aramızda büyük bir peygamber
    çıktı ve Allah kendi kavmini ziyaret etti, diyerek Allah’a
    hamd ediyorlardı.”80 “Bir kimse, aynı zamanda hem tanrı, hem de
    peygamber nasıl olur?” demeyin. “Akıl ve mantığı bırakmadan
    hıristiyanlık anlaşılmaz” der papazlar. Hem yaratılmış, ölümlü âciz
    ve muhtaç bir insan; hem de her şeye kudreti yeten bir tanrı nasıl
    olunuyorsa o da öyle oluyor.
    77 19/Meryem, 30-31
    78 Bk. 5/Mâide, 117
    79 Matta, 21/11
    80 Luka, 7/16
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 34 -
    Aslında İncillere göre de İsa bir kuldur; Allah’ın kulu: “İşte,
    benim seçtiğim kulum; Canımın kendisinden râzı olduğu sevgilim;
    Rûhumu onun üzerine koyacağım, Ve milletlere hükmü ilân
    edecektir.”81. “Ve dokuzuncu saate doğru, İsa: ‘Eli, Eli lama sabaktani?’,
    yani ‘Allah’ım, Allah’ım, beni niçin bıraktın?’ diye yüksek
    sesle bağırdı.”82 Bu ifadeye göre, İsa Allah’a kendisine niçin yardım
    etmediğini sorarken “Allah’ım, Allah’ım!” demektedir. Hiç
    kendisi tanrı olan biri böyle söyler mi?
    İsa, devamlı olarak, hatta bütün gece boyunca Allah’a ibâdet
    ederdi: “Ve İsa, şâkirtleri kayığa binmeğe ve halkı salıverinceye
    kadar kendisinden önce karşı yakaya geçmeğe zorladı. Ve halkı
    salıverdikten sonra, duâ etmek için dağa ayrıca çıktı; akşam olunca,
    orada yalnız başına idi.”83; “Onları uğurladıktan sonra, duâ etmek
    için dağa gitti.”84; “Ve vâki oldu ki, o günlerde İsa dua etmek
    için dağa çıktı; bütün geceyi Allah’a duâ ile geçirdi.” 85
    “Ve vâki oldu ki, İsa yalnız başına duâ ederken, şâkirtleri yanında
    idi; onlara sorup dedi: Halkın dediğine göre ben kimim?
    Onlar da cevap verip dediler: Vaftizci Yahya’dır; başkaları: İlya’dır;
    ve başkaları da; Eski peygamberlerden biri kıyam etti, diyorlar.
    Onlara dedi: Ya siz ben kimim dersiniz? Petrus cevap verip dedi:
    Allah’ın Mesihisin. İsa da bunu kimseye söylemesinler diye onlara
    tenbih ederek emretti.” 86
    “O zaman İsa onlarla beraber Getsemani denilen bir yere gelerek,
    şakirtlerine dedi: Ben şuraya gidip dua edinceye kadar siz
    burada oturun.”87 Duâ bir ibâdettir. Zaten özel yere çıkıp duâ etmesi,
    namaz kıldığını gösterir. Kur’an’a göre bütün peygamberler
    gibi Hz. İsa da tabii ki namaz kılıyordu.88 İbâdet etmek, kulluk
    alâmetidir; ilâhlık özelliği değildir. Ama gel bunu hıristiyanlara
    anlat!
    Hıristiyanlıkta Aslî Günah ve Bunun Keffâreti
    İçin Oğul’un Çarmıha Gerilmesi Anlayışı
    Aslî günah inanç ve anlayışının, Hz. İsa’nın tebliği ettiği tevhid
    akidesinde olmadığı kesindir. Buna rağmen, Pavlus tarafından
    81 Matta, 12/18
    82 Matta, 27/46 ve Markos, 15/34
    83 Matta, 14/22-23
    84 Markos, 6/46
    85 Luka, 6/12
    86 Luka, 9/18-21
    87 Matta, 26/36 Ve yine Bk. Luka, 11/1
    88 19/Meryem, 31
    HIRİSTİYANLIK
    - 35 -
    hıristiyanlığa sokulmuş, insanın temiz fıtratını, Hz. Âdem’in
    Kur’an’da affedildiği belirtilen şahsî ve küçük hatasını tüm insanlara
    bulaştıran ve Hz. İsa’nın ülûhiyetine ve vaftiz törenine mesnet
    yapılan bâtıl anlayıştır aslî günah inancı.89
    İlk günah da denen aslî günah anlayışına göre, ilk günah, Hz.
    Âdem’in suçuyla başlamış ve bütün soyuna bulaşmıştır. Her doğan
    insan, babası Âdem’in günahının mirasından dolayı günahkâr
    olarak doğar. Tanrı, kendi niteliğine sahip olan oğlu İsa’yı insanları
    bu suçtan, yani aslî günahtan kurtarmak için yeryüzüne göndermiştir.
    Kıyamet gününde de insanları diriltmek ve ilâhî bağışa
    kavuşturmak için yeryüzüne yeniden inecektir, ruh da bu yüzden
    ölümsüzdür. Yine insanın aslî günahından arınması için insanın
    kutsal kabul edilen suyla yıkanma zorunluğu vardır ki buna vaftiz
    denilir.
    Hıristiyanlığın esaslarından biri de, Tanrı’nın bütün insanların
    günahlarına keffâret olmak üzere, onların affı için insan şekline
    girip yaşadıktan sonra ıstırap çekerek ölmesi, yani tekfir/keffâret,
    fidye inancıdır. Bu inancın, üç temel uzantısı vardır: Hz. İsa’nın
    tanrılığı, bütün insanlığın günahkâr olduğu ve insanlığın affı için
    fidye (kurban) anlayışı.
    Kur’an’a göre, “Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü
    taşımaz.”90 Kaldı ki, Hz. Âdem, bütün insanlara taksim edildiği halde
    tükenmeyecek büyük bir suç işlemiş değildir. Hz. Âdem, beşer
    olarak küçük bir hata yaptı ve sonunda da affedildi ve peygamber
    seçildi. “Âdem, Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı. Sonra Rabbi
    onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.”91 İslâm,
    Hz. Âdem’in bu fiiline terim manasıyla ma’sıyet/günah demez, bu
    konudaki Kur’an tâbiri olan “zelle”92 diye değerlendirir ve insan
    türünün imtihanla yücelmesi, düşmanını tanıması ve yeryüzünün
    halifesi olması gibi nice hikmetlere dayanan ilâhî irâde olarak değerlendirir.
    Hz. Âdem’e de, Hz. Havvâ’ya da suçlu gözüyle bakılıp,
    onlara kızılmaz.
    Günahın şahsîliği Kur’an’da olduğu gibi, Kitab-ı Mukaddes’te
    Eski Ahid’de de vardır. Hezekiel peygamber: “Suç işleyen can, ölecek
    olan odur; babanın fesadını oğul taşımaz ve oğlun fesadını
    baba taşımaz; sâlihin salâhı kendi üzerinde olur, kötünün kötülüğü
    de kendi üzerinde olur. Ve kötü adam, işlemiş olduğu suçların
    89 Bk. Korintoslular’a 2. Mektup, 5/21; Romalılar’a Mektup, 5/12
    90 35/Fâtır, 18
    91 20/Tâhâ, 121-122
    92 2/Bakara, 36
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 36 -
    hepsinden döner ve bütün kanunlarını tutar ve hak olanı, doğru
    olanı yaparsa, elbette yaşayacak, ölmeyecektir. Yapmış olduğu
    günahlardan hiçbiri ona karşı anılmayacaktır. İşlediği salâhda yaşayacaktır.”
    93
    Kitab-ı Mukaddes’teki şu ifadeyi, İsa’nın insanın aslî günahına
    fidye olarak çarmıha gerilmesi anlayışıyla birlikte bir değerlendirin:
    “Kötü adam, sâlihin fidyesidir. Hâin adam da doğruların.”94
    Hz. Âdem ve tüm insanlık sâlih ve doğru olmamış sayılmalı veya
    sâlih ve doğrularsa Hz. İsa kötü ve hâin olmalı. Yine, fidye olan,
    tüm insanlık için faziletli bir fedâkârlık için ölen kimse, asılırken
    ‘Allah’ım, niçin beni bıraktın?’ der mi? “Ve dokuzuncu saate doğru,
    İsa: ‘Eli, Eli lama sabaktani?’, yani ‘Allah’ım, Allah’ım, beni niçin
    bıraktın?’ diye yüksek sesle bağırdı.” 95
    Bu anlayışa göre, İsa’dan önce ölen insanlar, hıristiyanların da
    nübüvvetlerini kabul ettikleri peygamberler, hep günahkâr olarak
    öldüler ve cehennemi hak ettiler. İsa’nın keffaretinden, fidyesinden
    önce ve vaftiz yapılmadan öldüler, hepsi affedilmeyen ve
    affedilmeyecek günahla öbür dünyaya gittiler. Farzedelim ki insanlık,
    güzel fıtratla değil de doğuştan günah yükü ile hayata geliyor.
    Onların sonsuz merhametli ve dilediği her şeyi yapan Rabbi,
    kendilerini direkt olarak affedemez mi? Tanrı, insanı kurtarmak
    için, insan kılığına girmekten başka çare bulamadı mı?
    Çarmıha gerilip birkaç insan tarafından öldürülen biri, hiç
    tanrı mı olur? İnsanların günahlarını affetmek için başka çare mi
    bulamadı? Hıristiyanların en büyük âyinlerinden biri, Communion
    âyinidir. Bu âyin, ekmek ve şarapla yapılır. Ekmek ve şarap,
    hıristiyanlara göre Hz. İsa’nın etini ve kanını simgeler. Kitab-ı
    Mukaddes’e göre, Hz. İsa, havârilerine dağıttığı ekmeğe, “bu
    benim vücudumdur” ve dağıttığı şaraba, “bu benim kanımdır”
    demiştir. Günahı affetmek için, onları daha beter günahkâr haline
    getirmek, Tanrı katili yapmak hangi akla sığar? İnsanlar, ellerini
    mâbudlarının kanına bulayarak mı affa nâil olacaklar? Hz.
    Âdem’e atfedilen Allah’ın bir emrini yerine getirmemek mi, yoksa
    Tanrı’yı/İsa’yı öldürmek mi daha büyüktür? Hangisi insanı daha
    suçlu yapar? Bir tek kişinin (insan veya Tanrı) ıstırap çekmesi ile
    bütün insanların kurtuluşunu temin etme tuhaf olmaz mı?
    Bilindiği gibi, Hz. İsa, âhir zaman denilen, insanlık tarihinin
    sona yaklaştığı zamanlarda dünyaya gelmiştir. Yüce Allah, bunu
    93 Hezekiel, 18/20-22
    94 Süleyman’ın Meselleri, 21/18
    95 Matta, 27/46 ve Markos, 15/34
    HIRİSTİYANLIK
    - 37 -
    insanları kurtarmak için yapsaydı, başlangıçta yapması gerekmez
    miydi? İnsanlığın büyük çoğunluğunu aftan mahrum etmesi, az
    bir kısmını (İsa’dan sonra gelenleri) bağışlamasının izahı başka nasıl
    yapılabilir? Yaratılıştan gelen mevhum ve uydurma bir günah.
    Sonra, her şeye kaadir ğafûr olarak inanılan Allah’ın onu affetmesinin
    binlerce yolu varken, bunları bırakarak ana karnına girip en
    âciz bir şekilde çocukluğunu geçirmesi, sonra perişanlık ve tazyik
    görmesi, sonunda da onları katil yaparak affetmesi...
    Bunların masalda, efsane ve mitolojide yeri olabilir, ama dinde,
    hakikatte ve akılda yeri olmaz. Sonra olaya ahlâkî yönden
    bakalım: Günahtan kurtulduğuna inanan hıristiyana ne kalıyor?
    Kötü arzularına karşı nasıl mücadele ve mücahede edebilecektir?
    Çalışanla çalışmayanın, ibâdet yapıp günahtan sakınanla bunları
    önemsemeyenin arasında fark kalmaz, hepsi İsa’nın çarmıha gerilmesiyle,
    komünyonla, vaftizle bağışlanıp eşit hale getirilmiyor
    mu?
    Hz. İsa, hiçbir şekilde kendisinin insanların günahlarına
    keffâret için, onların aslî günahlarına karşılık öldürüleceğini
    söylemedi. Bugünkü İncillerde de Hz. İsa’ya atfen böyle bir söz
    geçmez. Dinin temeli olacak esasları, en yakınlarına, Petrus gibi
    halifelerine söylemedi. Hâlbuki o, emaneti tebliğ etmiş, görevini
    yapmıştı. Bu olay bile, bu inançların sonradan uydurulduğunu isbat
    etmeye kâfidir.
    Bu anlayış, ucuzculuktur, başkası seni kurtarsın, sen bir şey
    yapmadan bedavadan kurtul. İnsanlığa işlemediği günahı yüklemek
    kadar bedavadan affolma anlayışı da saçmadır. Aynen kiliselerde
    günah çıkarma ve cennet satın alma gibi. Hıristiyanların
    büyük çapta etkilendiği Yunan mitoloji kahramanı Promete’nin
    insana ateş/ışık getirmek için ezalara katlanarak fedai olması gibi
    efsaneler Hz. İsa’ya monte edildi. Kahramanların sadece ismi değişerek
    putperestlik, hıristiyanlık maskesi taktı. Ve bu fedâkârlığın
    bedeli de en az Promete’ninki kadar trajik: “Mesih, bizim uğrumuza
    lânet olmuş olarak, bizi şeriatın lânetinden kurtardı, çünkü
    yazılmıştır: ‘Ağaç üzerine her asılan lânetlidir.”96 Bir peygambere
    bu kadar büyük iftiraya pes doğrusu; hem tanrı, hem de lânetli!
    Hâlâ affedilmeyen günah kaldıysa veya bir hıristiyan çeşitli
    haramlara dalıyorsa ne gam? Papazlar ne güne duruyor? Absolüsyon
    imdada yetişecektir. Absolüsyon: Günah bağışlama demektir.
    Hıristiyanlıkta günahlarını papazlara açıklayıp itiraf edenlerin
    papaz tarafından günahlarının bağışlanabileceğine inanılır.
    96 Pavlus’un Galatyalılara Mektubu, 3/14
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 38 -
    Günahları papazlar tarafından affedilenler, böylelikle günahlardan
    arınmış olurlar. Bu affetme, papazlar tarafından tanrı adına
    yapılmaktadır. Katolik mezhebinde, eski ve imtiyazlı olan günah
    çıkarma kurumu, ibtidâî şeklinden uzaklaşsa da hâlâ varlığını sürdürmektedir.
    İslâm’da ise, bilindiği gibi, doğrudan doğruya, aracısız
    ve formalitesiz olarak Allah’tan istenen aftan başka tevbe ve
    af dileme, günah çıkarma şekli yoktur.
    Kitab-ı Mukaddes’e Göre
    Barış ve Savaş Anlayışı
    Başta müsteşrikler/oryantalistler olmak üzere hemen hemen
    tüm hıristiyan batılıların ve batı mukallitlerinin İslâm’a saldırmak
    için ileri sürdükleri iddia ve ithamlardan biri, İslâm’ın kılıç zoruyla
    yayılan, kutsal savaş taraftarı, savaşçı bir din olduğudur. O yüzden
    de müslümanlara barbar demekten çekinmeyen, İslâm hâkim
    olduğunda gayri müslimleri kıtır kıtır keseceklerini vehmeden
    veya insanlara böyle gösteren tipler çıkagelmiştir. İslâm’ın kelime
    anlamının bile selâmet ve barış demek olduğunu, savaşın sebep
    ve şeklini, cihadın kendi haçlı savaşı kültürlerinin benzeri kutsal
    savaş anlamında olmadığı, İslâm’ın öldürme ve hücuma dayalı bir
    savaş anlayışını ne derece değiştirdiğini... anlatmak, konu/kavram
    dışına çıkmak olacak ve sözü uzatacaktır. Biz batının temel kültürlerinden
    biri/birincisi olan Kitab-ı Mukaddes’teki savaş ve barış
    anlayışına kısa bir değinme yapacağız.
    Hz. İsa, İncillerde insan sevgisinden, fedâkârlık ve aftan, her
    peygamber gibi elbette çokça bahsetmiştir. Ama İslâm’ın savaş
    anlayışına yanlış ithamlarla saldırırken, İncillerdeki Hz. İsa’ya veya
    vahye atfedilen savaş, öldürme ve hatta katliâm teşviklerini niye
    görmek istemiyor ve her iki dindeki ve Kitap’taki hükümleri mukayese
    etme gereği duymuyorlar diye sorma hakkımız vardır diye
    düşünüyoruz. Bu konu da göstermektedir ki, bazılarının derdi
    üzüm yemek değil, bağcı dövmektir: Yani, hakkı arayıp bâtıla tavır
    almak değil; hakkı bâtıl, bâtılı da hak göstermektir. Luka İncili,
    Hz. İsa’dan şu sözü nakleder: “Lâkin üzerlerine kral olmamı istemeyen
    o düşmanlarımı buraya getirin ve önümde öldürün!”97 Hz.
    İsa’ya isnat edilen bu ifade, onun kan dökme pahasına olsa bile,
    kral olmak istediğini gösteriyor.
    İncillerde tanıtılan İsa, maddî imkânlara sahip bulunsa veya
    Hz. Dâvud veya Hz. Süleyman’ın oğlu ve vârisi olsaydı ne yapardı,
    bilmiyoruz. Aynı anlamdaki ifadeyi Pavlus da belirtiyor: “Çünkü
    97 Luka, 19/27
    HIRİSTİYANLIK
    - 39 -
    bütün düşmanları kendi ayakları altına koyuncaya kadar, onun
    saltanat sürmesi lâzımdır.”98 İsa’nın diğer bir sözü, daha dikkat
    çekicidir: “Yeryüzüne selâmet getirmeğe geldim sanmayın; ben
    selâmet değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben adamla babasının,
    kızla anasının ve gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya
    geldim. Adamın düşmanları kendi ev halkı olacaktır.” 99
    Kur’ân-ı Kerim’de şu hükmü görüyoruz: “Dinde zorlama
    yoktur.”100; “De ki: ‘Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”101 Peygamber,
    dini tebliğle mükelleftir; birini dini kabule zorlamaya değil.
    Savaşa gelince, Kur’an şöyle emrediyor: “Sizinle savaşanlarla Allah
    yolunda savaşın, aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.”102
    Savaşla Hz. Muhammed (s.a.s.) hiçbir zaman devlet kurma, kral
    olma veya bir başka dünyevî çıkar sağlama gayesi gütmemiştir.
    İslâm’da savaş sadece Allah için yapılır, bu da hakkı/dini müdâfa
    halidir. Bu âyeti takip eden âyet ve dinsizleri öldürmeye cevaz veren
    âyetler, sadece kendilerine karşı harp ilân edilmiş ve savaş açılmış
    düşmanlara, yani savaşçılara karşıdır ki, savaşa katılmayanlar
    bunun dışında tutulmuştur. Haksız yere bir cana kıyanın bütün
    insanları öldürmüş gibi olacağını Kur’an belirtir. 103
    İslâm, kesinlikle ve hiçbir şekilde katliâma ve mecbur olunmadığı
    (müdâfa özelliği olmayan) hallerde öldürmeye cevaz
    vermez. Bir de Kitab-ı Mukaddes’teki şu ifadelere bakalım: “Ancak
    Tanrı’nın Rabbin miras olarak sana vermekte olduğu bu kavimlerin
    şehirlerinden nefes alan kimseyi sağ bırakmayacaksın;
    fakat onları, Hittîleri ve Amorîleri, ve Kenanlıları ve Perizzîleri
    ve Hivîleri ve Yebusîleri Tanrın Rabbin sana emrettiği gibi tamamen
    yok edeceksin.”104; “Orduların Rabbi şöyle diyor: Amalek’in
    İsrail’e yaptığını, Mısır’dan çıktığı zaman yolda ona karşı nasıl
    durduğunu arayacağım. Şimdi git, Amalek’i vur ve onların her
    şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme ve erkekten kadına,
    çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe
    kadar hepsini öldür.”105 Görüldüğü gibi, katliâm için gösterilen
    tek sebep, intikam duygusunu tatmindir. Bunun gibi daha birçok
    örnek verilebilir.
    98 Pavlus’un Korintoslulara 1. Mektubu, 15/25
    99 Matta, 10/34-36
    100 2/Bakara, 256
    101 109/Kâfirûn, 6
    102 2/Bakara, 190
    103 5/Mâide, 32
    104 Tesniye, 20/16-17
    105 1. Samuel, 15/2-3
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 40 -
    Hıristiyanlıkla İlgili Temel
    Kavramlar ve Anlamları
    Absolüsyon: Günah bağışlama demektir. Hıristiyanlıkta günahlarını
    papazlara açıklayıp itiraf edenlerin papaz tarafından
    günahlarının bağışlanabileceğine inanılır. Günahları papazlar tarafından
    affedilenler, böylelikle günahlardan arınmış olurlar. Bu
    affetme, papazlar tarafından tanrı adına yapılmaktadır.
    Aforoz: Kilisenin cemaatten ve hıristiyanlıktan kovma cezası.
    Lânetleme anlamını da kapsayan aforoz, hem yahudilikte ve hem
    de hıristiyanlıkta uygulanan dinsel bir cezalandırmadır. Aforoz
    uygulamalarının çeşitleri hayli çoktur. Kilise, yaşayan insanlara
    uyguladığı bu cezalandırmayı, kendilerine göre ölümden sonra
    gerçekleşecek olan ilâhî af ve bağış kurumuyla çelişkisini düşünmeksizin
    Tanrı adına uygular.
    Ahd-i Atik: Ahd sözleşme; Ahd-i Atîk, eski sözleşme demektir.
    Kitab-ı Mukaddes’in ilk bölümü olan, hem yahudilerce ve hem de
    Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen kitaplara bu ad verilir. Toplam
    39 kitaptan meydana gelir. Üç bölümdür. Birinci bölüm, beş kitaptır.
    Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar ve Tesniye adlı bu beş kitap Tevrat
    adını alır, Yahudilerin asıl kutsal kitabı olan bu bölüme Musa’nın
    beş kitabı da denir. İkinci bölüm, peygamberler adını taşır ve Hz.
    Musa’dan sonra gelen yahudi peygamberlerinin kitaplarını kapsar.
    Üçüncü bölüm, Ketubim adıyla anılır ve Dâvud’un mezmurları/
    şiirleri, Süleyman’ın meselleri/özdeyişleri, Eyyub’un öyküsü gibi
    metinlerden meydana gelmiştir.
    Ahd-i Cedid: Hıristiyanların kutsal kitaplarına denilir. Yahudilerce
    sapıklık sayılan ve hıristiyanlarca benimsenen bu inanca
    göre yahudiler eski ahidle Tanrı’ya verdikleri sözü tutmamışlar ve
    vatanlarından sürülmekle cezalandırılmışlardır. Sonra Tanrı onlara
    acımış ve Ahd-i Cedîd’le yeni bir anlaşma önermiştir. Bu yeni
    sözleşmeye uyarlarsa arz-ı mev’ut (Filistin) onlara tekrar verilecektir.
    Yeni sözleşme anlamındaki Ahd-i Cedîd, Matta, Markos, Luka
    ve Yuhanna İncilleriyle, Rasüllerin İşleri adlarını taşıyan ve değişik
    yerlere yazılan mektuplardan meydana gelmiştir. Toplam 27 kitaptır.
    Anglikan: İngiliz kilisesine mensup olan Hıristiyan demektir.
    İngiliz protestanlığına Anglikanlık denilir. Katoliklikle protestanlık
    arasında İngilizlere özgü bir orta mezhep sayılmasına rağmen,
    Kalvinciliğin İngiliz koşullarına uydurulmuş bir biçimidir. Kral VII.
    Henry’nin Papa ile arasının açılmasından doğmuştur. Papa, yeniden
    evlenmek isteyen kralın boşanmasına izin vermediği için
    HIRİSTİYANLIK
    - 41 -
    İngiltere’ye has bir papalık oluşturulmuştur. Anglikanların papası
    Vatikan’a bağlı değildir.
    Apokryphos İnciller: Varlığı kabul edilen gizli ve kilise tarafından
    sahte kabul edilen İncillere apokrif İncil denilir. Matta, Markos,
    Luka ve Yuhanna İncillerinin dışındaki tüm İnciller apokrif
    sayılır. Hıristiyanlar, özellikle III. y.y.da gizli bazı İncillerin varlığına
    inanırlar. Meselâ, 1886 yılında eski bir Mısır mezarında bu gizli
    İncillerden biri sayılan Petrus İncili’nin bir parçası bulunmuştur.
    Apokrif İncil sayılan en önemli İncil Barnaba(s) İncilidir.
    Ariusçuluk-Arianizm: Teslisi kabul etmeyip tevhide inanan
    eski hıristiyan gruplardan biri. Muvahhid papaz Arius’un izinden
    giden tevhide inanan hıristiyanlık. IV. Yüzyıl ve sonrası hıristiyanlığında
    büyük tartışmalara yol açan ve katolik kilisesince sapıklık
    sayılan İskenderiye’li papaz Arius’un, Hz. İsa’dan beri, papalığın
    ve sonraları devletin tüm baskılarına rağmen devam edegelen
    tevhidî çizgideki hıristiyanlık Ariusçuluk veya Arianizm diye isimlendirilir.
    Bu inanca göre, Hz. İsa, kesinlikle bir tanrı değil; peygamberdir.
    İzmit’li Eusebios da bu çizginin şiddetli savunucusudur.
    Aslî günah: Pavlus tarafından hıristiyanlığa sokulmuş, insanın
    temiz fıtratını, Hz. Âdem’in Kur’an’da affedildiği belirtilen
    şahsî ve küçük hatasını tüm insanlara bulaştıran ve Hz. İsa’nın
    ülûhiyetine ve vaftiz törenine mesnet yapılan bâtıl anlayış. İlk günah
    da denilen aslî günah anlayışına göre, ilk günah, Hz. Âdem’in
    suçuyla başlamış ve bütün soyuna bulaşmıştır. Her doğan insan,
    babası Âdem’in günahının mirasından dolayı günahkâr olarak
    doğar. Tanrı, kendi niteliğine sahip olan oğlu İsa’yı insanları bu
    suçtan, yani aslî günahtan kurtarmak için yeryüzüne göndermiştir.
    Kıyamet gününde de insanları diriltmek ve ilâhî bağışa kavuşturmak
    için yeryüzüne yeniden inecektir, ruh da bu yüzden ölümsüzdür.
    Yine insanın aslî günahından arınması için insanın kutsal
    kabul edilen suyla yıkanma zorunluğu vardır ki buna vaftiz denilir.
