Cumartesi, 06 Şubat 2021 09:30

Koca bir Yalan! Cinlerin İnsana Musallat Olması

Yazan
Ögeyi değerlendirin
(0 oy)

بسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله ، صلاة وسلام على رسول الله

 

KOCA BİR YALAN!
CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
AHMED KALKAN
KOCA BİR YALAN
CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
Ma’ruf Yayınları: 53
Ahmed Kalkan: 6
Editör
Asım Şensaltık
Kapak
Asım Şensaltık
Tashih
Ahmed Kalkan
Mizanpaj
Asım Şensaltık
ISBN: 978-605-84022-8-7
Yayıncı Sertifika No: 45372
1. BASKI
Akademi Bas. Yay. Org. Matbaacılık
Turizm ve Tem. Hiz.San. Tic. Ltd. Şti.
Davutpaşa Cd. Güven San.Sitesi
C Blok No: 230 Topkapı/İstanbul
Tel: 0212 493 24 67 / 68 / 69
Sertifika No: 47610
EKİM 2020
KALEMDER (Satış & Dağıtım)
İstiklal Mh. Doğruyol Sk. No: 17
Ümraniye/İSTANBUL
0554 542 28 10
www.kalemder.org.tr
KİTAPBİLİR (Satış & Dağıtım)
Soğuksu Mh. Şehit Mesut Birinci Cd. No:119
Canik/SAMSUN
0545 585 16 06
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
www.kitapbilir.com
İnsanlara karşı ticarî amaç güdülmeyen bu eserin hiçbir hakkı mahfuz değildir. Kâr gayesi güdülmemek şartıyla dileyen dilediği şekilde, tümünü veya bir kısmını çoğaltabilir, korsan baskı yapabilir, dağıtabilir, iktibas edebilir, kitabın ve yazarın ismini vererek veya vermeyerek kopye edebilir, mesaj amaçlı kullanabilir. Yazarın hiçbir telif hakkı sözkonusu değildir, şimdi ve sonra bir hak talep etmeyecektir. İlim, insanlığın ortak malıdır. Ve ilim Allah için kullanılınca insana fayda sağlar. Yararlanacak herkese helâl olsun.

بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله والصلاة والسلام على رسوله
~ 4~
İÇİNDEKİLER
Önsöz..........................................................................................................................7
1. Bölüm
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
Cinlerin İnsanın İçine Girip Musallat Olabileceği Yalanı......................12
Sultan ve Tasallut Kelimelerinin Anlamı.....................................................18
Kur’an’da “Sultan” Kelimesi...............................................................................23
Allah, Mükerrem Şekilde Yarattığı İnsana
Cinlerin Musallat Olmasına Yönelik İzin Vermez.....................................26
Rukyecilere Göre Cinler ve İnsanlara Musallat Olması.........................31
Cinler Fiziki Hastalıklara Sebep Olabiliyorlar mı?.................................. 35
Cinlerin İnsanlara Verdikleri Psikolojik Rahatsızlıklar Nelerdir?....36
Şeytan, Mescidde İnsanlara Musallat Olur mu?........................................38
Kur’ân-ı Kerim’de Cinlerin
İnsan Çarpma Olayına Delil Var mıdır?........................................................39
Cinlerin İnsana Musallat Olduğu İddiası veRukyecilerin
Cin Çıkarttığını Söylemeleriyle İlgili Rukyecilere 20 Soru...................40
Bir Cinin mi, Yoksa İçdünyanızın mı Tutsağısınız?..................................51
Cin Çarpması mı, Çoklu Kişilik Bozukluğu mu?........................................56
Halkın Cin Zannettiği Şey, Aslında…..............................................................57
Korkunç Gülüşler, Küfürler, Tehditler…........................................................57
Cin Musallat Olmuyor, Kişi Hipnoza Giriyor...............................................59
Bu Tür Hastalar Nasıl Düzelir?........................................................................60
Şeytan Çarpmış Gibi Kalkmak..........................................................................61
Şeytanın Kabirden Kalkarken Fâiz Yiyenleri Çarpması.........................65
Sâra (Epilepsi) Bir Hastalıktır, Cinlerle Bir Alâkası Yoktur!................75
Sâranın Tıbbî Hastalık Olduğu Bilinmediği Zamanlardaki
Müfessirlerin Görüşleri.......................................................................................78
İnsan Bedenine Cin Girmesi ve Cin Çıkarılması ile
İlgili Kur’an Ne Diyor?..........................................................................................82
İnsanlara Musallat Olan Cinleri Çıkardığını İddia Edenler!
Haydi, İşbaşına! Korona İnsanlara Musallat Oldu....................................88
Cin Çarpmaz, Ama Cinci Çarpar!.....................................................................89
Bir Rukyeciyle Hâtıram.......................................................................................93
~ 5~
ÖNSÖZ
Klasik Cinciler Gibi Düşünen F. Gülen’den “Cinlerin Zararları”..........96
Şeytan İnsanlara Zarar verebilir mi? Verirse Nasıl Verir?....................108
Allah’tan Başkası Fayda veya Zarar Verecek, Öyle mi?...........................111
Şeytanın Zarar Veremeyeceği Kimseler........................................................116
Allah’tan Korkanlar, Cinlerden ve Cincilerden Korkmazlar!...............117
Şirk, Bütün Yanlış Korkuların Kaynağıdır ..................................................119
Fetişizm; Büyü ve Korku Dini...........................................................................126
Melek, Cin, Şeytan Gibi Rûhânî Varlıkları Allah’a
Şirk/Ortak Koşanlar............................................................................................. 134
2. Bölüm
CİN DEDİĞİMİZ DOĞRU ŞEKİLDE BİLİP TANIMADIĞIMIZ VARLIK
Eksik ve Yanlış Bilgilerin Gölgesinde; Cinler Nedir, Ne Değildir?.....142
Cin Kelimesinin Lügat ve Terim Anlamı...................................................... 142
Cinler ve Özellikleri..............................................................................................142
Cin; Mâhiyeti ve Hakkındaki İstismarlar, Yanlış Kabuller.....................143
Kur’an Cinleri Bize Nasıl Tanıtıyor?...............................................................147
Hadis-i Şeriflerde Cin Kavramı........................................................................154
Cinlerin Varlığının Delilleri...............................................................................158
Cin ve Şeytanın Varlığı Akla Ters Değildir...................................................160
Bazı Hadislerde “Cin” Kelimesi “Mikrop ve Virüs”
Anlamında Kullanılmıştır ..................................................................................166
Cin Kelimesi, Kur’an’da Yabancı (Tanınmayan)
İnsan Anlamında Kullanılır mı?.......................................................................171
Cinlerin Azığı...........................................................................................................172
Hadislerde “Cin” Diye Zikredilen Mikrobun,
(Korona) Virüsün Mâcerâsı...............................................................................176
Mikropları ve Karantinayı Dünyaya İlk Olarak Rasûlullah Tanıttı....176
Rasûlullah’ın Emrine Uyulsaydı,
Korona Virüs Çıktığı Yerde Yok Edilecekti..................................................178
Vee Kur’an’ın Temizlik Konusundaki Emirlerine Uyulsaydı,
Bu Virüs, Ortaya Çık(a)mazdı...........................................................................179
Bu Virüs, Mü’minlere Rahmet Olabilir mi?.................................................179
Cinler Bir Eşyayı Tahrip Edebilir veya Yerini Değiştirebilir mi?........180
Gaybı Bilme İddiası...............................................................................................188
Mutlak Gaybı Allah’tan Başka Kimse Bilemez...........................................189
Cinler Kaybolan ya da Çalınan Şeyleri Bilebilir mi?................................191
~ 6~
AHMED KALKAN
Cinlerin Şekil Değiştirmesi (Farklı Hayvan Şeklinde Görünmesi)....194
Rukyecilere Göre Cinlerin Görünme ve Konuşma Şekilleri.................211
Cinlerin İnsanlara Görünmesi..........................................................................213
Cinlerin İnsanların Emrine Girmesi Mümkün müdür?.........................217
Cinlere İnsandan Peygamber Olur mu?.......................................................221
Cinlerle Evlenmek.................................................................................................227
Cinler, Vahye Müdâhale Edebilir mi?
Garanik Olayı Gerçekleşmiş midir?................................................................233
Cinler Hastalıklara Sebep Olabilir mi?.........................................................235
İfrît...............................................................................................................................255
Peri...............................................................................................................................259
Gûl ve Gûlyabanîler...............................................................................................260
Cinlerle İlgili Son Söz........................................................................................... 266
~ 7~
ÖNSÖZ
ÖNSÖZ
Bismillâhirrahmânirrahıym
Kur’an’da cinlerden nasıl bahsediliyorsa, müslümanlar olarak
biz de o şekilde inanmak zorundayız. Sahih hadislerde nasıl
açıklama yapılmış ve neyin hükmüne şirk denilmişse, o sözleri
baş tacı yaparız. Bunun yanında, cinleri istismar konusu edip insanların
ümitleriyle ve paralarıyla oynayan kişilere de tavır alırız.
Cinlere iman ediyoruz, ama cincilere değil. Cinlere iman ederiz,
ama cinlerin sırtından insanları kandıranlara değil. Kur’an-ı
Kerîm’de, Hz. Süleyman’la ilgili anlatılanlar dışında, cinlerin insanlarla
ilişki kurduğuna, cinlerin insanlar üzerinde veya insanların
cinler üzerinde etkili olduğuna, cinci, büyücü gibi bazı kişilerin
cinlerin etkisini önlediklerine dair hiçbir bilgi yoktur.
Allah’a iman eden bir insanın cinlerin herhangi bir kötülük
yapmasından veya zarar vermesinden korkmaması gerekir.1
Cinlerin musallat olması denilen şey, aslında bu konuyu bahane
ederek insanları cin hayalleriyle perişanlığa iten çıkarcı insanların
uydurduklarıdır. Bu hayallere kapılarak cinlerden kurtulmak
için birtakım insanlara sığınanlar, başlarına sarılmış belâyı artırmaktan
başka bir şey yapmazlar.2 Yani, cinlerin musallat olması
yoktur, ama cinleri bahane ederek insanları sömürenlerin
musallat olması vardır. Kur’an, işte bu ikinci musallat olmaktan
korunmamızı istiyor.3 Küfür kabul edilen büyü yapmayı, daha
doğrusu, büyünün etkili olacağı anlayışıyla insanları kandırmayı
uygun görmeyenler, yapılan büyüyü bozan, insan içinden cin çıkaran,
rukye yapan, muska yazan görüntüleriyle yaptıkları üfürükçülüğü
halka benimsetmeye çalışıyor.
İnsanın içine cin filan girmez, cinler Allah’ın kullarına musallat
olamaz.4 Musallat olamayan, içimize girme gücü olma-
1 72/Cinn, 13
2 Bk. 72/Cinn, 6
3 113/Felak, 4
4 17/İsrâ, 65
~ 8~
AHMED KALKAN
yan dıştaki şeytan veya cinler değil esas bizi zorlayacak olan.
İçimizdeki şeytan asıl önemli olan. Sen, ben, nefsimizin hevâsı,
arzusu. İnsan olarak biz şeytanlaşırsak, şeytan ile iş birliği yaparsak
esas problem burada. Bir adı tâğut olan yönetici şeytanlardan,
bir adı Amerika olan, İsrail olan şeytanlardan esas sakınmamız
gerekiyor. Öteki şeytan ne yapabilir ki... Küçük görmüyoruz
ama gözümüzde büyütmüyoruz da. Beriki şeytanlar bakın
neler yapıyor Suriye’de, Filistin’de, dünyanın her tarafında? Şeytanizyon
diye bir şey var evlerimizde, esas onlardan Allah’a sığınmak
lâzım. Batılılar magic box yani büyülü kutu diyor. Yani,
büyüler, büyücüler evimizde. Öteki şeytanın nedir ki gücü? “Şeytanın
hilesi çok zayıftır.”5 Cinlerden olan şeytan ne halt edebilir?
O’nun pabucu çoktan dama atıldı. Şeytanlar, modası geçmiş
klasik yöntemleri kaçıncı defa tekrar tekrar uygularken; insan
şeytanları neler icat ettiler, neler! Telefonlar, internetler, televizyonlar,
kutsallaştırılan devletler, çeşitli silahlar, makineler, robotlar,
daha neler neler. Esas sihir burada, esas şeytanlık burada.
Dolayısıyla cinlerin, şeytanların çarpması, çırpması, insanın
içine girmesi, musallat olması söz konusu değil. Adamı saatlerce
dövüyorlar şeytan/cin çıkartmak için. Bu dayağı yiyen kim
olsa ‘çıktı, çıktı’ diyecek tabii, sabaha kadar dayak yemektense.
Başka girilecek bir yer yok da burnunun deliğinden şeytan senin
içine girecek, vücudunun içinde nerede ne yapacaksa… Ne işi
var orada? Dışarıdan yapacağını yapamıyor da mı içine giriyor,
tuhaf tuhaf şeyler. Bir motoru, bir makineyi bozmak isteyen; motorun,
makinenin içine mi girmeye kalkar? Allah, cinlere mekân
olarak insanın içini mi göstermiş? Dünyanın onca güzellikleri
içinde insan vücudunun içi; kanlar, bozulmuş gıdalar, dışarı atılması
gereken pislikler içinde yaşamayı çok mu seviyor bu cinler?
Hani cinler bizim boyutumuzdan farklı boyutlarda yaşayan,
en zararlıları bize sadece vesvese veren bizim dışımızda varlıklardı?
Korkma, rahat ol, içinde cin-min yok; ama cep telefonu
tutsaklığı, top sevgisi, dizi tutkusu, sanatçı hayranlığı, para arzusu
insanın gerçekten içinde. Yiyip bitiriyor içeriden insanı. Cinler
musallat olmaz; ama moda musallat olur, ideolojiler musallat
5 4/Nisâ, 76
~ 9~
ÖNSÖZ
olur, geçim ve seçim musallat olur, devlet her şeyiyle her şekilde
musallat olur. Esas onlardan sakın. Gerçek şeytanı unutma, ama
insî şeytanlardan, insanların yaptığı şeytanlıklardan şeytan bile
Allah’a sığınıyordur, esas onu unutma!
Cin hezeyanlarıyla rahatsız olup dengeyi bozmaktan kurtulmanın
en güvenli yolu, sağlam bilgi ve sağlam inançtan geçer. Bu
yolun yerine; üfürük, muska ve tılsım yolunu seçenlerse belâdan
kurtulamazlar. Kur’ân-ı Kerim, üfürükçülerin şerrinden Allah’a
sığınmamızı emrederken, insanlar bunlardan medet umuyor,
kendilerinden sığınılması gerekenlere sığınıyor.
Bu üç kitaplık seride, eğer Kur’an’a ve sahih sünnete ters
düşen bir cümleye şahit olursanız, yazara ulaştırdığınızda sadece
duâ ve hüsn-i kabul ile karşılaşırsınız. Kur’an’a ve Sünnete ters
düşen bir şey yoksa, o zaman niyetler, usûl ve yorumlar devreye
girecek, mümkün şeytana da malzeme çıkabilecektir.
Üç kitaplık serinin ikinci kitabının sayfalarını açmış durumdasınız.
Serinin ilk kitabı: “Rukyecilik ve Muskacılık” Üçüncüsü
de: “Büyü ve Şeytan” Her türlü şeytanî düşünce ve işlerden
Allah’a sığınır, rukye adıyla yapılan üfürükçülükten, büyüden,
büyü bozma ve cin çıkarma adına yapılan şirk unsurlarından bu
rukyeci geçinen üfürükçülerin de kurtulup uzaklaşmalarını tavsiye
edip Rabbimizden dileriz.
Ahmed KALKAN
Eylül 2020, Ümraniye
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
ithaf
Canlı Kur’an olmaya çalışıp toplumu Kur’an’la canlandırmaya
gayret eden ve tağutlara karşı Kur’an’la müceeleyi
bayraklaştıran her yaştan muvahhid gençlere...
Doğru okuyup doğru anlayan, dosdoğru yaşayıp insanları
doğrultmaya çalışan Kur’an dostlarına...
Ümmetin ihyasının vahdet içinde yaniden Kur’an’a dönüşle
mümkün olduğunu kavrayıp nebevi usûlle Kur’an ve
tevhid eksenli dersler ve cemaat çalışması yapan tavizsiz
dâvetçilere, her yaştan genç dâvâ erlerine...
Bölüm 1
CINLER İNSANLARA MUSALLAT OLABILIR MI?
AHMED KALKAN
~ 12~
CINLERIN İNSANIN İÇINE GIRIP MUSALLAT
OLABILECEĞI YALANI
Bazı yalanlar vardır, yalanlayanlar yeterli sayıda ve yeterli
şekilde ortaya çıkıp yeterli şekilde mücadele etmeyince,
ispatlanmış delili olan doğrudan daha doğru kabul edilmeye
başlanır. Kur’an’ın “atalar yolu” dediği hurâfeler, bâtıl
inançlar ve bid’atler buna örnektir.
Uzay dâhil, dünyanın her tarafına kısa zamanda gidip istediği
yerde yaşama özgürlüğünde olan cinler, onca güzel
yerler var iken, cinlerin insan vücudunun içine girip gıda
artıklarının ve atıklarının, kanların, değişik kimyasal karışımların
ve ortaya çıkan çok farklı sıvıların içinde yaşamayı
tercih eden cin, eğer gerçekten böyle bir tercihi yapıyorsa,
o cinde insana zarar verecek kadar bile aklın olmadığı
anlaşılır. İnsana musallat olmaya kalkan cin, kendisi insanın
içinde hapis hayatı yaşayarak aslında kendisini tasallut
altında bırakıp insanın musallatı altına girmiş olmaz mı?
Aylarca, yıllarca kendisini başka şeylerden nasıl soyutlayacak,
gıda, aile hayatı ve birçok ihtiyaçlarını insan bedeninin
içinde nasıl karşılayacak? İnsan bedeni içinde yiyecek
bulsa bile, tuvalet ihtiyacını nasıl karşılayacak? Onlar insan
vücudunu zehirlemeyecek mi? İnsan vücudunun içinde nasıl
nefes alacak, oksijene mi neye ihtiyacı varsa onu nasıl
temin edecek? Vücudun içinde uslu çocuklar gibi varlığını
hissettirmeden yaşamasını sürdürecek. Ve insan bedeni,
içindeki cini hissetmeyecek… Taa bir rukyeci bulunup
onun bazen haftalarca süren seanslarına katılıncaya kadar
iki kişi bir bedende yaşamaya devam edecekler…
Niye insanın içine girme ihtiyacı hissetsin ki cin? İnsanı
kontrol edecekse, onu istediği gibi yönetip yönlendirecekse,
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 13~
bu durum, cinin insanın midesine, böbreğine, damarlarına
yerleşmesini mi gerektirir? İnsanın iç organlarında mı onun
direksiyonu? İnsana vereceği zararın Kur’an’da sadece vesvese
ile sınırlı olduğu bildirildiğine göre, bunun için insanın
içine girmesi gerekmediği halde, niye insan bedeninin
içine girmeyi tercih ediyor? Durup dururken bir insana girmezmiş
bu cin. Ya nasıl girermiş? Biri büyü yaparmış, o büyünün
etkisiyle cin büyü yapılan insana musallat olurmuş.
Peki, Kur’an büyünün hayalden ibaret, göz boyama ve halüsinasyondan
ibaret olduğunu, büyüyü Allah’ın iptal edip
bozacağını, büyücülerin başarılı olamayacağını belirtmesi
bir hakikat olduğuna göre, tesiri olmayan ve insan kandırmaya
yarayan uyduruk bir büyü, kendi halinde yaşayan bir
cin’i insan vücuduna nasıl sokuyor? Yapılan büyü, cinin çirkin
ve rahat olmayan yerde yaşama mecburiyeti vererek
cin aleyhine mi yapılıyor? Çok rahat olduğu için mi insan
vücudundan çıkmayı istemiyor? Cini çıkarmak için yapılan
uygulamalar nereden alınmış? Allah mı öğretmiş, Rasul
mü rukyecilerin yaptığı şekilde cin çıkarmış? Eğer bu iddia
varsa, Buhârî, Müslim gibi hadis kitaplarında niye bahsedilmez?
Peygamberimiz böyle cin çıkarma seansları tertip
etmediyse, nasıl sünnete göre rukye, Nebevî rukye, Kur’anî
rukye, Kur’an rukyesi diye ad vermekten çekinmezler?
Kur’an’da hangi âyet, cinlerin insana musallat olabileceğini
belirtiyor, ama musallat olamayacağını belirten âyetler var.
Allah, kendi yarattıklarını en iyi bilen değil midir?
Kur’an, şeytanın (kâfir cinlerin) hilesi zayıftır diyor.
Hâlbuki, insanın içine girip insan vücudunu tümüyle işgal
edip ele geçirerek insanı tümüyle egemenliği altına aldığı
iddia edilen cinin hilesi, tuzağı kuvvetli olmuş olmaz mı?
İnsanın vücuduna giriş yapabileceği deliklerden hangisini
tercih ediyor cin? Birini tercih ettiği söylenecekse ki, öyle
AHMED KALKAN
~ 14~
söyleniyor; o zaman bedeni var; bir ışın gibi cisme tümüyle
nüfuz etmiyor. Ebatı ne kadar? Küçük bir böcek kadar
mı, karınca büyüklüğünde mi? Daha mı küçük? Karıncadan
daha büyük ise, insan vücudunda nasıl rahat durabiliyor?
Karıncadan daha küçük ise, koca insanı bu küçücük böcekten
mi korkutuyorsunuz? Ve bu küçük böcek mi insana musallat
olacak her istediğini yaptıracak? Daha büyük ise, insanın
burnundan nasıl sığıyor girmek ve çıkmak için? Yok,
duvarın içinden geçebilecek şekilde ise, niye insanın burun
gibi deliklerinden girmek zorunda? Ve ışın gibi varlığı bir
yerden çıkarmanın ne anlamı olur o zaman? Az sonra bir
daha, bir daha girer.
Koca insanla evlendiği söylenen, bu karıncadan küçük
varlık mı? Cismi yok ise, ışın gibi ise bu evlilik de ne demek
olur? O zaman devekuşunun da babası deve, anası
kuş. Hollywood filmlerinde insanın göğsünden çıkan canavar
gibi şeyin aynısı olmasın bu cin? Bazen dev, bazen Guliver’in
küçük adamı mı yoksa? Yakalarsam sosyete semtlerine
göndereceğim. Oralara hiç gitmiyor, hep gariban, fazla
okumayan, kültürü belirli seviyede olan adamları ve çoğu
örtülü hanımları, çocukları tercih ediyor, neden? Büyüyüp
küçülüyorsa, küçüldüğünde ayağımızın altında nasıl ezilmiyor?
Kuvvetli şekilde hapşırdığınızda içinizdeki cin de
pat diye aşağıya düşüyormuş. Her zaman mı o kadar, yoksa
küçüldüğünde mi o kadar oluyor? Eğer bedeni varsa, bedeniyle
insan vücudunda nasıl rahat edecek, bedensiz ise,
niye ağız-burun gibi yerlerden girsin? Bu cinler vücuduna
girdiği insanın lisanını ne çabuk öğreniyorlar? Her dili
çok kısa zamanda öğreniyorsa, bunlardan iyi yabancı dil
hocası olur. İyi de cin Türkçe’yi iyi biliyorsa rukyeci, niye
Arapça uhruc, uhruc diye bağırıyor? Kendisinin Arapça
bildiğini ispatlamak için mi? Yoksa, cin “çık!” kelimesini
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 15~
ezberlememiş, onu anlamıyor mu? Bu cin çıkarma showlarına
mı inanalım, Kur’an’ın bu konuda verdiği bilgilere mi?
Çıkmamakta direnen cini çıkmaya zorlamak için niye
hasta insanı dövüyorlar? İnsan dayak yiyince acısını cin
mi tadıyor? İnsanın sırtı, kolu, bacağı acıyınca cin o insanı
sevdiği veya acıdığı için insafa mı geliyor da aman adamı
dövmeyin, ben çıkacağım diyor? Rukyeciler bu cin çıkarma
icraatı yaparken onlara İslâm’ı tebliğ ediyorlar. Üç beş
cümleden sonra bazıları “iman ettik” diyorlar, İslâm’ı çok
kolay kabul ediveriyorlar. Peki, insan vücuduna girmeyen
cinlerin hidayetine niye çalışmıyor bu rukyeciler? Bir de
insan vücudundan çıkmak istemeyen inatçı cinler var. Bunları
rukyeciler bir-iki tehditten sonra yakıp öldürüyorlar,
daha doğrusu öldürdüklerini iddia ediyorlar katil rukyeciler.
Bedenden çıkmadığı için öldürüldüğüne göre, ölü cin
insanın içinde mi kalıyor? Ölü cinin insan vücuduna zararı
olmuyor mu? Cenaze töreni ve onlar için kabir hayatı, insan
vücudunda mı oluyor? Rukyeci cini yaktığında daha başka
cinlerin oraya gelmesine mi sebep oluyor? Öldürülen cinin
yakın akrabaları o rukyeciye bir zarar vermiyorlar, intikam
almak istemiyorlar da teşekkür mü ediyorlar? Kur’an âyetleri
okuyarak cinler öldürülebilir mi? Bu cinleri öldürebilenler,
hadislerde cin diye belirtilen virüsleri, meselâ korona
virüsü niye öldüremiyorlar? Cin öldürmek dinen câiz
mi? Delili ne? Hangi hallerde öldürülebilir cinler? Bu kadar
kolay müslüman olan veya bu kadar kolay öldürülebilin
cinler nasıl insan vücuduna girip insanı oyuncak edinebiliyor?
Yeryüzünün halifesi cinler mi? Cinler insanlardan
daha mı üstün, kim kime hâkimiyet kurabilecek şekilde ve
ahsen-i takvim (en güzel kıvamda) yaratılmış?
AHMED KALKAN
~ 16~
Bu tür soruları çoğaltmak mümkün. Ama iknâ edici tarzda
bunların cevabını rukyecilerin vermesini bekliyorsanız,
cehennemden de saraylar, köşkler bekleyebilirsiniz.
Hastanın halüsinasyonlarına, kendi yaptıkları telkinlere,
hipnozlara “cin musallatı”, “cinler bu kimseye musallat
olmuş” diyerek insanları kandırıp onları maddî ve mânevî
yönden istismar edenler, bir de bunu rukyecilik adına sünnet
ve dinin tavsiyesi gibi gösterenler cinayet gibi büyük
suç işlemektedir. Yalandır, halkı kandıran ve etkisi çok geniş
büyük bir yalandır bu; bundan daha fecîsi, bu yalanın din
kullanılarak söylenmesi, bu yalana dinin âlet edilmesidir.
Tıp bilgisi halk düzeyinde olan, beyni ve beynin hastalıklarını
hiç bilmeyen, şizofrenleri cin çarpmış, içine cin girip
musallat olmuş diye tanıtıp şizofren hastayı da, cinlerin
kendi isteğiyle cinlerle dostluk yapan müşriklerin irâdelerini
kullanarak cinle ilişkilerini konu dışı yaparsak; Allah’ın
hiçbir kuluna musallat olamayacakları, hele tevekkül sahibi
bir müslümana musallat olamayacağını da bilmeyen, cin
konusunda doğru olmayan bilgileri ilim diye takdim eden,
hasta psikolojisiyle tutanacak dal arayanlara umut olarak
gözüküp sonra onları sukut-ı hayâle uğratmakta bir sakınca
görmeyen cinciler… Rukyecilik adıyla cincilik yapanlar…
dünyada bile genellikle iki yakanız bir araya gelmiyor; ya
âhiretiniz ne olur, hiç düşünmüyor musunuz?
Kur’an, “Şeytanı dost kabul edip onun gönüllü askeri
durumunda olan müşrikler, kendi tercihleriyle ilişkileri dışında,
diğer insanlara cinler musallat olamaz” derken, bunun
tersini kim iddia ederse etsin, müslüman, Allah’ı tasdik
eder; O’nun hükmüne ters hiçbir görüşü kabul edemez.
“Bir mü’min erkek veya bir mü’mine kadının, Allah ve Rasûlü
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 17~
bir emir ve hüküm verdiğinde artık işlerinde bundan başkasını
seçme hakları olamaz. Allah’ın ve Rasûlünün emrine itaat
etmeyenler doğru yoldan açıkça sapmışlardır.”1
Bu konuyla ilgili âyetleri hatırlatayım: “Şüphesiz, kullarım
üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin, tasallutun olmayacaktır.
Vekil olarak Rabbin yeter!”2; “Kullarımın üzerinde
senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak sana uyan
sapıklar bunun dışındadır.”3 “Doğrusu şeytanın iman edenler
ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu, musallat
olması yoktur.”4 Devamındaki âyette onların müşrikler
olduğu belirtilir: “Onun nüfûzu sadece, kendisini dost edinenler
ve Allah’a şirk/ortak koşanlar üzerindedir. (O, sadece
onları kandırabilir).”5
Bilindiği gibi; bu âyetlerde geçen “sultân” kelimesine,
mealler; “hâkimiyet, ağırlık, yaptırım gücü, nüfuzu, etkili
gücü, sulta, saltanat, musallat olma, etki, kandırmaya gücü,
etkin gücü” şeklinde anlam verirler.
“Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül
eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti, musallat olması
yoktur.”6 Bu âyette bahsedilen şeytandır. Şeytan, cinlerin
en şerlilerinin adıdır. Şeytanın gücü bu ise, diğer cinlerin
daha büyük değildir.
Yine, şeytanın âhiretteki itirafı: “İş bitirilince şeytan da
diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben
de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak
bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de
1 33/Ahzâb, 36
2 17/İsrâ, 65
3 15/Hıcr, 42
4 16/Nahl, 99
5 16/Nahl, 99-100
6 16/Nahl, 99
AHMED KALKAN
~ 18~
hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi
kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız.
Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı
kabul etmemiştim. Şüphesiz, zâlimlere elem dolu bir
azap vardır.”7
SULTAN VE TASALLUT KELIMELERININ ANLAMI
Türkçede cinlerin insanın bedenine girip orada hâkimiyet
kurarak ona istediği gibi hükmetmesi, eziyet vermesi,
irâdesine yön vermesi gibi durumlara “cinin musallat olması”
denilir. Kur’an’da bu “musallat olma” kavramı, “sultân”
kavramıyla karşılanır. Aslında her iki kelime, kök itibarıyla
aynı kökten türemişlerdir. Her ikisi de “s-l-t” (sin, lâm, tı)
kökünden türemiştir. Yani, Kur’an’da şeytanın onlara yönelik
“sultanı” yok demesi, musallat olması yok demektir.
“Sultan” kelimesi: “Hâkimiyet, zorlayıcı güç, saltanat,
yönetme” anlamlarına gelir. Elmalılı Hamdi, Hıcr sûresi
42. âyetin tefsirini yaparken “sultan” kelimesini de şöyle
açıklar. “İnne ıbâdî”: Hakikaten kullarım “leyse leke aleyhim
sultânun” üzerine senin sultanın yoktur. Yani ne kavlen
ilzam edecek huccetin, ne fi’len tasallut ve tasarruf
edecek kudret u saltanatın yoktur. “İllâ men ittebeake mine’l-
ğâvîn”: Ancak, sana ittibâ eden azgınlar müstesnâ. Yani
ancak bunları sürükleyebilirsin. Fakat o da senin sultan ile
değil; onların ihtiyarlarını sûi isti’mal ederek sana uymaları,
arkana düşmeleri dolayısıyladır. Yoksa, muhlaslara (ihlâs
verilmiş kullara) tasallut edemediğin gibi diğerlerine
de edemezsin.”8
7 14/İbrâhim, 22
8 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Y., c. 5, s. 3065
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 19~
Kur’an’da hangi kelimenin hangi anlama geldiği konusunda
ilk akla gelen ve en önemli kaynak kabul edilen Müfredat’a
bakalım. O nasıl açıklıyor “sultan” kelimesini:
“Es-selâtah: Gâlip, üstün gelmeye, yenmeye, boyun eğdirmeye
veya hâkim olmaya muktedir olmak ya da muktedir
hale gelmek. Fiil olarak: “Onu, gâlip, üstün gelmeye,
yenmeye, boyun eğdirmeye veya hâkim olmaya muktedir
hale getirdim. O da buna muktedir hale geldi” anlamında.
“Sellattuhû” “feteselleta” şekillerinde kullanılır. Yüce Allah
şöyle buyurmuştur: “Velev şâallahu lesellatahum” (Allah dileseydi
onları size musallat ederdi.”9 Yine şöyle buyurmuştur:
“Ve lâkinnallahe yusellitu rusulehû alâ men yeşâ’ (Ama
Allah, peygamberlerini dilediği kimselere üstün kılar.)”10
“Sultan” adı da buradan hareketle verilmiştir. “sultânun”
sözcüğü “selâtatun” anlamında da kullanılır. Örneğin, “ve
men kutile mazlûmen fe kad cealnâ liveliyyihî sultânen…” /
“Ve her kim mazlum olarak katledilirse, onun velîsi için Biz
bir tasallut hakkı vermişizdir.”11; “İnnehû leyse lehû sultânun
alellezîne âmenû ve alâ rabbihim yetevekkelûn” / “Gerçek
şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp
güvenenler üzerinde bir hâkimiyeti olamaz.”12; “İnnemâ
sultânuhû alellezîne yetevellevnehû / Şeytanın hâkimiyeti
ancak onu kendilerine velî edinenler ve onun yüzünden
müşrik olanlar üzerinde geçerlidir.”13; “Lâ tenfuzûne illâ bisultân
/ Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını
aşıp öteye geçebilirseniz haydi geçin! Ama (tarafımızdan
verilmiş) bir güç (sultân) olmadıkça geçemezsiniz.”14
9 4/Nisâ, 90
10 59 /Haşr, 6
11 17/İsrâ, 33
12 16/Nahl, 99
13 16/Nahl, 100
14 55/Rahmân, 33
AHMED KALKAN
~ 20~
Ayrıca, “sultân” sözcüğü “selâta sahibi olan kimse” için
de kullanılır ki, en çok bu anlamda kullanılır.
“Tasallut” gücüne sahip (yani gâlip, üstün gelmeye, yenmeye,
boyun eğdirmeye veya hâkim olmaya muktedir).15
Sultan kelimesinin mâzisi olan “selita”: Sert olmak, güç,
otorite, ispat, delil, inandırıcı delil.16
Kur’an, insan şeytanlarından da bahsediyor; şeytanların
insanlardan da olduğunu belirtiyor. Bir insan, nasıl başkasının
içine giremez ve ona musallat olamazsa, cinlerden
olan şeytanın da insanın içine girip ona musallat olması, bu
âyetlerden yola çıkarak düşünülemez. Cin ve insan şeytanları,
insanları Allah’tan uzaklaştırarak dünyayı ve günahları
faydalı ve güzel gösterip âhireti unutturmak için faaliyet
yaparlar. Bunu hangi yolla ve nasıl yaptıklarını Kur’an net
olarak bildiriyor: Vesvese. İnsanın içine girerek şeytanın
yapacağı bir şey yoktur. Cinler insan içine girebiliyorlarsa
veya birileri büyü yaparak bir cin’i insan içine girecek şekilde
onları yönlendirebiliyorsa makinelerin içine de, özel
bilgisayarların ve füzelerin içine de girebilirler veya birileri
büyü ile cinleri o hassas aygıtların içine yerleştirebilir.
İddia edildiği gibi insanın zihnini karıştırdığı ve düzenini
bozduğu gibi bilgisayarların da sistemlerini karıştırıp bozabilir.