    Ateş Gecesi Yortusu: Zerdüştlük (Mazdeizm), Aztek, Eski Mısır,
    İran, Yunan ve Roma’da ve eski Yunan mitolojisinde ateşin kutsal
    sayılması söz konusudur. Ateşe tapan toplulukların kalıntı ve etkisiyle
    hıristiyanlığa geçmiş olan, ermiş Yahya için her yıl kutlanan
    yortu. Bu hıristiyan yortusunda, büyük meydanlarda ateşler yakılır
    ve üstünden atlanarak ilâhiler okunur. Bilindiği gibi yortu, hıristiyan
    bayramı demektir.
    Ayasofya: Yapılışı ve kullanılışı birçok hurâfelere sebep olan
    İstanbul’da Sultan Ahmet meydanındaki meşhur bina. Şimdi müze
    olarak kullanılan, Fâtih zamanından Atatürk zamanına kadar câmi
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 42 -
    olarak hizmet veren ve yapılışından İstanbul’un fethine kadar kilise
    olan yapı. İlk olarak Doğu Roma imparatoru Constantinus II
    tarafından 360 yılında yapılan, 415 yılında yenilenen, iki kez halk
    ayaklanmasında yıkılınca, 537’de bu güne ulaşan yapı inşa edildi.
    921 yıl kilise, 482 yıl da câmi olarak kullanılan bu yapı, Atatürk’ün
    isteği ile 1935’te müzeye çevrildi. Hıristiyanlara göre, yapımında
    ruhî güçlerin ve meleklerin rolü olduğuna inanılır. Örneğin, kilisenin
    plânı imparatora bir melek tarafından verilmiş, diğer bir
    rivâyette kutsal ekmeği kapıp kaçıran bir arının peteğinde plân
    görülmüş ve bu bir ilâhî işaret sayılarak kilise yaptırılmış. Ortadaki
    büyük kapısıyla kıble yönündeki kapısının Nuh’un gemisinin
    tahtalarından yapıldığına hıristiyanlarca inanılır. Kilisenin içinde,
    hastalıkları iyi eden ya da gelecekten haber veren birçok yerlerin
    bulunduğuna inanılır. Meselâ, altın topun altında dua edenin
    bütün istekleri yerine gelirmiş, kuyusundan su içen kalp hastalıklarından
    kurtulurmuş, dolaplarından birinin kapağındaki delikten
    para atılınca içeriden ses gelirse parayı atan her türlü mutluluğa
    kavuşurmuş. Ayasofya’yla ilgili bunlara benzer daha pek çok hıristiyan
    inancı vardır.
    Âyin: Dinî merâsim, ibâdet. Âyin, Farsça bir kelime olup, aslında
    âdet, gelenek, usûl ve kanun demektir. Dilimizde hıristiyanların
    dinî tören ve ibâdetlerine denilir. Âyini-i rûhânî: Hıristiyanlarda
    dinî tören demektir.
    Aziz (sint, saint): Kutsallığına inanılan kişi, ermiş insan. Hıristiyanlık
    tarihinde azizlik kurumu çok büyük bir önem taşır. Aziz,
    önce halkın inancıyla azizleşir, sonra kilise tarafından resmen
    aziz olarak tanınır ve açıklanır. Hıristiyanlıkta otuz beş bin aziz
    bulunduğu tespit edilmiştir. Meşhur hıristiyan araştırmacılarından
    Camille Jullian şöyle der: “Ancak azizlerin mezarlarına sahip
    olduktan sonradır ki, hıristiyanlık halk yığınlarınca kabul edilmiş
    ve tutulan bir inanç haline gelmiştir.” Hatta ilk hıristiyanlar, Kelt
    kasabalarında kendi inançlarını yayabilmek için onların kutsal
    saydıkları mezarların üstüne birer haç dikip benimsemek zorunda
    kalmışlardır.
    Barnaba: Asıl adı Yusuf olan Barnaba, Hz. İsa’nın havârilerinden
    yani öğrencilerindendir. Bütün hayatını hıristiyanlığı yayma uğrunda
    geçirmiştir. Kilise tarafından apokrif/sahte sayılan İnciller
    içinde en önemli olanlardan biri Barnaba(s) İncilidir. Tarkçe’ye
    de çevrilen bu İncil, Hz. İsa’nın tanrılığını reddeder, çarmıha gerildiğini
    kabul etmez, Hz. İsa’nın bir peygamber olduğunu açıkça
    zikreder. Bu İncil’in teslisi reddedip ısrarla tevhidi vurgulaması,
    hıristiyanlarca yasak İncil sayılmasının temel sebebidir. Barnaba,
    HIRİSTİYANLIK
    - 43 -
    Markos’un hocası, Pavlus’un önderi bir kişi olduğu halde, kilise,
    ona nisbet edilen İncil’i reddetmektedir.
    Bible: (Baybıl okunur) Yunanca kitaplar anlamındaki biblia kelimesinden
    gelir. Tevrat, İnciller ve diğer kutsal kitaplardan meydana
    gelen Kitab-ı Mukaddese denilir.
    Cizvitlik: Tutucu ve sofu hıristiyan tarikatı. 16. y.y.da Fransa’da
    kurulmuştur. İsa derneği adıyla da anılır. Hz. İsa’nın saf düşüncesine
    dönüş anlayışı içinde yoksulluk, bekâret ve itaat ilkelerinden
    yola çıkmıştır. Özellikle dinden saptıklarını iddia ettikleriyle savaşları
    ve siyasal etkileriyle öne çıkar. Avrupanın hemen bütün soylularının,
    kralların ve prenslerin din ve törelerinin öğretmenleri
    cizvitlerdi. Cizvitler, aşırı disiplin ve bir üste körü körüne itaat ve
    bağlılıklarıyla meşhurdur. Fransa’da 1789’dan sonra yeniden ve
    gizlice örgütlenmeye çalışmışlardır. İtikat konusunda farklı bir teslis
    anlayışı savunurlar. Hıristiyanlığın çoğu mezheplerindeki teslis
    anlayışı; baba, oğul ve ruhu’l kudüsten meydana gelen üçlü tanrı
    anlayışıdır. Cizvit teslisinde ise; İsa, Meryem ve İsa’nın babası(!)
    Yusuf’tan oluşan üçlü tanrı inancı vardır.
    Communion âyini: (Komünyo vermek-almak) Hz. İsa’nın eti ve
    kanı. Ekmek ve şarapla yapılan âyin. Ekmek ve şarap, hıristiyanlara
    göre Hz. İsa’nın etini ve kanını simgeler. Her katoliğin yedi yaşına
    kadar communio alması zorunludur. Uygulama olarak, yapılan
    bir âyinde ‘hestia’ adı verilen bir parça mayasız ekmek, kutsal kabul
    edilen şaraba batırılarak verilir; buna communio vermek; bu
    törene de communio âyini denilir. Komünyo alan, tanrının bağışını
    kazanmış sayılır. Hz. İsa, kendisinin öleceğini haber verdiğine
    inanılan, son akşam yemeğine, Latince akşam yemeği anlamına
    gelen ‘cena’ denilir. Gerçekte bu yemek, bir yahudi geleneğiydi
    ve her yıl Mısır’dan ayrıldıklarında yenen son yemeğin hâtırasını
    anmak için kutlanıyordu. Hz. İsa’nın da bu geleneğe uyarak, son
    gece, havârileriyle birlikte bu kutlama yemeğini yediğine ve bu
    yemekte, kendisinin öleceğini haber vererek ‘eukharistia’ adı verilen
    dinî âyin emrettiğine inanılır. İncillerdeki ifadeye göre, Hz.
    İsa, havârilerine dağıttığı ekmeğe, “bu benim vücudumdur” ve
    dağıttığı şaraba, “bu benim kanımdır” demiştir. Hıristiyanlar, her
    yıl, ‘kutsal perşembe’ adını verdikleri ‘cena’yı kutlarlar.
    Ehl-i kitap: İslâm’a göre Kitap ehli, inandıkları peygamberlerin
    Allah’tan Kitap getirdiğini kabul edenler. Hıristiyan ve yahûdilerin
    ehl-i kitap(tan) olduklarında ihtilâf yoktur.
    Ekanim-i selâse: Arapça olan bu deyim, üç uknum, üç esas anlamına
    gelir. Teslis de denilen bu Üç Esas, Tanrıyı hem üç, hem
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 44 -
    bir sayan üçleme anlayışıdır. Tahrif edilmiş Pavlus hıristiyanlığının
    temel ilkesi olan bu inanç, tanrı kavramını baba, oğul ve kutsal
    ruh olarak bir üçlükte teklik anlayışı olarak kabul ederler. Bu anlayışa
    Fransızca trinite, Arapça teslis adı verilir. Üçleme anlamına
    gelen bu deyim, hıristiyanlığın temel inancı olan baba, oğul ve
    ruhu’l kudüsten meydana gelir. Bu anlayışa göre, İslâm’a ve Hz.
    İsa’nın tebliğ ettiğine ve hatta bugünkü Kitab-ı Mukaddes’in nice
    ifadesine göre tek olan Allah’la birlikte, tahrif edilen hıristiyanlıkta
    kutsal ruh ve oğul diye anılan Hz. İsa’nın da tanrı olduğu ileri
    sürülür.
    Emmanuel: Hıristiyanların kabullerine göre Hz. İsa’nın adlarından
    biri. Peygamber İşaya, Eski Ahid’de “Tanrı bizimledir” anlamına
    gelen bu kelimeyi, geleceğin Mesih’i için kullanmış. Matta
    İncilinde bunun İsa olduğu yazılıdır.
    Engizisyon: Eskiden hıristiyan dünyasında farklı inanç taşıyanları
    cezalandırmak maksadıyla kurulan mahkeme. Ateşte yananın
    suçlu olduğu inancına dayanan yargılama tarzına engizisyon denilir.
    Ortaçağda din konusunda sapık kabul edilenlerin cezalandırılması
    amacı ve bahanesiyle, kurulu düzeni korumak için kurulan
    bu yargılama yöntemi, aklın kabul edemeyeceği inancın gereği
    olarak ortaya çıkmıştır. Bu inanca göre, suçsuz olan, ateşte yanmayacaktır.
    Bir sanığın suçlu olup olmadığını anlamak için böyle
    bir uygulama yöntemi kullanılmıştır. Özellikle İspanyol engizisyonunun
    gerçekleştirdiği bu akıl ve insanlık dışı yöntemler, 18. y.y.a
    kadar olanca vahşetiyle sürmüştür.
    Evlilik: Romalıların Diana adını verdikleri Yunan tanrıçası
    Artemis, evlilik düşmanıydı. Peşinde gezdirdiği perilerden biri
    evlenecek olursa, yasalara karşı geldiğinden ötürü onu şiddetle
    cezalandırırdı. Katolik hıristiyanlarda görülen din adamlarının
    evlenmemeleri gerektiği inancı, Artemis tapımından kalma bir
    gelenek sayılmaktadır. Hıristiyan Alman düşünürü Schopenhauer,
    bir kadınla bir erkeğin birleşmesinin çok iğrenç bir şey olduğunu,
    İsa’nın böylesine iğrenç bir ilişkinin ürünü olmamak için babasız
    doğmuş bulunduğunu ileri sürer.
    Gregoryen: Papa Gregorius VII’nin kilise reformuna uyanlar.
    11. y.y.da gerçekleştirilmeye çalışılan bu reform, teokratik bir düzen
    kurma amacına dayanır. Bu düzen, imparatorların papalarca
    tahtlarından indirilebilmesini, dinde ticaretin ve özellikle kutsal
    eşya alım satımının yasaklanmasını, din adamlarının evlenmemelerini,
    kiliseyi her türlü laik bağlardan kurtarmayı, imparator ve
    soyluların kilise işlerine karışmamalarını öneriyordu.
    HIRİSTİYANLIK
    - 45 -
    Günah çıkarma: Günah çıkarmaya “absolüsyon” denilir. Absolüsyan,
    günah çıkarma ve affetme demektir. Hıristiyanlıkta günahlarını
    papazlara açıklayıp itiraf edenlerin papaz tarafından
    günahlarının bağışlanabileceğine inanılır. Günahları papazlar tarafından
    affedilenler, böylelikle günahlardan arınmış olurlar. Bu
    affetme, papazlar tarafından tanrı adına yapılmaktadır.
    Haç: Hıristiyanların Hz. İsa’nın çarmıha gerilmiş halini temsil
    ettiğine inandıkları, birbirini dik olarak kesen iki doğrudan meydana
    gelen t harfi görünümündeki şekil; salîb ve istavroz da denilir.
    Haç, hıristiyanlığın simgesi kabul edilir. Haç çıkarmak: Elleriyle
    haç işareti yapmak, istavroz çıkarmak. Hıristiyanlıktan önce çoktanrıcı
    bazı dinlerde de mutluluk simgesi kabul edilen haç, hıristiyanlıkta
    ilkin din uğruna ölenlerin mezarlarına konulurdu. Daha
    sonra bütün hıristiyanların mezarlarına konulmaya başlandı. Boyunlarda
    kolye olarak da takılır. Duâ sırasında da belli yerlerde
    haç işareti yapılır: Sağ elin parmaklarıyla göğse haç biçimi çizilerek
    bir çeşit kutsama yapılır. El önce alna, sonra göğse, sonra
    sol omza ve en sonunda da sağ omza dokundurulur. Bu işaret,
    aynı zamanda baba-oğul-kutsal ruh teslisini/üçlemesini de simgeler.
    Yunan kilisesinde el önce sağ omza, sonra sol omza götürülür.
    Protestanlıktaysa haç çıkarılmaz. Ortodokslar her yıl 6 Ocak günü
    haçı suya atma töreni yaparlar. Bu tören, onlara göre İsa’nın Yahya
    peygamber tarafından Ürdün nehrindeki vaftizini simgeler. Bu
    dinî törende, üstünde İsa’nın resmi bulunan bir haç deniz, nehir,
    göl gibi herhangi bir suya atılır; hıristiyanlar suya atlayarak haçı
    bulup çıkarırlar. Haçı bulup çıkaran hıristiyan kutsanır.
    Haçlı seferleri: Haçlı, haçı olan demektir. Bu anlamdan çıkarılarak
    müslümanlara karşı savaşa katılan hıristiyanlara “ehl-i salîb”,
    yani “haçlı” denilmiştir. Haçlılar: Haçlı seferlerine katılanlar anlamında
    kullanılır. Haçlı seferleri: Haçlıların (hıristiyanların) mukaddes
    kabul ettikleri yerleri (Kudüs ve civarını) müslümanlardan
    almak için yaptıkları savaşlara denilir. Toplam sekiz askerî-dinî
    sefer düzenlenmiştir. Hıristiyanlarca kutsal savaş kabul edilen bu
    seferler, papaların teşvik edip cenneti garanti etmesi ve doğunun
    zenginliklerinden pay alma tutkusunun birleşmesi ile ortaya çıktı.
    Giysilerinin üstüne, yeminlerinin bir simgesi olarak kumaştan bir
    haç dikip “haçı alanlar”, Kudüs’e hac yolculuğu yapmaya söz vermiş
    sayılıyorlardı. İlk haçlı seferi 1097’de, sekizinci haçlı seferi de
    1270 yılında yine başarısızlıkla sonuçlanmış ve haçlı seferlerinin
    silâhlı kısmı sona ermiştir. Günümüzde, haçlı seferleri daha çok
    siyasi, iktisadi alanda ve en çok da kültürel yollarla yapılmakta,
    önemi Kudüs’den daha az olmayan müslüman beyin ve kalplere
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 46 -
    saldırılmaktadır. Televizyon, kitap, gazete vb. araçlarla evlerin işgal
    edilmesi için yapılan günümüzün haçlı seferleri, çoluk çocuk
    demeden hedeflere saldırıp ele geçirmektedir. Çağdaş Selâhaddin
    Eyyûbîler çıkıncaya kadar da bu seferlerin sonunun gelmeyeceği
    gözükmektedir.
    Haham: Yahûdi din adamı. İbrânice bilgin, bilge anlamındadır.
    Bu yahûdi din adamlarının başlarına da hahambaşı denir.
    Haramlar: Hıristiyanlıkta haram/yasak olan şeyler, Pavlus’un
    tenzilâtlarıyla 4 tanedir. Bunlar, putlara kurban edilen şeyler, boğulmuş
    hayvan, kan ve zinadan ibarettir. 106
    Havârî: Havâri kelimesi Kur’an’da geçer. İncillerde, bunun yerine
    daha çok şâkirt (öğrenci) kelimesi kullanılır. Havârî, yardımcı
    demektir. Arapçaya Habeşçeden geçmiş olup aslı “havâryâ”dır;
    “yardımcı” anlamına gelmektedir. Hz. İsa’nın tebliğ ettiği dine ve
    onun peygamberliğine iman eden, müslümanlardan olan107 ve Hz.
    İsa’nın tebliğ ettiği fikirleri yaymayı üstüne alan on iki kişiden her
    birine havâri denir. Âl-i İmrân sûresi, 52. âyetinde Hz. İsa’ya ve
    onun dinine yardımcı olmayı taahhüd edenlere bu adın verildiğini
    görmekteyiz. Hz. Muhammed’e (s.a.s.) ilk inanan insanlar olan
    “sahâbe”nin benzerleridir.
    Havâriler, toplam 12 kişidirler. Bunlardan biri ihânet ederek
    kâfirlere Hz. İsa’yı ihbar etmiştir. İsimleri şunlardır: Simun (Petrus),
    Andreas, Yâkub (Zebedi’nin oğlu -büyük-), Yuhanna (Boanerces),
    Filipus, Bartolomaeus, Matta, Tomas, Yâkup (Alfeus’un oğlu -küçük-),
    Gayyur Simun, Yahuda (Taddeus), Yahuda İskaryot.108 Bunlardan
    Petrus, havârilerin en büyükleri ve lideri, Yahuda İskaryot
    da Hz. İsa’ya ihanet eden ve onu ihbar edip yakalatmaya çalışan
    kişidir. Hıristiyan rivâyetlerine göre otuz gümüş dinar karşılığında
    İsa’yı yakalattıran İskaryot, sonradan vicdan acısı çektiği ve kendisini
    astığı söylenir. İslâm âlimlerine göre, Hz. İsa’yı ihbar eden Yahuda,
    Hz. İsa görünümüne dönüşmüş ve Hz. İsa yerine o çarmıha
    gerilmiş, Hz. İsa da göğe yükseltilmiştir.
    İkon: Kiliselerde bulunan dinî tasvir, yani resim ve heykeller.
    Özellikle ortodoks kiliselerinde bulunur. Hıristiyanlar, ikon(a)lara
    tapmadıklarını, sadece onlara saygı duyduklarını söylerler.
    İncil(ler): Kur’ân-ı Kerim, Hz. İsa’ya vahyedilen İncil’den bahseder.
    Bu İncil, bir tek İncil’dir. Bugünkü İnciller de, Hz. İsa’ya
    106 (Bk. Rasüllerin İşleri, 15/28-29)
    107 (3/Âl-i İmrân, 52)
    108 (Matta, 10/2-4)
    HIRİSTİYANLIK
    - 47 -
    vahyedilen/vaz’edilen İncil’den birçok yerde bahseder. Buna rağmen
    elde mevcut hiçbir İncil için, hıristiyanlar tarafından bile “bu
    İsa’nın İncilidir” denilemez ve ona atfedilmez; “Matta’ya Göre
    İncil, Markos’a göre İncil...” denilir. Kilise tarafından birbirinden
    hayli farklı ve birbiriyle nice çelişkileri olan dört farklı İncil yasal
    İncil sayılmıştır. Arapça “Enâcil-i erbaa” denen bu dört İncil, Matta,
    Markos, Luka ve Yuhanna İncilleridir. Asıl yazıldıkları nüshaları
    elde bulunmayan bu dört İncil’in tümü, Hz. İsa’dan çok sonra yazılmıştır.
    En eski nüsha olarak yazıldıkları İbrânice ve Latinceden
    Yunancaya ve çok zaman sonraki tercümeleri vardır. Bu dört İncil,
    kendisi de o zamanlar hıristiyanlığı kabul etmemiş olan putperest
    imparator Konstantin tarafından 325 yılında topladığı İznik konsilinde
    yüzlerce İncil yazması arasından 2048 kişilik üyenin sadece
    318’inin kararı ve imparatorun tercih ve yönlendirmesiyle seçilmiş,
    özellikle tevhid içerikli İnciller başta olmak üzere diğer tüm İnciller
    sahte kabul edilerek yakılmış ve yaktırılmıştır.
    Kardinal: Yüksek rütbeli katolik râhibi.
    Karnaval: Kötü ruhları kaçırmak için korkunç maskeler takma
    töreni. Hıristiyanların büyük perhizinden önce yapıldığı için, İtalyanca
    et kaldırmak anlamına gelen carnelevare kelimesinden türetilmiştir.
    Kaynağı hıristiyanlıktan çok öncedir. Güneş ışınlarının
    bir süre gökte hapsedildikten sonra yeniden özgür bırakıldıkları
    inancıyla ilgilidir. Karnavalda kullanılan hayvan maskeleri, aynı
    zamanda, hayvanlara tapanlardan hıristiyanlığa geçmiş bir putperest
    geleneğidir.
    Katedral: Bir şehrin büyük kilisesi, piskoposluk kilisesi.
    Katolik: Roma kilisesi, katolik mezhebinden olan hıristiyan
    demektir. Katoliklik, Roma kilisesine bağlı hıristiyan mezhebine
    denilir.
    Keşiş: Dünyayla ilişkisini kesip manastırda yaşayan hıristiyan
    din adamı. Keşişler evlenmezler, dünyadan el etek çekip bir inziva
    hayatı sürdürdüklerinden ötürü münzevîdirler. İlk keşişler,
    Mısır’da azizliğe/ermişliğe ulaşmak için çöle çekilir, bir çeşit çileci
    hayatı sürerlerdi. Manastırlar, bu bireysel çile çekmeyi bir disipline
    sokmak amacıyla kurulmuştur. Hıristiyanlıkta çilecilik, Hz.
    Âdem’in suçundan ötürü soyaçekim yoluyla aşağılanmış insanın
    kendini cezalandırmasını dile getirir.
    Kilise: Yunanca topluluk anlamına gelen ekklesia deyiminden
    türetilmiştir. Hıristiyan mâbedi/ibâdethanesine, hıristiyanların
    ibâdet ettiği binaya kilise denilir. Ayrıca, hıristiyan mezhebi için
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 48 -
    kullanılır: Katolik kilisesi, ortodoks kilisesi şeklinde. Kilise, ilkin hıristiyan
    toplulukları anlamında kullanılmıştı. İlk hıristiyanların bugünkü
    anlamda kilise binaları yoktu. İlk dönem hıristiyanlığında
    kilise yapısı olmadığı gibi, din adamları statüsü ve ruhban sınıfı da
    yoktu. İkinci y.y.’dan sonra kiliseler görülmeye başlamıştır. İlk kiliselerin
    din adamları, kilisenin bakımı ve temizliğiyle görevli kilise
    hizmetçileriydi. sonradan büyük statü kazanan din adamlarına,
    piskopos denilmeye başlandı ve bunlar kilisenin başına geçtiler.
    Birçok kilisenin piskoposları birleşince evrensel kilise kurulmuş
    oldu ve bunun başına geçen piskopos papa adını aldı. Katolik kavramı
    da evrensel kilise anlamındadır.
    Kitab-ı Mukaddes: Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd’den meydana
    gelen kitapların bütününe denir. Kitab-ı Mukaddes, tahrif edilmiş
    şekilleriyle Tevrat, Zebur ve İnciller yanında, bazı peygamberlere
    atfedilen kitaplar, Pavlus’un 15 ayrı mektup ve kitabından oluşmuş
    kitaplar kolleksiyonudur.
    Konsil: Hıristiyan ruhanîler ve râhipler meclisi. Özellikle katolik
    kilisesi dogmaları ve kilise disiplinini düzenleyen kurallar 2.
    y.y.’dan itibaren toplanmaya başlanan bu konsillerce tespit edilmiştir.
    1869 yılına kadar değişik aralıklarla toplanan konsillerin sayısı
    yirmidir. Hıristiyanların temel inançları bu konsillerde kararlaştırılmıştır.
    325 yılında toplanan İznik konsili, Pavlus’un görüşünün
    temeli olan İsa’nın tanrılığını kabul etti. Bu görüşe muhâlif olan
    İncilleri ve başka kitapları nerede olursa olsun toplatıp yakmayı
    kararlaştırdı. Bu kararın alınmasında henüz hıristiyanlığı kabul
    etmemiş olan putperest kral Konstantin’in büyük etkisi oldu; bu
    kararla hıristiyanlığı putperestliğe yaklaştırmış oldu. Yine, bu konsilde
    alınan kararların aksini savunanları konsil, lânetlemekte ve
    aforoz etmektedir. 2048 Din adamının katıldığı bu konsilde bu
    kararı alan din adamlarının sayısı sadece 318 idi. 1720 farklı görüşün
    iddiaları geçersiz kabul edildi. Daha sonra İnciller de konsil
    tarafından değerlendirildi; Önemli bir kısmı teslisi değil de tevhidi
    savunan yüzlerce İncil’in içinden 4 İncil (Matta, Markos, Luka ve
    Yuhanna İncilleri) resmen kabul edilen İnciller oldu. Bunun dışındaki
    kitaplar için, nerede olursa olsun toplattırılıp yatırıldı.
    Kral salonu: Yahova şahitlerinin kilise yerine oluşturdukları
    toplantı ve ibâdet salonu.
    Kutsal Perşembe: Hıristiyanlar, 13 nisan Perşembe gününü
    kutsal Perşembe olarak nitelerler. Çünkü Hz. İsa, son akşam yemeğini
    o gün yemiştir. Ayrıca, her yıl nisan ayının 14. günü akşamı
    toplanıp topluca yemek yemek, eski bir İbrânî geleneğidir.
    HIRİSTİYANLIK
    - 49 -
    Kutsal kabir: Kudüs’te bulunan Hz. İsa’ya ait olduğuna inanılan
    mezar. Hıristiyanlarca, Yusuf tarafından gömülen ve sonradan
    ermiş Helena tarafından bulunan bu mezar kutsaldır. Kur’an’a
    göre, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmediği ve öldürülmediği109 için bu
    mezar kesinlikle Hz. İsa’ya ait olamaz.
    Kutsal Cumartesi: Katolik hıristiyanlar, paskalya arefesinde
    kutsal haftanın son günü olan Cumartesiyi kutsal Cumartesi sayarlar.
    Luka: Hıristiyanlarca kabul edilen 4 İncil’den biri ve bu İncil’i yazan
    kişi. Hıristiyan kaynaklarına göre de havâri olmayan Luka’nın
    asıl mesleği hekimlikti. Yunan asıllı veya Pavlus’a yardımcı olan
    yahudi asıllı Antakya’lı bir doktor olduğu rivâyetleri vardır. Aynı
    zamanda Yeni Ahid’deki kitaplardan biri olan Rasüllerin İşleri kitabının
    yazarı olarak da bilinmektedir. Luka İncili’nin aslı, büyük
    bir ihtimalle İbrânice veya bazılarına göre Latincedir. Eldeki en
    eski nüsha ise Yunanca tercümesidir. Bazı hıristiyanlar aslının da
    Yunanca yazıldığını söylemektedir. Luka’nın bu İncili Yunanlılar
    için yazdığı anlaşılmaktadır. Luka İncilinde tarih yanlışlıkları ve
    maddî hatalar oldukça fazladır.