İnsana güç yetirebilen, makinelere haydi haydi güç
yetirebilir. Böyle bir dünya düşünebiliyor musunuz? Nasıl
bir kaos olur? Dünya ve içindeki eşya, robotlar, çeşitli makineler
ve insanlar cinlerin oyuncağı olurdu. Cinlerin böyle
evrensel çapta fesat çıkarabilecek şekilde sünnetullahı
15 Râgıb el-İsfehânî, Müfredât, Pınar Y. s. 739-740
16 John Penrice, Kur’an Sözlüğü, İşaret Y., s. 151
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 21~
değiştirecek yetenekte kabul edilmesi, onları tanrılaştırmak
demektir. Şeytan dediğimiz kâfir cinlerin böyle gücü
olsaydı, şeytan her istediğini yapabilen bir tanrı seviyesinde
olur; Allah’ın dünyaya yerleştirdiği değişmez ve değiştirilemez
kanunları olan sünnetullah diye bir şey olmazdı.
“Şüphesiz, azgınlardan sana uyacak olanlar dışında,
kullarım üzerinde senin hâkimiyetin (sultan,
musallatlığın) olmayacaktır.”17 Yani, “Benim
kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Senin gücün
ancak sana uyan azgınlara yeter.” der. Peki,
şeytana uyan azgınların durumu nedir? Ona uyanlar,
cehennemliklerdir: “Kuşkusuz cehennem, o
sana uyanların tamamının buluşma yeri olacaktır.”
18 Şeytanın, Allah’ın hiçbir kulu üstünde bir
sultasının bulunmadığını, aksine onun hâkimiyetinin
(musallat olmasının) sadece azgınlara ve kendi
irade ve isteği ile ona uyanlara yönelik olduğunu,
bu uymanın da İblis’in zorlaması ile olmayacağını
bu âyetler19 bildiriyor.
Yine, benzer şekilde, Allah Teâlâ’nın İblis’in kıyâmet
günü, kendisine uyanlara söyleyeceğini haber verdiği şu
söz de aynı hakikati ifade eder: “Zaten benim sizin üzerinizde
hiçbir hükmüm ve nüfuzum (saltanatım ve musallat
olmam) yoktu. Yalnız, ben sizi çağırdım, siz de bana hemen
17 15/Hıcr, 42
18 15/Hıcr, 43
19 15/Hıcr, 42; 16/Nahl, 99
AHMED KALKAN
~ 22~
icâbet ettiniz.”20 Yüce Allah, kendisine samimi olarak ibâdet
eden ve emirlerini tutan kullarını şeytanın sultasına karşı
bizzat koruduğunu ve desteklediğini bildirerek, “Doğrusu o
benim kullarım yokmu, ey şeytan senin onlar üzerinde hiçbir
hâkimiyetin (musallat olman) yoktur. (Çünkü onlar için) vekil
olarak Rabbin yeter.”21 buyurur. Ebû Hüreyre’nin rivayet
ettiği şu hadis, aksine mü’minin şeytan üzerindeki hâkimiyetini
gösterir: “Sizden birisi yolculukta hayvanını nasıl istediği
gibi sürerse, mü’min de şeytanını öyle emri altında idare
eder.”22 Şeytanın insan üzerinde egemenliğinin olmaması,
sadece mü’minlere has değildir. İbrahim sûresi 22. âyete ve
İsrâ sûresi 65. âyete göre geneldir, bütün insanlık için sözkonusudur.
Yani şeytanın insana musallat olamaması, bütün
insanlar için geçerlidir. 23
İnsanın şeytanın egemenliğini kabul edip onun
emrine girmesi, kendi tercihiyle ilgilidir. Büyüyle
veya şeytanın öyle bir gücü olduğundan değildir. O
yüzden Kur’an insana şöyle hitap eder: “Ey Âdemoğulları!
Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin
20 14/İbrahim, 22
21 17/İsrâ, 65
22 İbn Kesir, 4/327. Fakat, bu son âyetin sonundaki “Vekil olarak Rabbin yeter” ifadesi,
mü’minin bu hâkimiyetinin ancak Allah sayesinde olduğunu gösterir. Çünkü eğer insanın
şeytana rağmen hakka yönelip bâtıldan kaçması kendi gücü ile olsaydı, “İnsan kendine
yeter” denilirdi. Ama böyle buyrulmayıp da, “Rabbin yeter” buyrulunca, ondan ancak Allah’ın
yardımı ile korunabileceğimizi anlarız. Ama şunu da bilmeliyiz ki, Allah’a sığınmak
da kulun elinde ve irâdesi dâhilindedir ve Allah Teâlâ, kendine samimi olarak sığınanları
yardımsız bırakmaz.
23 “Gerçek şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp güvenenler üzerinde
bir hâkimiyeti olamaz. Şeytanın hâkimiyeti ancak onu kendilerine velî edinenler ve onun
yüzünden müşrik olanlar üzerinde geçerlidir.” Bu âyet de, bu gerçeğin diğer bir ifadesidir.
Dolayısıyla kim şeytana itaat eder, onu dost edinip yaptığı işlere ve ibâdetlere onu ortak
eder ise, yani ona itaat ederek onu âdeta tanrı yerine koymuş olursa; şeytanın hâkimiyeti
altına girmiş olur. Görüldüğü gibi, bu hâkimiyet, insanların tercihinin neticesidir. Yoksa,
aslında şeytanın insanoğlu istemedikten sonra, hiçbir beşer üzerinde tesiri yoktur.
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 23~
apaçık bir düşmanınızdır, demedim mi? Sizden bu
konuda söz almadım mı?”24 Burada şeytana tapmak,
şeytana itaat anlamındadır. Demek ki, şeytana
kulluk yapar gibi ona itaat, kişinin kendi tercihiyle
olmaktadır. Şeytan, insan üzerine hâkimiyet
ve saltanatı ile değil; esas işi ve temel faaliyeti olan
“vesvese” ile gündeme gelir.
KUR’AN’DA “SULTAN” KELIMESI
Kur’an’da “sultan” kelimesi otuz yedi yerde geçmektedir.
Soyut anlamda kullanılmış olup siyasî bir içeriğe sahip
değildir. Yani, Kur’an’da kullanılan sultan kelimesi, hiçbir
âyette padişah, kral anlamında kullanılmaz. Herhangi bir
kişi Kur’an’da böyle bir unvanla anılmaz. Sultan kelimesi,
Kur’an’da genel olarak iki anlamda kullanılır: Birincisi,
hâkimiyet (güç, kuvvet, otorite) kurma anlamında; ikincisi,
burhan ve delil anlamında. Biz, ikinci anlamda kullanılan
sultan kelimelerini, konu dışı olduğu için buraya
almayacağız.
Şeytanla ilgili “sultan” kelimesinin (hâkimiyet
kurma, güç, kuvvet ve otorite anlamında) Kur’an’da
kullanılışı:
“Doğrusu benim mü’min kullarım üstünde senin bir sultanın
(zorlayıcı gücün, hâkimiyetin) olamaz. Rabbin vekil
olarak yeter.”25
24 36/Yâsin, 60
25 17/İsrâ, 65
AHMED KALKAN
~ 24~
“And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış,
inananlardan bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
Oysa İblis’in onlar üstünde bir sultanı (nüfuzu)
yoktu.”26
“Benim sizin üzerinizde bir sultânım (yani, sizin üzerinizde,
sizi şirk koşmaya kahren mecbur edecek, sizi zorlayacak
bir sultan’ım (gücüm) yoktu. Sadece çağırdım, siz de
geldiniz. Öyleyse beni değil, kendinizi kınayın”27
“Dedi ki: “Rabbim! Andolsun beni saptırdığın için onlara
yeryüzünde (kötülükleri) süslü göstereceğim ve onların tümünü
muhakkak saptıracağım (iğvâ). Ancak onlardan ihlâsa
erdirilmiş kulların müstesna.” (Allah) şöyle buyurdu: İşte
bana varan dosdoğru yol budur. Şüphesiz kullarım üzerinde
senin bir hâkimiyetin (sultân) yoktur. Ancak azgınlardan
(ğâvîn) sana uyanlar müstesna. Muhakkak cehennem, onların
hepsine vaad olunan yerdir.”28
“Gerçek şu ki o şeytanın, iman etmiş olanlar ve rablerine
dayanıp güvenenler üzerinde bir hâkimiyeti (sultân) olamaz.
Onun (Şeytanın) hâkimiyeti (sultânuhû) ancak onu
kendilerine velî edinenler ve onun yüzünden müşrik olanlar
üzerinde geçerlidir.”29
“Bizim, sizin üzerinizde bir sultânımız (yani, sizin üzerinizde,
sizi şirk koşmaya kahren mecbur edecek bir hükümranlığımız)
yoktu. Bilâkis siz taşkınlık eden bir kavimdiniz.”30
26 34/Sebe, 20-21
27 14/İbrahim, 22
28 15/Hıcr, 39-43
29 16/Nahl, 99-100
30 37/Sâffât, 30
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 25~
“And olsun ki İblis, onlar hakkındaki görüşünü doğru çıkartmış,
iman edenlerden bir topluluk dışında hepsi ona uymuşlardı.
Oysa İblis’in onlar üstünde bir sultânı (nüfuzu)
yoktu.”31
“De ki: Rabbim! Beni girilecek yere hoşnutluk ve esenlikle
girmemi nasip et. Çıkaracağın yerden de esenlikle çıkar. Katından
beni destekleyecek bir sultân (güç) ver.”32
“Malım bana fayda vermedi. Sultânım (gücüm) de
kalmadı.”33
Bu âyetlerde geçen “sultân” kelimesinin anlamı, Mukatil
bin Süleyman’a göre de benzer şekildedir. Mukatil’e
göre; “es-sultân”, kahredici kral, kahren mecbur edici
hükümranlık mânâsında kullanılır; şu âyetlerde olduğu
gibi:
“Benim sizin üzerinizde bir sultânım (yani, sizin üzerinizde,
sizi şirk koşmaya kahren mecbur edecek bir hükümranlığım)
yoktu.”34
“Bizim, sizin üzerinizde bir sultânımız (yani, sizin üzerinizde,
sizi şirk koşmaya kahren mecbur edecek bir hükümranlığımız)
yoktu. Bilâkis siz taşkınlık eden bir kavimdiniz.”35
Es-selâtatu: Gâlip, üstün gelmeye, yenmeye, boyun eğdirmeye
veya hâkim olmaya muktedir olmak ya da hale
gelmek. Fiil olarak, (“O’nu, gâlip, üstün gelmeye, yenmeye,
31 34/Sebe, 20-21
32 17/İsrâ, 80
33 69/Haakka, 28-29
34 14/İbrâhim, 22
35 37/Sâffât, 30; Mukatil bin Süleyman, Kur’an Terimleri Sözlüğü, İşaret Y., s. 327. Not:
Mealler ve parantez içi açıklamalar kitaptan aynen alıntıdır.
AHMED KALKAN
~ 26~
boyun eğdirmeye veya hâkim olmaya muktedir hale getirdim.
O da buna muktedir hale geldi” anlamında) sellattühü
feteselleta şekillerinde kullanılır. Sultan adı da buradan
hareketle verilmiştir.36
ALLAH, MÜKERREM ŞEKILDE YARATTIĞI İNSANA
CINLERIN MUSALLAT OLMASINA YÖNELIK İZIN
VERMEZ
Rukyeciler delil olarak ciddi bir şey bulamadıkları
için iddia şöyle diyorlar: “Büyü, kendisine
büyü yapılan kimseyi öldürebilir veya onun tabiatını
ve davranışlarını değiştirebilir. İmam Şâfiî ve
İmam Ahmed b. Hanbel de bu görüştedirler.”37 Ben
bu sözün doğruluğuna da, Ahmed bin Hanbel’in
bu görüşte olduğuna da inanmıyorum. Çünkü o,
Peygamberimizin şöyle söylediğini kitabına alıp rivayet
etmiş kişidir: “Cinlerin insanların yollarını
şaşırtacak şekilde bir güce sahip olması yoktur.”38
Yine, İmam Şâfiî’nin ve diğer müctehidlerin
Kur’an’dan bu kadar uzak olacaklarını, Kur’an’ın
cinlerin ve şeytanın insanları egemenliği altına
36 Râğıb el-İsfahanî, Müfredât, 739
37 İdraru’ş-Şurûk fî Envâi’l-Furûk, c. 4, s. 149; Rukyeci Adil Beyazyıldız
38 Müslim, Selâm 107; Ebû Dâvud, Tıb 24, h. No: 3913; Ahmed bin Hanbel, Müsned III,
293
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 27~
alacak gücünün olmadığını, hileli düzeninin çok
zayıf olduğunu39 bilmemeleri ne kadar mümkündür?
Büyünün bir hileden, göz boyamadan ibaret
olduğunu belirten âyetleri okumamış olabilirler mi
bu imamlar, müctehidler? Onlar veya onlar adına
başkaları böyle yorumlasalar da, Kur’an’ın ve sahih
sünnetin yoludur mü’minlerin yolu. “O büyük
âlimler öyle dediklerine göre vardır bir bildikleri”
demek, mü’minlere yakışmaz. Onların, önce Kitabımız
ne diyor, sonra o kitabı bize tebliğ eden
Rasûl ne diyor, onu öğrenip uygulamaları lâzımdır.
Ebû Dâvud, Kitâbu’t Tıb’da bir bâbın başına şöyle başlık
atmış: “Cin Çarpması Diye Bir Şey Var mıdır?” ve altına
şu hadisi yerleştirmiş: Câbir bin Abdullah’tan (r.a.) rivâyete
göre, Rasûlullah’a (s.a.s.) “Nüşre (Cin çarpmasından dolayı
okuyup üfleme işi) var mıdır?” diye soruldu. O da: “O bir
şeytan işidir” cevabını verdi. 40 Demek ki, cin çarpması, cinlerin
musallatı diye bir şey yok ki, cin çıkarma iddiasıyla
okuyup üflemeye kalkanların yaptıkları Rasûlullah tarafından
“şeytan işi” denilerek karşı çıkılıyor. Demek ki yaptıkları
iş, sünnete uygun olmak bir tarafa, şeytan işi yapıyorlar.
Yine delil olarak rukyeciler şunları da söylüyorlar: “Büyü
(sihir), -Allah Teâlâ diler ve takdir ederse- kendisine büyü yapılan
kimsenin bedeninde etkili olabilir, belki de onu öldürebilir.”
41 Allah dilerse küfür dediği büyüye böyle insan bedenine
39 4/Nisâ, 76
40 Ebû Dâvud, Tıb 9, h. No: 3868; İbn Mâce, Tıb 40; Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 294
41 Rukyeci Adil
AHMED KALKAN
~ 28~
etki edecek ve onu öldürebilecek bir güç verebilir demek;
şirk koşanlara, Allah dilerse dünyada huzur, âhirette cennet
verebilir, Allah dilerse şirke hac sevabı verebilir” demek
gibidir. Eyvallah, Allah’ın her şeye gücü yeter. Bu tür iddialarda
bulunanları Allah dilerse sümüklü böceğe de çevirebilir.
Ama Allah böyle bir şey dilemez. “Büyü, Allah dilerse
etkili olabilir” denilmiş. Allah, neyi dileyip neyi dilemeyeceğini
Kur’an’da belirtmiştir. Bunlar, Kur’an’dan uzak bir din
anlayışına sahip olduklarından, gayet rahat Kur’an’ın açıkladığı
esaslara ters görüşler ileri sürebiliyorlar. Bir müslüman,
Allah’ın küfür dediği büyü için hikmetler arayamaz,
onu övmeye çalışamaz. Allah diyor ki: “Sizin bu yaptığınız
şey sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların
işlerini düzeltmez.”42 Allah, sihri tesirsiz bırakacak, iptal edecektir.
43 Yine Allah, büyücülerin, nereye gitseler başarılı olamayacağını
belirtir.44 Kur’an net olarak sihre bâtıl, sihri iptal
eden mûcizeye de hak demektedir.45 Ve büyü gibi tüm bâtıl
olanlar için Kur’an’ın hükmü şöyledir: “Şübhesiz ki bâtıl, yok
olmaya mahkûmdur.”46 Kur’an’ın hükümlerini mi kabul edeceğiz,
yoksa bazı âlimlere atfedilen Kur’an’a taban tabana
zıt görüşleri, rivayetleri mi? Kur’an’a mı tâbi olacağız, yoksa
delil diye Kur’an’a tümüyle zıt rukyecilerin görüşlerine mi?
“Büyü, Allah dilerse etkili olabilir” diyen rukyeciler, Kur’an’ı
önemseyip onu ölçü kabul etselerdi, Allah’ın büyüyü etki
vermediğini, böyle bir şeyi dilemediğini bilirlerdi.
Allah her şeyi bir sebebe bağlı yaratmıştır. İnsanların
belli sebeplere yapışmadan netice beklemeleri sünnetullaha
terstir. Demek ki, ancak Yüce Allah’ın izni ile sebepler
etkilerini meydana getirebilir, ürünlerini ortaya çıkarabilir
42 10/Yunus, 81
43 10/Yûnus, 81
44 20/Tâhâ, 69; 10/Yûnus, 77
45 7/A’râf, 118
46 17/İsrâ, 81
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 29~
ve sonuçlarını gerçekleştirebilirler. Bu ilke mü’minin vicdanında
son derece belirgin hale gelmesi gereken genel bir
İslâm düşüncesi kuralıdır. Bu kuralın ilk bakışta akla gelen
ilk uygulama örnekleri şunlardır:
Eğer elini ateşe uzatırsan elin yanar. Fakat bu
yanma eylemi ancak Yüce Allah’ın izni ile gerçekleşir.
Sebebine gelince, gerek ateşe yakma ve gerekse
eline yanma yeteneği veren Allah’tır. Allah,
ateşin yakma ve elin yanma yeteneğini kaldırmış
olsa, yeryüzündeki düzen bozulur. Allah da düzeni
bozmaz. Şeytan ve cinlere de Allah, insanı ele
geçirme, içine girip onu yönetme izni vermez. Sünnetullah’ta
bu yoktur.
O her şeye kadirdir, irade buyurduğunu yapandır.
O, yarattığı ve kurduğu nizamı bizzat ve kararlılıkla
devam ettirmektedir. Allah’ın güç sahibi
olması, sünnetullah denilen kâinatta işlettiği kendi
değişmez kurallarına göre kurduğu nizamı bozması
veya vaadini yerine getirmemesi söz konusu
olamaz. Allah, zâlim bir kral gibi istediği zaman
kendi kanunlarının dışına çıkmayı istemez, kanunlarını
değiştirmez ve değiştirtmez. Bu Onun
vaadidir. O yüzden şeytan ve cinlerin insan iradesini
ele geçirmeleri, insanı robot hale getirmeleri
mümkün değildir.
AHMED KALKAN
~ 30~
“Rabbin dileseydi onları tek bir ümmet yapardı.”47 Ama dilemiyor
ve yapmıyor. “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin
hepsi elbette iman ederlerdi.”48 Dileseydi herkes iman
ederdi, ama dilememiş. Aynen böyle; Allah cinlerin ve şeytanların
insanlara musallat olmasını, insan üzerinde egemen
olmasını murad etmemiştir.
Allah insanı mükerrem şekilde yarattığı ve onu yeryüzünde
halife kıldığı için, onu cinlerin, şeytanların elinde
oyuncak kılmamış, cinlerden ve şeytanlardan daha üstün
yapmıştır. O yüzden şeytanların, cinlerin insanın iradesi
dışında onu yönlendirmesi, ona musallat olup onu kukla
haline getirmeleri söz konusu değildir. İnsan, özgür iradesi
sayesinde dilediğini seçme, dilediğini terk etme yeteneğine
sahiptir. Dilerse iman eder, dilerse inkâr eder. O kendinden
çok daha âciz ve hilesi zayıf şeytanların49 ve cinlerin elinde
robot gibi iradesiz ve oyuncak olamaz. “Allah dilerse cinler
ona musallat olabilir, iradesini yok edebilir” de diyemeyiz.
Çünkü Allah bunu dilemez. Sünnetullah dediğimiz Allah’ın
yeryüzündeki değişmez yasalarını Allah değiştirmez.
“Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak
için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini
kuşatır, ona dolanır. Onlar ancak öncekilere uygulanan
kanunu bekliyorlar. Sen Allah’ın sünnetinde (kanununda,
O’nun tuttuğu yol ve yöntemde) hiçbir değişiklik bulamazsın.
Sen, Allah’ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.” 50
Sünnetullah, bize görünen görünmeyen, bilinen bilinmeyen
tüm şeytanî tuzaklardan kurtulabilme gücümüzün
47 42/Şûrâ, 8
48 10/Yûnus, 99
49 4/Nisâ, 76
50 35/Fâtır, 43
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 31~
var olduğunu öğreterek ümit vermektedir. Rabbanî yasaların
Allah’ın yardımlarının kolektif bilinci içinde harekete
geçirmek koşulu ile yanımızda olduğunu bilip özgüveni
tazelemektir.
“Hiçbir günahkâr başkasının yükünü yüklenmez insana
kendi yapıp ettiklerinden başkası yoktur ve ne yapıp ettiği de
yakında görülecektir.”51
“Herkesin kazandığı kendinedir.”52
“Size gelen her iyilik Allah’tandır. Başınıza gelen her kötülük
de kendinizdendir.”53
RUKYECILERE GÖRE CINLER VE İNSANLARA
MUSALLAT OLMASI
Cinler Öncelikle Kimlere Musallat Olurlarmış, Rukyeciler
Ne Diyor?
Rukyeciler bu konularda ittifak halindedirler.
Onlardan birinin cinlerin kimlere ve nasıl musallat
olduğunu açıklayan bir yazısını görelim:
Cinler her insana musallat olabilir. Ancak daha
çok bebeklere, küçük çocuklara, genç kızlara, hamile
ve loğusalı hanımlara, yalnız yaşayan yaşlı kişilere,
ruhsal ve bedensel yönden aşırı rahatsızlıkları
51 53/Necm, 38-40
52 6/En’âm, 164
53 4/Nisâ, 79
AHMED KALKAN
~ 32~
olanlara, gerek evde gerekse dışarıda aşırı dekolte
giyinen bayanlara, kahve, tarot vb. fallara sıklıkla
bakan ve baktıranlara, fincanla ruh (!) çağıranlara
ve kontrolsüz, bilinçsizce aşırı zikir çekenlere,
bu varlıklardan sıklıkla bahsedenlere ve çok sigara
içenlere musallat olurlar…”
“Kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun, musallatlığın
olamaz...”54 ve şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül
eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti, musallat olması
yoktur.”55 şeklinde Rabbimiz aksini diyedursun; rukyeciler
“cinler her insana musallat olabilir.” diyorlar; demek ki
kendi başlarına gelmiş, oradan biliyorlar.
“Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül
eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti, musallat olması
yoktur.”56
Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremeyeceklerine
göre,57 Allah, şirk koşanlara, şeytanı dost kabul edenlere, İslâm
düşmanlarına, gayri müslimlere değil; ama bebeklere,
çocuklara, hamile kadınlara ve aşırı zikir çekenlere cinlerin,
şeytanların zarar vermesini murad etmiş(!) Hangi akla
ve hangi nakle (yani vahye) onaylatmak mümkündür bu
anlayışları? Allah izin vermeden bu şeytanlar zarar veremeyeceklerine
göre, Allah bebeklere, hamilelere, zikir çekenlere
haksız yere ceza veriyor, öyle mi? Bebeklerin, hamile
kadınların üzerine cinleri, şeytanları gönderip onlara
54 15/Hıcr, 42
55 16/Nahl, 99
56 16/Nahl, 99
57 2/Bakara, 102
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 33~
suçsuz yere eziyet etmelerini isteyen Allah, Kur’an’ın bize
tanıttığı Allah değildir. Tam tersine; şeytanın herhangi bir
vesvesesine karşı kendisine sığınanlara yardım eden bir Allah’a
inanıyoruz. Daha, ilk adımda, Allah’a inanç konusunda
çizgiler ayrılıyor. Demek ki, Kur’an’da özellikleri beyan
edilen, insanları çok seven (Vedûd olan), çok merhametli
bir Allah’a biz iman ederken; onlar da şeytanın ve cinlerin,
önüne gelen masum bebeklere ve hamile kadınlara zarar
vermesine izin veren bir tanrıya inanıyorlar. Kur’an’da bahsedilen
Allah, kullarının üzerinde şeytanın bir nüfuzunun,
musallat olmasının mümkün olmadığını söylüyor. Şeytanın,
ancak kendisine tâbi olan müşrikler üzerinde etkisi
olabileceğini belirtiyor.
Rukyecilere göre ise, Allah kimlere eziyet vermekten
hoşlanıyor veya o zulümlere fırsat veriyor: Bebeklere, hamile
ve loğusalı hanımlara, yalnız yaşayan yaşlı kişilere.
Başka kimlere musallat oluyormuş cinler? “Gerek evde,
gerekse dışarıda aşırı dekolte giyinen bayanlara” Evde dekolte
giyinen bayan, suç veya günah mı işlemiştir ki cinler
musallat oluyor? Kaldı ki, büyük günah işleyen içkicilere,
zina edenlere, hırsızlara değil de, evinde dekolte giyen kadınlara
cinler zarar verecek. (Nedense, bu cinler müşrik ve
kâfirlere; plajdaki açık kadınlara değil de; açık gezmeyen
Anadolu kadınlarına çoğunlukla musallat oluyor; sebebini
bilmiyorduk, şimdi öğrendik; evlerinde yatakodalarında
dekolte giydikleri için cinler zarar veriyormuş.) Hâlbuki
cincilerin kapılarını aşındıran kadınların dörtte üçünden
çok fazlası dekolte giymekten uzak, açık-saçık olmayan ev
kızı ve ev hanımıdır.
Cinler başka kimlere musallat olurmuş? Rukyeci
anlatıyor: “Bilinçsizce aşırı zikir çekenlere” Kur’an
AHMED KALKAN
~ 34~
namaz’ı da zikir olarak tanıtıyor. Namaz kılanlara
da mı Allah musallat olsunlar diye Allah cinleri
yolluyor? Kur’an, “Ey iman edenler! Allah’ı çokça
zikredin.”58 diyor. “Zikredin, çokça zikredin de ben
bunun cezası olarak cinlerin içinize girip size eziyet
vermesi için musallat edeyim” mi diyor? Demek
ki Allah’ın emrini yerine getirene Allah şeytanları
musallat ediyor… Delil ne? Hangi âyet ve hadis?
Tam tersine, Allah “böyle kimselere cinler musallat
olamaz” dediği halde? Bu kişiler mi Kur’an ve
sünnete tâbi olan kimseler? İçki içenlere değil de,
sigara içenlere cinler musallat oluyormuş. Bahsettikleri
hep palavra. Hâşâ, Allah’tan da daha iyi
bilip tanıyorlar sanki bu cinleri… Allah böyle demiyor.
Allah’ın sözüne muhalif hangi söz doğru
olabilir? Allah en küçük bir yalan söylemeyeceğine
göre, O’nun sözüne ters düşen kimseler yalancıdır.
Ve cinlerin kimlere musallat olacağı konusunda bu
rukyeciler ittifak etmişlerdir. Hep benzeri şeyleri
tekrar ederler.
Bizim Rabbimiz de kendi kullarına, özellikle tevekkül
eden müslümanlara cinlerin ve şeytanların musallat olması
sözkonusu değildir59 diyor:
58 33/Ahzâb, 41
59 2/Satada. 102; 15/Hicr, 42; 16/Nahl, 99; 17/İsrâ, 65; 14/İbrahim, 22
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 35~
CINLER FIZIKI HASTALIKLARA SEBEP
OLABILIYORLAR MI?
Rukyecinin yazısını okumaya devam ediyoruz:
“Cin insan vücuduna girerek sâra hastalığına
sebep olmaktadır. Aynı şekilde cinler damar tıkanıklığına,
çocuk düşmesine, şiddetli baş ağrılarına
vb. rahatsızlıklara sebep olabilmektedirler. Eğer
musallat oldukları kişiye âşık olmuşlarsa, bedenine
girdikleri kişi evli ise eşinden boşandırmaya, nişanlı
ise nişanı atmaya, bekârsa da karşı cinsten uzak
tutmaya çalışırlar.”
Demek ki sebebi bilinmeyen baş ağrılarının (migren)
sebebi bu cinler imiş. Sâra (epilepsi), tıbbî bir hastalık değil,
cinlerin musallat olmasıyla oluşan cinlerin oluşturduğu
bir anormallikmiş. Damar tıkanıklığının sebebi de artık
tespit edildi: Şeytanın damarlarda gezinmesi. O damarlarda
gezerken, damar tıkanıyor. Boşanmalar niye arttı, diye
sebep arıyorsanız, sebebi rukyeciler tarafından keşfedildi:
“İnsanın içine girip musallat olan bu cinlerden dolayı.”
Kendisi evlenecek o adamla, eski karısını boşattırması lazım
önce. Boşanma sebeplerinin başında demek ki cinlerin
o kişiye âşık olması geliyormuş. Bütün bunları insana musallat
olup bedenine girmeden yapamıyorlar mı? Başınız
ağrıyorsa, önce rukyeciye, cinciye gideceksiniz; şeytanî bir
baş ağrısı mı, onu tespit ettireceksiniz. Tabii oralara giderseniz,
hasta olmadığınız gibi bir ihtimalden bahsedilmez.
Yolunacak kaz geldi, fırsat değerlendirilmesin mi yani? Ve
AHMED KALKAN
~ 36~
cinciler, istedikleri kimselere cinlerini gönderip onları şiddetli
ağrılarla ve ciddi sorunlarla rahatsız edebiliyorlar da,
bu müslüman rukyeciler, cinciler niye İslâm düşmanlarına
bu cinlerinden bazılarını gönderip onları müslümanlarla
uğraşmaktan vazgeçirmeye çalışmıyorlar?
CINLERIN İNSANLARA VERDIKLERI PSIKOLOJIK
RAHATSIZLIKLAR NELERDIR?
Devam ediyoruz, rukyecinin yazısını okumaya:
“Kişinin yaşının üzerinde aşırı dalgınlık, unutkanlık,
kararsızlık, geleceğe ait ümitsizlik, sevdiklerine
karşı sebepsiz agresif davranışlar ve intihar duyguları
başlıcalarıdır. Bu rahatsızlıklar fizyolojik ve psikolojik
olduğu gibi cinlerden de kaynaklanabilmektedir.
Cinler özellikle beynin bazı noktalarına rahatlıkla
nüfuz ederek o kişiyi moral değerler ötesinde düşünceye
sevk edebilmektedirler. Çok inançlı bir kişiyi agnostisizme
(şüpheci düşünce) sürükleyebilmekte, ibâdetlerini
sürekli erteletebilmektedirler.”
Kişi, yanlış düşünüyorsa, şüpheci ise ve intihar düşünceleri
içinde ise suçu kişinin kendisinde aramamak icap
ediyor. İçine giren cindir suçlu olan. Bir kimse, ibâdetlerini
sürekli erteliyorsa, Allah suçlu olarak cine değil de, niye bu
zavallı cinin oyuncağı haline gelmiş kimseye azap edecek?
Kur’an’da böyle kimselerin cezasını onları buna sürükleyen
cinlere vereceğiz mi deniliyor?
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 37~
Rukyeci, yazısının devamında şunları söylüyor:
“Eğer musallat oldukları kişiye âşık olmuşlarsa,
bedenine girdikleri kişi evli ise eşinden boşandırmaya,
nişanlı ise nişanı atmaya, bekârsa da karşı
cinsten uzak tutmaya çalışırlar. Çoğunlukla da, o
kişinin aurası zayıfsa yani halk dili ile yıldızı düşük
ise bu işlevlerinde başarılı olurlar. Dünya dans
şampiyonu tanınmış bir manken bana bu durumunu
itiraf etmiş, hatta onlardan 4 ve 6 yaşında iki
kız çocuğu sahibi olduğunu da belirtmişti.”
Dünya Dans şampiyonu tanınmış bir manken,
rukyecimize durumlarını itiraf etmiş… Hamdolsun,
biz öyle tanınmış mankenleri, dans şampiyonlarını
ta-nı-mı-yo-ruz ve hamdolsun onlar da bizi
tanımıyor da, bizim yanımıza gelip itiraflarda bulunmuyorlar.
Över gibi mi anlatıyor bu vasıfları ve
kendisine gelmesini övünerek mi anlatıyor, yoksa
rahatsızlık mı duyduğunu belirtiyor? Şeytan bunun
neresinde?
AHMED KALKAN
~ 38~
ŞEYTAN, MESCIDDE İNSANLARA MUSALLAT OLUR
MU?
Rukyeci, anlatmaya devam ediyor:
“Mescidde dahi olsa şeytan mutlaka insanoğluna
musallat olmaya çalışır. Peygamberimiz şöyle
buyurmuştur: “Saflarınızı düzeltip perçinleyin,
aralık bırakmayın. Omuzlarınız aynı hizada olsun.
Muhammed’in canı elinde olana yemin ederim
ki ben şeytanın küçük kara koyun şeklinde safların
arasından girmekte olduğunu görüyorum” (Ebu
Davud).
Mecazi ifadeleri gerçek gibi al ve mescidde safların
arasında şeytanı ara. Ama, internette hiç arama,
televizyonun içine girmez bu şeytan, oralarda
arama. Camiye giren şeytan, meyhaneye, kumarhaneye
hiç girmez, oralarda arama. Namaz kılınan
yerlerde arayın, ama şeytanı haram işleyenlerin
yanında aramayın, okullarda, mahkemelerde, plajlarda,
mecliste ve cin çıkardığınız yerlerde aramayın
şeytanı. Oralara şeytan uğramaz nasıl olsa…
Kendi kafalarınızda da aramayın, kafanızda damar
yok ki, orada da gezinsin.
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 39~
KUR’ÂN-I KERIM’DE CINLERIN İNSAN ÇARPMA
OLAYINA DELIL VAR MIDIR?
“Klasik anlayışın görüşü şöyledir: Cinler şehvet, aşk,
kin ve nefret gibi çeşitli sebeplerden dolayı insanların
bedenine girer. Cinin insan bedenine girmesi İbn-i Teymiyye’nin
dediği gibi ehl-i Sünnet ve el-Cemaat’in ittifakıyla
sâbittir. Bakara Sûresi 275. ayette Allah Teâlâ
şöyle buyurmaktadır: “Faiz yiyenler, mahşerde ancak
şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.” Sahih-
i Buhari’de de Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle demektedir:
“Şüphesiz şeytan, Âdemoğlunun kanının dolaştığı
yerde dolaşır.”60
Bu konuda ehl-i sünnetin ittifak ettiği söylenen husus,
konuyla ilgili âyetlere taban tabana zıt. Neyi tercih edecek
mü’minler? Kaldı ki, ehl-i sünnet âlimlerinin bazıları büyünün
hak ve hakikat olduğunu, etki edebileceğini kabul etmez.
Dolayısıyla bu ehl-i sünnet âlimlerine göre cinler insan
bedenine de girmez. Yani, bu konuda ittifak filan yoktur.
Bunlar arasında Ebû Hanife vardır, Ebû Ca’fer Esterebâzî ile
hanefî âlimlerden Ebû Bekr er-Râzî de vardır. Zâhirîlerden
İbn Hazm’ın da bu görüşte olduğu kaydedilmektedir. Dolayısıyla
bu âlimler de, sihrin etkisinin ve cinlerin insan içine
girip insana musallat olmasının doğru olduğunu kabul
etmemektedirler.