    Manastır: Râhip veya râhibelerin, dünyadan el etek çekip ruhban
    hayatı içinde birlikte yaşadıkları, ekseriya yerleşme merkezlerinden
    uzak bina.
    Markos: Yasal dört İncil’den biri ve bu İncil’in yazarı. Hıristiyan
    kaynaklarına göre de Markos havâri değildir. Yeni Ahid’de ikinci
    sırada yer alan bu İncil’in yazarının asıl adı Yuhanna’dır; Markos
    onun lakabıdır.
    Matta: Yasal dört İncil’den biri ve bu İncil’in yazarı. Hıristiyan
    kaynaklara göre Filistin’li bir yahudi ailenin oğlu olan Matta’nın
    ikinci adı Levi’dir. Kendisi gümrük memuru olarak görev yaparken
    Hz. İsa ile tanışarak ona tâbi olmuştur. Yani hıristiyan kaynaklarına
    göre Havâri sayılır. Fakat bazı araştırmacılar, halen elde mevcut
    olan Matta İncilinin yazarının Havâri Matta olmadığını, bu İncili
    aslında ismi meçhul Filistinli bir yahudinin yazdığını ileri sürmekte
    ve deliller ileri sürmektedirler. Gerçekten bu İncil, yahudi hukukuna
    çok saygılıdır. Ayrıca, bu İncilin yazarı, İncilini yazarken Havâri
    olmayan Markos’tan geniş çapta istifade etmiştir. Havâri birinin
    havâri olmayandan büyük çapta istifade etmesi pek gerçekçi değildir.
    Matta İncili’nin İbrânice asıl nüshası ortadan kaybolmuş,
    elde en eski nüsha olarak Yunanca tercümesi vardır, ancak bunu
    109 4/Nisâ, 157
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 50 -
    kimin tercüme ettiği belli değildir. Bu tercümenin doğruluğunu
    anlayabilmek için asıl nüsha ile karşılaştırılması gerekir ama ne
    ortada asıl nüsha vardır, ne de tercümeyi yapanın ismi.
    Mesih: Üzerine kutsal sayılan yağ sürülmüş demek olan Mesih,
    Hz. İsa’nın lakabıdır. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İsa için, onun ismi yerine
    de kullanılmıştır.
    Misyoner: Misyon, bir şahıs veya heyete verilen özel görev demektir.
    Misyoner: Kendini bir fikrin yayılmasına adayan kimse demektir.
    Misyoner kelimesi daha çok hıristiyanlar için, hıristiyanlığı
    yaymayı görev edinmiş kimse demektir. Misyonerlik, hıristiyanlığı
    yayma yönündeki sistemli bir faaliyet ve teşkilattır. Misyonerlerin
    yaptığı işe de misyonerlik denilir.
    Nasârâ: Nasrânî kelimesinin çoğuludur. Nasrânî, hıristiyan;
    nasârâ da, hıristiyanlar demektir. Hıristiyanlık için de “nasrâniyye”
    kelimesi kullanılır.
    Nasrânî: Nasrâni ve Nasârâ kelimesinin anlamı ve hıristiyanlar
    için kullanılması konusunda iki değerlendirme yapılır: 1- Kelime,
    Nâsıra veya Nasran adlı köyden olanlar anlamındadır ki, Hz. İsa
    ve havârileri bu köye nispet edilirler. 2- Yardım ve destek anlamındaki
    nusret veya nasr kökünden yardım edenler, yardımcılar
    anlamındaki ensâr kelimesine nispet edilmiştir. Âl-i İmrân sûresi
    52. âyetinde Hz. İsa’nın yardım talebine havârilerin olumlu cevap
    vermeleri sebebiyle havâriler için ensâr kelimesi kullanılır. Bu
    deyimden yola çıkılarak havârilere ve tüm hıristiyanlara “yardım
    edenler” anlamında nasârâ denmiştir.
    Noel, Noel Baba: Noel, hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu geceyi
    kutlamak için yaptıkları bayramdır. Noel ağacı: Hıristiyanların
    noel için kesip süsledikleri çam. Noel Baba: Hıristiyanların noel
    gecesi hediye getirdiğine inandıkları, inanmasalar da çocuklarını
    kandırdıkları mitolojik ve hayâlî kişidir. Hıristiyanlarca Hz. İsa’nın,
    Aralık ayının 25’inde doğduğu kabul edilir ve her yıl bu günde
    noel kutlanır. Eskiden Ocak ayının 6. günü kutlanırdı. Hz. İsa’nın
    hangi yıl doğduğu da hayli tartışmalıdır. Örneğin, Matta İncili’ne
    göre, bugün İsa’nın doğum yılı olarak kabul edilen yıldan, yani
    milattan en az dört yıl önce, Luka İncili’ne göre, milat diye kabul
    edilen yıldan 6 yıl sonra doğmuştur.
    Ermeni mitolojisinde yeni yıl tanrısının adı Amanor’dur. Paganlık/
    putperestlik zamanlarında avlanan hayvanlar, Amanor’un
    onuruna çam ağaçlarına asılırdı. Noel günü çam ağacına çeşitli şeyler
    asılarak yapılan tören, hıristiyanlığa bu pagan geleneğinden
    HIRİSTİYANLIK
    - 51 -
    geçmiştir. Ayrıca, ağaçlara tapmanın yaygın olduğu bölgelerde
    çam ağacına da tapılmıştır. Antik çağın ünlü Yunan ve Roma mitolojileri,
    ağaç tanrılarla doludur. Ağaçlar, Yunanlılarla Romalılarda
    tanrıların barınakları sayılıyor ve ağaçların bir ruhu olduğuna
    inanılıyordu.
    Ortodoks: Hıristiyanlığın üç büyük mezhebinden biri. Öteki iki
    mezhep katoliklik ve protestanlıktır. 1054 yılında Roma’dan ayrılan
    ve onu tanımayan Bizans’la ona bağlı olan doğu kiliseleri ortodoksturlar.
    Bu anlayış, 9. y.y.’dan sonra Slavlar arasında yayılmıştır.
    Ruslar, Bulgarlar, Sırplar bu mezheptendirler. Ortodoksluk inancına
    göre yeryüzünde bulunan her kilise bağımsızdır. Ortodoks
    baş patriği sadece bu bağımsız kiliseler birliğinin başkanıdır. Bu
    mezhebin kuramsal inançlarının başında baba’nın yaratılmadığı,
    oğul’un yaratıldığı ve baba-oğul-ruhu’l-kudüs üçlemesindeki öz
    birliği gelir. İsa’nın ilâhî/tanrısal ve insanî nitelikleri birbirinden
    ayrılamaz. Ruhu’l Kudüs’ün, sadece Babadan doğduğuna inanan
    Katoliklerin tersine; hem baba ve hem oğuldan doğduğunu kabul
    eden mezheptir. Kiliselere ikonalar, yani kutsal resim ve heykeller
    konulmasını savunurlar ve kiliselerini bunlarla doldururlar.
    Papa: Katolik kilisesinin en büyük ruhanî reisi, Roma piskoposu.
    Papalık: Papa yönetimi, papanın başında bulunduğu devlet,
    İtalya topraklarında bulunmasına rağmen, ayrı devlet kabul edilen
    dünyanın en küçük devleti Vatikan, papa tarafından yönetilen
    teokratik bir papalıktır.
    Papaz: Hıristiyan ruhanî reisi, din adamı, râhip, keşiş.
    Paskalya: Hıristiyanların Hz. İsa’nın dirildiğine inandıkları gün
    yaptıkları bayram. Her yıl Mart ayının 14. gününü izleyen Pazar
    günü, hıristiyanlara göre Hz. İsa’nın dirildiği gündür. Bugün,
    İsa’nın yeniden yaşama geçtiğine inanılır ve büyük bayram yapılır.
    İlkbahara doğru kutlanan bu bayram, her yıl sonbaharda ölüp
    ilkbaharda dirilen Sümerlerin Temmuz, Eski Anadolunun Attis ve
    Agdistis, Yunanlıların Adonis inançlarından gelmedir. Bu bayram
    da hıristiyanlığın putperestlere verdiği tâvizlerden biridir. Yahûdi
    geleneğiyle de irtibat kurulabilir. Şöyle ki, Yahûdiler de her yıl,
    aynı adla, dinsel gök ayının -ki bu, dinî takvimlerinin birinci ayıdır-
    14. gününde Mısır’dan çıkışlarını kutlamak için bayram yaparlar.
    Hıristiyanlar, paskalyayı baş bayram saymışlar ve bir çeşit bayramlar
    takviminin temeli olarak tespit etmişlerdir. Katolik takviminde
    bayram günleri her yıl aynı güne düşmediğinden bütün katolik
    bayramları paskalyaya göre hesaplanır. Paskalya çöreği: Paskalya
    günü yapılan bir cins tatlı çörek. Paskalya yumurtası: Paskalya
    günü hıristiyanların kırmızıya boyadıkları haşlanmış yumurta.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 52 -
    Patrik: Ortodoks kiliselerinin başkanlarına patrik denir. Bazı
    doğu kiliselerinde ve ortodokslarda en büyük ruhanî reis demektir.
    Patriğin kaldığı yere, makamına patrikhane denir.
    Pavlus (Paulus, Paul, Saint Paul -Sen Pol-): Milâdî 5-67 yıllarında
    yaşayan yahudi asıllı, hıristiyanlığı aslî ve tevhid çizgisinden
    çıkarıp, teslis gibi temel dogmaları oluşturmuş, kiliseler kurmuş
    ve hıristiyanlığı teşkilâtlandırmış kişidir. Bugünkü muharref hıristiyanlık
    onun ürünüdür. Pavlus, Hz. Musa’nın yasa ve yasaklarını
    yürürlükten kaldırmış ve yeni bir anlayış geliştirmiştir. Mektupları,
    Kitab-ı Mukaddes’ten sayılmış, İnciller seviyesinde görülmüştür.
    Tevhid yerine teslisi, Hz. İsa’nın peygamber değil; tanrının
    oğlu ve tanrı olduğunu hıristiyanlara kabul ettirmiştir. İlk günah,
    aslî günah anlayışını da o icat etmiştir. Buna göre, ilk günah, Hz.
    Âdem’in suçuyla başlamış ve bütün soyuna bulaşmıştır. Her doğan
    insan, babası Âdem’in günahının mirasından dolayı günahkâr
    olarak doğar. Tanrı, kendi niteliğine sahip olan oğlu İsa’yı insanları
    bu suçtan, yani aslî günahtan kurtarmak için yeryüzüne göndermiştir.
    Kıyamet gününde de insanları diriltmek ve ilâhî bağışa
    kavuşturmak için yeryüzüne yeniden inecektir, ruh da bu yüzden
    ölümsüzdür. Bu Pavlos dogmalarının hiçbiri yahudilikte de, Hz.
    Musa şeriatında da yoktur (Tabii ki, Hz. İsa’nın tebliğ ettiği dinde
    de bulunmamaktadır). Bu açıdan, Pavlus’un öğretileri, hıristiyan
    dogmalarıyla birlikte yahudi şeriatının da yürürlükte bulunduğunu
    savunan Petrusculuk’a karşı, yepyeni bir hıristiyanlık anlayışıdır.
    Bugünkü hıristiyanlık, hemen tümüyle Pavlus’un temel itikad ve
    hükümlerini belirlediği, Pavlus’un merkezde olduğu bir dindir.
    Paulcanien’ler: Paul de Samosate taraftarları, şimdi bağlıları
    kalmayan muvahhid hıristiyan gruplarından biri.
    Petrus: Hz. İsa’nın baş havârisidir. Matta İncilinde yazıldığına
    göre Hz. İsa, ona, Petrus’ un kelime anlamı olan ‘taş’ anlamında:
    “Sen Petrus’sun, ben kilisemi senin üstüne kuracağım”110 demiştir.
    Bununla beraber Hz. İsa’nın tutuklanması sırasında peygamberini
    terkettiği ve onu inkâr ettiği de bilinir. Ne var ki daha sonra hıristiyanlığı
    yaymaya çalışmış, dine ilk katılan çoktanrıcılar onun
    tarafından vaftiz edilmiştir. Pavlus’la karşılaşmış ve onunla anlaşamamıştır.
    Bu anlaşmazlık, Pavlus’un Galatyalılara Mektubunda
    açıklanır.
    Piskopos: Yunanca bir kelime olup, kelime anlamı gözeten
    demektir. Başpapaz, bir piskoposluk bölgesinde başpiskopostan
    sonra gelen papaz, metropolit anlamında kullanılır. Dinsel bir
    110 Matta, 16/18
    HIRİSTİYANLIK
    - 53 -
    bölge olan piskoposluğu yöneten en üst rütbedeki papaza piskopos
    denir. Katolik kilisesinin başkanı olan papa, bir piskoposlar
    piskoposudur.
    Protestanlık: Katoliklikten ayrılma reformcu hıristiyan mezheplerine
    verilen ad. Protestan: Reformist hıristiyan mezhebinden
    olan, reform taraftarı. 16. y.y. da Roma kilisesini protesto eden
    Alman papaz Martin Luther’in reformuyla oluşan bir mezheptir.
    Protestan kiliseleri bağımsız ve ulusaldır; katolik kiliseleri gibi bir
    papa otoritesine bağlı ve uluslararası nitelikli değildir. Protestanlara
    göre ilâhî bağış karşılıksızdır ve o yüzden günah çıkarmak
    mecburi değildir. En üst hakem ve yetkili olarak Kitab-ı Mukaddes
    kabul edilmeli ve bir hıristiyan, sorularının karşılığını papadan değil;
    ondan öğrenmelidir. Papazlar evlenebilirler. Cehennem diye
    bir yer yoktur; sadece Tanrı’nın bağışını elde eden hıristiyanlar
    için ölüm ötesinde mutlu bir hayat vardır. Bununla birlikte çeşitli
    protestan kiliseleri arasında görüş ayrılıkları da hayli fazladır. Almanya
    ve İskandinav ülkelerinde Luther’ci, Fransa ve İsviçre’de
    Calvin’ci, İngiltere’de Anglikan, İskoçya’da Presbiteryen kiliseler
    protestandır.
    Râhip: Hıristiyan din adamı. Kadın din adamlarına da râhibe
    denir. Papaz deyimiyle eş anlamda kullanılan bu deyim, genel olarak
    İslâm dışındaki diğer din adamları için de kullanılmıştır. Ama
    daha çok manastırda oturan hıristiyan din adamlarına râhip, oralarda
    yaşayan keşiş kadınlara da râhibe denilir.
    Ruhbanlık: Râhiplik, papazlık, keşişlik. Râhiplerin hayat tarzı,
    manastır yaşayışı. Ruhbanlıkla ilgili Kur’an’da şöyle buyrulur:
    “Sonra bunların izinden art arda peygamberlerimizi gönderdik Meryem
    oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik, ona İncil’i verdik ve ona uyanların
    yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa
    gelince, onu Biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızâsını kazanmak
    için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman
    edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.”111
    Ruhbanlık, hıristiyanların ihdas ettiği bir yaşayış ve anlayış tarzıdır.
    Rivâyetlere göre Hz. İsa’dan sonra muvahhid hıristiyanlar,
    yani mü’minler inkârcı zorbalarca yok edilmeye çalışılmış, girişilen
    üç savaşta mü’minler ağır kayıplar vermişler, sağ kalan iman
    ehli, kendilerinin de ölümü halinde dine dâvet edecek kimsenin
    kalmayacağı gerekçesiyle savaş yapmama kararı almış, sadece
    ibâdetle meşgul olmaya başlamışlar. İşte bu suretle fitneden kaçarak,
    dinlerinde ihlâs ve samimiyet gösteren bu insanlar dünyanın
    111 57/Hadîd, 27
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 54 -
    bütün zevklerinden, fazla yiyip içmekten ve evlenmekten vazgeçmişler,
    dağlar, mağaralar, oyuklar ve hücrelerde ibâdetle meşgul
    olmuşlardır. Ama birçoğu bu râhib hayatına riâyet etmeyerek, Hz.
    İsa’nın tevhid dinini bırakıp teslis akidesini ortaya attılar veya hükümdarlarının
    dinine girdiler. Hz. İsa’nın tevhid yolundan ayrılan
    bu hıristiyanlar, Hz. Muhammed’i (s.a.s.) de kabul etmediler, sapıklıklarına
    devam ettiler.
    Reformasyon: Hıristiyanlıkta her çeşit yenileşmeler ve özellikle
    protestan hareketi. Geniş anlamda her çeşit dinî yenileştirmeleri
    içine alan reform, özellikle 16. y.y. da gerçekleşen protestan
    reformu, bu deyimle dile getirilir.
    Rûhu’l-Kudüs: Hz. İsa’ya üflenen ilâhî ruh. Hıristiyanların
    inancına göre ruhu’l kudüs (kutsal ruh) insan yüzlü bir devdir,
    bütün nesnelerin başlangıcından beri sular üstünde kımıldayan,
    tûfandan sonra toprağı kurutan odur. Baba-oğul-rûhu’lkudüs,
    İsa’nın vücudunda toplanmış üç ilâhî kişidir. Tümü ilksiz ve sonsuzdur
    ve birbirlerine üstünlükleri yoktur. Bu, onların iddiasına
    göre tevhidde teslis, ya da teslisde tevhiddir (üçlükte teklik veya
    teklikte üçlük).
    Sinoptik İnciller: Matta, Markos ve Luka İncilleri, birbirlerine
    çok benzediğinden ve aynı terimlerle yazıldıklarından sinoptikler
    denilir. Yuhanna İncili ise, hem konuları ve hem üslûbu/anlatım
    biçimi yönüyle diğerlerinden ayrılır. Örneğin, sinoptik İncillerde
    Hz. İsa’nın, dini bir yıl süreyle tebliğ ettiği anlatılırken; Yuhanna
    İncilinde bu süre üç yıldır. İlk üç İncilde gösterilen dâvet ve tebliğ
    yerleri ile Yuhanna’da gösterilen yerler de birbirinden çok farklıdır.
    Bununla beraber sinoptik İncillerin arasında da çok önemli
    oranda ve büyük sayıda farklılıklar ve çelişkiler vardır.
    Süryâni: Suriye ve Türkiye’nin güney doğusunda yaşayan Sâmi
    ırktan bir hıristiyan topluluğu.
    Tahrif: Tahrif, aslında bir kelimedeki harflerin yerini değiştirerek
    manayı bozma demektir. Terim olarak kullanılışı ise, bir metni,
    ilâve ve çıkarmalarla farklı manaya gelecek şekle sokma demektir.
    Kutsal kitabı olduğu gibi, dini bozmaya ve değiştirmeye de tahrif
    denilir.
    Tecessüd: Arapça bir kelimedir. Vücutlanma, bedene girme,
    insan vücuduna dönüşme demektir. Hıristiyanlığa göre Tanrı, insanın
    aslî günahını bağışlamak için İsa’da tecessüd ederek insan
    şeklinde dünyaya gelmiştir.
    Tekfir (Keffâret, Fidye –Redemption): Hıristiyanlığın esaslarından
    biri de, Tanrı’nın bütün insanların günahlarına keffâret olmak
    HIRİSTİYANLIK
    - 55 -
    üzere, onların affı için insan şekline girip yaşadıktan sonra ıstırap
    çekerek ölmesi, yani tekfir/keffâret, fidye inancıdır. Bu inancın,
    üç temel uzantısı vardır: Hz. İsa’nın tanrılığı, bütün insanlığın
    günahkâr olduğu ve insanlığın affı için fidye (kurban) anlayışı.
    Teslis: Arapça üç demek olan selâse kelimesinden türetilmiştir.
    Üçleme, üçe çıkarma demektir. Hıristiyanlıkta Tanrı’nın üç unsurun
    birleşimi olduğuna inanma haline denir. Üç tanrılık gücün
    tek tanrıda birleşmesi demek olan teslis, baba (tanrı) - oğlu (İsa)
    - rûhu’l kudüs’ü hıristiyanlar, tanrının üç ayrı görünümü sayarlar ve
    üçlükte tekliğe inanırlar; yani Tanrı hem tektir, hem de üç. Bu yüzden
    hıristiyanlara ehl-i teslis de denir. Kur’ân-ı Kerim, teslisin açık
    bir küfür olduğunu ve teslisi kabul edenlerin kâfir olduğunu112
    vurgulayarak, bundan vazgeçilip Allah’a yalan uydurulmamasını
    ve Hz. İsa’ya iftira atılmamasını113 emreder.
    Uknum-akanim: Uknum, Arapça unsur, esas, temel demektir.
    Akanim de onun çoğuludur. Akanim-i selâse: üç uknum, yani teslisin
    üç temel unsuru demektir ki, bunlar baba-oğul-ruhu’l kudüstür.
    Vaftiz: Yunancadan geçmiştir. Hıristiyanların küçük çocuklara
    ve dinlerine girenlere uyguladıkları suya sokma veya su serpme
    töreni demektir. Hıristiyanlara göre, doğuştan, babası Âdem’in
    suçuna ortak olarak dünyaya gelen insan, ancak kutsal kabul
    edilen kilisedeki su ile yıkanarak günahlarından arınabilir. Yoksa
    hıristiyan kabul edilemeyeceği gibi, günahlarından da arınmamış
    olur ve cehennemi hak eder.
    Yahuda: Hz. İsa’yı yakalatan havâri. İsa’nın on iki havârisinden
    biridir. İskaryot da denilir. Otuz gümüş dinar karşılığında İsa’yı ihbar
    ederek yakalattırmıştır. sonradan vicdan azabı çektiği ve kendini
    astığı da rivâyet edilir.
    Yahova: Kitab-ı Mukaddes’in ilk bölümü olan Ahd-i Atik’de
    Tanrı için kullanılan bir lafızdır. Yahudilerin kendi Tanrılarına verdikleri
    addır. Yehova veya Yahve biçiminde de yazılıp söylenir. Elohim
    lafzı da yine benzer şekilde kullanılır. Yalnız Yahova, yahudi
    ırkının özel tanrısı olup, başkalarının tanrısı değildir.
    Yahova şâhitleri: Yahova/Yahve’nin (Tanrı’nın) şâhitleri anlamında
    olan bu tâbir, hıristiyanlığı kendilerine göre yorumlayan,
    merkezî, otoriter bir teşkilâta bağlı misyoner grubunun kendilerine
    verdikleri addır. Yahova şâhitleri, yılbaşında Noel Baba adına
    112 5/Mâide, 73
    113 4/Nisâ, 171-172
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 56 -
    yapılan âdetleri kabul etmezler. Yeryüzünü ebedî kabul ederler
    ve bu anlamda bir kıyamete de inanmazlar. Gayelerini dünya
    üzerinde gerçekleştirmek dâvâsıyla çok çeşitli dernekler, örgütler
    kurmuşlar, bu maksatla dergiler, kitaplar, broşürler yayımlamışlar,
    her çeşit araç ve propaganda yoluyla evden eve dolaşarak
    faâliyetlerini sürdürmüşlerdir ve hâlâ da bu çalışmalarına devam
    etmektedirler. Her ülkede, askerliğe karşı çıkarlar. Savaşlara, kan
    vermeye ve kan nakline karşıdırlar, barışçı ve iyiliksever portre çizmeye
    çalışırlar.
    Yuhanna: Yeni Ahidi oluşturan dört İncil’den biri ve bu İncil’in
    yazarının adıdır. Mesleği balıkçılık olan Yuhanna, havârilerden biridir.
    Ancak, bazı hıristiyan araştırıcılar, İncil yazarı Yuhanna’nın,
    havâri Yuhanna’dan farklı kişi olduğunu, eldeki Yuhanna İncilindeki
    ifadelerden delillendirerek belirtirler. Gerçekten Yuhanna
    İncili, Yunan felsefesini çok iyi bilen biri tarafından yazılmış olmalıdır.
    Yuhanna İncili, diğer üç İncilden çok farklı kaleme alınmıştır.
    Diğer üç İncile, ortak konuları ve benzer üslûpları sebebi ile sinoptik
    İnciller denilir. Esas gayesi bakımından da diğer İncillerden
    hayli farklı olan Yuhanna İncili’nin asıl amacı teolojiktir. Onda Hz.
    İsa, Nâsıralı bir peygamber olarak karşımıza çıkmaz; insan şekline
    girmiş bir ilâh olarak takdim edilir.
    Yusuf: Hıristiyanlara göre, Hz. Meryem’in nişanlısı ve bazı
    mezheplere göre kocasıdır. İsa’nın babası sayılır ve Kitab-ı Mukaddeslerin
    soy kütüğüne göre, isa’nın atalarından biri ve ilkidir. Hem
    “Bâkire Meryem” anlayışı, hem de Meryem’in nişanlısı, hatta kocası
    ve Hz. İsa’ nın babası kabul edilmesi, tüm hıristiyanlar için olduğu
    gibi, elimizdeki İncillerin de büyük çelişkilerinden biridir. Hıristiyanlara
    göre ilk aziz (ermiş, evliya) sayılır. Peygamber Dâvud’un
    soyundan olduğuna inanılır. Marangoz olduğundan ötürü marangozların,
    dülgerlerin duayeni/piri ve koruyucusu kabul edilir.
    Not: Allah’a “Tanrı” denilmesinin doğru olmadığı anlayışıyla
    daha önceki konularda görüldüğü gibi “Allah” lafzı yerine “Tanrı”
    kelimesi kullanılmamıştır. Bununla beraber, başkalarının yanlış
    ilâh anlayışı ile tevhide ters düşen özellikler atfettikleri tanrılarına
    “Allah” demek de büyük yanlış olur. Hıristiyanlıkla ilgili bu
    bölümdeki ifadelerde fark edileceği gibi, bizim Allah inancı ve anlayışımızla
    kesinlikle bağdaşmayan hıristiyanların farklı bir tanrı
    anlayışını anlatırken, Allah lafzı yerine Tanrı kelimesini kullanmanın
    daha doğru olduğu anlayışıyla bu kelimeyi kullandım. Allah,
    İhlâs sûresinde özetlendiği ve Kur’an’ın nice âyetlerinde belirtildiği
    gibi tekdir, birdir; doğmamış ve doğurmamış, evlat edinmemiştir.