Ehl-i Sünnetim diyerek, isterse bu konudaki ehl-i sünnetin
görüşü ittifak halinde kabul görmüş olsun, Kur’an’a
zıt ise, bir mü’min, Kur’an’la uzlaşmayan bir görüşü, fetvayı,
ictihadı kesinlikle kabul etmez, edemez, etmemelidir.
60 “Selman Bin İslamm, Rukyeci Osman ile birlikte.” diye bir imza ile çıkmış. (Biri takma
adı, diğeri kendisi. Selefî câmianın meşhur rukyecilerinden ikisi, pardon birisi.)
AHMED KALKAN
~ 40~
Akaidde mezhep olmaz, olmamalıdır. Kur’an’daki akaid
esasları bütün mü’minleri bağlayan esaslardır, ilkelerdir.
Mezhep akaidi, yorumdur, ictihaddır. Akaidde inanç esasları,
beşerî yorumlara, zan içeren ictihadlara dayanmaz; mütevâtir
olan Kur’anî hükümlere dayanır.
Bakara sûresi 275. âyetten ne anlaşılması gerektiğini,
bazı müfessirlerin açıklamalarıyla birlikte az ileride “Şeytan
Çarpmış Gibi Kalkmak” başlığı altında uzun uzun açıklayacağız.
Hadis rivayetine gelince… Mecaz nedir, bunu
önemsemeyen, Kur’an’da ve hadislerde mecaz yoktur deyip
mecazî ifadeleri gerçek anlamıyla anlayan zihniyet, bu
rivayeti gerçek anlamda ele alacak, şeytanı insanın damar
yollarında tur atarken düşünecek.
CINLERIN İNSANA MUSALLAT OLDUĞU
İDDIASI VE RUKYECILERIN CIN ÇIKARTTIĞINI
SÖYLEMELERIYLE İLGILI RUKYECILERE 20 SORU
Bu konuyla ilgili âyetleri hatırlatayım: “Kullarımın üzerinde
senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak
sana uyan sapıklar (müşrikler) bunun dışındadır.”61
“Şüphesiz, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin,
tasallutun olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!”
62 Bilindiği gibi; bu âyetlerde geçen “sultân” kelimesine,
mealler; “hâkimiyet, ağırlık, yaptırım gücü, hiçbir
gücü, nüfuzu, etkili gücü, sulta, saltanat, musallat
olma, etki, kandırmaya gücü, etkin gücü” şeklinde anlam
vermişler.
61 15/Hıcr, 42
62 17/İsrâ, 65
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 41~
“Gerçek şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine
tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti, musallat
olması yoktur.”63 Bu âyette bahsedilen şeytandır.
Şeytan, cinlerin en şerlilerinin adıdır. Şeytanın gücü bu ise,
diğer cinlerin daha büyük değildir.
Yine, şeytanın ahiretteki itirafı: “İş bitirilince şeytan da
diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi.
Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim
sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım,
siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın,
kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz
de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin,
beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz,
zâlimlere elem dolu bir azap vardır.”64
Bu âyetler ışığında cinlerin insana musallat olması
konusunda şu sorulara cevap bulma ihtiyacındayız:
1- Sünnetullah denilen, Allah’ın tabiattaki değişmez
ve değiştirilemez yasaları var. Cinlerin insanın içine girip
onun iradesini insana rağmen tümüyle farklı şekilde yönlendirmesi,
onu etki altına alması, onu hastalandırması,
hatta öldürmesi, sünnetullah’la nasıl bağdaşır?
2- İnsan yeryüzünün halifesi65 olduğuna göre ve “O,
yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı”66 denildiğine ve
cinlerin de insan için (insana hizmet etsin diye) yaratılan
ve insandan daha âciz varlıklar olduğuna göre cinler, insanı
nasıl ele geçirir ve iradesini yok edecek şekilde onu
63 16/Nahl, 99
64 14/İbrâhim, 22
65 2/Bakara, 30
66 2/Bakara, 29
AHMED KALKAN
~ 42~
yönlendirebilir? Yaşatan ve öldüren Allah’tır. İnsandan âciz
varlıklar insanı nasıl mağlup edebilir, rezil edebilir ve onu
öldürebilir?
3- Delil denilince, öncelikle Kur’an ve Sünnet akla gelir.
Kur’an cinlerin, şeytanların özellikle mü’minlere musallat
olamayacağını net olarak haber vermiyor mu? “Gerçek
şu ki; şeytanın, iman eden ve yalnız Rablerine tevekkül
eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti musallat olması
yoktur.”67 Bu âyetle, bunca Müslümanın içine girdiği ve
hâkimiyet kurduğu iddia edilen insanın içine cin girmesini
nasıl bağdaştıracağız? Kur’an iman eden ve tevekkül
edene onların egemenliği olmaz demesinden yola çıkılarak;
insanlara rukye adıyla uzun seanslar yapılacağına,
niye sahih iman ve yalnız Rabbe tevekkül anlatılarak, konu
çözümlenmiyor.
4- Cinlerin en şerlisine, en zararlısına şeytan
denildiğine ve şeytanın sadece vesvese verebileceği,
başka bir gücü olmadığına göre, insanı emrine
alıp iradesini yok edecek şekilde zararı şeytan veya
onun askeri nasıl verebiliyor? “İman edenler Allah
yolunda savaşırlar. Kâfirler ise tâğut’un yolunda
savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın.
Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.”68
5- Cinlerle insanların cinsleri, yapıları çok ayrı
olduğu halde, cinlerin insanlarla evlenmeleri,
67 16/Nahl, 99
68 4/Nisâ, 76
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 43~
mümkün olabilir mi? İslâm hukuku böyle bir durumu
kabul eder mi? Etmiş olsaydı, miras gibi, çocuğun
cin mi, insan mı kabul edileceği vb. birçok ahkâmın
düzenlenmesi gerekmeyecek miydi? Onlarla
cinsel temas yapıp çocuk sahibi olmak mümkün
olabilir mi? Zinâ yaparak hâmile kalıp doğum yapan
bir kadına: “bu çocuğun babası kimdir?” diye
sorulduğunda bu kadının, “cindir” şeklinde cevap
vermesi kabul edilecek bir husus mudur?
6- İnsanın bedeni, cinler gibi, dünyanın nice güzelliklerini
de bilip tanıyan varlıklar için rahat edilecek, güzel bir
mekân mıdır ki, cin giriyor ve aylarca, yıllarca orada yaşıyor?
İnsan vücudunun içinde ne yiyor, ne içiyor, evliyse ailesiyle
ilişkileri nasıl devam ediyor?
7- Gözle görülmeyen cin, girdiği ifade edilen vücutta
nasıl farklı reflekslere sebep olabiliyor? Nasıl konuşuyor?
Türkçeyi nereden öğrenmiş, nasıl biliyor? Lisan öğrenme
yetenekleri bu kadar iyi ise, Kur’an’ı, İslâm’ı niye
öğrenmemişler?
8- Niye bu cinler sosyetelerin, kültürlü insanların içine
hiç girmiyor? Niye Amerikalılara, Avrupalılara girmiyor da
hep Müslümanlara, Müslümanların içindeki garibanlara giriyor?
Eğer cinler böyle önüne gelen insana giriyorsa, ashabın
içine niye girmedi? Eğer birçok sahabînin içine girmiş
olsaydı, Peygamberimiz de bugünkü cinciler gibi onlarca,
yüzlerce cini insanlardan çıkarmaya çalışırdı.
9- Cin çıkartanlar, birkaç basit cümle ile cinleri imana
getiriyorlar. Bunların imana gelmesi bu kadar kolay ise,
AHMED KALKAN
~ 44~
mü’min cinler bugüne kadar kâfir cinleri niye Müslüman
yapamamışlar?
10- Cinci bunları yakıyor, azap ediyor, öldürüyor. Bir-iki
duâ ile kolayca bunları yapıyor. Cin insana hükmedecek kadar
güçlü, ama kendisine kolayca azap edilecek kadar âciz;
cinci (rukyeci) onlara lânet ediyor, kızıyor, onları yakabiliyor,
öldürebiliyor. Nasıl oluyor bütün bunlar?
11- Bu konularla ilgili olarak ilmu’l-azâim adlı bir bilim
dalının meydana getirildiği de öne sürülmektedir. Bu ilmin
İslâm’la, İslâmî ilimlerle alâkası nedir? Eğer cinler istedikleri
kimsenin içine girebiliyorsa, Kur’an ve Sünnet, insanın
içine giren cinle ilgili hükümler koyardı, Cinlerin emriyle,
mecbur etmesiyle yapılan işlerin hükmünü açıklardı. Meselâ
bir insanın içine giren cin, kişinin namaz kılmasına
engel olabiliyorsa; bu kimsenin elinde olmayan bir suçtan
ceza görmesi sözkonusu olmadığına göre namazsız bu
kimsenin hükmü nedir? Böyle ölürse ne olacaktır?
12- Cini öldürmek caiz mi, cezası var mı, yok mu; dinin
bu konudaki hükmü nedir? Din, hiçbir şeyi eksik bırakmamış.
Eğer cinler bizim hayatımızda ve içimizde olsaydı, bizimle
ilgili bu kadar karmaşık durumlar bulunsaydı, Kur’an
bundan mutlaka bahsederdi. Sünnette de, bunlar belirlenmiş
olurdu. Cin-insan ilişkileriyle ilgili kapsamlı bir fıkıh
oluşması gerekmez miydi?
13- İnsanın içine girebilen ve onun iradesini karıştırıp
yönlendirebilen bir cin, otomobilin motoruna
da girebilip ona da hükmedebilir mi? Bilgisayarların
içine giren virüsler yoksa birer cin mi?
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 45~
Cinleri yönlendirebilen cinciler, bir uçağın bilgisayarının
içine bir cini gönderip uçağı rahatlıkla istedikleri
yere indirebilirler mi? Bir füzenin bilgisayar
çipine müdahale edebilirler mi? En azından
bir devlet başkanına, bir komutana, bir bilgisayar
işlemcisine, füzeleri ateşleyebilecek programa müdahale
edebilirler mi? Şeyhlerin yattıkları yerden
(kalkarak veya kalkmayarak) aynı anda ve bir
anda savaşa müdahale edip geldikleri gibi; madem
bir insanın içine girip iradesini yönlendirebiliyorlar,
niye Müslüman cinler de tâğutların, zâlim ve
emperyalist yöneticilerin içine girip de onları Allah
rızası için iradelerini ele geçirmiyorlar? Ya da kâfir
cinler niye âlimlerin doğru fetva vermemeleri, insanları
saptırmaları için onların içine girip onları
kullanmıyor? Öyle olmuş olsa, hatta bu ihtimal verilmiş
olsa, İslâm âlimlerine nasıl güvenilecektir?
Fetvalarına cinin yön verdiği âlim… Herhangi
bir âlimin de böyle olma ihtimali olduğundan hiçbir
âlime güvenmemek mi gerekiyor? Âlimin içine
girmiyorsa, neden? Tedavi olanların çoğu gariban,
başörtülü, sakallı insanlar. Onlara nasıl giriyorsa
diğer Müslüman büyüklere de giremezler mi?
14- Bir kimse şöyle dese: “Din, Allah’ın ve Rasülünün
haber verdikleridir; dinin özü Kitap ve Sünnetle sınırlıdır.
AHMED KALKAN
~ 46~
Bazı âlimlerin cinlerin insan içine girip insanın iradesini
yönlendirmesini, onu hasta edip hatta öldürebilmesini
kabul etmeleri, şahsi kanaatleridir; şahsi kanaat dini belirlemez.
Aynen bu satırları yazanın görüşlerinin dini belirlemediği,
sadece bir yorum olduğu gibi. Eski âlimlerin de
duydukları, kendi tecrübe ve kanaatleri de din olmaz. Meselâ;
Eski âlimler, sâra/epilepsi hastalığının tıbbî bir hastalık
olduğunu bilmediklerinden, buna insanın içine giren
cinin sebep olduğunu sanıyorlardı. Çoğu âlimin en önemli
delili, sâra hastalığıdır. Bu hastalığın tıpla ilgili bir rahatsızlık
olduğu, teşhisi ve tedavisinin mümkün olduğu, cinle
ilgisinin bulunmadığı bugün kesinleştiği için o âlimlerin de
en önemli delilleri suya düşmüş olur.” demesine nasıl cevap
verilebilir?
Yine şu görüşlere nasıl cevap verilir? Cin ya da şeytanların
insanların iradesini ele geçirip onun üzerinde egemen
olmasıyla ilgili bir gücü ve fonksiyonu yoktur. Kur’ân-ı Kerim’in
çeşitli yerlerinde Yüce Allah, “Kullarımın üzerinde
senin bir nüfuzun, musallatlığın olamaz. Ancak sana
uyan sapıklar bunun dışındadır”69 buyurarak bu hususa
işaret etmiştir. O zaman kâfir cin ya da şeytanların insanlar
üzerindeki etkisi, gücü, sadece onları doğru yoldan saptırıp
azdırmak, haram ve yanlış yollara sevkederek, Allah’ın
kendilerine buğzetmesini temin etmek için kalplerine vesvese
vermek, kötü telkinlerde bulunmaktır. Bu açıdan cin
şeytanları ile, insan şeytanları aynı görevi yapmakta, her
iki grup da telkin yoluyla insanları etkilemeye, tesir altına
alıp kandırmaya çalışmaktadırlar. Şeytanların insanlara
vesvese verdiği, onların insanın gönlüne getirdiği bu vesveselerin,
gizli fısıltıların şerrinden, kandırmasından Allah’a
69 15/Hıcr, 42; benzer ifade için bkz. 14/İbrâhim, 22; 16/Nahl, 99; 17/İsrâ, 65
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 47~
AHMED KALKAN
~ 48~
sığınmak gerektiği Kur’an’da haber verilmektedir.70
“Doğrusu şeytanın iman edenler ve yalnız Rablerine
güvenenler üzerinde bir nüfuzu, musallat olması yoktur.
Onun nüfûzu sadece, kendisini dost edinenler ve Allah’a
şirk/ortak koşanlar üzerindedir. (O, sadece onları
kandırabilir).”71 buyurulmuştur. Bu âyetten cin ya da şeytanların
telkin ve vesveselerine şirk koşanlarla şeytanı dost
edinen günahkâr kimselerin kapılabileceğini anlıyoruz. İster
büyücü, ister sihirbaz tarafından gönderilsin, ister cin
ya da şeytan kendisi gitsin, kulağına fısıldayarak, gönlüne
vesvese vererek etki altına aldığı kimse, demek ki şeytanın
dostudur. Ona dost olanın da şu veya bu zorlamayla değil;
yukarıdaki âyette72 kendisinin de itiraf ettiği gibi özgür
arzu ve irâdesiyle bunu yaptığı, şeytanın telkinine kapıldığı
açıktır.
Bu durumda da uğranılan zarardan sorumlu ve suçlu
yine büyücü vs. değil; cüz’î irâdesini o yönde kullanan insandır.
Sihirbazın sorumluluğu ayrı bir konudur. O zaman ister
nüsha (muska) yazarak, ister çeşitli yollarla sihir yaparak,
isterse düğümlere üfleyerek faâliyette bulunsun, büyücü ya
da sihirbazların şerrinden Allah’a sığınmak gerekir. Cin ya
da insan şeytanlarının şerri de, insanlara vesvese vermesi,
kulaklarına fena şeyleri fısıldaması, onlara yanlış ve zararlı
hususları telkin ederek dünya ve âhirette hüsrâna uğratmasıdır.
Nitekim Ebu’l-Yüsr el-Pezdevî, ehl-i sünnet âlimlerinin
çoğunun, cinlerin vesvese vermek sûretiyle insanlara
etkili olabileceklerini söylediklerini kaydetmektedir.73
15- Bir kimse, şöyle dese: “Cin çıkarma seanslarının cinle
70 6/En’âm, 112, 121; 41/Fussılet, 36; 114/Nâs, 1-6
71 16/Nahl, 99-100
72 14/İbrâhim, 22
73 Pezdevî, Usûlü’d-Dîn, s. 226; Krş. Kılavuz, TDV. İslâm Ansiklopedisi, Cin Maddesi, 8/9
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 49~
bir ilgisi yoktur. Hasta kimse, içinde cin olduğuna kesin şekilde
inandırılıyor. İçinde cin olduğuna inandığı için onun
ikinci kimliği gibi cin acayip bir şekilde konuşuyor gözüküyor.
Hâlbuki konuşan, hastanın kendisi. Onun ağzından
çıkıyor ses. Kendi sesi olduğu halde, içinde cinin varlığına
inandırıldığı için sanki cin konuşuyor, o cevap veriyor gibi
yapıyor hasta. Hasta da aynen hipnoz altındaki kişiler gibi
telkin altında hayal dünyasında farklı şekilde yaşıyor. İçinde
cin yok ki çıkan cin olsun. İş, telkinle hastaya bunu inandırmaya
bağlı. Gerisi kendiliğinden geliyor.” dese, nasıl cevap
verirsiniz?
16- “Allah’ın izni olmadıkça onlar, hiçbir kimseye onunla
(sihirle) asla zarar verici olamazlar.”74 Allah, kullarına zerre
kadar zulmetmeyeceğine göre, dünya da ceza görme yeri
olmadığına göre, Allah niye bazı insanlara cinlerin musallat
olmasına izin versin?
17- Cinlerin insanların emrine girmesi mümkün müdür?
Bazıları cinlerin Hz. Süleyman’a hizmet etmeleriyle ilgili
âyetleri delil olarak alıp cinlerin diğer insanlara da boyun
eğip onların emrinde bulunmalarının mümkün olduğunu
ileri sürüyor. Cinlerin Hz. Süleyman’a boyun eğmelerinden
bahseden âyetler; 21/Enbiyâ, 82; 27/Neml, 17, 38-39; 34/
Sebe’, 12-13; ; 38/Sâd, 36-38 âyetleridir. Cinlerin insanlara
boyun eğmelerinin mümkün olduğunu savunan âlimlerin
delil gösterdiği bu âyetler, Hz. Süleyman’la ilgilidir ve bu işin
sadece ona mahsus olup, daha sonra gelen kimselere böyle
bir imtiyazın verilmediği Kur’ân-ı Kerim ve hadislerden anlaşılmaktadır.