    Sözgelimi, Tanrı’nın İsa şeklinde tecessüdü, yani Tanrı’nın
    HIRİSTİYANLIK
    - 57 -
    İsa bedenine girip insan şeklinde belirmesi ifadesini, hâşâ “Allah”
    lafzıyla kullanmanın çirkin bir yanlış olacağını düşündüğümden,
    İslâm’ın dışındaki tapınılan varlıklara veya Kur’an’daki Allah vasıflarına
    ters mâbudlara Tanrı denilmesinin tenzih için zarûret
    olduğunu düşünüyor ve bunu tavsiye ediyorum. “Tanrı”, Arapçadaki
    “ilâh” karşılığıdır. Kendisine inanılıp tapınılan sahte/uydurma
    mâbudlara ilâh/tanrı denir; ama müslümanlara göre Allah’tan
    başka ilâh/tanrı yoktur. Hıristiyanların tanımladığı ve vasıflandırdığı
    Tanrı ve Tanrıların, “Allah” diye isimlendirilmesi doğru olmaz.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 58 -
    Hıristiyanlık ve Hıristiyanlarla İlgili Âyet-i Kerime’ler
    1. A- Nasârâ Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 14 Yerde:) 2/
    Bakara, 62, 111, 113, 113, 120, 135, 140; 5/Mâide, 14, 18, 51, 69, 82; 9/
    Tevbe, 30; 22/Hacc, 17.
    2. B- Nasrânî Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerime (1 Yerde:) 3/Âl-i İmrân, 67.
    3. C- Hıristiyanların İmandan Yüz Çevirmeleri
    4. Hıristiyanlar, Allah’a Çocuk İsnat Ettiler: 2/Bakara, 116; 3/Nisâ, 171; 5/
    Mâide, 18; 9/Tevbe, 30; 16/Nahl, 71; 19/Meryem, 88-92; 21/Enbiyâ, 16-17;
    42/Zuhruf, 65.
    5. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın Tanrılığını İddia Ettiler: 3/Âl-i İmrân, 61-64, 79-80;
    5/Mâide, 17, 75, 116-117; 9/Tevbe, 31; 19/Meryem, 37-39; 43/Zuhruf, 65.
    6. Hıristiyanlıkta Teslis/Üçleme İnancı: 4/Nisâ, 171; 5/Mâide, 73-74, 116-117.
    7. Hıristiyanlar, Rahiplerini Tanrı Edindiler: 9/Tevbe, 31, 34.
    8. Hıristiyanların Şirki: 43/Zuhruf, 65-66.
    9. Hıristiyanlar, Kendilerinin Allah’ın Oğulları Olduklarını Söylerler: 5/
    Mâide, 18.
    10. Hıristiyanlar, İncil’i Tahrif Ettiler: 3/Âl-i İmrân, 65, 78; 5/Mâide, 110.
    11. Hıristiyanların Peygamberimiz’i Yalanlamaları: 2/Bakara, 139-140, 146;
    6/En’âm, 20.
    12. Hıristiyanların ve Yahudilerin İnkârlarına Karşı Mü’minlerin Cevabı: 2/
    Bakara, 135-140.
    13. Hıristiyanların Ruhbanlığa Sapmaları: 57/Hadîd, 27.
    14. Hıristiyanların İçlerinden İman Edenler: 2/Bakara, 62; 5/Mâide, 69, 82-85.
    15. Hıristiyanların Bazı Özellikleri ve İhânetleri
    16. Hıristiyanların Dostlukları ve Düşmanlıkları: 2/Bakara, 105, 120, 145; 5/
    Mâide, 51, 82.
    17. Hıristiyanlar, Cennet Bizimdir Derler: 2/Bakara, 111-112.
    18. Hıristiyanlar, Kendi Dinlerine Dâvet Ederler: 2/Bakara, 135-136.
    19. Hıristiyanlar, Allah’a Verdikleri Sözde Durmadılar: 5/Mâide, 14.
    20. Hıristiyanlar, Bâtıl Yollarla İnsanların Mallarını Yerler: 9/Tevbe, 34.
    21. Hıristiyanlar Birbirlerine Düşmandırlar: 5/Mâide, 14.
    22. Hıristiyan – Yahudi İlişkisi
    23. Hıristiyanlarla Yahudiler Birbirlerine Düşmandır: 2/Bakara, 113, 140; 5/
    Mâide, 18; 21/Enbiyâ, 93; 42/Şûrâ, 14.
    24. Yahûdiler Hz. İsa’yı İnkâr ile Öldürdüklerini Söylerler: 4/Nisâ, 156, 157,
    159.
    25. Yahûdiler Hz. Meryem’e İftira Etmişlerdir: 4/Nisâ, 156, 157; 19/Meryem,
    27-34.
    26. Hıristiyanların Cezası: 22/Hacc, 17.
    27. Ehl-i Kitab
    28. Ehl-i Kitabdan Mü’min Olanlar Vardır: 2/Bakara, 121; 3/Âl-i İmrân, 110,
    113-115, 199; 13/Ra’d, 36; 28/Kasas, 52-55.
    29. Ehl-i Kitabdan Kâfir Olanlar: 2/Bakara, 121; 5/Mâide, 68; 98/Beyyine, 1-6.
    30. Ehl-i Kitabdan Kâfir Olanların Dostluğu: 2/Bakara, 105, 109-120; 3/Âl-i
    İmrân, 100; 4/Nisâ, 44
    31. 45; 5/Mâide, 57-59.
    32. Ehl-i Kitab, Kur’an’ı vePeygamberimiz’i Bile Bile İnkâr Ederler: 2/Bakara,
    HIRİSTİYANLIK
    - 59 -
    101, 146; 3/Âl-i İmrân, 19, 70, 71, 81, 98-99, 187; 4/Nisâ, 44; 5/Mâide, 19;
    6/En’âm, 20, 114; 7/A’râf, 157; 13/Ra’d, 30, 43; 26/Şuarâ, 196; 33/Ahzâb,
    7; 48/Feth, 29; 98/Beyyine, 4.
    33. Ehl-i Kitab Kendilerine Uyan Mü’minleri Kâfir Yaparlar: 3/Âl-i İmrân,
    100-101; 4/Nisâ, 44-45.
    34. Ehl-i Kitab Antlaşmalarını Bozar: 9/Tevbe, 1-3.
    35. Ehl-i Kitab ile Savaş: 9/Tevbe, 29; 29/Ankebut, 46; 42/Şûrâ, 16.
    36. Ehl-i Kitabın Kestiklerinin ve Yemeklerinin Yenmesi: 5/Mâide, 5.
    37. Ehl-i Kitab Kadınların Nikâhlanması: 5/Mâide, 5.
    38. Enl-i Kitabı İslâm’a Dâvet ve Dâvet Metodu: 4/Nisâ, 47; 5/Mâide, 15-16,
    19, 65-66, 68, 77; 29/Ankebut, 46; 57/Hadîd, 28-29; 98/Beyyine, 1-5.
    39. H- İncil
    40. İncil Hz. İsa’ya Verilmiştir: 3/Âl-i İmrân, 48; 5/Mâide, 46; 57/Hadîd, 27.
    41. İncil, Kur’an’dan Önce İnsanlara Hidâyet ve Nurdur: 3/Âl-i İmrân, 3-4; 5/
    Mâide, 46.
    42. İncil, Tevrat’ı Tasdik Eder: 5/Mâide, 46.
    43. İncil Şeriatı: 5/Mâide, 47; 9/Tevbe, 111.
    44. İncil Hıristiyanların Tahribine Uğramıştır: 3/Âl-i İmrân, 65, 78; 5/Mâide,
    110.
    45. Tevrat, Hz. İsa’ya da Öğretilmiştir: 3/Âl-i İmrân, 48, 50; 5/Mâide, 110.
    46. İ- Hz. İsa
    47. Hz. İsa Babasız Doğmuştur: 3/Âl-i İmrân, 45, 47, 59; 19/Meryem, 17-23;
    21/Enbiyâ, 91; 23/Mü’minûn, 50.
    48. Hz. İsa Allah’ın Peygamberi ve Kelimesidir: 4/Nisâ, 163, 171; 5/Mâide, 75;
    6/En’âm, 85; 57/Hadîd, 27
    49. Hz. İsa, Allah Tarafından Bir Ruh ve Kuldur: 4/Nisâ, 171-172.
    50. Hz. İsa’ya İncil Verilmiştir: 3/Âl-i İmrân, 48; 5/Mâide, 46; 57/Hadîd, 27.
    51. Hz. İsa, Tevrat’ın Tasdikçisidir: 5/Mâide, 46.
    52. Allah’ın Selâmeti Hz. İsa’nın Üzerinedir: 19/Meryem, 33.
    53. Hz. İsa, İsrâiloğullarına Gönderilmiştir: 3/Âl-i İmrân, 48-49.
    54. Hz. İsa’nın Ümmetine Dâveti: 3/Âl-i İmrân, 50-52; 5/Mâide, 112-113, 116-
    117; 19/Meryem, 36; 43/Zuhruf, 63-65; 61/Saf, 6, 14.
    55. Hz. İsa’nın Mûcizeleri: 2/Bakara, 87, 253; 3/Âl-i İmrân, 46, 49; 5/Mâide,
    109-115; 19/Meryem, 27-34, 36.
    56. Hz. İsa’nın Havârileri: 3/Âl-i İmrân, 52-53; 5/Mâide, 111-112; 61/Saf, 14.
    57. Hz. İsa’yı Yahûdilerin Öldürme Teşebbüsleri: 3/Âl-i İmrân, 54-55; 4/Nisâ,
    157; 5/Mâide, 110.
    58. Hz. İsa, Asılmamış, Öldürülmemiş; Yükseltilmiştir: 3/Âl-i İmrân, 54-55; 4/
    Nisâ, 157-158.
    59. Hz. İsa’nın Kıyamet İçin Bir Bilgi (Alâmet) dir: 43/Zuhruf, 61.
    60. Hz. İsa’yı Yahûdiler Öldürdüklerini Söyler: 4/Nisâ, 156-157, 159.
    61. Kıyâmet Gününde Hz. İsa ve Ümmeti: 5/Mâide, 109-119.
    62. Hz. İsa’nın Elçilerinin Onun Adına Antakya Halkını Hakka Dâveti: 36/
    Yâsin, 13-27.
    63. Hz. İsa’nın, Ümmetinin Affını İstemesi: 5/Mâide, 118.
    64. Müşriklerin, Hz. İsa Hakkında Peygamberimiz’le Tartışıp Çekişmeleri: 43/
    Zuhruf, 57-62.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 60 -
    Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
    1. Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c. 1, s. 314; c. 2, s.
    358-376
    2. Fî Zılâli’l Kur’an, Seyyid Kutub, Hikmet Y. c. 2, s. 279-300
    3. Tefhîmu’l Kur’an, Mevdudi, c. 1, s. 251-265
    4. Kur’an Mesajı, Muhammed Esed, İşaret Y. c. 1, s. 94-100
    5. Hülâsatü’l Beyan, Mehmet Vehbi, Üçdal Neşriyat, c. 2, s. 585-627
    6. Furkan Tefsiri, Hicazi, Vahdet Y. c. 1, s. 272- 286
    7. Mefâtihu’l Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Râzi, Akçağ Y. c. 3, s. 54-55;
    c. 6, s. 269-354
    8. Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y. c. 4, s. 1237-1287
    9. İslâm Ansiklopedisi, T. Diyanet Vakfı Y. c. 17, s. 328-372
    10. Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 3, s. 3-5
    11. Sosyal Bilimler Ansiklopedisi (Ali Ünal), Risale Y. c. 2, s. 156-158
    12. Kur’an’da İnsan ve Toplum, Ekrem Sağıroğlu, Pınar Y. s. 153-187
    13. Din Anlayışımızdaki Dehşet Yanılgılar, Naci Çelik, Nedret Y. s. 55-86
    14. İslâm’a İtirazlar ve Kur’ân-ı Kerim’den Cevaplar, Süleyman Ateş, Kılıç Kit.
    Y. s. 377-402
    15. Kur’an ve Toplum, Muhammed el-Behiy, Bir Y. s. 364- 400
    16. Kur’an’da Tartışma Metodları, Zahir b. Awad el-Elmaî, Pınar Y.
    17. Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru, Abdullah Draz, Mim Y.
    18. Kur’an-ı Kerim’de Yahudiler ve Hıristiyanlar (K.K’de Ehl-i Kitab), M.
    Fatih Kesler, T.D.V. Y.
    19. Kur’an-ı Kerim, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hakkında Ne Diyor? İbrahim
    H. Kurt, T.D.V. Y.
    20. Kur’an-ı Kerim’in Evrensel Mesajına Çağrı, Süleyman Ateş, Yeni Ufuklar
    Neşriyat
    21. Kur’ân-ı Kerim ve Garp Kaynaklarına Göre Hıristiyanlık, Ziya Kazıcı,
    Bahar Y.
    22. Kur’an’da Ehl-i Kitab, Veli Ulutürk, İnsan Y.
    23. Ehl-i Kitap ve İslâm, Remzi Kaya, Altınkalem Y.
    24. Tevrat ve İncildeki Tahrifler, el-Cüveyni, Seha Neşriyat
    25. Tevrat, İnciller ve Kur’an, Maurice Bucaille, D.İ.B. Y.
    26. Tevrat, İncil ve Kur’an, Jacques Jomier, terc. Sakıp Yıldız, Hareket Y./
    Dergâh Y.
    27. Kitab-ı Mukaddes, Kur’an ve Bilim, Maurice Bucaille, çev. Suat Yıldırım,
    T.Ö.V. Y.
    28. Günümüz Dünya Dinleri, Osman Cilacı, D. İ. B. Y.
    29. Çağdaş Dünya Dinleri, Abdülkadir Şeybe, Beyan Y.
    30. Çağdaş Dinler, Reşid Abdullah el Ferhan, Uluslar arası İslâma Çağrı C. Y.
    31. Yaşayan Dünya Dinleri, A. Abdullah Masdusi, Kalem Y.
    32. Genel Hatlarıyla Dinler Tarihi, Osman Cilacı, Mimoza Y.
    33. Dinler ve İnsanlar, Osman Cilacı, Tekin Y.
    34. Câhiliye ve Ehl-i Kitab Örf ve Âdetleri, Ali Osman Ateş, Beyan Y.
    35. Semavi Dinlerde İtikat ve Amel, Mazharuddin Sıddıki, Fikir Y.
    36. İncîl ve Salîb, Abdül Ehad Dâvud, İnkılâb Y.
    HIRİSTİYANLIK
    - 61 -
    37. İslâmiyet ve Hristiyanlık (Bir Mukayese), Türkçesi: İhsan Süreyya Sırma,
    Beyan Y.
    38. Dört İncil, Farklılıkları ve Çelişkileri, Şaban Kuzgun, Şahsî Y.
    39. İslâm Avrupa’da, Montgomary Watt, M. Ü. İlâhiyat Fak. Y.
    40. Günümüzde İslâm ve Hıristiyanlık, Mongomary Watt, İz Y.
    41. Deccal, Hristiyanlığa Lânet, Friedrich Nietzche, Hil Y.
    42. Hristiyanlığa Reddiye, Ebû Osman Câhız, Tekin Y.
    43. Hristiyanlığa Reddiye, Abdullah Tercüman (Anselmo Turmeda), Bedir Y.
    44. Hristiyan Genel Konsilleri ve II. Vatikan Konsilleri, Mehmet Aydın, Selçuk
    Ün. Y.
    45. Hristiyan Kaynaklarına Göre Hristiyanlık, Mehmet Aydın, T. Diyanet
    Vakfı Y.
    46. Hıristiyan İken Niçin Müslüman Oldum, Safiyye Plath, Şahsi Y.
    47. Hristiyanlık Üzerine Konferanslar, Muhammed Ebu Zehre, Fikir Y.
    48. Kitab-ı Mukaddes Allah Sözü müdür? A. Deedat, İnkılâb Y.
    49. Ehl-i Kitap ve İslâm, Remzi Kaya, Altın Kalem Y.
    50. Gerçekler ve Hristiyanlık, Tâhâ F. Ünal, Işık Y.
    51. Mevcut Kaynaklara Göre Hristiyanlık, Suat Yıldırım, Işık Y. / D. İ. B. Y.
    52. 4 Dinden 4 Adam ve Bir Dinsizin Konuşmaları, Burhaneddin Mirzâ,
    Sönmez Neşriyat
    53. İzhâru’l Hak Fî İhtiyâri’l Ehak, Rahmetullah el-Hindî, Sönmez Neşriyat
    54. Kutsal Kitaba İlâhî Çağrı (İzhâru’l Hak), Rahmetullah el-Hindî, Trc.
    Abdülhâdi Sıddık, Faran Y.
    55. Kitab-ı Mukaddes/Eski ve Yeni Ahit, Türkçe Çeviri, Kitab-ı Mukaddes
    Şirketi Y.
    56. İncil, Türkçe Çeviri, Müjde Y.
    57. Onun İzinde; Hıristiyanlık ve Laiklik Tarihi, G. Barker, Şahsi Y./Müjde Y.
    58. Hıristiyan Dininin Esasları, Hıristiyan Aileler İçin Din Kitabı, P. Luigi
    İannitto, S. Antuan Kilisesi Y.
    59. Anadolu’daki Amerika: Misyoner Okulları, Uygur Kocabaşoğlu, Arba Y.
    60. Hilâl ve Haç Kavgası, Halil Halid, Bedir Y.
    61. Barnabas İncili, Kültür Basın Yayın Birliği
    62. Barnaba İncili Araştırmalar, Muhammed Ali Kutub, Tekin Kitabevi Y.
    63. Barnaba İncili, Abdurrahman Aygün, Tekin Y.
    64. Müslümanların Hristiyanlaştırılması, Muhammed Umara, Denge Y.
    65. Hristiyanlık Propagandası ve Misyoner Faaliyetleri, Osman Cilacı, D. İ.B. Y.
    66. Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri, İ. Süreyya Sırma, Beyan Y.
    67. Yehova Şahitleri, Hikmet Tanyu, D. İ. B. Y.
    68. Yehova’nın Oğulları ve Masonlar, Heyet, Araştırma Y.
    69. Yehova Şahitlerinin İçyüzü, Hüseyin Atay, Ali Arslan Aydın, D.İ.B. Y.
    70. Batının Oluşumu, Christopher Dawson, Dergâh Y.
    71. Mûsâ ve Tektanrıcılık, Sigmund Freud, Dergâh Y.
    72. Çağımızda Dine Dönüş, Henry C. Link, Dergâh Y.
    73. Batı ile Hesaplaşma, Ebul Hasen en Nedevî, Çığır Y.
    74. Din ve Allah İnancı, Abdullah Draz, Bir Y.
    75. Doğu ve Batı Arasında İslâm, Ali İzzet Begoviç, Nehir Y.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 62 -
    76. İslâm-Hristiyan Diyalogu ve İslâm’ın Zaferi, Ali Arslan Aydın, Kültür
    Basın Y. Birliği Y.
    77. İslâm ve Hıristiyan Kaynaklarına Göre İsa (a.s.), Mehmet Eminoğlu,
    Hizmet Kitabevi Y.
    78. Peygamberimiz’e Neden İnanmadılar? Ahmed Lütfi Kazancı, Nil A.Ş. Y.
    79. Bir İslâm Peygamberi Hz. İsa, Muhammed Ataurrahim, İnsan Y.
    80. Hz. İsa ve Hz. Meryem, Mustafa Necati Bursalı, Şelâle Y.
    81. Hz. İsa Gelecek, Harun Yahya, Vural Y.
    82. Kur’an’da Ulûhiyet, Suat Yıldırım, Kayıhan Y.
    83. İslâm’ı Nasıl Yok Edelim? Hampher, Nehir Y.
    84. Dinler Tarihi, Ahmet Kahraman, Marifet Y.
    85. Üç İsa, Aytunç Altındal, Anahtar Y.
    86. Neden Hristiyan Değilim? Bertrand Russell, Toplumsal Dönüşüm Y.
    87. Asrımızda Hıristiyan ve Müslüman Münasebetleri, Heyet, İlmî Neşriyat
    88. Anglikan Kilisesine Cevap, Abdülaziz Çavuş, D.İ.B. Y.
    89. Cevap Veremedi, Harputlu İshak Efendi, Hakikat Y.
    90. Hıristiyan Kaynaklarına Göre Hıristiyanlık, Mehmet Aydın, T. Diyanet
    Vakfı Y.
    91. İsevîlikten Hıristiyanlığa, Tacettin Şimşek, Ekin Y.
    - 63 -
    YAHÛDİLİK
    •
    Benî İsrâil, İsrâil, İbrânî, Yahûdî ve Mûsevî Kelimeleri ve Mâhiyeti
    •
    İsrâiloğullarının Özelliklerinden Bahseden Bazı Âyet ve Hadisler
    •
    İsrâiloğullarının Tarihi
    •
    Firavun ve İsrâiloğulları
    •
    Firavun’dan Kurtulduktan Sonra İsrâiloğulları
    •
    Hz. İsa ve Benî İsrâil
    •
    Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İsrâiloğulları
    •
    İsrâiloğullarının Karakteri / Yahudileşme Alâmet ve Özellikleri
    •
    Onlar ve Biz
    •
    Yahudileşme ve Yahudileşme Temâyülü
    •
    İmanda Pazarlık
    •
    Dini, Kutsal Kitabı Tahrif
    “Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetimi hatırlayın, Bana verdiğiniz sözü tutun ki, Ben de size verdiğim sözü tutayım ve sadece Benden korkun!” 114
    Benî İsrâil, İsrâil, İbrânî, Yahûdî ve Mûsevî Kelimeleri ve Mâhiyeti
    İsrâil, Hz. Yakub’un lakabıdır. Hz. Yakub’un on iki oğlunun soyundan gelenlere benî İsrâil/İsrâil oğulları denilir. “Benî İsrâil” ifadesi, Kur’an-ı Kerim’de 41 yerde geçer. Kur’an’da Benî İsrâil’in yahudileşme sürecini anlatan ayetlerin sayısı ise 712’dir. Benî İsrâil’den bahseden bu 712 ayet, Kur’an’ın tamamı göz önüne alındığında 10’da biri aşan bir oran tutmaktadır. İsrâil kelimesi, iki âyette115 şahıs ismi olarak Hz. Yakub için kullanılır. Benî İsrâil de Kur’an’da Yakub oğulları anlamında yahudiler için kullanılmaktadır.
    “Benî İsrâil/İsrâiloğulları”, “İbrânî” ve “Yahûdi” kelimeleri, çoğu zaman, birbirlerinin yerine kullanılmakta ve hepsi de aynı çağrışımı yapmaktadırlar. İsrâil ismi, “gece yolculuk yapmak” ve “Allah’ın kulu” anlamına gelmektedir. Günümüzdeki Tevrât’tan yola çıkarak İsrâil kelimesine verilen bir başka anlam ise, savaşan
    114 2/Bakara, 40
    115 3/Âl-i İmran, 93; 19/Meryem, 58
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 64 -
    Tanrı veyahut Tanrıya karşı kuvvetli demektir. Muharref Tevrat’ta,
    Hz. Yakub’un Tanrı ile güreşip onu yendiği(!) için bu adı aldığı
    anlatılmaktadır.116 Kendilerine Allah tarafından gönderilen hak
    din İslâm’ı değiştirip yahudileşenlerin, mukaddes kitaplarına ve
    Allah’a en ağır iftiralar atmasına bir örnek de ‘İsrâil’ kelimesine
    verdikleri bu anlam olsa gerektir. “İsrâil” kelimesine yakıştırdıkları
    bu anlamla, kendi soylarını yüceltmek için “tanrı”larını bile
    küçülttükleri, onu sıradan bir insan gibi gördükleri ve bir peygamberine
    (onu yenmeye) gücünün yetmediği âciz bir varlık gibi algıladıkları
    olanca çirkinliğiyle sırıtmaktadır. Kudüs’ü işgal edip o
    kutsal topraklarda devamlı müslüman kanı akıtan zâlim siyonist
    rejimine ve o topraklara da, bilindiği gibi İsrâil adı uygun görülmüştür.
    “İbrânî” adı, İsrâil’in mürâdifi/eş anlamlısıdır. Kelime anlamı
    olarak, “öte tarafın adamları” anlamını ifade eder. Bu isim,
    İsrâiloğullarına Fırat veya Ürdün nehrinin öbür tarafından geldikleri
    için verilmiştir. Bu ismi yahudilere Kenan ülkesinin yerlileri
    vermiştir. Yani Kenanlılar bu ismi göçmen olanlar için kullanmışlardır.
    Bugün kendilerine yahudi dediğimiz kavmin ilk adı İbrânî
    idi. İsrâiloğullarına İbrânî adının verilmesi, onların göçebe bir kavim
    olduklarını ve üzerinde bulundukları toprakların gerçek sahipleri
    olmadıklarını da ispatlar.
    “Yahûdi”: (Hâde-yehûdü; tehevvede:) Bu kelime, tevbe
    etti, hakka döndü anlamına gelmektedir. Yahûdi kelimesi,
    Peygamberimiz’in risâIetinden önce de Arabistan’da biliniyor
    ve kullanılıyordu. Yahûdiler (yehûd) ifadesi Kur’an’da 41 yerde
    geçer. Bu kelimenin İsrâiloğullarına isim verilmesi konusunda şu
    görüş ileri sürülmüştür: Hz. Mûsâ’nın Tur dağına gitmesinden
    sonra onlar buzağıya tapmışlar, ancak Hz. Mûsâ onların yanına
    dönünce kendilerine çok kızmış, onlar da bu çirkin işten dolayı
    pişman olmuş ve tevbe etmişlerdir. İsrâiloğullarının tevbe edişleri
    Kur’an’da şöyle geçmektedir: “İnnâ hüdnâ ileyk / Biz Sana yöneldik
    (tevbe ettik)”117 İşte İsrâiloğullarının bu şekilde tevbe etmeleri dolayısıyla
    kendilerine yahudi denilmiştir. Bir başka görüşe göre, onlar
    Peygamberimiz’in İslâm’a dâvetinde O’nu inkâr ettikleri için bu
    isimle (“dönek” anlamında) anılmışlardır. İsrâiloğullarına yahudi
    denilmesinin bir başka sebebi şudur: Hz. Yakub’un dördüncü oğlunun
    adı Yuda veya Yahuda idi. Dolayısıyla Yahuda’nın adına izafeten,
    dedelerinin isminden ötürü İsrâiloğullarına yahudi denilmiştir.
    Bu ırk, her ne kadar Hz. İbrâhim’e dayanıyorsa da, teşkilatçısı
    116 Kitab-ı Mukaddes, Tekvin 32/28; 45/9-18; Hoşea 26/5-6
    117 7/A’râf, 156
    YAHÛDİLİK
    - 65 -
    ve en büyük peygamberi İsrâiloğullarının kurtarıcısı Hz. Mûsâ’dır.
    “Hz. Mûsâ’ya inanan, bağlanan” anlamına (O’na ne kadar bağlı oldukları
    tartışılacak konu olmakla birlikte) İsrâiloğullarına Mûsevî
    de denilir.
    İsrâiloğullarının Özelliklerinden
    Bahseden Bazı Âyetler
    “Onların milletine/dinine uyuncaya kadar yahudiler ve hıristiyanlar asla
    senden râzı olacak değillerdir. De ki: ‹Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur.’
    Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki,
    Allah’tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” 118
    “Ey iman edenler, yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin
    dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki
    Allah, zâlimler topluluğuna yol göstermez.” 119
    “(Yahudiler ve hıristiyanlar, müslümanlara:) Yahûdileşin ya da hıristiyanlaşın
    ki doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: ‘Hayır! Biz, hanîf olan
    İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.” 120
    “Kendilerine tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların hali, kitaplar
    taşıyan eşeğin hali gibidir. Allah’ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne
    berbattır. Allah zâlimler topluluğunu hidâyete ulaştırmaz.” 121
    “Yahudiler, ‘Allah’ın eli bağlıdır/sıkıdır’ dediler. Kendi elleri bağlandı ve
    söylediklerinden dolayı lânetlendiler. Bilâkis Allah’ın elleri açıktır, dilediği
    gibi verir. Andolsun ki sana Rabbinden indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını
    ve küfrünü arttırır. Aralarına kıyâmete kadar sürecek düşmanlık
    ve kin soktuk. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (fitneyi uyandırmışlarsa)
    Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa
    koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.” 122
    “Andolsun ki İsrâiloğullarından ahid/sağlam söz aldık ve onlara peygamberler
    gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu
    etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını
    da öldürdüler.” 123
    “İsrâiloğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle
    lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve haddi/sınırı
    aşmalarıdır. Onlar, işledikleri kötülükten birbirini vazgeçirmeye
    118 2/Bakara, 120
    119 5/Mâide, 51
    120 2/Bakara, 135
    121 62/Cum’a, 5
    122 5/Mâide, 64
    123 5/Mâide, 70
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 66 -
    çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür! Onlardan çoğunun,
    kâfirlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için
    (âhiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür. Allah
    onlara gazab etmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar.” 124
    “İnsanlar içerisinde, iman edenlere düşmanlık bakımından en
    şiddetli olarak yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın.” 125
    “Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesîh
    (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir.
    Sözlerini daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah
    onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!” 126
    “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar da)
    râhiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara
    ancak tek ilâha ibâdet/kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilâh
    yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” 127
    “Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan,
    Allah ve Rasûlü’ nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini
    kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye
    kadar savaşın.” 128
    Benî İsrâille İlgili Bazı Hadis-i Şerifler
    “İsrâiloğulları hakkında konuşun. Bu konuda konuşmanızda (onları devamlı
    gündemde tutmanızda) bir sakınca yoktur.” 129
    “Sizden öncekilerin yolunu adım adım, karış karış izleyeceksiniz. Eğer
    onlar bir kertenkele/sürüngen deliğine girse, siz de gireceksiniz.’ ‘Ey
    Allah’ın Rasûlü, yahûdilerin ve hıristiyanların yolunu mu?’ diye
    sorduk. ‹Başka kim olacak?’ dedi.” 130
    “Ümmetim, önceki ümmetlerin yolunu adım adım, karış karış
    izlemeden kıyamet kopmaz. ‹Ey Allah Rasûlü, Farslar ve Rumlar
    gibi mi?’ denildi. ‹Başka kim olacak?” buyurdu. 131
    “Ümmetimin başına İsrâiloğullarının başına gelenin aynısı gelecek.
    Tıpkı bir ayakkabı kalıbıyla ayakkabının birbirine uyduğu gibi. Hatta,
    124 5/Mâide, 78-80
    125 5/Mâide, 82
    126 9/Tevbe, 30
    127 9/Tevbe, 31
    128 9/Tevbe, 29
    129 Buhâri, Enbiyâ 50; Ebû Dâvud, ilim 11; Tirmizi, İlim 13; Ahmed bin Hanbel,
    II/159; Dârimî, Mukaddime 6
    130 Buhâri, İ’tisâm 14; Müslim, İlim 6; İbn Mâce, Fiten 17; Ahmed bin Hanbel,
    III/84
    131 Buhâri, İ’tisam 14
    YAHÛDİLİK
    - 67 -
    eğer onlardan biri annesine açıktan varsa, ümmetimden de aynısını yapan
    çıkacak. Ve İsrâiloğulları 72 gruba bölünmüştü; ümmetim de 73 gruba
    ayrılacak.” 132
    “Benî İsrâil’in ilk terk ettiği şey şuydu: Bir kimse diğeriyle bir araya
    gelir, biri diğerine derdi ki: ‘Ey falan, Allah’tan kork ve böyle yapmayı bırak,
    kuşkusuz bu sana helâl değil.’ Ertesi gün karşılaştıklarında onu yine
    aynı şeyi yaparken görür. Bu durum o adamla yemesine içmesine, onunla
    oturup kalkmasına engel olmaz. Adamın günahta ısrar etmesine rağmen
    dostluğunu sürdürürdü. Allah da onların bazısıyla bazısının kalbini mühürledi:
    “De ki: ‘ey ehl-i kitab, dininizde haksız yere aşırılığa dalmayın
    ve önceden sapmış, birçoklarını da saptırmış, doğru yoldan şaşmış bir
    milletin keyiflerine uymayın.”133 âyetini okudu. Sonra ekledi: “Hayır,
    vallahi ya iyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz, hakka aykırı davrananı
    hakka çevirirsiniz ve haktan ayrılmasına engel olursunuz; ya da Allah
    sizin kalplerinizi yahudilerin kalplerine benzetir, sonra onlara lânet ettiği
    gibi size de lânet eder.” 134
    Kur’an-ı Kerim’de İsrâiloğullarıyla ilgili çok sayıda âyet-i kerime
    vardır. 712 âyet, direkt olarak bu konuyla ilgilidir. Kur’an-ı
    Kerim, İsrailoğullarının Firavun baskısı altındaki yaşayışları, ondan
    kurtulmaları ve daha sonra Hz. Mûsâ ile geçen ve daha çok olumsuzluklarla
    dolu olan yaşayışları üzerinde durur.
    İsrâiloğullarının Tarihi
    İsrâil, Hz. Yâkub’un lâkabıdır. Bilindiği gibi Hz. Yâkub, Hz.
    İbrâhim’in Hz. İshak’tan olma torunudur. İsrâiloğulları, Hz.
    Yakub’un 12 oğlunun neslinden gelenlerin tümüne verilen ortak
    addır. Hz. Yakub’un büyük atası Hz. İbrahim, Sümer’deki Ur şehrinden
    gelmiş ve milattan yaklaşık 2200, Hz. Mûsâ’dan da 1000
    yıl önce Filistin’e yerleşmiştir. İsrâiloğullarından Mısır’a ilk yerleşen
    Hz. Yusuf’tur. Kardeşlerinin kıskançlık ve ihaneti sebebiyle Hz.
    Yusuf’un esaretle başlayıp Mısır hükümetinde yetkili olana kadar
    varan serüveni sonucunda, Filistin’de çıkan bir kıtlık nedeniyle 70
    kişilik bir kafileyle Mısır’a gelip yerleştiler.
    İsrâiloğulları, ataları Hz. İbrahim’den beri tevhid akidesine
    inanan müslüman bir neslin torunuydular. Tümü de peygamber
    çocuğu olan 12 kardeşten üreyen bu topluluğu Hz. Yusuf Mısır’a
    yerleştirdiğinde tek Allah’a iman ediyorlar, ataları Hz. İbrahim,
    İshak ve Yakub’un inancını sürdürüyorlardı. Kur’an’a göre, ölüm
    132 Tirmizî, İman 18
    133 5/Mâide, 77
    134 Ebû Dâvud, Melâhim 17 (4336); Tirmizî, Tefsir 5/6 (3047
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 68 -
    döşeğindeki babalarına, tevhidden ayrılmayacaklarına dair söz
    vermişlerdi.
    Yakup (İsrâil) peygamberin oğullarından Hz. Yusuf’un Mısır’da
    söz sahibi olup, babası ve kardeşlerini Mısır’a yerleştirmesinden
    sonra İsrailoğulları Mısır’da hâkim duruma gelmişlerdi. Ancak zamanla
    adaleti ihlâl etmeleri, Firavunların yeniden işbaşına geçmeleriyle
    sonuçlanmış ve İsrailoğulları Mısır’da efendi durumundan
    köle durumuna düşmüşlerdi.
    Allah, İsrailoğullarına tarih boyunca birçok peygamber göndererek
    onları yalnız Allah’a kulluk etmeye, ataları İbrahim’in
    “Hanif” yoluna döndürmeye çalışmıştır. Fakat İsrailoğullarının,
    peygamberleriyle araları genellikle kötü gitmiş, peygamberlerini
    yalanlamaktan, yalnız bırakmaktan ve hatta öldürmekten geri
    durmamışlardır. Kur’an’ın anlatımıyla “onlara ne zaman bir peygamber,
    hoşlarına gitmeyen bir şey getirse büyüklük taslamışlar, kimini yalanlamışlar,
    kimini de öldürmüşlerdir.” 135
    İsrâiloğulları, son peygamber Hz. Muhammed’in Rasûl olarak
    gönderildiği günlerde de aynı minval üzere yaşamaya devam ediyorlardı.
    Onlardan pek azı hariç adları devamlı fesad, isyan ve azgınlıkla
    beraber anılmıştır.
    Firavun ve İsrâiloğulları
    Mısır’da hâkim sınıf kıptîler olmasına rağmen, İsrâiloğulları
    ülkenin ticaret ve zenaatinde önemli rol oynuyorlardı. Bu durum,
    Firavun’u etnik temizlik yapmaya itti. O kadar ki, kabilenin tüm
    erkek çocuklarını daha doğar doğmaz boğazlayarak, bilinçli bir
    etnik temizlik politikası uyguladı. Ağır işlere koşulmaları sebebiyle
    ihtiyarlar arasında ölüm çoğaldı. Kıpti reisleri Firavun’a çıktılar
    ve şöyle dediler: İsrailoğullarının yaşlıları arasında ölüm arttı. Sen
    ise küçüklerini öldürüyorsun; sonra işler başımıza kalacak, hizmet
    için bizden başkası kalmayacak. Bunun üzerine Firavun bütün
    İsrailoğulları yok olmasın diye çocukların bir sene öldürülüp, bir
    sene bırakılmasını emretti.
    Allah Teâlâ, Firavun’un İsrâiloğullarına karşı zulmü ve çocuklarını
    öldürüşüne şöyle işâret etmektedir: “Sana Mûsâ ile Firavun’un
    haberlerinden bir kısmını, iman edecek bir zümrenin faydalanması için
    gerçek olarak okuyacağız. Firavun Mısır’da baş kaldırmış, halkını fırkalara
    bölüp kendisine bağlamıştı. Onlardan bir zümreyi ezmek istiyor,
    bunların oğullarını boğazlatıyor, kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o,
    135 2/Bakara, 87; 5/Mâide, 70
    YAHÛDİLİK
    - 69 -
    fesatçılardandı. Biz ise istiyorduk ki; yeryüzünde o ezilmekte olan mustaz’aflara
    lutfedelim, onları hayırda önderler yapalım ve kendilerini Firavun
    mülkünün mirasçıları yapalım.” 136
    Bu ortamda Allah bir çocuğu bu soykırımdan kurtardı137 ve
    Firavun’un eliyle onu büyüterek kendisine peygamberlik verdi.
    Allah, mustaz’af durumda olan bu kavme luftetmek, onları önderler
    yapmak, Firavun mülküne mirasçı kılmak üzere içlerinden
    biri olan Hz. Mûsâ’yı, yoldan çıkmış, azgın, zâlim Firavun ve adamlarına
    elçi olarak gönderdi.138 Allah, Hz. Mûsâ’ya kardeşi Harun’u
    da yardımcı olarak verdi ve Mısır’a, Firavun’a ve köleleştirilmiş
    halkına tebliğini sunmak üzere gönderdi.139 Firavun’un bütün azgınlığına
    rağmen yumuşak sözlerle hitabına başlayan Hz. Mûsâ,
    Firavun’dan İsrâiloğullarını serbest bırakmasını istedi.140 Hz. Mûsâ
    onlara apaçık âyetlerle geldiği halde Firavun yalanladı ve ilk atalarından
    böyle bir şey işitmediğini, Mûsâ’nın kendilerinin örnek
    dinlerini değiştirmek için gelmiş bir sihirbaz olduğunu ve yeryüzünde
    fesad çıkarmaya çalıştığını söyledi.141 Yine Hz. Mûsâ ve Hz.
    Hârun’un davetine karşılık Firavun, onları nankörlükle suçladı,
    tehdit ve alaylarından sonra onları ülkesinin en iyi sihirbazlarıyla
    yarıştırdı. 142
    Hz. Mûsâ, bir taraftan Firavun ve ileri gelen adamlarıyla mücadele
    ederken, diğer taraftan da İsrâiloğullarını eğitmeye, onları
    Firavun ile olan mücadeleleri için hazırlamaya çalışıyor, yalnız
    Allah’a dayanmalarını istiyordu.143 Hz. Mûsâ’nın sabır tavsiyelerine
    karşı İsrâiloğulları yeterli mücadeleyi vermeden hemen kurtarılmaları
    gerektiğini düşünüyorlar, “inandık” diyerek Mûsâ
    peygamberin yanında olduklarını söylemelerinin kurtuluşları için
    yeterli olduğunu sanıyorlardı. “Sen bize gelmeden önce de işkence
    ediliyordu, sen geldikten sonra da.” diyorlardı. 144
    Firavun’un zulmünden korkan İsrâiloğullarından ancak küçük
    bir grup Hz. Mûsâ’ya inandı.145 Zaten Firavun da onları pek adam
    yerine koymuyordu.146 Ama yine de onlar kendilerini doğru yola
    136 28/Kasas, 3-5
    137 28/Kasas, 3-13
    138 28/Kasas, 5-32; 20/Tâhâ, 24-43
    139 20/Tâhâ, 29-36, 47, 48
    140 20/Tâhâ, 44, 47; 26/Şuarâ, 17
    141 20/Tâhâ, 63; 28/Kasas, 36; 40/Mü’min, 26
    142 26/Şuarâ, 19; 20/Tâhâ, 44-76; 28/Kasas, 36, 39
    143 10/Yûnus, 84-87
    144 7/A’râf, 128-129
    145 10/Yûnus, 83
    146 26/Şuarâ, 54-55
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 70 -
    iletmeyen, kendilerini küçümseyen Firavun’un emrine uymuşlardı.
    Firavun’un gözünde onlar bir hiçti, kendisi Mısır’ın tek hâkimi,147
    yeryüzünde büyük bir yere sahip,148 insanları korkutacak, sindirecek
    gücü olan,149 bundan dolayı da tuğyan etmekten geri durmayan
    biriydi.150 Tüm bu özellikleriyle Firavun, onları doğru yola
    götüremezdi ve de götürmedi, sapıklığa itti.151 Fakat Firavun
    bunu yaparken, dünyadaki tüm sapık azgınların yaptığı gibi doğruluk(!)
    adına yapıyordu. Bir konuşmasında şöyle diyordu: “Ben
    size ancak doğru gördüğüm yolu gösteriyorum ve sizi ancak doğru yola
    götürüyorum.” 152
    Onun yaptığı zorbalık, zulüm, azgınlık ve tuğyan, halkının
    yüce menfaatleri için gerekliydi, kendisi son derece iyi niyetli(!)
    olduğu halde, Hz. Mûsâ ve yanındakiler bunu anlamıyordu. O, Hz.
    Mûsâ’nın dâvetine anlam veremiyor ve “Ey Mûsâ, sanıyorum ki sen
    büyülenmişsin” diyordu. Firavun’un bu sözüne Hz. Mûsâ’nın karşılığı
    gayet açık ve çıldırtıcıydı: “Ey Firavun, ben de seni mahvolmuş
    olarak görüyorum.”153 Firavun, Hz. Mûsâ’nın kendisine karşı bu rahat
    konuşması karşısında bir gün sinir krizi içinde “bırakın beni, şu
    Mûsâ’yı öldüreyim de o gitsin Rabbini çağırsın da kurtulsun”154 diye bağırmıştı.
    Ama onu öldürmek hesaplarına gelmediği için öldürmediler.
    Allah’ın hesabı ise herkesin hesabını kuşatacak kadar güçlü
    ve kapsamlıydı. Onların hesapları ise çok zayıf ve basitti. 155
    Hz. Mûsâ, yıllarca süren çalışmalarıyla İsrâiloğulları içinde
    sabreden (direnen) bir topluluk oluşturmaya muvaffak oldu.156
    Ve beklenen an geldi. Allah’ın “kullarımı geceleyin yürüt, Firavun’un
    yetişmesinden korkma!”157 emriyle Hz. Mûsâ kavmini Mısır’dan çıkarttı.
    İsrâiloğullarının Hz. Mûsâ ile çıkışlarını ve Kızıldeniz’i geçişlerini
    Kur’an şöyle anlatıyor: “Mûsâ’ya: ‘Kullarımı yola çıkar, çünkü
    takip edileceksiniz, diye vahyettik. Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi.
    Onlara şöyle dedi: ‘Şüphesiz ki, bunlar (İsrâiloğulları) önemsiz bir
    topluluktur. Böyle iken onlar bizi öfkelendiriyorlar. Biz ise uyanık bir toplumuz.’
    Bu suretle Firavun ve kavmini bostanlardan, akarsulardan, hazinelerden
    ve şerefli makamlardan çıkardık. İşte çıkarışımız böyle oldu. Ve
    147 43/Zuhruf, 51
    148 28/Kasas, 4; 29/Ankebut, 39
    149 10/Yûnus, 83; 26/Şuarâ, 54-56
    150 20/Tâhâ, 24-43
    151 20/Tâhâ, 79
    152 40/Mü’min, 29
    153 17/İsrâ, 101, 102
    154 40/Mü’min, 26
    155 7/A’râf, 183; 40/Mü’min, 25; 4/Nisâ, 76
    156 10/Yûnus, 85-86
    157 20/Tâhâ, 77
    YAHÛDİLİK
    - 71 -
    İsrâiloğullarını onlara mirasçı kıldık. Derken Firavun ve taraftarları güneş
    doğarken onların arkalarına düştüler. Ne zaman ki iki ordu birbirine girdi,
    Mûsâ’nın ashâbı dedi ki; ‘muhakkak erişilip yakalandık.’ Mûsâ ‘hayır’ dedi.
    ‘Şüphesiz ki Rabbim benimle beraberdir. O, beni selâmet yoluna iletecektir.’
    Bunun üzerine Mûsâ’ya; ‘Asanı denize vur’ diye vahyettik. Vurunca
    derhal deniz yarıldı. Her parçası kocaman dağ gibi oldu. Ötekileri de (Firavun
    ve ordusunu) buraya yanaştırdık. Mûsâ ile beraberinde olan kimseleri
    toptan kurtardık. Sonra diğerlerini suda boğduk. Bunda elbette bir ibret
    vardır. Fakat onların çoğu iman etmiş değildi.” 158
    Daha dün havasından yanına varılamayan, yeryüzünün büyük
    tâğutu, kendisini halkının tek ilâhı gören, yeryüzünde büyüklük
    taslayan, hiç ölmeyeceğini sanan Firavun, şimdi boğuluyor ve
    daha önce hiç değer vermediği Mûsâ ve Harun’un Rabbine iman
    ettiğini, O’ndan başka ilâh olmadığını ve artık O’na teslim olduğunu
    söylüyordu. 159
    Allah onu ve askerlerini ateşe çağıran önderler olarak yakaladı,
    denizde boğdu ve kıyamete kadar da adlarının lânetle anılmasını
    sağladı. Kıyamet günüyse onlar çirkinleştirilmiş ve kovulmuş
    kimselerden olacaklardır. 160
    Firavun’dan Kurtulduktan Sonra İsrâiloğulları
    Allah, İsrâiloğullarını ihsânına mazhar ettiği, diğer toplumlara
    karşı üstün kıldığı halde onlar, Allah’ı bırakıp, başka putlar istiyorlardı.
    “İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Denizi geçince, orada
    kendilerine ait birtakım putlara tapan bir kavme (buzağıya tapan
    Amalika kavmine) rastladılar. Bunun üzerine: ‹Ey Mûsâ, onların nasıl tanrıları
    (putları) varsa, sen de bizim için öyle bir tanrı yap!’ dediler. Mûsâ:
    ‹Gerçekten siz câhil bir toplumsunuz’ dedi. Şüphe yok ki, bunların içinde
    bulundukları (din) helâke mahkûmdur, yıkılmıştır. İbadet diye yapmakta
    oldukları da bâtıldır, boş şeydir. Allah sizi âlemlere üstün kılmışken ben
    size ilâh olarak, Allah’tan başka bir tanrı mı arayacakmışım?” 161
    İsrâiloğulları Kızıl Deniz’i geçtikten sonra susadılar, kavurucu
    sıcaktan rahatsız oldular. Bu durumlarını Hz. Mûsâ’ya arzettiler.
    “Biz İsrâiloğullarını oymaklar halinde on iki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden
    su isteyince, Mûsâ’ya ‘asanı taşa vur!’ diye vahyetti. Derhal ondan
    on iki pınar fışkırdı. Her kabile içeceği yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla
    gölge yaptık, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. (Onlara
    158 26/Şuarâ, 52-67
    159 10/Yûnus, 90; 26/Şuarâ, 53-66; 7/A’râf, 134, 137
    160 28/Kasas, 39-42
    161 7/A’râf, 138-140
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 72 -
    dedik ki) ‘Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin.’ Ama onlar (emirlerimizi
    dinlememekle) bize değil; kendilerine zulmediyorlardı.” 162
    Mısırlılarla beraber yaşamaları sebebiyle İsrâiloğullarının
    kalplerinde putperestlik iyice kök salmıştı. Bunun en belirgin
    görüntülerinden biri, altın buzağıya tapmalarıdır. İsrâiloğulları
    Firavun’dan kurtulup Sina’ya geçtikten sonra Hz. Mûsâ, kavmini
    Hz. Hârun’a bırakarak Tur dağına gitti. Çünkü daha önce Allah
    Teâlâ ile kırk gece için sözleşmişti.163 Bu buluşmada Allah ona
    Kitab’ı ve Furkan’ı verdi.164 Ancak İsrâiloğulları onun gelmesine
    kadar sabredemediler ve Hz. Harun’un tüm uyarılarına rağmen
    Sâmirî’nin önderliğinde bir buzağı heykeli yaparak ona tapmaya
    başladılar. “Allah, Mûsâ’ya; ‘Biz senden sonra kavmini imtihan ettik ve
    Sâmirî onları yoldan çıkardı.’ buyurdu. Bunun üzerine Mûsâ, öfkeli ve
    üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel
    bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi,
    yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana
    olan vâdinizden döndünüz? Dediler ki: ‘Biz sana olan vâdimizden, kendi
    kudret ve irâdemizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır’lıların) zînet
    eşyasından birtakım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı
    şekilde Sâmirî de atmıştı. (Sâmirî’nin telkini ile zînetleri eritmek ve buzağı
    yapmak için ateşe attılar.)
    Bu adam, onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun
    üzerine: ‘İşte, dediler, bu, sizin de, Mûsâ’nın da tanrısıdır. Fakat onu unuttu.
    O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine
    ne bir zarar ve ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler
    mi? Hakikaten Harun, onlara daha önce: ‘Ey kavmim! demişti, siz bunun
    yüzünden sadece fitneye uğradınız. Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli
    olan Allah’tır. Şu halde bana uyun ve emrime itaat edin.’ Onlar: ‘Biz
    dediler, Mûsâ aramıza dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!’
    (Mûsâ, döndüğünde:) ‘Ey Harun! dedi, sana ne engel oldu da,
    bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit peşimden gelmedin? Emrime
    âsi mi oldun?’ Harun: ‘Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı yolma!
    Ben, senin; ‘İsrâiloğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!’
    demenden korktum.’ Mûsâ: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? dedi. O
    da: ‘Ben onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin izinden bir avuç
    (toprak) alıp onu (erimiş mücevherlerin içine) attım. Bunu böyle nefsim
    bana hoş gösterdi’ dedi. Mûsâ: ‘Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen;
    ‘bana dokunmayın!’ diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir
    ceza günü var. Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz
    162 7/A’râf, 160
    163 2/Bakara, 51
    164 2/Bakara, 53
    YAHÛDİLİK
    - 73 -
    onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız! Sizin
    ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan Allah’tır. O’nun ilmi her
    şeyi kuşatmıştır.” 165
    Hz. Mûsâ, içinde Rablerinden korkanlar için yol gösterme ve
    rahmet olan levhaları aldı ve kavmine tebliğ etti. Onları temizlemeye,
    Allah’a sâlih kullar olarak her türlü geçici, gerçek gücü olmayan,
    Allah tarafından yaratılmış şeylere kulluktan kurtarmaya
    çalıştı. Allah onları çeşitli rızıklarla besledi ve onlara tertemiz sular
    vererek ikramda bulundu. Onları buluttan gölgelerle gölgelendirdi.
    166 Fakat onlar bunu az bularak Hz. Mûsâ’dan kendilerine daha
    başka sebze ve meyvelerden vermesi için Allah’a dua etmesini istediler.
    Allah da onlara istediklerinin yerine gelmesi için yakınlarındaki
    bir şehre karşı hareket etmeye çağırınca onlar hemen yan
    çizdiler. Ve sonuçta zillet ve meskenet (yoksulluk) damgasını hak
    ettiler, Allah’ın gazabına uğradılar.
    Hz. Mûsâ, İsrâiloğullarını Firavun’dan kurtarmıştı, ama onları
    başıboşluklarından, vurdumduymazlıklarından ve Allah’ın emirlerine
    karşı hareketsizliklerinden kurtaramıyordu. Hz. Mûsâ onları
    ne zaman bir emrin yerine getirilmesi için çağırsa yüz çeviriyorlar,
    o işi yerine getirmemek için ellerinden gelen her çareye başvuruyorlardı.
    Hz. Mûsâ bir keresinde bir buzağı kesmeleri konusundaki
    Allah’ın emrini onlara bildirmişti. Onlar, hemen kesmemek
    için onun nasıl bir buzağı olduğunu, rengini, yaşını vb. sormaya
    başlamışlar, en sonunda soracak bir şey bulamayınca kesmişlerdi,
    ama az kalsın kesmeyeceklerdi.167 Onlar peygamberlerinin kendilerine
    olan emirlerine karşı küstahça “işittik/anladık, isyan ediyoruz”
    diyerek meydan okuyorlardı.168 Bir defasında da Hz. Mûsâ onlara
    Allah’ın kendilerine olan nimetlerini hatırlatıp Allah için kendilerine
    va’d edilen toprakları ele geçirmeğe davet edince onlar her
    zaman olduğu gibi yine yan çizmişler ve “sen ve Rabbin gidin, savaşın;
    biz burada oturuyoruz” demişlerdi. 169
    İşte İsrâiloğulları kendilerine her türlü zulmü yapan, onları
    köleleştiren Firavun’dan kurtaran Hz. Mûsâ’ya karşı istikrarlı bir
    şekilde lâkayt ve küstahça davranışlarını sürdürüyorlar, pek azı
    hariç itaate yaklaşmıyorlardı. Hz. Mûsâ’nın sağlığında böyle olan
    bu kavim, ondan sonra da aynı huylarını sürdürmüştür. Onların bu
    165 20/Tâhâ, 85-98
    166 7/A’râf, 160
    167 2/Bakara, 67-71
    168 2/Bakara, 93; 4/Nisâ, 46
    169 5/Mâide, 20-26
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 74 -
    halini Kur’an-ı Kerim, çeşitli ifadelerle anlatmaktadır. Meselâ şu
    âyetler, onların genel karakterinin anlaşılması için yeterli bilgiyi
    verir:
    “İçlerinden pek azı hariç, onlar hâindir.” 170
    “Onlar, sözlerinden dönerler, kelimeleri tahrif ederler/yerlerinden değiştirirler
    ve uyarıldıkları şeyden pay (öğüt) almayı unuturlar.” 171
    “Onlar fâsık bir topluluktur.” 172
    “Onlar kibirlerinden dolayı kendilerine yasaklanan şeylerden vazgeçmezler.”