“Süleyman: ‘Rabbim! Beni bağışla, bana benden
sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk/hükümranlık
ver. Şüphesiz Sen daima bağışta bulunansın’ dedi.”75
74 2/Bakara, 102
75 38/Sâd, 35
AHMED KALKAN
~ 50~
18- Cinlerin eşyanın yerini değiştirmeye güçleri yetse
bile, Cenâb-ı Hakk’ın buna izni var mıdır? Bu iş “sünnetullah”
a aykırı değil midir? Böyle bir şeye müsaade edilseydi,
insanoğlunun tâbi olduğu hukuk sistemi altüst olurdu.
Onların canları istediği zaman şekil değiştirmeleri; hatta
peygamberlerin, âlimlerin veya diğer insanların kılığına
girmeleri de, Allah’ın koymuş olduğu öteden beri devam
edip gelen kanunlara aykırı değil midir? Böyle bir şey insanoğlunun
dinini ve hukuk düzenini bozacağından Yüce
Allah tarafından buna izin verilir mi?
19- Cinlerin insan içine girip insana egemen olması,
her şeyiyle tanınmayan ve görünmeyen düşmanın
insanı ele geçirme endişe ve korkusu, dünyayı
çekilmez hale getirir. Korku filmlerindeki gibi
insanı ele geçiren şeytanın, cinin korkusuyla hayat
insana zehir olur. Tevhid; Allah Teâlâ’nın kâinat
üzerindeki mutlak egemenliğini kabul etmektir.
Ve bu hâkimiyette O’nun hiçbir ortağı olmadığına
inanmaktır. O yüzden Allah’tan başka korkulacak
bir güç, insan üzerinde egemen olabilecek bir
varlık kabul etmemektir. Takvâ sahibi mü’minlere
korku ve üzüntünün olmayacağını çeşitli âyetlerde
Kur’an bildirir.76 Bütün bu insana musallat
olan cin konusu, tevhid inancıyla nasıl bağdaşır?
Ayrıca, insanın koruyucu melekleri (hafaza melekleri)
olduğunu da hatırdan çıkarmamak gerekir.
76 Meselâ bkz. 10/Yunus, 62; 41/Fussılet, 30
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 51~
Onlar, bizi Allah’ın izniyle âciz ve zavallı bir cinden
korumuyorlarsa, niye hafaza meleği deniyor?
“Onun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri
(melekler) vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip
korumaktadırlar…”77
20- Cinler insanların içine girebiliyor ve onlara musallat
olabiliyorsa ve insanın içinden cin çıkarmak için rukye
gerekiyorsa, rukyeye Kur’an’a uygun rukye, Furkan rukye,
Kur’an terapisi gibi iddialı adlar vermekten çekinmez ve
yapılan rukyeleri Kur’an ve Sünnete uygun, hatta unutulan
sünnetin ihyâsı olarak görürse rukyeciler; şu aşağıdaki hadislere
ve görüşlere nasıl cevap verebilirler?
Rasûl-i Ekrem: “Rukye yapan kişi mütevekkil değildir”78
buyurmuştur.
Rukyeciler, genellikle şöyle savunur kendilerini: “Biz
insanlara zarar vermiyoruz, büyü yapmıyoruz. İnsanlara
faydalı olmak için yapılan büyüyü rukye ile bozuyoruz.”
Rukyeyi sadece hastaya yapılan büyüyü çıkartmak için kullandıklarını
söyleyebilirler. Bu konuda da hadis rivâyeti
şöyledir: Câbir (r.a.) diyor ki: Sihri bozmak hakkında Rasûlullah’a
(s.a.s) sorulduğunda şöyle buyurdu: “O bir şeytan
işidir.”79
Câbir (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah’tan (s.a.s.) nüşre hakkında
sorulmuştu: “O şeytan işidir!” buyurdu.”80 (Nüşre
rukye’nin bir çeşididir. İbnu’l-Esîr, bunu “Cin değmesine
77 13/Ra’d, 11
78 S. Buhârî Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi, D.İ.B. Y., c. 12, s. 88
79 İbn Mâce, Tıb 40; Ebû Dâvud, Tıb 9, h. No: 3868; Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 294
80 Ebû Dâvud, Tıbb 9, h. no: 3868
AHMED KALKAN
~ 52~
mâruz kaldığı sanılan kimsenin tedavisi için başvurulan bir
rukye ve ilaç” olarak tarif eder ve bu rukyenin nüşre diye
isimlenmesini, onunla kişiyi kapayıp örten hastalığın çözülüp
dağıtıldığına (neşredildiğine) inanılması ile izah eder.
Daha açık bir ifade ile nüşre, cine tutulduğu zannedilen
kimsenin cinlerini dağıtmak için yapılan rukyeye denmektedir.
Görüldüğü üzere bir sihir çeşididir. Nüşre denmesi
de, hastalığın onunla dağıtılması, belanın onunla inkişaf ettirilip
açılmasından dolayıdır.)
İsa İbn Hamza anlatıyor: “Abdullah İbn Ukeym’ın (r.a.)
yanına girdim. Kendisinde kızıllık vardı. “Temîme (muska)
takmıyor musun?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi:
“Bundan Allah’a sığınırım. Zira Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu:
“Kim bir şey takınırsa, ona havale edilir (şifâsız
kalır, umduğuna eremez).”81
Şâbi ile Katâde, Said b. Cübeyr ve diğer bir cemaate göre
rukye mekruhtur. Mü’mine gereken Allah’a tevekkül ederek
bunu yapmamaktır. Çünkü rukyenin Allah halketmedikçe
bir zarar veya faydası yoktur.82
BIR CININ MI, YOKSA İÇDÜNYANIZIN MI
TUTSAĞISINIZ?
İslâm kültüründe az da olsa uygulanan “Şeytan/
Cin çıkarma (exorcism)” daha çok Hristiyan
kültürüne ait bir inanıştır. Bu, özellikle orta çağda
81 Tirmizî, Tıbb 24, h. no: 2073
82 Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Dâvudoğlu, Sönmez Neşriyat, c. 9, s. 629
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 53~
uygulanmakta olan bir yöntemdi. O dönemlerde,
cadı, büyücü ya da şeytan/cin tarafından ele geçirilmiş
diye tanımlanan ve çeşitli hastalıklar yaşayan
kişilerin özellikle “Psikoz, Şizofreni, Konversiyon
Bozukluğu (Histeri) ya da Tourette Sendromu”
yaşayan kişiler olduğu yüzyıllar sonra yapılan
bilimsel araştırmalarla açıkça ortaya konulmuştur.
Bu demektir ki, bu kişiler metafizik bir varlık tarafından
kontrol edilmemekteydi. Yalnızca psikolojik
ya da nörolojik bir hastalık yaşamaktaydılar.
Şimdi nice insanların psikolojik yönden hasta olduğu
gibi…
Psikozların, şizofreninin (psikozlardan biridir),
epilepsi ya da histerinin dışsal ve metafizik
bir varlığın neden olduğu hastalıklar olduğu iddiası
tarih kadar eskidir. Bu hatalı iddiaların nedeni,
eski zamanlarda bu hastalıkların kökenleri ve tedavisinin
anlaşılamıyor olmasıyla ilgiliydi. Ancak
bugün böyle bir iddia ciddiye alınabilir değildir.
Örneğin, bugün nörolojik bir hastalık olarak bilinen ve
tedavi edilen Tourette Sendromuna sahip bir bireyde; sıklıkla;
göz kırpma, kol sallama, omuz silkme, tekme atma,
homurdanma, başkalarının söylediğini tekrarlama vb. belirtiler
görülür. Bununla da kalmaz birçok vakada bireyin
-sanki bir başka varlık tarafından kontrol ediliyormuş gibikaba
ve çirkin sözler söyleme dürtüsüne karşı koyamadığı,
AHMED KALKAN
~ 54~
hatta bazı çocukların, olması gerekenden çok daha ince
sesler çıkardığı görülmüştür. Bir kız çocuğunun da kendini
ateşin üzerine attığı kaydedilen Tourette Sendromlu vakalar
arasındadır. Tüm bu belirtiler, bu hastalığı tanımayan
aileler ve bunu yaşayan çocuk ya da yetişkinler için dehşet
vericidir ve daha da önemlisi gizemlidir. Tüm dünyadaki
insanların açıklayamadığı, anlayamadığı gizemli görünen
olayları cinlerle ya da benzeri varlıklarla açıklama
eğilimi bu yüzden pek de şaşırtıcı değildir aslında. Binlerce
Torurette Sendromu hastası vardır ve onlar hiçbir cin çıkarma
âyinine gerek olmadan nörolojik yöntemlere tedavi
edilmektedirler.
Benzer biçimde, Konversiyon bozukluğu (eski adıyla histeri)
olan bireylerde ise, hiçbir fizyolojik kökeni olmadan,
körlük, çift görme, sağırlık, dokunma, ağrı duyumu kaybı,
felç, bayılma, ses kısıklığı, kendini gebe sanma gibi ilginç
belirtiler görülür. Bunu yaşayan kişiler bütün bunların gerçek
yani fizyolojik olduğundan emindir. Ancak bu yaşadıklarının
hiçbiri fizyolojik temelli değildir; psikolojiktir. Bu
durum temelde bireyin çevresiyle iletişim kuramamasıyla
ve bilinçdışı çatışmalarıyla ilgilidir. Bu sorunları yaşayan
bireyler, aslında ruhsal olarak sıkıntı yaşadığını ve kendisine
ilgi gösterilmesini istediğini sağlıklı bir iletişim yoluyla
değil de burada bir kısmını saydığımız konversiyon belirtileriyle
ifade etme hastalığından muzdariptirler. Buradaki
belirtiler de, bu hastalığı tanımayanlar için yine gizemli ve
anlaşılması oldukça güçtür. Hâlbuki histeri de günümüzde
bilimsel olarak tedavi edilen hastalıklar arasındadır. Şizofreni
açısından bakıldığında; kişide hareketsiz donuk beden
duruşu (katatoni), hareketleri tekrar etme, karşısında
birisi varmışçasına kendi kendine konuşma, hareketlerini
yönlendiren sesler duyma, görüntüler görme, kendine zarar
verme gibi davranışlar görülebilmektedir. Bu durum da
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 55~
yine konu hakkında bilgisi olmayan çevre için olağandışı,
ürkütücü görünebilir. Ancak bu ve benzeri durumlar günümüzde
tıbbî olarak açıklanabilmekte ve tedavi sürecinde
belirtiler kontrol altına alınabilmektedir.
Burada şuna dikkat çekmek gerekir. Histeride ya da
Tourette Sendromlu hatta epilepsi ve şizofrenide cin/şeytan
çıkarma âyinlerinin olumlu bir sonuç veriyormuş gibi
görünmesi aldatmacadır/illüzyondur ve maalesef tehlikeli
bir illüzyondur. Bu yöntemlerin tehlikesi, medyadaki
haberlere baktığınızda göreceğiniz gibi, cin çıkarma uygulanırken,
kişinin omuzuna şiddetle darbe vurulduğu ya
da üzerine çıkarak tepinildiği için bazı yetişkinlerin ya da
çocukların istemeden de olsa ölümüne neden olunmuştur.
Diğer taraftan bu tür inanışlar kişilerin sağlıklı destek ve
tedavi almalarının da önüne geçmektedir.
Özellikle histeri vakalarında yaşanan plasebo etkisinin
(aslında hiçbir etkisi olmayan ilaç görünümü verilmiş bir
maddenin ya da yöntemin) sadece birey inandığı için bireye
iyi gelmesidir. Örneğin içinde un bulunan hap şeklinde ambalajlanmış
yalancı hapın, ağrı azaltıcı bir ilaçmış gibi sunulduktan
sonra, sırf birey buna inandığı için bireyin şiddetli
ağrılarını dindirmesi şeklinde rol oynamasıyla ilgilidir. Plasebo
etkisi, ilaç ya da telkin yöntemlerinde, dinî ritüellerde
sıklıkla ortaya çıkar. Şizofreni, epilepsi, Tourette Sendromu
ya da histeri gibi hastalıklarda cin çıkarma ya da benzeri dini
ritüellerin iyi geliyormuş gibi görünmesi plasebo etkisiyle
de ilgilidir. Bu uygulamalarda başlangıçta hasta birey sanki
iyileşiyormuş gibi görünür, ancak tıbbî ilaçlar ya da psikoterapilere
devam edilmediği sürece hastalık düzelmeyecek,
belki de belirtileri şiddetlenecektir. Çünkü uygulanan yöntemin
etkisi plaseboya bağlı olduğu için plasebo etkisi ortadan
kalktığında, yani örneğin histerik bir birey, kendisine
AHMED KALKAN
~ 56~
cin çıkarma âyini yapılırken, hem ailesinden hem çevresinden
hem de kendisine âyin yaparak ona kendisini “çok özel”
hissettiren bir rukyeciden, üfürükçüden yoğun ilgi gördüğü
için; süreçteki yoğun ilgiye bağlı olarak, bir cin tarafından
yaptırılıyormuş gibi görünen davranışların ortadan kalkma
ihtimali vardır. Bu “ilgiye” bağlı olarak ortadan kalkan, cin
çarpmasıymış gibi görünen belirtiler, okuma üfleme yapan
hocanın, ailenin ve çevrenin ilgisi, desteği sona erince şüphesiz
tekrar edecektir. Diğer taraftan şizofreni gibi hastalıkların
belirtileri her zaman görünür şekilde devam etmeyebilir
ya da hasta birey dönemsel bir duruma bağlı olarak
hastalık benzeri belirtiler gösterebilir. Okuma-üfleme ya da
âyin benzeri uygulamaların yapıldığı süreçte bu belirtilerin
ortadan kalkması, aslında şizofreni hastalığının belirtilerin
kaybolduğu döneme (remisyon) girmiş olması nedeniyle de
iyileşmiş gibi görünebilir.
Zaten bir cin çarpması olmayan, psikolojik ya
da nörolojik olan bu hastalıkların metafizik yollarla
tedavi ediliyormuş gibi görünmesi bir yanılsamadır.
Hastalığın iyiye gitmesi çoğunlukla geçicidir
ve süreç kişinin sağlığı açısından da çok tehlikelidir.
Dolayısıyla, -sözde- bir cin çıkarma ayininde
şeytan ya da cinlerle değil, bireyin psikolojik
ya da nörolojik sorunlarıyla savaşılmaktadır! Bu
nedenle günümüzde, nedeni ve tedavisi belli olan
bu hastalıklar için insanların, kendi sağlıklarına
gerçekten önem veriyorlarsa, tıbba ve ruh sağlığı
uzmanlarına güvenmeleri gerekir.
Ayrıca bir cinin/şeytanın insana musallat olmasının
(vesvese/obsesyon ile karıştırmamak gerekir)
ve cin/şeytan çıkarma yönteminin İslâm dini
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 57~
âlimlerinin pek çoğu tarafından din dışı kabul
edildiğini hatırlamakta da yarar var.83
CIN ÇARPMASI MI, ÇOKLU KIŞILIK BOZUKLUĞU
MU?
Eşiniz, Gecenin Bir Yarısında Yataktan Doğrularak
Erkek Sesi Çıkartıp Size Saldırsa Ne Yaparsınız?
Ülkemizde halk arasında “cin çarpması”, “içine cin girmiş”,
“cinlenmiş” şeklinde bilinen durumlar oldukça yaygın.
Kim ne derse desin yüzyıllardır cinci hocalar bu alanda
halkın itibar ettiği çözüm noktası…
Kişinin normal zamanlardaki durumundan farklı olarak,
durumunda alışılmışın dışında değişimler olması; kendi
sesinden farklı bir sesle konuşması, yüz ifadesinin değişmesi,
normalde olmayacak davranışlar sergilemesi, saldırgan,
küfürlü bir tavra girmesi şeklinde ortaya çıkan ve
etraftaki herkese korku salan bu rahatsızlık halk arasında
kişinin “içine cin girmesi” şeklinde yorumlanıyor.
Elbetteki oldukça narin, normal hayatında nezih ve zarif
olan bir hanımefendinin bir gece âniden kalın bir erkek sesiyle
konuşup, kocasını dövmesi ya da sokağa çıkıp üstünü
başını yırtmasını gören halk korkuyla dehşete kapılırken,
bu durumu ancak cinlerin insanları kontrol etmesi şeklinde
anlamlandırıyor. Çoğu zaman ruh sağlığı uzmanlarından
çok, cinci hocalara müracaat edebiliyorlar.
83 Rudolf Gete: Fractal Spirit
AHMED KALKAN
~ 58~
HALKIN CIN ZANNETTIĞI ŞEY, ASLINDA…
Hipnoz ve Bilinçaltı Değişim Uzmanı Mehmet Başkak,
aslında cin zannettiğimiz şeyin cin olmadığını söylüyor.
Peki, cin değilse nedir?
Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak’ın hemen herkesin merak
ettiği bu ruh halleriyle ilgili değerlendirmesi şöyle:
“Ülkemizde inançlarımız gereği cinlerin varlığına inanıldığından
bizim halkımız sorunu “cin çarpması”, “içine cin
girmiş” şeklinde adlandırıp çözümü cinci hocanın “cin çıkartmasında”
ararken, Batıda; Hristiyanlık’ta “içine şeytan
girmiş” şeklinde düşünüyor ve çözümü de papazların “şeytan
çıkartma” âyinlerinde arıyorlar.
Oysa modern psikoloji “Çoklu Kişilik Bozukluğu” şeklinde
adlandırdığı bu rahatsızlığı tanımlamış ve anlamlandırmıştır.
Bütün dünyada hipnozu bilen ruh sağlığı uzmanları
tarafından bu rahasızlık hipnotik trans altında sağaltılmakta
ve iyileştirilebilmektedir.
KORKUNÇ GÜLÜŞLER, KÜFÜRLER, TEHDITLER…
Halkımızın cin zannettiği bir başka kişi ise,
aslında hastanın bilinçaltı düzeyde zaman içerisinde
oluşturduğu birbirinden farklı karakterler
arasındaki geçişlerdir. Erken yaştaki travmalar,
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 59~
çocukluk dönemine ait cinsel istismar ya da başka
sebeplerden dolayı bilinçaltı düzeyde kişilik bölünmesi
olur ve alter denilen alt kişilikler oluşur.
Bu alt kişilikler birbirinden farklı, erkek, kadın,
çocuk, öfkeli, saldırgan vb. değişik yapılarda olabilir.
Kişi, tetikleyen bir unsur olduğunda otomotik
olarak bilinçaltındaki oluşmuş olan o alt kişilik
otomatik devreye girer ve davranışlara yön verir.
Kişi aslında bu davranışlar içindeyken bir trans
durumundadır. Hipnotik trans durumunda asıl kişiliğin
özellikleri değil, bilinçaltından devreye giren
alt kişiliğin özellikleri görünür.
Kişinin normal halinden tamamen zıt karakterde olabilecek
bu alter devredeyken etraftaki insanlar için ürkütücü
olabilecek çılgınca gülmeler, küfürler, tehditler, normal dışı
infial uyandırabilecek davranışlar çokça görülür. Bir süre
sonra otomatik transtan çıkan kişi normal haline döner. Oldukça
yorgundur ve genellikle olan biteni hatırlamaz. Halkımızın
cin zannettiği, aslında kişinin bilinçaltında oluşan
alt kişiliklerdir ve bu, tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır.
Cinin insan vücuduna girip hiç de güzel olmayan o yiyecek
artıklarının, kan ve çirkin sıvıların bulunduğu ve dışarıya
atılması gereken bozulmuş gıdaların içinde ne işi var
ki, insanın içine giriyor? İnsanı esir almak için insanın içine
girmesi mi gerekiyor? Aslında, insan vücudunda yaşamış
olsa, kendini zindana mahkûm etmiş, kendisi esir olmuş
AHMED KALKAN
~ 60~
olur. Bir cismi ele geçirmenin yolu, o cismin içine girmek
değildir. Bu yanlış anlayış, sanırım hadis rivayetlerindeki
mecazî ifadelerin gerçek anlamda zannedilmesinden
kaynaklanıyor.
“Kocası gurbette olan (yabancı) kadınların yanına
girmeyin. Zîra şeytan, her birinizin içinde, vücudunuzda
kanın dolaştığı gibi, (kendisini hissettirmeden) dolaşır.”
84 Burada da bir benzetme yapılmış, yoksa şeytanın
içimize girip kan gibi damarlarımızın içinde seyahat yaptığından
bahsedilmiyor.
“Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette
bekler. Allah’ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse
vesvese verir.”85 Burada bahsedilen kalp, insanın kan pompası
olan yürek değil, gönül dediğimiz manevi kalptir.
“Muhakkak ki şeytan, insanın vücudunda kanın dolaştığı
gibi dolaşır.”86 Bu hadiste büyük ihtimalle vücutta
gözle görülmeyen varlık anlamında bakterilerden “şeytan/
cin” diye bahsedilmiş.
Selefî mezhebinin Kur’an’da mecaz olduğunu kabul
etmeyişinin de bu yanlış anlayışta etkisi olduğunu
söyleyebiliriz.
CIN MUSALLAT OLMUYOR, KIŞI HIPNOZA
GIRIYOR
Burada anlaşılması gereken şey, cinlerin varlığını inkâr
değildir elbette. Cinler vardır, ama normal olarak insan
bedenine girip kişileri yönetmeleri, idareyi tamamen ele
84 Tirmizî, Radâ 17, 1172
85 Buhârî, Tefsir, Kul eûzu birabbi’nnâs 1
86 Müslim, Selam, 24
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 61~
almaları, yani insana musallat olmaları sözkonusu değildir.
Bu durum, şeytanla, cinle ilgili değil; kişinin tedavisi olan
bir hastalığa düçar olmasıdır.
Bu olağandışı durum; Kişinin elinde olmadan, tetikleyici
bir unsurla otomatik bir biçimde kişinin farkında olmadan
kendi kendine hipnoza girmesiyle ortaya çıkar. Bütün
dünyada genellikle bu rahatsızlığın tedavisi hipnoterapi ile
yapılmakta ve bu tür rahatsızlıkları tedavi etmeye yönelen
uzmanlar, genellikle hipnoz öğrenmektedir. Hipnozla çözülebilmesi
oldukça olağan bir durumdur, çünkü rahatsız
olan kişi otomatik bir hipnoz durumunda bu karakter ve
kişilik değişimini yaşar.”
BU TÜR HASTALAR NASIL DÜZELIR?
Hipnoz Uzmanı Başkak, bu durumdan muzdarip olan kişilerin
bu halden çıkış yolu hakkında şu bilgileri veriyor:
“Ruh sağlığı konusunda uzman, kişiyi hipnoza alır ve
normalde otomatik olarak ortaya çıkan alt kişilikleri kontrollü
bir şekilde ortaya çıkartır. Kullandığı özel hipnoterapi
teknikleriyle de kişinin bilinçaltı düzeyde müstakilleşmiş
alt kişilikleri sağaltır, bünyeye dâhil eder ve kişinin iyileşmesini
de bu yolla sağlamış olur.
Tamamen bilgisizlikten kaynaklanan sebeplerle “cinlerin
insanın bedenini ve beynini kontrol ettiği” şeklinde
halk arasında yaygın olan bu durum, konuya spesifik olarak
eğilen ve hipnozu bilen uzmanlar tarafından sağaltılmakta
ve insanların iyileşmesi sağlanabilmektedir. Yapılması
AHMED KALKAN
~ 62~
gereken, “cin çarpması” ile açıklanan bu durumlar için hipnozu
bilen, bu konuya özellikle yoğunlaşmış bir ruh sağlığı
uzmanına müracaat etmektir.”87
ŞEYTAN ÇARPMIŞ GIBI KALKMAK
Kur’ân-ı Kerim’de, faizin haram olduğu ve yiyenlerin
kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkacakları
bildirilmektedir:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı
gibi kalkarlar (Şeytanın dokunup sersemlettiği kimseler
gibi davranırlar). Bu, onların, “Alışveriş de faiz gibidir” demelerinden
dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram
kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o
öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun
olur. Durumu da Allah’a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim
tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada
ebedî kalacaklardır.”88
Şeytanın veya cinnin insana musallat olduğuna
inanan, fakat ciddi bir delil getiremeyen nice insan,
Bakara sûresi 275. âyetten kendilerine göre iki
tane delil getirmeye çalışır. Birisi, âyete bir kelime
ekleyerek, ikincisi, âyetteki mecâzî anlatımı, deyimi
fark etmeyerek veya bilinçli şekilde görmezden
gelerek, âyetin mealine şöyle ilavede bulunuyorlar:
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin
87 http://www.aktuelpsikoloji.com/cin-carpmasi-mi-coklu-kisilik-bozuklugu-mu-16504h.
htm
88 2/Bakara, 275
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 63~
kalktığı gibi kalkarlar” bu meale, genellikle “kabirlerinden”
kelimesini parantez içinde ilave ederler.
Hâlbuki, bu âyetin âhiretle, kabirden kalkmayla
ilgili hiçbir işaret yoktur. Faiz yiyenler, kıyâmet
günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan
çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı
gibi kalkacaklardır.” Diye meal vermiş, Ömer Çelik.
Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin
cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.”
(Diyanet Vakfı meali) “Faiz yiyenler mahşerde ancak
şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.”
Diyanet İşleri Başkanlığının eski meali bu
şekilde iken, hatalarını anlamış olacaklar ki, yeni
meallerinde şöyle: “Faiz yiyenler, ancak şeytanın
çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.” Allah,
kabirden veya mahşerden gibi bir kelime kullanmadığı
halde, bu kelimeyi kullanmayı gerekli gösterecek
hiçbir karîne olmadan “kabirden” veya buna
yakın bir kelimeyi, sanki âyetten bir parça imiş
gibi parantez içinde de olsa bir kelime ilave ederek,
cümledeki anlamı tümüyle saptırmak, meal yazma
seviyesine gelen bir kişi için büyük vebal taşır.
İkinci hata da; deyim olarak kullanılan bir ifadeyi gerçek
anlamda, lügat anlamında anlayıp o şekilde kullanmak da
yanlıştır. Zaten benzetme ifadesidir. Kendisine benzetilen
AHMED KALKAN
~ 64~
ifade yanlış olursa, benzeyen için de hüküm yanlış olur.
“Şeytan çarpmış gibi”, “şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı
gibi kalkarlar.” Kur’an’da buna benzer tâbirler vardır: “…ve
onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir!”
89; “Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler.
Rabbinin dilemesi dışında, gökler ve yer sürüp gittikçe (durdukça),
orada süresiz kalacaklardır. Bu kesintisi olmayan
bir ihsandır.”90 âyetlerinde de benzer tabirler, benzetmeler
vardır. Bunun yanında, aşağıda bazı meallerde görüleceği
gibi, “yetehabbetuhu’ş-şeytanu mine’l-mess” ifadesinin farklı
ve daha uygun anlamlarını değil de; şeytan çarpması anlamını
tercih etmenin de doğru bir tercih olmadığını ifade
edebiliriz.
“Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin
kalktığı gibi kalkarlar.” Âyetinde geçen şeytanın
çarpması, bir deyimdir, mecazî anlatımdır. Bu
âyetten şeytanın kamyonun insana çarpması gibi
veya elektrik çarpması gibi çarpabileceği bir gücü
olduğu anlaşılmamalıdır. Çünkü Kur’an’ın en doğru
tefsiri, yine Kur’an’la yapılan tefsirdir. Kur’an
şeytanın ne yapıp yapamayacağını diğer âyetlerde
açıklıyor. Eskiden bu topraklarda yaşayan insanlar
da felçli, çaprazlama el ve ayağında felç olup
çarpık yürüyen ve eli bükülmüş olanların durumunu
“çarpılmış, inme inmiş” gibi deyimlerle ifade
ederlerdi. Bu mecazî ifadeyi bazı mealler (meselâ
89 7/A’râf, 40
90 11/Hûd, 108
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 65~
Abdullah Parlıyan) şöyle ifade eder: “Şeytanın
dokunup sersemlettiği kimseler gibi davranırlar.”
Nice meallerde ise, âyet metninde olmadığı halde,
“kabirden” kelimesinin ilave edildiğine de üzülerek
şahit oluyoruz.
Bunun yanında, üçüncü bir yanlışlık veya gösterilmesi
gereken hassâsiyet ve tercih, “tehabbut”
kelimesine verilen anlamla ilgilidir. Bu kelimeye
“çarpma” anlamı verilebileceği gibi, “aklı giderme”
anlamı da verilebilir.
Abdulaziz Bayındır, biraz farklı bir tercüme ile, âyeti şöyle
meallendirmiştir: “Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği
kimsenin davranışından farklı davranış göstermezler.”
Bana göre diğer meallerden daha doğru bir çeviri. Âyetin
tefsirini yaparken şu açıklamayı yapmışlar: “Âyette geçen,
“tehabbut” kelimesi, genellikle “dokunup çarpma” şeklinde
tercüme edilir. Bize göre bu tercüme manayı doğru aktarmamaktadır.
“Tehabbut”, “takılıp aklını çelme ve aklını bozma”
91 anlamlarına da gelir.
Allah’ın elçisi “faiz sadece borçtadır” demiştir. Faiz
borçtan elde edilen gelirdir. Bir kimseye verilen borç fazlasıyla
almak için verilirse bu faizli işlem olmaktadır.
Alınan fazlalık ise faizdir. Alım satım paranın mal ile değeri
karşılığında değiştirilmesidir. Alışverişte satın alınan mal
arttıkça fiyatı düşürme imkanı olabilir. Para peşin verildiğinde
farklı, veresiye verildiğinde farklı olabilir. Faiz
91 Lisan’ul-Arab, Muhammed Murtaza ez-Zebîdî, Tâc’l-Arûs
AHMED KALKAN
~ 66~
ise bu durumun tam tersidir, alınan borç yükseldikçe
ödenecek faiz miktarı artar. Çünkü risk artar. Alım satım
ile faiz birbirinden çok farklı iki ayrı sistemdir. Günümüzde
faizin ekonominin bir parçası haline getirildiği kapitalist
ekonomilerde; ticari kuruluşlar ile faizli kuruluşların denetimleri,
kuruluş şartları, kanunları tamamen birbirinden
farklıdır. Tamamen birbirinden ayrı iki farklı yapı oluşturmaktadır.
Bakara 275. ayette bu farktan bahsedilmektedir.
Faiz yiyenlerin davranışı şeytana kapılmış, çirkin şeyleri
güzel gören bir kişinin yaptığı gibidir. Bu kimselerin
bahanesi alım satımın faizli işlem gibi olduğunu iddia
etmeleridir. Halbuki alım satım faizli işlem gibi olsa idi herkes
alım satım yaptığı gibi faizli işlem de yapabilirdi.92
Peygamberimizin zaman zaman şöyle duâ ettiği rivayet
edilir: “Allahumme eûzu bike en yetehabbetaniye’ş şeytanu
mine’l mess / Ey Allah’ım! Şeytanın aklımı çelmesinden
Sana sığınırım.”93 Burada, Peygamberimizin “şeytanın dokunup
çarpmasından” dediğini düşünmek doğru olmaz. Bu
hadiste de kullanıldığı gibi, tehabbut kelimesine aklı
çelme anlamı verildiğini görüyoruz.
ŞEYTANIN KABIRDEN KALKARKEN FÂIZ
YIYENLERI ÇARPMASI
“Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği
kimse gibi kalkarlar.” ifadesi müfessirlerin aklına şu soruyu
getirmiştir:
“Bu Kalkış Dünyada mıdır, Yoksa Öldükten Sonra
mıdır?”
92 suleymaniyevakfi.org/kuran-dersleri/2-bakara-suresi-275-ayet.html
93 Ebû Dâvud, İstiâze, h. No: 1552; Nesâî, 8/282; Ahmed bin Hanbel, 2/356.
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 67~
Eski müfessirlerin çoğu, faiz yiyenlerin yeniden dirilip
kabirlerinden kalkarken veya buradan mahşerdeki hesabın
sonuna kadar sersemlemiş, sâraya tutulmuş insanlar
gibi çırpınacaklarını, yolda doğru yürüyemeyip sağa sola
yalpalayacaklarını ifade etmiş, âyeti böyle anlamışlardır.
Âyet böyle anlaşılırsa, mecaz ve deyim anlamı iptal olur;
hakikat mânasına çekilmiş olur.
Şeytanın âhirette ilk dirilen varlık olup, kabirlerinden
kalkan insanlardan faiz yiyenleri tanıyıp
bilmesi, onları çarpması, sakat hale getirip onları
cezalandırması; daha ameller tartılmadan, hesaplar
sorulup insanlar sorgulanmadan cezanın, hem
de orada azabı bekleyen isyankârların başı şeytan
tarafından bu cezanın verilmesi, Kur’an’ın beslediği
bir akıl için kabul edilebilir bir husus değildir.
Kabirden kalkışla birlikte Kur’an’ın “din günü”
dediği zaman başlamış olacaktır. Dünyada bir hâkimiyeti
olmayan şeytanın, hele âhirette hâkim bir
güç olacağını iddia etmek Kur’an’da bahsedilen
hakikatlerle bağdaşır mı?
“(Allah), Din gününün mâliki (gerçek sahibi)dir.”94 “Sonra
din gününün ne olduğunu nereden bileceksin? O gün, kimsenin
hiç kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O
gün emir yalnız Allah’a aittir.”95
94 1/Fâtiha, 3
95 82/İnfitâr, 17-18
AHMED KALKAN
~ 68~
Fahruddin Râzi Bu Âyeti Nasıl Anlamış?
Fahruddin Râzî, bu konudaki yorumları naklettikten
sonra kendi tercih ettiği yorumu özetle şöyle ifade etmiştir:
“Buradaki şeytan çarpması veya dokunması, cinnet ve
sâraya yol açan ve böylece insanların psikolojik ve biyolojik
dengelerini bozan bir etki değildir; “Takva sahipleri, içlerine
şeytandan gelen bir saptırıcı fikir doğduğunda düşünüp
hemen gerçeği görürler.”96 mealindeki âyette söz
konusu edilen saptırıcı fikrin etkisi de ahlâkî ve mânevidir.”
“İnsanlara iki yönden telkin ve çağrı gelir: Şeytan maddî
hazlara, şehvetin doyurulmasına ve hayatı, Allah’tan başka
şeylerle doldurmaya çağırır. Melek de dîne ve takvaya davet
eder.”
“Şeytanın çağrısına uyanlar arasında faiz yiyenler de
vardır. Bunlar dünyaya ve geçici nimetlere düşkündürler ve
bu düşkünlük içinde ölünce Allah ile aralarında bir perde
hâsıl olur. Şeytanın çarpması (telkini, çağrısı, verdiği vesvese)
buna uyanları, dünyada Allah’tan uzak kalan, maddî
lezzetler peşinde koşarak geçirilen bir hayata mahkûm
eder. Ömrünü böyle tamamlayanlar âhirette de Allah’ın eşsiz
lütuf ve yakınlığından mahrum olurlar.”97
İbn Atıyye, bu zâlimce kolay kazanma hırsının faizcileri,
deliler gibi hareket etmeye sevk ettiğini, âyette bu halin
deliler ve sâralıların haline benzetildiğini (mecazî mânanın
kastedildiğini) ifade etmiştir.98
96 7/A’râf, 201
97 Fahreddin Râzî, Bakara, 275. âyetin tefsiri
98 İbn Atıyye, Bakara, 275. ayetin tefsiri
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 69~
Kaldı ki, sâra denilen tıp dilindeki epilepsinin, beyindeki
elektrik akımının bozulması ile ilgili bir hastalık olduğu,
EMG ile tespit edilebildiği ve tedavisinin de mümkün olduğuna
göre, “şeytan çarpması”nın mecazî anlama geldiği
veya âyette geçen “tehabbut” kelimesinin “aklı çeldirmek”
anlamında kullanıldığı apaçık bir hakikattir.