    173
    “Onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ederler, peygamberleri kendilerine
    hoşlanmadıkları bir şey getirince büyüklük taslayarak reddederler, peygamberlerini
    yalanlar veya öldürürler.” 174
    “Yaptıkları kötülüklerden dönmezler, ısrarla devam ederler.” 175
    İsrâiloğulları genel olarak bu olumsuz özelliklerine rağmen
    içlerinden sabredip takvaya sarılanlar çıkabiliyor ve Allah da onlardan
    yol gösterici imamlar/önderler çıkararak onları kurtarıyordu.
    176 Yine Hz. Mûsâ’dan sonra İsrâiloğullarına lider olarak seçilen
    Tâlût’a takva ile sabrederek uyanlar çıkmış ve Allah o çok küçük
    topluluğu düşmanlarına karşı galip getirmişti.177 Çünkü Allah sabredenlerle/
    direnenlerle beraberdir. Sabreden topluluk az da olsa,
    Allah’ın izniyle çok topluluğa galip gelecektir. 178
    Hz. İsa ve Benî İsrâil
    Hz. İsa, tüm kötü vasıfları içine iyice sindirmiş, İncil’in tâbiriyle
    “İsrâil evinin kaybolmuş koyunları”na179 tebliğe başlayınca onlar
    ona karşı tuzaklar kurmaya, iftira ve yalanlama kampanyasına
    başlamışlardı. Onun sihirbaz olduğunu iddia ediyorlardı.180 Oysa
    Hz. İsa onlara örnek alacakları bir lider olarak gönderilmiş, çeşitli
    mucizelerle desteklenmiş, kendilerine daha önce haram kılınan
    bazı şeyleri Allah’ın izniyle helâl kılarak onların yükünü
    170 5/Mâide, 13
    171 5/Mâide, 13
    172 5/Mâide, 26
    173 7/A’râf, 166
    174 2/Bakara, 61, 87; 5/Mâide, 70
    175 5/Mâide, 79
    176 32/Secde, 24
    177 2/Bakara, 246-251
    178 2/Bakara, 249
    179 Matta, 10/6
    180 5/Mâide, 110
    YAHÛDİLİK
    - 75 -
    hafifletmek için gelmiş olmasına rağmen İsrâiloğulları ona tuzak
    kurmaktan geri durmamışlardı.181 Çünkü onların örneğe, lidere
    ihtiyaçları yoktu ve kendi kendilerine yeteceklerine inanmaktaydılar
    ve diledikleri gibi yaşayacaklardı. Sonuçta bu çabalarıyla Hz.
    İsa’yı öldürdüklerine inanarak ondan kurtulmuş olmanın övüncüyle
    yollarına devam etmişlerdi.182 Ve onların bu konudaki tavırları
    Kur’an’da şöyle anlatılır:
    “İsrâiloğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle
    lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, isyan etmeleri ve haddi/sınırı
    aşmalarıdır. Onlar, işledikleri kötülükten birbirini vazgeçirmeye
    çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür! Onlardan çoğunun,
    kâfirlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için
    (âhiret hayatları için) önceden hazırladığı şey ne kötüdür. Allah
    onlara gazab etmiştir ve onlar azap içinde devamlı kalıcıdırlar.” 183
    Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İsrâiloğulları
    Hicretten önce Hz. Muhammed (s.a.s.), İsrâiloğullarıyla çok
    fazla bir ilişkiye girmemiştir. Mekke’de daha çok yabancı unsur
    olarak hıristiyanlar bulunmakta iken, yahudilerin asıl yoğun olarak
    bulundukları yerler, Medine ve Hayber’di. Kur’an-ı Kerim’deki
    bazı ifadelerden Mekke’lilerin İsrâiloğullarıyla ilişkileri olduğunu
    anlamaktayız. Meselâ, Mekke’li müşriklerin inkârına karşılık Şuarâ
    suresindeki bir âyet, İsrâiloğulları âlimlerinin Kur’an’ın doğruluğuna
    şahitliklerini delil olarak gösterir.184 Yine benzer bir ifade de
    Ahkaf suresinde yer alır. 185
    Bu âyetlerin dışında genel olarak “ehli kitap” ifadesiyle yahudi
    ve hıristiyanları birlikte ifade eden birçok Mekkî âyet vardır.
    Bu âyetleri incelediğimizde Mekke’deki ehl-i kitab’ın Kur’an’a ve
    Hz. Peygamber’e karşı olumlu bir tavır içinde olduklarını söyleyebiliriz.
    186
    Hicretten itibaren İsrâiloğullarının bu olumlu tavrı, yerini yavaş
    yavaş yalanlamaya, ilgisizliğe, bazen de asılsız iddialarla iftiralara
    varan bir seyir takip etmiştir. Hatta onlarla mücadelenin,
    Hicret’ten önce Medine’de müslümanlar belli bir taban oluşturmaya
    başladığı günlerde başladığını söyleyebiliriz. Mekkî dönemin
    son suresi sayılabilecek Ankebut suresindeki şu âyet, bunu
    181 3/Âl-i İmran, 49-54
    182 4/Nisâ, 157
    183 5/Mâide, 78-80
    184 26/Şuarâ, 197
    185 Bk. 46/Ahkaf, 10
    186 Bk. 28/Kasas, 52-53; 13/Ra’d, 36; 17/İsrâ, 107; 7/A’râf, 157
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 76 -
    çağrıştırmaktadır: “İçlerinden zulmedenler hariç Kitap ehliyle en
    güzel tarzda mücadele edin ve deyin ki: ‘Bize indirilene de, size
    indirilene de inandık. İlâhımız ve ilâhınız birdir ve biz O’na teslim
    olanlardanız.” 187
    Bu mücadele, özellikle Hicretin ilk yılında sıcak bir çatışmaya
    dönüşmedi. Ancak müslümanların gittikçe güçlenmesi Medine’de
    İslâm’dan önce önemli bir güç olan yahudileri rahatsız etmeye
    başladı ve onlar da bu rahatsızlıklarını çeşitli şekillerde ifadeye
    başladılar. İlk sıcak çatışma Medine’deki üç yahudi kabilesinden
    biri olan Benî Kaynuka ile yaşandı. Hicrî birinci yılın sonlarına
    doğru önce kendilerini İslâm’a davet eden Hz. Peygamber’i tehdit
    eden Benî Kaynuka yahudileri, arkasından da kendilerine ait bir
    kuyumcu dükkânında bir müslüman kadına saldırıda bulundular
    ve kadına yardım etmeye gelen bir müslümanı da şehid ettiler.
    Ve bu olaylardan sonra müslümanlar, Benî Kaynuka yahudileri ile
    savaştılar ve sonuçta Medine’den topluca sürüldüler. Diğer bir yahudi
    kabilesi olan Benî Nâdir ise Bedir savaşında müslümanların
    galibiyetinden son derece rahatsız oldular. Onlardan biri olan şair
    Kâ’b bin Eşref’in Mekke’li müşrikleri müslümanlar aleyhine kışkırttı
    ve müslümanlar tarafından cezalandırıldı. Medine sözleşmesindeki
    yükümlülüklerini yerine getirmeye yanaşmamaları ve kendileriyle
    görüşmek üzere mahallelerine gelen Peygamberimiz’e
    suikast girişimleri müslümanlarla Benî Nâdir yahudilerini savaş
    noktasına getirdi. Sonuçta müslüman olanlar Medine’de kaldı, diğerleri
    sürüldü.
    Üçüncü yahudi kabilesi Benî Kureyza ise müslümanların en
    hassas günlerini yaşadıkları Hendek savaşında sözleşmelerini
    bozarak Mekke’li müşriklerle işbirliğine girdiler. Ve Hendek savaşından
    hemen sonra da kuşatılarak teslim olmaya zorlandılar.
    Ve Tevrat’ın hükümlerine göre yargılanarak öldürüldüler. Böylece
    Hicret’in beşinci yılından itibaren Medine, yahudilerden tamamen
    temizlenmiş oldu. Hicrî 7. yılda Hayber’in fethiyle Arabistan
    yarımadası yahudilerden tümüyle temizlendi.
    Müslümanların Medine’ye hicreti ve orayı merkez edinmelerinden
    sonra müslümanlar ile İsrâiloğulları, aynı bölgede yaşamaya
    başladılar. Yahudilerin İslâm’a karşı tavırlarına paralel olarak
    Kur’an’ın onlar hakkındaki anlatımları da sertleşmiştir. Mekkî surelerde
    daha çok onların Firavun ile olan ilişkileri ve ondan kurtulduktan
    sonra Hz. Mûsâ ile birlikte geçirdikleri günler anlatılır. Bu
    anlatımlar içinde de onların acelecilikleri, Hz. Mûsâ’ya karşı olan
    187 29/Ankebut, 46
    YAHÛDİLİK
    - 77 -
    olumsuz tavırları ve buzağıya tapmaları gibi olumsuzlukları A’râf,
    Tâhâ, Şuarâ ve Kasas gibi Mekkî surelerde dile getirilmekle birlikte
    o gün yaşamakta olan İsrâiloğullarıyla bağlantılar kurularak
    yapılan anlatımlar, Medine’de inzal olan Bakara, Âl-i İmran, Nisâ
    ve Mâide gibi surelerde de yer almıştır.
    Peygamberimiz, Hicretten sonra onların müslüman olmaları
    için sürekli çalışmış, mahallelerine giderek onlara tebliğde bulunmuştur.
    İçlerinden bir kısmı müslüman olmakla birlikte, çoğu
    İslâm’a girmeye yanaşmamıştır. Özellikle Medine döneminin ilk
    suresi kabul edilen Bakara suresinde İsrâiloğullarının geçmişteki
    olumsuz tavırlarına devam ettikleri vurgulanmıştır. Bu anlatımlarda
    onlar, atalarının karakterinden ayrılarak İslâm’a samimiyetle
    bağlanmaya çağrılmışlardır. Daha önceden bir peygamberin gelmesini
    bekleyip durdukları hatırlatılarak, gönderilen peygambere
    uymaları istenmiştir.188 Ancak onlardan çoğu “atalarının yolu”na
    uymakta ısrar etmişlerdir. 189
    İsrâiloğullarının Karakteri /
    Yahudileşme Alâmet ve Özellikleri
    1. Allah’a vermiş oldukları ahdi/sözü bozmak, 190
    2. Maymunlaşmak, 191
    3. Kör ve sağır kesilmek, 192
    4. Başka tanrılara da inanmak ve onları da güçlü görmek, 193
    5. Yalnız Allah’a güvenip sadece O’ndan korkmamak, 194
    6. Altın buzağıya (altına, elleriyle yaptıkları heykele ve buzağıya)
    tapmak, 195
    7. Güzel nimetlere nankörlük, 196
    8. Cihad ve savaş görevinden kaçmak, ölümden korkmak, 197
    188 2/Bakara, 89
    189 2/Bakara, 170; Adnan Adıgüzel, İsrailoğulları, Haksöz Dergisi, sayı 33,
    Aralık 93, s. 32-35
    190 2/Bakara, 55, 61, 65, 84, 86, 90, 93, 100; 3/Âl-i İmran, 112; 4/Nisâ, 154-155;
    5/Mâide, 3, 60
    191 2/Bakara, 65; 7/A’râf, 166
    192 5/Mâide, 70-71
    193 2/Bakara, 93
    194 10/Yûnus, 84; 26/Şuarâ, 61-62
    195 2/Bakara, 51-54; 7/A’râf, 148-152; 20/Tâhâ, 86-98; 29/Ankebut, 92
    196 2/Bakara, 61
    197 5/Mâide, 21-26; 2/Bakara, 46, 95, 246, 249; 59/Haşr, 14
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 78 -
    9. Fesat/bozgunculuk, 198
    10. Allah’ın hükümleriyle hükmetmemek, 199
    11. Peygamberleri yalanlamak ve öldürmek, 200
    12. “Gözümüzle görmeden inanmayız” demek, 201
    13. İkrar ettikten hemen sonra inkâr etmek, 202
    14. Kitab’ı değiştirmek, 203
    15. Tahrif etmek; Kelimeleri konuldukları yerden değiştirip
    anlamlarını çarpıtmak, 204
    16. Hakka bâtılı karıştırmak, 205
    17. Ketmetmek; Açıklamaları gereken bilgileri gizlemek, 206
    18. Alçak dünyanın metâını, âhirete tercih etmek, 207
    19. Hayırlıyı hayırsızla değiştirmek, 208
    20. Ahireti dünyayla değiştirmek, 209
    21. İsyankârlık ve aşırı gitmek, 210
    22. “İşitittik ve isyan ettik” diyecek kadar küstahlaşmak, 211
    23. Gerekli gördükleri her yalanı söyleyebilmek, 212
    24. Devamlı harp ve fitne çıkarmaya çalışmak, 213
    25. Firavun’un işbirlikçisi kapitalist Karun’a özenmek, 214
    26. Rüşvet alıp vermek, 215
    198 5/Mâide, 64, 81; 7/A’râf, 163; 17/İsrâ, 4-7
    199 5/Mâide, 44, 45, 47; 62/Cum’a, 5
    200 2/Bakara, 87
    201 2/Bakara, 55
    202 2/Bakara, 63-64; 4/Mâide, 12
    203 2/Bakara, 211, 41-42, 59, 75, 79
    204 2/Bakara, 75; 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41; 7/A’râf, 162
    205 2/Bakara, 42
    206 2/Bakara, 159, 174; 3/Âl-i İmran, 187; 5/Mâide, 15; 6/En’am, 91
    207 7/A’râf, 169
    208 2/Bakara, 61
    209 2/Bakara, 86
    210 2/Bakara, 61, 65; 3/Âl-i İmran, 112; 4/Nisâ, 160-161; 5/Mâide, 78; 6/En’am, 146
    211 4/Nisâ, 46
    212 5/Mâide, 40-42
    213 5/Mâide, 64
    214 28/Kasas, 79
    215 5/Mâide, 42, 62
    YAHÛDİLİK
    - 79 -
    27. Fâiz yemek, 216
    28. Başkalarının malını haksız yere yemek, 217
    29. Bâtıl yollarla insanların mallarını yemek, 218
    30. Cimrilik (Kendi malında), 219
    31. Müsrif olmak/savurganlık, 220
    32. Nankörlük, 221
    33. Dünyaya çok hırslı/düşkün olmak ve dünyayı aşırı sevmek, 222
    34. Zâlimlik, 223
    35. Kasvet/Kalp katılığı, kalbin taşlaşması, 224
    36. Kalbin perdelenmesi, kılıflanması, 225
    37. Kalbin mühürlenmesi, 226
    38. Kalbindeki sapma dolayısıyla kör ve sağır duruma gelmek, 227
    39. Sûret-i haktan gözükerek başkalarına iyiliği emredip kendi
    nefsini dışta bırakmak, 228
    40. İyiliği emredip kötülükten sakındırma görevini yapmamak,
    229
    41. Aşırılık, haddi aşmak ve küfre koşmak, 230
    42. Şeytana tâbi olmak, 231
    43. Putlara ve şeytana inanıp tâğuta tapınmak, 232
    216 3/Âl-i İmran, 161; 4/Nisâ, 161
    217 3/Âl-i İmran, 161
    218 3/Âl-i İmran, 75; 4/Nisâ, 161; 9/Tevbe, 34
    219 4/Nisâ, 53
    220 Doğa ve diğer insanlar konusunda: 5/Mâide, 32
    221 2/Bakara, 40, 47, 122; 5/Mâide, 20; 10/Yûnus, 93
    222 2/Bakara, 96; 4/Nisâ, 53; 7/A’râf, 169
    223 2/Bakara, 92
    224 2/Bakara, 74
    225 2/Bakara, 88
    226 3/Âl-i İmran, 155
    227 5/Mâide, 78
    228 2/Bakara, 44
    229 5/Mâide, 79
    230 5/Mâide, 41
    231 2/Bakara, 102
    232 4/Nisâ, 51; 5/Mâide, 60
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 80 -
    44. Mü’minleri de saptırmaya çalışmak, 233
    45. Mü’minlere inanmamak, 234
    46. Kendi yanlış dinlerine davet etmek, 235
    47. Mü’minleri imanlarından sonra küfre döndürmeyi istemek,
    236
    48. Allah’ın nurunu söndürmek istemek, 237
    49. Mü’minlerin aleyhine müşriklerle dostluk kurmak, 238
    50. Hâinlik yapmak, 239
    51. Antlaşmalara uymamak, 240
    52. Bir insanın (Hz. İsa’nın) tanrılığını iddia etmek, 241
    53. Kur’an’ı hasetliğinden ve mevki hırsından dolayı inkâr etmek,
    242
    54. Münâfıklık ederek insanlara rastlayınca “inandık” demek, 243
    55. Kendi yorumlarını (elleriyle yazdıklarını) Allah’tan gelen
    vahiy gibi sunarak gerçek vahye engeller çıkarmaya çalışmak, 244
    56. Kendilerinden olmayanlara karşı sorumlulukları olmadığı
    iddiasıyla insanları aldatmaktan geri durmamak, 245
    57. Âhireti de kimseye bırakmamak; Sayılı birkaç gün azaplarını/
    cezalarını çektikten sonra doğru cennete gönderileceklerine
    inanmak, 246
    58. Rasûl’e uymayan bir topluluğa ve yalana kulak vermek.
    “Peygamber, hoşunuza giden bir şey söylerse kabul edin; yoksa
    reddedin” demek, 247
    233 4/Nisâ, 44
    234 2/Bakara, 75; 4/Nisâ, 51; 5/Mâide, 43
    235 2/Bakara, 135, 136; 3/Âl-i İmran, 72, 73
    236 2/Bakara, 109
    237 9/Tevbe, 32-33
    238 5/Mâide, 80-81
    239 5/Mâide, 13, 32
    240 8/Enfâl, 56, 57
    241 5/Mâide, 72, 75, 116, 117
    242 2/Bakara, 89-91, 101; 3/Âl-i İmran, 112; 4/Nisâ, 54; 6/En’am, 91
    243 2/Bakara, 76
    244 2/Bakara, 79
    245 3/Âl-i İmran, 75
    246 2/Bakara, 80
    247 5/Mâide, 41
    YAHÛDİLİK
    - 81 -
    59. Göre göre, bile bile Allah’ın âyetlerini inkâr etmek, 248
    60. Bilginlerini tanrı edinmek, 249
    61. Tekrar tekrar dinden dönmek, 250
    62. Allah’ın rahmetinden kovulmak, 251
    63. Lânetlenmek ve Allah’ın gazabına uğramak, 252
    64. Dostlukları olmaz. 253
    Bu özelliklerinin içinde günümüzde nice “müslümanım” diyenlerce
    aynen uygulanan şu yahudi karakterlerine dikkat çekmek
    gerekmektedir:
    Irkçılık ve taassup, üstün ırk oldukları iddiası, 254
    Materyalizm ve dünyevîleşme, maddeyi putlaştırma, altına
    ve heykele tapma, 255
    Eşlerini kıskanmama, domuz gibi yaşadıklarından domuza
    çevrilmeleri, 256
    Maymunca taklitçilik, şahsiyetsizlik özelliklerinden maymuna
    çevrilmeleri, 257
    Dâvâları için her yolu meşrû görmeleri, yalan söylemeleri, 258
    Sözlerinde durmamaları, 259
    Sihirle uğraşma, 260
    Ahlâkî dejenerasyon, 261
    Toplumda fesâdı, fuhşu yaygınlaştırma, 262
    248 Âl-i İmran, 70
    249 9/Tevbe, 31, 34
    250 4/Nisâ, 157
    251 2/Bakara, 88; 4/Nisâ, 46, 156, 157
    252 5/Mâide, 3, 60
    253 2/Bakara, 105, 120, 145; 5/Mâide, 51, 80, 82; 60/Mümtehine, 13
    254 5/Mâide, 18; 2/Bakara, 80
    255 2/Bakara, 51-54; 7/A’râf, 148-152; 20/Tâhâ, 86-98; 29/Ankebut, 92
    256 5/Mâide, 60
    257 2/Bakara, 65; 5/Mâide, 60; 7/A’râf, 166
    258 5/Mâide, 13, 32, 41
    259 2/Bakara, 55, 61, 65, 84, 86, 90, 93, 100; 3/Âl-i İmran, 112; 4/Nisâ, 154-155;
    5/Mâide, 3, 60)
    260 2/Bakara, 102
    261 3/Âl-i İmran, 188
    262 5/Mâide, 64
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 82 -
    Bilginlerini tanrı edinmek, 263
    Dini tahrif, 264
    İmanda pazarlık, Allah’ı açıkça görmedikçe inanmayacağız”
    demek, 265
    Dinlerini paramparça etmek, hizipçilik ve tefrika, 266
    Gerçeği bile bile inat, 267
    Allah’ın hükümleriyle hükmetmemek. 268
    Onlar ve Biz
    Bugün İslâm toplumu dediğimiz toplum, İsrâiloğullarının
    olumsuzluklarla dolu tarihinin ve geleneklerinin mirasçısı görünümünü
    arzetmektedir. Meselâ, Kur’an-ı Kerim onlara yönettiği
    “Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”
    (2/Bakara, 85) sorusunun muhatabı olan sayılamayacak kadar insanımız
    vardır. Yine Tevrat, kendilerine yükletildiği halde onun
    emirlerini yerine getirmeyenlerin durumunu kitap yüklü merkeplere
    benzeten Kur’an’ı (269) okurken, ister istemez Kur’an’a inandığını
    söyleyen ve onu kabul ettiğini, hatta öğrendiğini sandığı
    halde ümmîler gibi hareket eden nice insanımızın varlığını görerek
    Allah Teâlâ’nın çevremizdeki insanlardan binlercesine Kur’an’ı
    yüklenen merkepler olarak baktığını düşünmeden edemiyoruz.
    İsrâiloğulları ile bizim aramızdaki en büyük fark, bize vahiy olarak
    gelen Allah’ın kitabına olan samimi bağlılığımız ve ona uymamak
    için bahaneler aramayışımız olacaktır. Bunu yapmayınca Kur’an’ın
    onlar için anlattığı tüm olumsuzlukları kendimiz için düşünmemiz
    gerekecektir. Çünkü isrâiloğullarını Kur’an’ın kötülemesinin
    sebebi, onların Kitab’a ve Rasûllerine karşı olan lâkayt tavırlarıdır,
    keyfî hareketleri ve her şeyi dünyalık ucuz menfaatlerine göre hesaplayan
    bir mantığın temsilcisi olmalarıdır. 270
    Yahudileşme ve Yahudileşme Temâyülü
    Yahudiler, başlangıçta müslüman idiler. Daha sonra dejenere
    olarak yahudileştiler. Yahudileşmek, sadece Benî İsrâil için ve
    263 9/Tevbe, 31, 34
    264 2/Bakara, 59, 75, 79; 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41; 7/A’râf, 162
    265 2/Bakara, 55
    266 6/En’am, 159
    267 3/Âl-i İmran, 70
    268 5/Mâide, 44, 45, 47; 62/Cum’a, 5
    269 62/Cum’a, 5
    270 Adnan Adıgüzel, İsrailoğulları, Haksöz Dergisi, sayı 33, Aralık 93, s. 35
    YAHÛDİLİK
    - 83 -
    tarihte kalmış bir problem değil; tüm insanlık için ve bütün zamanlarda
    bir büyük problem ve risktir. Yahudileşmek, Hz. Muhammed
    ümmetinin kıyametidir.
    Yahudilik, etnik ve teolojik yönleri olan çift cinsiyetli bir kavramdır.
    Tabiatı icabı, hem “İsrâiloğulları kavmine mensup olma”
    anlamına etnik kimliği ifade eder; hem de İsrâiloğullarının dini
    olan “Mûseviliğe/yahudiliğe mensup olma” anlamına dinî kimliği
    ifade eder.
    Yahudileşme ise, etnik ve dinî menşe itibariyle yahudiliğe mensup
    olmadığı halde onlar gibi olma, onlara benzeme, onların tavır
    ve davranışlarını gösterme mânâsına gelir. Yahudileşme temâyülü
    ise, sosyolojik olmaktan daha çok bireysel bir eğilimdir ve tek tek
    her insanda örtük bir biçimde bulunabilir. Bu temâyül, her bünyede
    bulunup da, vücut, direncini kaybedince ortaya çıkan bulaşıcı
    bir virüs gibi, ortamını bulduğunda bir tavır ve davranış biçimine
    dönüşür ve bulaşıcılığı sayesinde toplumsal bir felâket halini alır.
    Yahudileşmiş bir toplumu ya da sistemi ortaya çıkaran, tek tek
    fertlerdeki yahudileşme temayülü olsa gerektir.
    İsrâiloğulları konusu, eğer bu ümmeti doğrudan ilgilendirmiyorsa,
    Kur’an’ın bu konuya yüzlerce âyet ayırmasının anlamı
    ne olabilirdi? Kur’an’da hiçbir kavim ve din mensubundan
    İsrâiloğullarından söz edildiği kadar geniş söz edilmez. Kısaca
    Kur’an’da İsrâiloğullarının yahudileşme sürecini anlatan âyetlerin
    bir sayım-dökümünü yaptığımızda, bu konu ile doğrudan ilgili
    olan âyetlerin sayısının 712 adet olduğunu görürüz. Yahudileşme
    süreciyle dolaylı ilişkisi olan diğer âyetleri de sayacak olursak, bu
    rakam en az ikiye katlanacaktır. Kaldı ki, olayla doğrudan ilgili
    âyetlerin toplamı olan 712 rakamı bile Kur’an’ın tamamı göz önüne
    alındığında 10’da biri aşan bir oran tutmaktadır. Bunca âyeti,
    sadece tarihte yaşamış bir kavmin hikâyesi olarak görmek, Mekke
    müşriklerinin Kur’an’a yaklaşımı olan “eskilerin masalları” mantığını
    benimsemekten başka bir manaya gelmez. İsrâiloğullarına
    Kur’an’da bu kadar fazla yer verilmesinin sebebi, bu ümmeti gelecekte
    bekleyen “yahudileşme tehlikesi”ne dikkat çekmek, Muhammed
    ümmetini yahudileşme tehlikesinden korumaktır.
    Her mü’minin her gün onlarca kez “gazaba uğrayanların ve sapıtanların
    yoluna iletme!”271 duâsını tekrarlamak zorunda olması,
    Kur’an’ın bunca yer vererek uyardığı tehlikenin büyüklüğünün
    başka bir işaretidir. Fâtiha’nın sonundaki bu âyeti her okuyuş,
    “Allah’ım, bizi yahudileştirme! Allah’ım, bizi hıristiyanlaştırma!”
    271 1/Fâtiha,7
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 84 -
    anlamına gelmektedir. Bu duanın namazın her rek’atında tekrarı,
    yahudileşme tehlikesinin büyüklüğüne işarettir. Bunun anlamı, bir
    bilincin sürekli diri tutulmasıdır. Yahudileşmeye karşı kendisine
    iman edenleri sürekli uyanık halde tutan Kur’an, tarihin tekerrür
    etmemesi için İsrâiloğullarının yahudileşme serüvenini bir ibret
    vesikası olarak gündemde tutmaktadır.
    Kur’an’da bunca yer tutan İsrâiloğullarının yahudileşme sürecinin
    müslümanlar tarafından amacına uygun bir biçimde anlaşılıp
    ibret alınmasının önündeki en büyük engel “lânetli kavim”
    anlayışıdır. Allah’ın, meleklerin ve insanların lânetlediği herhangi
    bir kavim, ya da belli bir kavme mensup olan kişiler değil; bir tavır,
    eğilim, eylem ve onlara kaynak olan “mantık”tır. İsrâiloğulları,
    Allah kendilerini âlemler içerisinden seçip vahyi üstlenme nimetini
    verdiği halde bu lânetli tavra/mantığa saplanıp yahudileştiler.
    Ümmet, ya da ümmetin içerisinden herhangi bir grup aynı tavıra/
    mantığa saplanırsa o zaman o da “lânetli mantığa” yakalanmış,
    yahudileşme temâyülüne girmiş demektir. Allah bu sürece
    giren toplulukların elinden hilâfet emanetini, aynen yahudileşen
    İsrâiloğullarından aldığı gibi alacaktır. “Ey iman edenler, kim Allah’ın
    yolundan dönerse bilsin ki Allah yakında bir toplum getirecek, O onları
    sever, onlar da O’nu.” 272
    İmanda Pazarlık
    “Bir zamanlar da şunu söylediniz: ‹Ey Mûsâ, biz Allah’ı açıkça görmedikçe
    sana asla inanmayacağız.’ Bunun üzerine, bön bön bakıp dururken
    sizi yıldırım çarpmıştı.”273 İmanda pazarlık etmek, bir yahudileşme
    alâmetidir. İsrâiloğulları, Allah’ın birçok mucizesini gördüler.
    Mısır’a gelen on belâ, sihirbazların sihirlerinin boşa çıkıp onların
    iman etmesi, denizin yarılması, kayalık araziden suların fışkırması
    ve hepsinden öte Hz. Mûsâ’nın Mısır kralının soykırımından kurtularak
    onun kucağında yetişmesi bunlardan bazıları. Allah’ın varlığına
    bunlardan büyük delil mi olurdu? Fakat onlar, “Allah’ı hakkıyla
    takdir edememişlerdi.” İsrâiloğulları, Allah’a itimatsızlıkları
    yüzünden peygamberleri ile imanda pazarlık yapıyorlardı: “Sen
    Allah’ı bize göster, biz de inanalım.”
    Allah, bu ümmetin de İsrâiloğullarının peygamberleriyle pazarlık
    yapmak için onlardan kimi taleplerde bulunmasına benzer
    isteklerine set çekiyordu: “Yoksa siz de daha önce Mûsâ’ya sorulup/
    istekte bulunulduğu gibi, peygamberinize sormak/istekte bulunmak
    272 5/Mâide, 54; M. İslâmoğlu, Yahudileşme Temâyülü, s. 24-47
    273 2/Bakara, 55
    YAHÛDİLİK
    - 85 -
    mı istiyorsunuz?”274 Pazarlıklı iman “yahudi imanı”dır. Pazarlıksız
    iman İbrahim’in imanı, yani “İbrahimî iman”dır. İbrahimî imanda
    Allah’a itimat, güven, emniyet ve teslimiyet vardır. İbrahimî imanda
    şike, danışıklı dövüş, tereddüt, bahane, mazeret, taviz yoktur.
    İbrahimî iman sahibi bilir ki, imanda taviz, yahudileşme alâmetidir.
    İmanından taviz veren felâh bulmaz. İbrahimî imanda, ateşe atlanması
    gerekiyorsa göz kırpmadan atlanır. Putları kırmak, bunu
    göze almayı gerektirir. Tarih boyunca put kırıcı tüm İbrahimî iman
    sahipleri, putçular nezdinde put kırmanın bedelinin çok ağır olduğunu
    bilirler.
    “Ey iman edenler, iman edin...” 275
    Yani, ey pazarlıklı iman edenler, yüzdelikli iman edenler, yarım
    yamalak iman edenler! Pazarlıksız, yüzde yüz, adam gibi iman
    edin.
    Ey, biraz müslüman, biraz lâik olmak için Allah’la pazarlık
    edenler!
    Ey, göklerin hâkimiyetini Allah’a, yeryüzünün hâkimiyetini
    tâğutlara verenler!
    Ey, Allah’ıma da inanırım, falcıma ve burcuma da diyenler!
    Ey, Allah rızası için yaptığını söyleyip, karşılığının tümünü kullardan
    bekleyenler!
    Ey, Allah yolunda çektiği eziyet ve belâların faturasını Allah’a
    çıkarıp Rabb’ına şantaj yapanlar!
    Ey, ölünceye kadar isyan içinde yaşayıp sonunda vereceği “sus
    payı” (iskat) ile kurtulacağını sananlar!
    Ey, mücadelesinde başarıya ulaşamayınca işi tam yahudiler
    gibi ticarete bozup Allah’a kahredemediği için dâvâsına kahredenler!
    Bu tavırlarınız hep birer yahudileşme alâmetidir. Yahudileşmeyin;
    imanda pazarlık olmaz. İman etmek, gök oluğunun altına
    başı tutmaktır. O oluktan ne akarsa kabul etmektir. İman etmek,
    Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmaktır, tıpkı Hz. İbrahim gibi: “Rabbi,
    kendisine ‘teslim ol!’ dediğinde, dedi: ‘teslim oldum âlemlerin Rabbine!”
    276
    274 2/Bakara, 108
    275 4/Nisâ, 136
    276 2/Bakara, 131; A.g.e. s. 167-175
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 86 -
    Dini, Kutsal Kitabı Tahrif
    İsrâiloğullarının peygamberlerine Allah tarafından indirilen
    Tevrat’ı Kur’an tasdik eder. Tevrat’ı bir nur ve öğüt,277 hidâyet
    kaynağı,278 bir hidâyet ve rahmet279 olarak vasıflandırır. Buna karşılık
    Kur’an, Tevrat’ın tahrif edildiğini de haber verir. Onlar Kitabı
    elleriyle yazıp ‘bu Allah katındandır’ diye yalan söylemektedirler.
    280 Allah’ın kelâmını değiştirmektedirler.281 Kelimeleri konuldukları
    anlamlardan çıkarmaktadırlar.282 Vahyi gizlemektedirler.283
    Vahyi ciddi muhafaza etmeyip unutulmaya terk etmektedirler. 284
    İsrâiloğullarının kitaplarını tahrif ettiğini bizzat Tevrat’ın kendisi
    itiraf ederek, Yeremya peygamberin dilinden şöyle söyler: “Allah’ımızın
    sözlerini değiştirdiniz.” 285
    Tevrat’ın tahrif edildiğini anlamak için derin bir araştırma yapmaya
    ihtiyaç yoktur. Tevrat satırları arasında yapılacak kısa bir gezinti,
    bu kitabın tahrifine dair birçok örneği gözler önüne serecektir.
    Tevrat’ta Allah’a oğul isnâd edilir.286 Allah’ın, yiyip bitiren bir
    ateş olduğu ifade edilir.287 Allah’a yorgunluk isnâd edilir.288 Allah’ın,
    Hz. Yakub’la güreşip ona yenildiği gibi komik hikâyeler aktarılır. 289
    İftira edilen sadece Allah değildir. Onun peygamberleri de türlü
    iftiralara uğrar Tevrat’ta: Hz. Âdem, Allah’ın dilinden ilâhlaşmış
    biri gibi tanıtılarak hem Allah’a hem Âdem’e iftira edilir: “İşte
    Âdem iyiyi ve kötüyü bilmekte bizden birisi gibi oldu.”290 Hz.
    Nuh’a içki içiren kızlarının onunla zina ettikleri ve öz kızlarının
    bu peygamberden hamile kaldığı söylenir.291 Yine aynı peygambere
    yapılan bir başka çirkin isnat da torunu Ken’an tarafından
    sarhoşken tecavüze uğradığıdır.292 Hz. İbrahim de Tevrat’taki iftiralardan
    payını alır. Bu yüce peygamber, hanımı Sâra’yı kendi
    elleriyle Firavun’a peşkeş çeken biri olarak gösterilir. 293
    277 21/Enbiyâ, 48
    278 17/İsrâ2
    279 28/Kasas, 43
    280 2/Bakara, 79
    281 2/Bakara, 59, 75
    282 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41; 7/A’râf, 162
    283 2/Bakara, 159, 174; 5/Mâide, 15; 6/En’am, 91
    284 5/Mâide, 13-14
    285 Yeremya, 23/36
    286 Tekvin, 6/2; Mezmurlar, 2/7
    287 Tesniye, 4/24
    288 Tekvin, 2/2
    289 Tekvin, 32/28
    290 Tekvin, 3/22-23
    291 Tekvin, 19/30-36
    292 Tekvin, 9/20-25
    293 Tekvin, 12/14-19
    YAHÛDİLİK
    - 87 -
    Hz. Yakub, Allah’a başkaldıran ve onu azarlayan biri olarak
    gösterilir.294 Hz. Harun, Tevrat’a göre altın buzağı putunu yapıp
    buna tapılmasını emreden biridir.295 Hz. Dâvud, Uriya adlı bir komutanının
    hanımıyla zina eden, ondan gayrı meşru çocuk sahibi
    olan ve onunla evlenmek için kocası Uriya’ya komplo kurarak öldürten
    bir zorba olarak takdim edilir.296 Hz. Süleyman, hanımlarından
    putperest olanların oyununa gelerek puta tapan biri olarak
    gösterilir.297 Yine aynı peygamberin ağzından şuh ve müstehcen
    şiirler verilir. 298
    İsrâiloğullarının peygamberlerine önce çamur atıp sonra onu
    kutsal kitaplarına geçirmele-rini Kur’an şiddetle yerer. Tevrat’ta
    yer alan peygamberlerden birçoğu Kur’an’da da yer alır. Ne ki,
    Kur’an, kendisinde adı geçen hiçbir peygamber hakkında onların
    peygamberlik şeref ve haysiyetiyle bağdaşmayacak hiçbir rivâyete
    yer vermez. Üstelik, tevrat’ta iftiraya uğrayan kimi isimleri de
    aklar. Bunlardan biri Tevrat’ta puta tapmakla itham edilen Hz.
    Hârun’dur. Kur’an, olayın doğrusunu vererek, Hz. Hârun’un putçu
    yahudilere engel olmaya kalktığını, lâkin buna güç yetiremediğini
    aktarır.299 Tevrat’ta iftira edilip de Kur’an’ın akladığı İsrâiloğulları
    peygamberlerinden biri de Süleyman peygamberdir. Tahrif edilmiş
    Tevrat’ ta sırf boy asabiyeti uğruna Hz. Süleyman, küfre düşen
    ve putperest olan biri olarak lanse edilir.300 Kur’an ise, yahudilerin
    bu iftirasını “Onlar, şeytanların uydurdukları sözlere uydular” diye
    reddederek Hz. Süleyman’ı “Süleyman kâfir olmadı, lâkin (onu tekfir
    eden) şeytanlar kâfir oldu” ifadesiyle aklar. 301
    Ayrıca yaratılış kıssası, Âdem kıssası, Nuh kavmi ve kıssası, Lût
    kavmi ve kıssası, Kur’an’da, Tevrat’ta geçtiği gibi yalan yanlış değil;
    doğru ve nübüvvet makamına yakışmayacak isnat ve iftiralardan
    uzak bir biçimde anlatılır. Burada esas olan, asıl Tevrat’ta
    doğrusunun anlatıldığından kuşku duymadığımız peygamber kıssalarının
    niçin tahrif edildiği ve yahudileşen İsrâiloğullarının hayatlarına
    vâkıf oldukları kendi peygamberlerine böylesine iğrenç
    isnat ve iftiraları hangi sebeple yaptıklarıdır. Bu sebeplerden biri
    siyâsî idi: İsrâiloğulları âlimleri, uzun süren sürgün ve işgal yılları
    sırasında her türlü tecavüz ve ahlâksızlığın revaç bulduğu yahudi
    294 Sayılar, 11/10-15
    295 Çıkış, 32/1-5; 24, 35
    296 II. Samuel, 11/2-27
    297 Krallar, 11/4
    298 Neşideler Neşidesi, 1/1-4
    299 7/A’râf, 150; 20/Tâhâ, 90-94
    300 I. Krallar, 11/5, 9
    301 2/Bakara, 102
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 88 -
    toplumunu kendilerine bağlayabilmek için böyle yalanlar uyduruyorlardı.
    Güya böylelikle zulme ve tecavüze uğramış toplumu
    teskin ederek millî bir görev icrâ ediyorlar ve toplumu moralize
    ediyorlardı. İkinci sebep ekonomik idi: İsrâiloğulları âlimleri aslî
    görevleri olan dini tebliğ etme vazifesini bırakıp işi yatırımcılığa,
    hatta halktan topladıkları parayla tefeciliğe dökmüşlerdi. Bu kötü
    alışkanlıklarından millî felâketler sırasında dahi vazgeçmiyorlardı.
    Bunun için halkın bozulan ahlâkını dine uydurmak yerine; dini
    tahrif ederek halka uyduruyorlardı. Sonuçta, ahlâksızlık yapan
    insanlara “bakın bunu yapan sadece siz değilsiniz, falan büyük,
    filân ulu kişi de böyle yapmış” yollu teselli metotları geliştiriyorlardı.
    Bu tür bir tahrif yönteminin farklı bir biçimde günümüz İslâm
    toplumları arasında da revaçta olduğunu müşâhede ediyoruz. İlkesizliğin
    pençesinde olan kimi sorumsuz âlimler, ucuz bir popülizmi
    bayraklaştırıp halka ve yöneticilere şirin görünmek için dinin
    değişmez değerlerini zorluyorlar. En azından iyiliği yayma ve
    kötülüğe engel olma noktasında görevlerini tavsatıyorlar. Halkı
    dine uydurmak yerine; dini halka uyduruyorlar. Câhil yığınların
    önünde onlara kılavuzluk edecekleri yerde yığınların ardına takılıp
    sürüden biri haline geliyorlar.
    Belki peygamberlerine yahudileşen İsrâiloğulları gibi doğrudan
    iftira etmiyorlar, lâkin ne hayatlarıyla, ne davranışlarıyla ve ne
    de duygu ve düşünceleriyle peygamberi hatırlatan “örnek” olabiliyorlar.
    Aksine “örneği” unutturuyorlar. Dinin özünü değiştirip
    peygamberin hâtırasını tahrif ediyorlar. Böylece peygamberlerini
    mânen “öldürmüş” oluyorlar. Tabii bu da peygamberlere yapılabilecek
    dolaylı bir hakaret anlamına geliyor. Bir gün birileri çıkıp
    peygamberlerine ve onun yakınlarına en olmadık iftiraları yapıştırıp,
    ağıza alınmayacak küfür ve ithamlarda bulununca, aynen
    İsrâiloğulları toplumu gibi “neme lazımcılıkla” sineye çekiyorlar.
    Tevrat’ın tahriften korunamamasının temel sebebi, Allah’ın
    onu korumayı Benî İsrâil âlimlerine vermiş olmasıdır: “Rabbânîler
    ve ahbâr da Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildikleri için, onu
    koruyup kolluyorlardı. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun da
    âyetlerimi basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler,
    kâfirlerin ta kendileridir.”302 Ne ki, Allah’ın Tevrat’ı koruma
    işini kendilerine emanet ettiği İsrâil oğulları âlimleri Allah’tan
    korkmayıp emanete ihanet ettiler. Görevlerini yerine getirmediler.
    Allah’ın hükmü ile hükmetmediler. Dolayısıyla Allah’ın hükümleri
    302 5/Mâide, 44
    YAHÛDİLİK
    - 89 -
    ve o hükümlerin içinde yer aldığı vahiy unutuldu.
    Mûsâ ümmetinin Tevrat’a yaptığının benzerini Muhmmed
    ümmeti de Kur’an’a yaptı. Onu taşıması ve iki ayaklı Kur’an olması
    gerekenler Allah’tan değil de, yöneticilerden korktukları
    için görevlerini ihmal ettiler. Toplum içerisinde hükmedilmek için
    indirilen âyetler, para karşılığı ölülere okunmaya, muskalar yazılmaya,
    anma günlerinde “müsekkin” olarak kullanılmaya başlandı.
    Ümmet-i Muhammed, ümmet-i Mûsâ gibi yahudileşme temayülüne
    kapılsa da, Kur’an’ın metni, Tevrat gibi tahrif edilemedi. Çünkü
    bu iki kitap arasında bir fark vardı. Allah Tevrat’ın korunmasını
    daha önce verdiğimiz âyette görüldüğü üzere İsrâiloğulları
    âlimlerine tevdi etmişken, Kur’an’ın korunmasını bu ümmetin
    âlimlerine bırakmayıp bizzat kendisi üstlenmişti: “Elbette Biz, Biz
    indirdik Zikr’i (Kur’an’ı) ve elbette onu koruyacak olan da Biziz.” 303
    Kur’an, Tevrat’ın tahrifini ifade ederken, tahrifin hangi şekillerde
    yapıldığını farklı kavram ve terimlerle ifade eder:
    a- Tahrif yoluyla: Tahrif, “geri dönmek, yolu değiştirmek, yoldan
    çıkmak, bozmak, eğilmek, ayağı kaymak” anlamlarına gelir.
    Kur’an’da hepsi de yahudileşenler için kullanılır: “Allah’ın kelâmını
    kökünden bozup değiştiriyorlar.”304; “Kelimeleri konuldukları mânâdan
    çıkarıyorlar.” 305
    Tahrifin bu çeşidini yahudiler sık sık yapıyorlardı. Kur’an’dan
    öğrendiğimize göre, Rasûlullah’a gelip “bizi dinle” diyorlar, hemen
    arkasından da “dinlemez olasıca” gibi hakaret ifadesini ekliyebiliyorlardı.
    306 “Bizi gözet, kolla” mânâsına gelen “râınâ” ifadesini, dillerini
    ayın harfinde kırarak çobanımız anlamında “raînâ”ya çeviriyorlardı.
    307 “Hıtta” yani, “Ya Rabbi bizi affet” demeleri gerekirken,
    “buğday” anlamına gelen “hınta” dedikleri de bu örnekler arasındadır.
    308 Peygamberimiz döneminde Medine yahudileri de bu
    tahrifi gündelik hayatlarında bile yapıyorlardı. Hz. Âişe’nin şahid
    olduğu bir olaydan öğreniyoruz ki, onlar Rasûlullah’a verdikleri
    selâmda dahi tahrifat yaparak “es-selâmu aleyküm” yerine “essâmu
    aleyküm” (kahrol) kelimesini geveliyorlardı. 309
    Bazı müslüman âlimlerin kelimeleri ve harfleri değiştirerek
    303 15/Hicr, 9
    304 2/Bakara, 75
    305 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41
    306 4/Nisâ, 46
    307 2/Bakara, 104
    308 Buhâri, Tefsir 4; Müslim, Tefsir 54/1
    309 Buhâri, Edeb 35; Müslim, Selâm 8, 10-12
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 90 -
    yaptıkları tahrife ilginç bir örnek verelim: “De ki, ben de yalnızca
    sizin gibi bir insanım.”310 âyetindeki “innemâ” daki “mâ”ya olumsuz
    anlam vererek, âyeti “De ki, ben sizler gibi (sıradan) bir insan değilim”
    gibi tam tersi bir manaya tahrif etmişlerdir.311 İlginç olan da şudur
    ki, Kur’an’ın anlamında bu açık tahrifi yapanlar, Hz. Peygamber’i
    yüceltme adına bu cinayeti işliyorlardı.
    b- Tebdil yoluyla: Değiştirerek tahrif etmek mânâsına gelen
    tebdil, Kur’an’da iki yerde geçer: “Onu kendilerine söylenenden başka
    bir sözle değiştirdiler.”312; “Kelâmı, kendilerine söylenmeyen bir lâfla
    değiştirdiler.” 313
    Bu tip tahrif Kur’an’da görülmez. Ancak aynı tipte tahrif, aynı
    gerekçelerle hadis külliyatında çok görülür. Açıklama ve şerhlerin
    sonradan hadisin metnine dâhil edildiğinin sayısız örnekleri vardır.
    Bu türden rivâyetlere hadis ilminde “müdrec” denir. Bazılarınca
    tek lafzî mütevâtir olarak anılan “Kim benim adıma yalan söylerse
    cehennemdeki yerine hazırlansın.” hadisine belki de öncekilerin tefsir
    olarak düştüğü “müteammiden (kasıtlı olarak)” notunun, sonradan
    metne eklenmesi bunun en çarpıcı örneğidir.
    c- Gizleme yoluyla: İsrâiloğulları Hz. Mûsâ’ya indirilen kitabın
    çoğunu gizliyorlardı.314 Kitaptaki delilleri ve hidayeti gizliyorlardı.
    315 Kitap ehlinin gizlediği ilâhî bilgilerden birçok şeyi
    Kur’an açıklıyordu.316 Bile bile gerçeği gizliyorlardı. 317
    d- Unutma yoluyla: Kendilerine gönderilen vahiyle hükmetmeyip
    onu unutulmaya terkediyorlardı. “Uyarıldıkları şeyden bir payı
    unuttular.” 318
    e- Uydurma yoluyla: Uydurdukları yalanları, ya da tefsirleri bir
    müddet sonra Kitab’ın metnine ilâve ediyorlar, sonraki kuşaklar
    onu da Kitab’ın metninden zannediyorlardı. Her tahrif, “tahlit”i
    (karıştırma) beraberinde getiriyordu. Kur’an buna dikkat çeker:
    “Ey ehl-i kitab, niçin hakka bâtılı karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?”
    319
    310 18/Kehf, 110
    311 Mevdudi, Tefhim I/239
    312 2/Bakara, 59
    313 7/A’râf, 162
    314 6/En’am, 91
    315 2/Bakara, 159, 174
    316 5/Mâide, 15
    317 3/Âl-i İmran, 71
    318 5/Mâide, 13
    319 3/Al-i İmran, 71
    YAHÛDİLİK
    - 91 -
    Aynı tip tahrifi müslümanlar da kendi şeriatlarında yaptılar.
    Hadis uydurmacılığı bunun en tipik örneğiydi. Allah’ın koyduğu
    haramlarla yetinmeyip uydurma hadislerle yeni haramlar ihdas
    ettiler. Allah tarafından korunmuş kitaplarının tahrif olduğu sonucunu
    doğuracak yalan rivâyetleri en güvenilir kitaplarına (tefsirlerine,
    hadis kitaplarına) aldılar. Selman Rüşti ve Turan Dursun
    gibi kendi inancına düşman edilmiş zavallıların elinde İslâm’a karşı
    kullanacakları birer koza dönüşecek “Garanik” türü rivâyetlerle
    doldurdular kitaplarını.
    Nâsih-mensûh ile ilgili tuhaf ve Kur’an’dan şüphe uyandıracak
    rivâyetlerle, tefsir ve te’vil adı altında nice tahrifat içinde Kur’an’a
    yaklaşımlar söz konusudur.
    Müslüman İsrâiloğullarının yahudileşme alâmetleri, ümmet-i
    Muhammed içerisinde de tezahür etmiştir. Bunların başında din
    âlimlerinin Kitab’ı birtakım gerekçelerle keyfî yoruma tâbi tutmaları
    gelmektedir. Bu eğilimin günümüzdeki temsilcileri, Allah’ın
    hükmüyle hükmetmemek, faiz, zina, içki, piyango, heykel ve tesettür
    gibi konularda tam bir yahudileşme temayülü sergilemektedirler.
    Özellikle Bel’am kılıklı âlim müsveddeleri âyetleri işine
    geldiği gibi yorumlayarak tahrif etmeye çalışmaktadırlar.
    “Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı
    ediyorsunuz?”320 Ümmet-i Muhammed, özellikle nesh konusunda
    İsrâiloğullarının düştüğü yanlışa düştü. Kur’an’ın iki kapağı arasında
    yazılı olup da hükmü geçersiz olan hiçbir âyet yoktur. Şeriatların
    maksatlarından biri olan “tedrîcilik” sünnetini göz önüne
    almayan bir kısım ulemâ, bazı âyetler arasında çelişki olduğunu
    zannedip bir kısmını bir kısmıyla mensuh addetmişlerdir. Lâkin,
    Hz. Peygamber’den Kur’an’da metni bulunan hiçbir âyet için “bu
    âyet mensuhtur” biçiminde sahih bir rivâyet gelmemiştir. Ayrıca,
    mensuh olduğu üzerinde tüm ümmet âlimlerinin ittifak ettikleri
    bir tek âyet yoktur.
    Sünnetin tahrifi ve İsrâiliyât (hem yahudi ve hıristiyan kaynaklarından
    ve hem de modern hurâfeler/çağdaş İsrâiliyat) tahrif
    ve tahripleri insanımızın zihinlerini ve gönüllerini allak bullak etmeye
    yetmiştir. Çağdaş tahrif akımlarından Bahâilik, Kadıyanilik,
    Hurufîlik, Ebcedcilik, Cifircilik, Ondokuzculuk, İskender-i Ekber taraftarları,
    devlet âlimi (kapıkulu ulemâsı) olan Bel’amlar, modernist
    muharrifler (reformcular) ve daha niceleri sayılabilir. 321
    320 2/Bakara, 85
    321 A.g.e. s. 176-253
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 92 -
    Yahudileşme temâyülü, yahudilerden daha tehlikelidir. Çünkü
    bu ümmet, yahudileşmekten korunabilirse, yahudilerle baş edebilir.
    Birkaç milyon nüfusla 250 milyonluk Amerika’yı, dolayısıyla
    dünyayı yöneten yahudilerden daha korkunç olanı, bu ümmetin
    yahudileşmesidir. Bu ümmet, öncelikle yahudilerle değil; yahudileşmeyle
    mücadele etmelidir. Bugün, kendi nefislerimizde olan
    “yahudileşme temâyülü” sonucunda ümmet olarak geldiğimiz
    vahim nokta ortada. Ümmetin kıyameti, yahudileşme sonucunda
    koptu. Ümmet coğrafyasının çeşitli bölgelerinden gelen feryatlar,
    bunun acı habercisi. Her kıyamete bir yeniden diriliş gerek.
    Eğer nefislerimizde olan “yahudileşme temâyülü”nü frenler, onu
    “müslümanlaşma temâyülü”ne dönüştürebilirsek, o zaman çölde
    âvâre kasnakçasına dönüp duran İsrâiloğulları gibi sıkıştığımız şu
    zaman çölünden “çıkış”a kadir olup, “arz-ı mev’ûd”a değil ama
    Kur’an’da va’dedilen “nasr-ı mev’ûd”a ulaşabiliriz. 322
    Yahudilerden mü’min olanlara, artık nasıl yahudi denmezse,
    müslümanlardan yahudileşenlere de artık müslüman denilmesi
    yanlış olur, o artık “yahudi(leşmiş)” bir kimsedir. Kendisiyle
    münâfık (itikadî anlamda) alâmeti bulunanlar, hadis-i şerifteki ifadeyle
    nasıl hâlis/tam bir münâfık oluyorsa, kendisinde yahudilik
    alâmetleri bulunanlar da tam bir yahudi olurlar. Yoksa yaratılış ve
    ırk olarak yahudi olmak, ne başlı başına bir üstünlük, ne de alçaklıktır.
    İnsanın, kendi elinde olmayan bir sebepten dolayı, şu veya
    bu ırka mensup olmasından ötürü gazab edilmesi ve lânetlenmesi
    Kur’an’ın bütünlüğüne uygun bir anlayış değildir. İnsan, irâdesini
    iyiye veya kötüye kullanmasından, kendi yaptıklarından dolayı
    ödül veya cezayı hak eder. Önemli olan Kur’an’da ifadesini bulan
    yahudi karakterine sahip olup olmamaktır. Aynen, müslüman bir
    anne-babadan doğmak, yani ırk olarak müslüman çocuğu olmak,
    müslüman sayılmak için kâfi olmadığı gibi.
    Batılı kâfirlere, hıristiyan ve özellikle de yahudilere ait
    Kur’an’da beyan edilen nice olumsuz özellik, bugün “müslümanım”
    diyenlerde hiç eksiksiz bulunmaktadır. Dolayısıyla hıristiyan
    ve yahudilere verilecek dünyevî ve uhrevî cezalar, mü’minlerden
    onları örnek alan taklitçilere de verilecektir. Bu, ilâhî adaletin
    gereğidir. Lânete, gazaba uğrama ve dalâlet/sapıklık hükümleri/
    damgaları da. Bu değerlendirmeler, fertler için olduğu kadar; toplum
    için de geçerlidir. Toplumların, devlet ve rejimlerin lânetli ve
    sapık yolu izledikleri zaman, helâkleri ve cezaları tarihtekinden
    farklı olmayacaktır. Sünnetullah’ta (Allah’ın toplumsal kanunlarında)
    bir değişiklik olmaz. Saâdeti asra taşımak ve sahâbeleşmek
    322 A.g.e. s. 13-14
    YAHÛDİLİK
    - 93 -
    mümkün olduğu gibi, İsrâil’leşmek de mümkündür. Bu tercih, mutluluk
    veya felâketi, cennet veya kıyameti seçmektir. Dışımızdaki
    yahudiden daha tehlikeli olan, içimizdeki yahudidir. Kalp ve kafamızdaki,
    el ve dilimizdeki küfürdür dünyamızı perişan, âhiretimizi
    zindan edecek olan. “Ey iman edenler! Siz (önce) kendinize bakın.
    Siz hidâyet üzere/doğru yolda olunca dalâlette olan kimseler size zarar
    veremez.”323 Gönüllerdeki yahudiliğe savaş ilân edip içimizdeki işgali
    kaldırmadan, dıştakine tavır almak mümkün değildir.
    “Ey iman edenler, iman edin!”324 Gâvurlaşmaya, yahudileşmeye,
    maymunlaşmaya giden yolu bırakıp, kendilerine nimet verilen
    peygamberlerin, sıddıkların, şehid ve sâlihlerin yolunu takip
    edenlere ne mutlu!
    323 5/Mâide, 105
    324 4/Nisâ, 136
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 94 -
    İsrâiloğullarıyla İlgili Âyet-i Kerimeler
    A Benî İsrâîl Kavramının Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 41 Yerde): 2/Bakara,
    40, 47, 83, 122, 211, 246; 3/Âl-i İmrân, 49, 93; 5/Mâide, 12, 32, 70, 72,
    78, 110; 7/A’râf, 105, 134, 137, 138; 10/Yûnus, 90, 90, 93; 17/İsrâ, 2, 4, 101,
    104; 20/Tâhâ, 47, 80, 94; 26/Şuarâ, 17, 22, 59, 197; 27/Neml, 76; 32/Secde,
    23; 40/Mü’minş 53; 43/Zuhruf, 59; 44/Duhân, 30; 45/Câsiye, 16; 46/Ahkaf,
    10, 61/Saff, 6, 14.
    B Yahûdi Anlamında “Yehûd” Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam
    9 Yerde): 2/Bakara, 113, 113, 120; 3/Âl-i İmrân, 67; 5/Mâide, 18, 51, 64, 82;
    9/Tevbe, 30.
    C Benî İsrâil Konusuyla İlgili Âyet-i Kerimeler
    C1 İsrâiloğullarının Nankörlükleri ve İhânetleri
    a İsrâiloğullarına Verilen Nimetler: 7/A’râf, 160-161, 163, 171; 10 /Yûnus, 93;
    17/İsrâ, 6; 20/Tâhâ, 80-81; 44/Duhân, 32-33; 45/Câsiye, 16.
    b İsrâiloğullarına Verilen Nimetlerin Hatırlatılması: 2/Bakara, 40, 48-60, 122,
    211.
    c İsrâiloğullarının Nankörlükleri: 2/Bakara, 61; 7/A’râf, 160-162.
    d İsrâiloğulları Allah’a Verdikleri Sözde Durmadılar: 2/Bakara, 83, 93, 246;
    5/Mâide, 12-13; 7/A’raf, 164, 169.
    e İsrâiloğulları İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırmazlar: 5/Mâide, 79.
    f İsrâiloğulları, Mü’minler Aleyhine Müşriklerle Dostluk Kurarlar: 5/Mâide,
    80-81.
    g İsrâiloğulları Tevrat’ı Tahrif Ettiler (Bozdular): 2/Bakara, 75, 79, 95, 174; 3/
    Âl-i İmran, 65, 78, 93; 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41-43.
    h İsrâiloğullarının Birçoğu Hâindir: 5/Mâide, 13, 32.
    i İsrâiloğullarının İçinden Birçok Önderler Çıkmıştır: 32/Secde, 24.
    j İsrâiloğullarının On İki Boya Ayrılmaları: 7/A’râf, 160.
    k İsrâiloğullarının Firavun’un Elinden Kurtulması: 7/A’râf, 136-138, 141;
    10/Yûnus, 90; 44/Duhân, 30-31.
    C2 İsrâiloğullarının İmandan Yüz Çevirmeleri
    a İsrâiloğullarının İmandan Yüz Çevirmeleri: 2/Bakara, 63-64, 74; 7/A’râf,
    148; 45/Câsiye, 16-17.
    b İsrâiloğullarının Hz. Musa’ya İsyanları: 5/Mâide, 20-26; 7/A’râf, 138-140.
    c İsrâiloğullarının Buzağıya Tapmaları: 2/Bakara, 51-52, 92-93; 7/A’râf, 148-
    152, 155-156; 20/Tâhâ, 83-97.
    d İsrâiloğulları Peygamberleri Yalanladılar ve Öldürdüler: 5/Mâide, 70-71;
    17/İsrâ, 4.
    e İsrâiloğulları Hz. İsa’nın Tanrılığını İddia Ettiler: 5/Mâide, 72, 75, 116-117.
    f İsrâiloğulları, Peygamberimiz’e Haset Ettikleri İçin İman Etmediler: 5/
    Mâide, 13; 45/Câsiye, 17.
    g İsrâiloğulları, Kesilmesi Emredilen İneği Zoraki Kestiler: 2/Bakara, 67-73.
    h İsrâiloğullarından İman Edenler: 7/A’râf, 159.
    i İsrâiloğullarının Bilginleri, Kur’an’ın Geleceğini Biliyordu: 26/Şuarâ, 196-
    197.
    j İsrâiloğullarının İhtilâf Ettikleri Konuları Kur’an Açıklar: 27/Neml, 76, 78.
    k İsrâiloğullarını Kur’an’a İman Etmeye Dâvet: 2/Bakara, 41-42.
    l İsrâiloğullarının Dünya Sevgileri: 7/A’râf, 169.
    C3 İsrâiloğullarının Cezalandırılmaları
    YAHÛDİLİK
    - 95 -
    a İsrâiloğulları, Hz. Dâvud ve Hz. İsa’nın Diliyle Lânetlenmişlerdir: 5/Mâide,
    78.
    b İsrâiloğullarının Üzerine Horluk ve Yoksulluk Vurulmuştur: 2/Bakara, 61;
    7/A’râf, 167-168.
    c İsrâiloğullarının Maymuna Çevrilmeleri: 2/Bakara, 65-66; 5/Mâide, 60;
    7/A’râf, 166.
    d İsrâiloğullarının Allah’ın Rahmetinden Koğulmaları: 5/Mâide, 12-13.
    e İsrâiloğullarının Domuza Çevrilmeleri: 5/Mâide, 60.
    f İsrâiloğullarının Azaba Uğraması: 2/Bakara, 55, 58-59, 61, 65-66; 4/Nisâ,
    47, 153; 5/Mâide, 12-13, 20-26; 7/A’râf, 161-166: 17/İsrâ, 4-8.
    g İsrâiloğullarına Tâlût’un Kral Olarak Gönderilmesi ve Câlût’un Hz. Davut
    Tarafından Öldürül-mesi: 2/Bakara, 247-251.
    C4 Yahudilerin Bazı Özellikleri
    a Yahudiler Cimridir: 4/Nisâ, 47.
    b Yahudiler, Allah’ı Cimrilikle İtham Ederler: 5/Mâide, 64.
    c Yahudiler, Yeryüzünde Fesat Çıkarırlar: 5/Mâide, 64.
    d Yahudilerin Misali: 59/Haşr, 15.
    e Yahudiler “Cennet Bizimdir“ Derler: 2/Bakara, 94, 111-112; 4/Nisâ, 49.
    f Yahudiler Hayata Düşkündürler: 2/Bakara, 102-103.
    g Yahudiler, Sihir Yoluna Saptılar: 2/Bakara, 102-103.
    h Yahudiler, Hıristiyanlara Düşmandırlar: 2/Bakara, 113, 140; 5/Mâide, 18;
    21/Enbiyâ, 93; 42/ Şûrâ, 14.
    i Yahudiler, Kendi Dinlerine Dâvet Ederler: 2/Bakara, 135-136; 3/Âl-i İmran,
    72-73.
    j Cumartesi/Sebt Günü: 2/Bakara, 65; 4/Nisâ, 47; 7/A’râf, 163; 16/Nahl, 124;
    55/Rahmân, 29.
    k Yahudiler, Mü’minlere Karşı Çok Zayıftır: Haşr, 14-15.
    l Yahudiler Faiz Yer: 4/Nisâ, 161.
    m Yahudiler, Allah’ı Fakir; Kendilerini Zengin Kabul Ederler: 3/Âl-i İmran,
    181.
    C5 Yahudilerin İmandan Yüz Çevirmeleri:
    a Yahudiler, Allah’ın Âyetlerini İnkâr Ederler: 3/Âl-i İmran, 112; 6/En’am, 91.
    b Yahudiler, Kendilerinin Allah’ın Oğulları, Dostları Olduklarını Söylerler: 4/
    Nisâ, 49-50; 5/Mâide, 18; 62/Cum’a, 6-8.
    c Yahudiler, Tekrar Tekrar Dinlerinden Dönerler: 4/Nisâ, 137.
    d Yahudiler, Peygamberlerden İnanmayacakları Şeyler İsterler: 4/Nisâ, 153.
    e Yahudiler, Allah’ı Cimrilikle İtham Ederler: 5/Mâide, 64.
    f Yahudi Münafıklar: 2/Bakara, 76-78.
    g Yahudilerin Peygamberimizi Yalanlamaları: 2/Bakara, 88, 90, 101, 139-140,
    146; 4/Nisâ, 54-55; 6/En’am, 20; 7/A’râf, 175-177.
    h Yahudilerin Az Bir Kısmı İman Eder: 2/Bakara, 88; 4/Nisâ, 46, 55, 155.
    i Yahudilerin İçlerinden İman Edenler: 2/Bakara, 62; 4/Nisâ, 162; 5/Mâide,
    69; 7/A’râf, 159.
    j Yahudiler, Cebrâil’e Düşmandırlar: 2/Bakara, 97.
    k Yahudiler, Allah’a Çocuk İsnadında bulundular: 2/Bakara, 116; 4/Nisâ,
    50; 5/Mâide, 18; 9/Tevbe, 30; 19/Meryem, 88-92.
    l Yahudi ve Hıristiyanların İnkârlarına Karşı Mü’minlerin Cevabı: 2/Bakara,
    135-140; 3/Âl-i İmran, 73.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 96 -
    m Yahudiler, Hakikata Yüz Çevirmeyi İş Edinmişlerdir: 3/Âl-i İmran, 23-24.
    n Yahudiler Tevrat’a Bile Uymazlar: 3/Âl-i İmran, 23-24, 93-94; 5/Mâide, 41-
    43; 62/Cum’a, 5.
    o Yahudiler, Yahudi Bilginlerini Tanrı Edindiler: 9/Tevbe, 31, 34.
    p Yahudiler, Kur’an’ı Hasetlerinden ve Mevki Hırslarından Dolayı İnkâr
    Ettiler: 2/Bakara, 89-91, 101, 4/Nisâ, 54.
    C6 Yahudilerin Nankörlükleri ve İhanetleri
    a Yahudiler, Mü’minlere Eziyetten Başka Zarar Veremezler: 3/Âl-i İmran,
    112.
    b Yahudiler, İsyan Etmiş ve Aşırı Gitmişlerdir: 3/Âl-i İmran, 112.
    c Yahudiler, Mü’minlere İnanmazlar: 2/Bakara, 75; 4/Nisâ, 51; 5/Mâide, 43.
    d Yahudiler, Tevrat’ı Tahrif Ettiler: 2/Bakara, 75, 79, 95, 174; 3/Âl-i İmran, 65,
    78, 93; 4/Nisâ, 46; 5/Mâide, 13, 41-43.
    e Yahudilerin Peygamberimiz’e Selâm Verme Şekli: 58/Mücadele, 8.
    f Yahudiler, Allah’a Verdikleri Sözde Durmadılar: 2/Bakara, 84-86, 93, 100;
    4/Nisâ, 154-155.
    g Yahudiler, Peygamberleri Öldürdüler veya Yalanladılar: 2/Bakara, 87; 3/
    Âl-i İmran, 21-22, 54-55, 112, 181, 183; 4/Nisâ, 155, 157; 5/Mâide, 10.
    h Yahudilerin Dostlukları Yoktur: 2/Bakara, 105, 120, 145; 5/Mâide, 51, 80-
    82; 60/Mümtehine, 13.
    i Yahudiler, Yahudi Olmayanın Düşmanıdırlar: 3/Âl-i İmran, 72-73; 4/Nisâ,
    160,
    j Yahudiler, Antlaşmalarına Uymazlar: 8/Enfâl, 56-57.
    k Yahudiler, Allah’ın Nurunu Söndürmek İsterler: 9/Tevbe, 32-33.
    l Yahudiler, Hz. İsa’yı İnkâr ile Öldürdüklerini Söylerler: 4/Nisâ, 156-157,
    159.
    m Yahudiler, Hz. Meryem’e İftira Etmişlerdir: 4/Nisâ, 156-157; 19/Meryem,
    27-34.
    C7 Yahudilerin Cezalandırılmaları
    a Yahudilerin Peygamberimiz Tarafından Sürülmeleri: 59/Haşr, 1-6.
    b Yahudiler, “Allah’ın Azabı Bize Dokunmayacak“ Derler: 2/Bakara, 80-82;
    3/Âl-i İmran, 24-25.
    c Yahudiler, Allah’ın Rahmetinden Koğulmuşlardır: 2/Bakara, 88; 4/Nisâ, 46,
    156-157.
    d Yahudilerin Zulümlerinden Dolayı Kendilerine Haram Edilen Şeyler: 6/
    En’am, 146-147; 16/Nahl, 118.
    e Yahudilerin Cezası: 3/Âl-i İmran, 12, 25, 181-182; 4/Nisâ, 55, 161; 5/Mâide,
    41; 22/Hacc, 17; 59/Haşr, 15.
    f Yahudilerin üstüne Zillet Damgası Vurulmuştur: 3/Âl-i İmran, 112.
    g Yahudiler, Lânetlenmişlerdir: 4/Nisâ, 47, 52, 155.
    h Yahudiler, Tutuşturdukları Savaşta Mağlup Olurlar: 5/Mâide, 64.
    Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
    1. Fi Zılâli’l-Kur’an, Seyyid Kutub, Hikmet Y. c. 1, s. 133-141
    2. Tefhimu’l Kur’an, Mevdudi, İnsan Y. c. 1, s. 69-70
    3. Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c. 1, s. 256-283
    4. Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Mahmut Toptaş, Cantaş Y. c. 1, s. 127-128
    YAHÛDİLİK
    - 97 -
    5. Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y. c. 2, s. 318-321
    6. Hulâsatü’l-Beyan Fî Tefsîri’l-Kur’an, Mehmed Vehbi, Üçdal Neşriyat, c. 1, s.
    108-110
    7. Mefatihu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ Y. c. 2, s. 442-465
    8. El-Mîzan Fî Tefsîri’l-Kur’an, Muhammed Hüseyin Tabatabai, Kevser Y. c. 1,
    s. 212-213
    9. Min Vahyi’l Kur’an, Muhammed Hüseyin Fadlullah, Akademi Y. c. 2, s.
    9-18
    10. Dâvetçinin Tefsiri, Seyfuddin el-Muvahhid, Hak Y. c. 1, s. 116-117
    11. Bakara Suresi Yorumu, Halûk Nurbaki, Damla Y. s. 197-200
    12. Şâmil İslâm Ansiklopedisi, Şâmil Y. c. 3, s. 208-210
    13. İslâm Ansiklopedisi, T. Diyanet Vakfı Y. c. 10, s. 516-518
    14. Tefsirde İsrâiliyat, Abdullah Aydemir, D. İ. B. Y.
    15. Yahudi Dâvâsı ve Filistin, Said Şamil, Kitabevi Y.
    16. Yahudi, Zübeyir Yetik, Beyan Y.
    17. Yahudiliğin Gerçek Yüzü, Fuad Abdurrahman er-Rıfai, Hak Y.
    18. Yahudi Hâkimiyeti, Seyyid Abdurrahman eRıfai, çev. Tarık Akarsu, Ferşat Y.
    19. Yahudi ile Savaşımız, Seyyid Kutub, Arslan Y.
    20. Yahudileşme Temayülleri, Mustafa İslâmoğlu, Denge Y.
    21. Yahudi Tarihi ve Siyonist Liderlerin Protokolleri, Vill Durant, İnkılab Y.
    22. Yahudi Tarihi ve Siyon Önderlerinin Protokolleri, Roger Lambel, Ank.
    23. Yahudiliği Anlamak, Samuel bin Yahya, İnsan Y.
    24. Yahudiliğin Çöküşü, Otto Heller, İnter Y.
    25. Yahudilik ve Masonluk, Harun Yahya, Sezgin Neşriyat
    26. Yahudilerin Kanlı Böreği, Necip el-Kıylânî, çev. Ali Nar, Aksa Yayım Paz.
    27. Yahudinin Tahta Kılıcı, Mustafa Akgün, Şahsi Y.
    28. Yahudilik’de Talmud’un Mevkii ve Prensipleri, Zaferü’l İslâm Han, çev.
    Mehmet Aydın, İhya Y.
    29. Hz. Peygamber Döneminde Yahudi Meselesi, İhsan Süreyya Sırma, Beyan Y.
    30. Hz. Peygamber’in Yahudilerle Münasebetleri, İsmail Hakkı Atçeken, Marifet
    Y.
    31. Tarih Aynasında Yahudiler, İsmail Mutlu, Mutlu Y.
    32. Tarih Boyunca Yahûdiler ve Türkler I-II, Hikmet Tanyu, Vadi Y.
    33. Kur’an-ı Kerim’de Yahudiler ve Hıristiyanlar, M. Fatih Kesler, T. Diyanet
    Vakfı Y.
    34. Kur’an-ı Kerim, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hakkında Ne Diyor? İbrahim H.
    Kurt, T. Diy. V. Y.
    35. Kur’an ve Sünnete Göre Yahudilik ve Münafıklık, Mustafa Özçelik, Sabır Y.
    36. Kur’an Açısından Yahudi, Afif Abdülfettah Tabbara, terc. M. Aydın
    37. İslâm ve Yahudi Mezhepleri, Yaşar Kutluay, Ankara
    38. Emeviler Döneminde Yahudiler, Nuh Arslantaş, Gökkubbe Y.
    KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
    - 98 -
    39. Beynelmilel Yahudi, Henry Ford, Kamer Neşriyat
    40. İbrânîler, Şemsettin Günaltay, İst.
    41. Ehl-i Kitap ve İslâm, Remzi Kaya, Altınkalem Y.
    42. Kitab-ı Mukaddes/Eski ve Yeni Ahit, Türkçe Çeviri, Kitab-ı Mukaddes
    Şirketi Y.
    43. Tevrat ve İncildeki Tahrifler, el-Cüveyni, Seha Neşriyat
    44. Tevrat, İnciller ve Kur’an, Maurice Bucaille, D.İ.B. Y.
    45. Tevrat, İncil ve Kur’an, Jacques Jomier, terc. Sakıp Yıldız
    46. Kitab-ı Mukaddes, Kur’an ve Bilim, Maurice Bucaille, çev. Suat Yıldırım,
    T.Ö.V. Y.
    47. Kudüs Müftüsü, Philip Mattar, Akademi Y.
    48. Filistin’de Cihad Sürüyor, M. Ahmed Varol, Madve Y.
    49. İsrail, Amerika ve Bomba, Seymour M. Hersh, çev. Belma Aksun, Beyan Y.
    50. İsrail, Mitler ve Terör, Roger Garaudy, çev. Cemal Aydın, Pınar Y.
    51. İsrail’in Doğuşu, Alan Taylor, çev. Mesut Karaşahan, Pınar Y.
    52. İsrail’in Gizli dosyası: Terörizm, Vincent Monteil, çev. Ergun Göze, Boğa
    ziçi Y.
    53. İsrail, Amerika ve Bomba, Seymour M. Hersh, çev. Belma Aksun, Beyan Y.
    54. İsrail, Mitler ve Terör, Roger Garaudy, çev. Cemal Aydın, Pınar Y.
    55. İsrail’in Doğuşu, Alan Taylor, çev. Mesut Karaşahan, Pınar Y.
    56. İsrail’in Gizli dosyası: Terörizm, Vincent Monteil, çev. Ergun Göze, Boğaziçi Y.
    57. Günümüz Dünya Dinleri, Osman Cilacı, D. İ. B. Y.
    58. Çağdaş Dünya Dinleri, Abdülkadir Şeybe, Beyan Y.
    59. Çağdaş Dinler, R. Abdullah el Ferhan, çev. F. Demirci, H. Kemal, Ulus.
    İslâm’a Çağrı C. Y.
    60. Yehova’nın Oğulları ve Masonlar, Heyet, Araştırma Y.
    61. Masonluk ve Kapitalizm, Heyet, Araştırma Y.
    62. Şeytanın Dini Masonluk, Heyet, Araştırma Y.
    63. Tarih Boyunca Masonluk, Jose Maria Ceardenal Rogriguez, Kayıhan Y.
    64. Yeni Masonik Düzen, Harun Yahya, Vural Y.
    65. Câhiliye ve Ehl-i Kitab Örf ve Âdetleri, Ali Osman Ateş, Beyan Y.
    66. Semavi Dinlerde İtikat ve Amel, Mazharuddin Sıddıki, Fikir Y.
    67. Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı, İzzet Derveze, Yöneliş Y. c. 3, s.
    85-140, c. 2, s. 287-297
    68. Kur’an’da İnsan ve Toplum, Ekrem Sağıroğlu, Pınar Y. s. 153-187
    69. Din Anlayışımızdaki Temel Dehşet Yanılgılar, Naci Çelik, Nedret Y. s. 55-86
    70. İslâm’a İtirazlar ve Kur’an-ı Kerim’den Cevaplar, Süleyman Ateş, Kılıç
    Kitabevi, s. 327-376
    71. Kur’an’da Tartışma Metodları, Zahir b. Awad el-Elmaî, Pınar Y. s. 217-307
    72. Kur’an’da Fitne Olgusu ve Modern Fitne Odakları, Salih Asğar, Hanif Y. s.
    184-194
    YAHÛDİLİK
    - 99 -
    73. Kur’an Kıssalarına Giriş, M. Sait Şimşek, Yöneliş Y. s. 129-154
    74. Kur’an’da Sünnetullah ve Helak Edilen Kavimler, Nuri Tok, Etüt Y. s. 120-
    128
    75. Her Nemruda Bir İbrahim, Zübeyir Yetik, Beyan Y. s. 156-162
    76. Fâtiha Tefsiri, Âzad, Bir Y. s. 241-306
    77. Fâtiha Suresi ve Türkçe Namaz, Sait Şimşek, Beyan Y. s. 60-69
    78. Sorularla Fâtiha Suresi, Sabit Durmuş, Ali İçipak, Ölçü/Yenda Y. s. 178-207
    79. Fâtiha Üzerine Mülâhazalar, Hikmet Işık, Nil Y. s. 225-231
    80. Fâtiha’nın Kırk Yorumu, Halûk Nurbaki, Damla Y.
    81. İsrailoğulları, Adnan Adıgüzel, Haksöz Dergisi, sayı 33, Aralık 93, s. 32-35
    Sonsöz
    Eğer bu kitabı gerçekten okuyup mesajını anladıysanız, bunu ve buna benzer diğer kitapları bir kenara koymalısınız ve hemen elinize Allah’ın Kitabı’nı alıp meal ve tefsiriyle okumaya başlamalısınız. Daha önce okuduysanız, yine yeniden ve sürekli okumalısınız. Anlayarak, yaşayışınızla ve güncel hayatla bağlantı kurup O’nun gösterdiği istikamet doğrultusunda her şeyi gözden geçirerek Kur’an’a yönelmeniz, bu okuyup bitirdiğiniz kitabın yazılış amacına hizmet etmiş olacaktır.
    Haydi Kur’an’a; Elimize, gönlümüze ve yaşantımıza almak ve bir daha bırakmamak için…

    Okunma 8093 kez Son değişiklik Pazartesi, 08 Şubat 2021 16:46

    Ortam