Çağdaş bazı tefsirciler de “cin ve şeytan çarpmış gibi
hareket etmek”ten maksadın “dengesiz, düzensiz, bozuk
hareket” olduğunu, bunun öldükten sonra değil, dünyada
yaşanacağını; fıtrata ve tabii olana aykırı bulunan faizciliğin
yaygın olduğu toplumlarda düzenin bozulacağını, sosyal
adalet ve dengenin ortadan kalkacağını, ahlâkın fesada
uğrayacağını, nihayet çatışmaların iç savaşa dönüşebileceğini
söylemişlerdir.99
Elmalılı Hamdi Yazır’ın İzahı
Ayette geçen “şeytan çarpmış gibi”, ifadesini Merhum
Elmalılı ise, Tefsirinde şöyle açıklar: “Bunlar anlaşılmaz
gizli sebeplerden ileri gelen fena hastalıklar olduğu için, cinlere
ve şeytana nisbet edilerek ‘cin tutmuş’, ‘şeytan çarpmış’
denile geldiği de herkesçe bilinen bir şeydir. Bunların
böylece şeytana nisbet edilmesi hakikat mı, mecaz mı olduğu
meselesi ayrıca tartışma konusu yapılmış ise de burada asıl
mânâ aşikârdır ki, fenalığın dehşetini ve gizli sebeplere dayandığını
göstermektir.”
“Bunlar faiz ile emek ve iş sahiplerinin çalışmalarının
ürünü olan şeyi alıp, onunla geçindiklerinden tembellik
99 bk. Kur’an Yolu, Heyet, ilgili ayetin tesfiri
AHMED KALKAN
~ 70~
içinde yatar, rahat ve hızlı bir şekilde uyanamazlar, hemen
kalkamazlar; pek çoğu yataklarında şeytan çarpmış gibi
saatlerce gerinerek, ağzını, yüzünü buruşturarak, sendeleye
sendeleye kalkarlar. Bütün hayatları faiz düşüncesi ile
ve onun dedikodusu ile geçer, düştükleri zaman da bellerini
doğrultamazlar…”100
Mevdudi’nin Açıklaması Şöyle
Kur’an faizle borç vereni deli bir adama benzetir. Deli
adam nasıl dengesizliği nedeniyle hâkimiyetini kaybederse,
aynı şekilde borç veren kişi de para verirken o denli
dengesini kaybeder ki, şuurunu yitirir. Onun akılsızlığı o
denli büyüktür ki, bencilliğinin ve açgözlülüğünün nasıl
insan sevgisine, insan kardeşliğine ve dostluğuna kökten
bir darbe vurduğunu ve insanlığın genel maslahatına zarar
verdiğini farketmez. Birçok şeyi feda ederek zengin olduğunun
farkına varamaz. İşte o da, bu dünyada sanki deli bir
adam gibi davranır. Ahiret’te de aynı bu dünyadaki gibi deli
olarak dirilecektir. Çünkü herkes hangi konumda ölmüşse
ahiret’te o konumda dirilir.101
Seyyid Kutub da Şöyle Diyor
Bu, gerçekten korkunç bir hamle ve son derece
ürpertici bir tasvirdir. “...Şeytan tarafından
çarpılmış kimseler gibi ayağa kalkarlar...” Hiçbir
mânevî tehdit, bu somut, canlı ve hareketli tablo
kadar duygular üzerinde etkili olamaz. Şeytan tarafından
çarpılmış ve donakalmış insan tablosu...
100 Hak Dini Kur’an Dili, Bakara, 275. ayetin tefsiri
101 Tefhimu’l Kur’an, Bakara, 275. Âyetin tefsiri
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 71~
İnsanların sıkça görüp bildiği bir tablo... Ayet-i
Kerime, bu tabloyu, duyguların korkutulması konusundaki
uyarıcı rolünü yerine getirmesi, faizcilerin
duygularını harekete geçirmesi, onları sarsıp
ekonomik düzenlerinin alışkanlıklarından ve kendilerine
kâr sağlayan hırslarından çekip çıkarması
için gözler önüne getiriyor. Bu tablo, eğitici etkisi
bakımından yerine göre yararlı bir araç olduğu
gibi aynı zamanda gerçek bir olguyu da ifade etmektedir.
Gerçekte tefsirlerin büyük çoğunluğunda
bu korkunç tablodaki “kalkış”ın, diriliş günündeki
kalkış olduğu kanısı yer almaktadır. Ancak,
bize göre, bu tablo şu yeryüzünde insan hayatında
bizzat gerçekleşen bir olgudur. Ayrıca kendisinden
sonra gelecek Allah ve Rasûlüne karşı savaşmaktan
korkutan ayet-i kerimeye de uygun düşmektedir.
Biz, şu anda bu savaşın varlığının sürdüğünü,
faiz düzeninin ağına düşüp, hummaya tutulmuş
gibi çırpınan sapık insanlığın başına musallat olduğunu
görüyoruz.
Çağdaş kapitalist düzenin, geçen dört asırda, oluştuğu
ilk günlerde bu konuda şüphe sözkonusu olmuş olsa bile
bu asırların deneyiminde şüpheye asla yer kalmamıştır.
Bugün içinde yaşadığımız dünya; aklı başında olan kişiler,
düşünürler, bilginler ve araştırmacıların itiraf ettiği
ve Batı uygarlığının merkezi olan bölgeleri dolaşan
AHMED KALKAN
~ 72~
seyyah ve gözlemcilerin gördüğü gibi bu bölgelerdeki
maddî uygarlığın tüm görkemine, sanayi ürünlerinin gelişmişliğine,
gözleri kamaştıran maddî refahın tüm görüntülerine
rağmen her yönüyle sıkıntı, ızdırap, korku, sinirsel
ve ruhsal hastalıkların yaygın olduğu bir dünyadır.
Üstelik bu dünya sürekli; yaygın, öldürücü ve sinirsel savaşların
orada-burada bir türlü bitmeyen ızdırapların tehdidi
altındadır.
Bu maddî uygarlığın, maddî refahın birçok bölgedeki
kolaylığının, geçim sıkıntısının olmayışı ve rahatlığın dahi
ortadan kaldıramadığı iğrenç ve uğursuz bir bedbahtlıktır.
Görmemek için kendi kendine gözlerini perdelemeyen herkesin
görmek istediği sürece yüz yüze geleceği bir gerçektir
bu. Amerika, İsviçre ve maddî refahı olan birçok ülkede
insanların genelde maddî açıdan bir sorunlarının olmadığı
bir gerçektir. Ancak insanlar mutlu değildirler. Zengin oldukları
halde sıkıntı, yüzlerinden okunuyor. Yoğun üretim
faaliyetinde bulundukları halde doyumsuzluk hayatlarını
yiyip bitiriyor. Bu doyumsuzluklarını kimi zaman çılgınlık
ve haykırışlar ile, kimi zaman ilginç görüntü ve aykırılıklarla,
kimi zaman da cinsel ve ruhi sapıklıklarla dışa vururlar.
Ardından kaçma ihtiyacını duyarlar, kendilerinden, içinde
yaşadıkları boşluktan, hayatın akışından ve nimetlerinden
bir nedeni görülmeyen bedbahtlıktan kaçmaya başlıyorlar,
intihar etmekle, çılgınlıklar yapmakla ve anormalliklerle
kaçıyorlar. Sonra bu sıkıntı, boşluk ve hiçlik duygusu hiçbir
zaman peşlerini bırakmıyor, rahat yüzü göstermiyor bu zavallılara...
Niçin?
Tabiatıyla bunun başlıca sebebi, insanların dertli, ızdıraplı,
sapık ve bahtsız ruhlarının, bunca maddî gelişmişliğe
rağmen, ruhun gıdası olan imandan, Allah’a güvenden, bir
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 73~
de Allah’a imanın ve O’nun ahdine ve şartına uygun yeryüzündeki
hilâfetin bahşedip çizdiği büyük insanlık hedeflerinden
yoksun olmalarıdır.
Bu belli başlı ve büyük sebebin bir şıkkını da faiz belası
ve gelişen ve fakat gelişmesinin iyilik ve bereketini tüm insanlığa
aynı düzeyde dağıtmak sûretiyle dengeli ve eşit bir
şekilde gelişmeyen, ancak, bankalardaki bürolarına kapanan
bir avuç para babası faizcinin menfaatini gözeten ekonomi
belası oluşturmaktadır. Bu faizci para babaları sanayi
ve ticareti, garantili ve belirli faizlerle borçlandırmakta,
böylece sanayi ve ticareti belli bir yöne yöneltmektedirler.
Bu yolun da ilk hedefi, herkesin onunla mutlu olacağı ve
herkese düzenli iş ve garantili geçim sağlayacak ve herkese
ruhsal güven ve toplumsal huzur hazırlayacak şekilde
insanlığın sorunlarını ve ihtiyaçlarını gidermekten ziyade
milyonların ezilmesi, yoksulluğu ve hayatlarının bozulması
ve bütün insanlığın hayatına şüphe, sıkıntı ve korku tohumlarının
ekilmesi pahasına da olsa en fazla kâr gerçekleştirecek
üretimi sağlamaktır. Şüphesiz Yüce Allah en doğrusunu
söylüyor: “Faiz yiyenler şeytan tarafından çarpılmış
kimseler gibi ayağa kalkarlar...” İşte biz bu gerçeğin
kanıtlarını dünyadaki pratik hayatımızda görebiliyoruz.”102
Ali Küçük de Bu Âyeti Şöyle Açıklıyor
“Fâiz yiyenler ancak şeytan çarpmasından dolayı
ne
yapacağını bilemeyen ve ayakta da duramayan kimsenin
kalktığı gibi kalkacaktır…”103
102 Fî Zılâli’l Kur’an, Bakara 275. âyetin tefsiri
103 2/Bakara, 275
AHMED KALKAN
~ 74~
İflas eden bankaların önünde insanlıktan çıkmış bir
vaziyette etraflarına
saldıracak şekilde delirmiş insanları
gördükçe âyetin ne kadar da güzel anlattığını
anlıyoruz.
Deli bir adam nasıl ki dengeli bir davranış sergileyemiyorsa,
ne yaptığını bilmez bir durumdaysa aynı şekilde
fâizle insanların kanlarını emebilmek için onlara borç
veren kişi de bu gelire
ulaşabilmek
için o kadar dengesini
kaybeder ki şuurunu kaybeder.
Para hırsıyla
aklı gitmiş,
gözü dönmüş vaziyetiyle bu adamın
çevresine nasıl zarar
verdiğini bir düşünün.
Bir de bu dünyada şeytan bazı insanları çarparak onları
Allah
yolundan uzaklaştırır. Bakın Sâd sûresinde bir âyet-i
kerîmesinde
Rabbimiz bu hususu şöyle anlatır: “İblis dedi
ki: “Senin izzetine yemin ederim ki onlardan,
ihlâslı
(seçkin) kulların müstesna hepsini azdıracağım.”104
Fâiz yoluyla insanların mallarına göz dikenler,
bu yolla kan içenler hem dünyada hem de âhirette
şeytanların çarpmasına maruz kalacaklardır.
Dünyada akıllarını, fikirlerini, zamanlarını sırf
para kazanmanın
peşine takıp, maldan, paradan,
kazanmaktan başka bir şey düşünemez hale
geldikleri için aklı başında normal insanlar gibi
hareket
edemezler. Aklı başında insanlar onları
gördükleri zaman dengesizliklerini,
anormalliklerini
hemen anlarlar. İşte görüyoruz dünyalık elde
104 38/Sâd, 82
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 75~
edeceğiz diye, daha çok para kazanacağız, daha
lüks yaşayacağız
diye borsaların peşine,
dükkânların,
tezgâhların peşine takılmış, bir oraya bir buraya
koştururken durup düşünecek, Allah’ın rızasını
kazanacak, ilim öğrenecek, çoluk çocuğunu müslümanca
eğitecek en küçük bir zamanları bile kalmamış
insanlar bunlardır. Şeytanın kötü vurduğu
insanlar. Bu durum, bunların dünyadaki halleridir,
âhirette ise bunların
durumu
çok daha korkunç
olacaktır.105
Bu durumda da bu âyet, akıl hastalıklarının cin
ya da şeytan çarpmasından kaynaklandığına dair
bir delil olmamalıdır. Nitekim aralarında Şâfiîlerden
Kaffâl’ın da bulunduğu bazı İslâm âlimleri,
cin ve şeytanların insanları çarpmaya kudretlerinin
olmadığı, sâra, çarpılma (felç) ve benzeri hastalıkların
onlardan değil, Cenab-ı Hakk’ın bu konuda
koymuş olduğu tabii kanunlar gereği meydana
geldiği görüşündedirler.106 Fahrüddın er-Râzî de,
cin ve şeytanların insanları çarpmaya, akıllarını
gidermeye kudretlerinin olmadığını kaydetmiş ve
onlarda bu güç olsaydı, şiddetli düşmanı oldukları
insan neslinin çoğunu, kendilerine aşırı düşman
105 Ali Küçük, Besâiru’l Kur’an, Bakara 275. âyetin tefsiri
106 el-Ferrâ, et-Mu’temed, s. 174; Râzî, Mefâtih, VII. 89; Cebeci, Cin, Şeytan, s. 111
AHMED KALKAN
~ 76~
oldukları âlimleri, faziletli kimseleri, zâhidleri çarpıp
delirtmeleri gerekirdi. Hâlbuki onların bu konuda
herhangi bir güçleri yoktur. Kur’an’ın bildirdiğine
göre şeytan da ‘Benim sizin üzerinizde
herhangi bir gücüm yoktu’ diye itirafta bulunmuştur,
107 demektedir.108 Bu durumda, cinlerin insanları
çarpıp delirteceğine dair kanaat, önceki kültürlerden
geçmiş olmalıdır. Hristiyanların bu konudaki
inançları ve uygulamaları ilim adamları tarafından
dile getirilmektedir. Câhiliye döneminde de bu
tür inançların halk arasında yaygın olduğu bazı
rivayetlerden anlaşılmaktadır.
SÂRA (EPİLEPSİ) BİR HASTALIKTIR, CİNLERLE
BİR ALÂKASI YOKTUR!
Epilepsi hastalığı maalesef sanıldığından çok fazla görülen
bir hastalıktır. Dünya nüfusunun yaklaşık % 1’inde
görülmektedir. Klinik deneyimlere göre, saklanma oranları
çok yüksek olduğu için gerçek epilepsi hastasının ancak
yüzde 20’sinin doktora başvurduğu düşünülmektedir.
Bunun da muhtemel nedeninin bu hastalıkla ilgili çeşitli
farklı inanışlar olduğudur. Bu hastalık, zaman zaman halk
107 14/İbrahim, 22
108 Râzî, Mefâtih. XIV, 54
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 77~
arasında hurafelerden kaynaklı olarak, cinlerle ilişkilendirilmekte
olup, epilepsi bir ruh hastalığı veya delilik olarak
nitelendirilebilmektedir.
Epilepsi (Sâra) Nedir?
Beynimiz, duyusal ve bilişsel merkezimiz, bizi diğer canlılardan
ayıran en önemli organımızdır. Milyarlarca hücreden
oluşan beyin karmaşık bir sisteme sahiptir. Sâra olarak
da bilinen epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin elektriksel
aktivitelerinin fiziksel veya kimyasal nedenlerden
ötürü geçici olarak kontrol dışına çıkması ve bunun sonucunda
meydana gelen tekrarlayıcı ve kısa süreli hareket,
duyu veya bilinç bozukluğu ile tanımlanan nörolojik bir
hastalıktır.
Epilepsi her yaşta ortaya çıkabilirken; sıklıkla hayatın
ilk yıllarında ve 60 yaşından sonra görülmektedir. Epilepsi
nöbetlerinin çok farklı türleri vardır. Halk arasında epilepsi
veya sâra dendiği zaman anlaşılan tonik-klonik nöbetlerin
yanı sıra bazı hastalarda, yakınlarının bile fark edemediği
epilepsi nöbetleri görülebilmektedir. Nöbetin türüne göre
birkaç saniye ya da birkaç dakika sürebilir. Bu nöbet tipleri,
hangi ilacın kullanılması gerektiği hakkında doktorlara
yön verebilmektedir. Her hastanın nöbeti kendine özgü
özellikler taşıyabilir. Bu yüzden bazı hastalarda epilepsi
tanısı konmayabilir ya da başka hastalıklara bağlı oluşan
bozukluklar yanlışlıkla epilepsi tanısı alabilmektedir. Ama
gelişen tanı yöntemleri ile bu durum giderek azalmaktadır.
AHMED KALKAN
~ 78~
Nöbet sırasında yapılacak şey hastanın kendisine zarar
vermesini önlemektir. Başını ve vücudunu yana çevirip,
başının altına yumuşak bir yastık konulmalıdır. Dilini ısırmaması
için nöbet geçiren kişinin çenesi açık tutulmaya
çalışılmalıdır.
Sâranın hastalık olduğu ve tıbbî tedavi ile kısa
süre içerisinde iyileştiğinin bilinmediği daha önceki
zaman dilimlerinde bu rahatsızlığı, cinlere yüklüyorlar,
cinlerin insana musallat olmasının bir delili
olarak bu olayı kullanıyorlardı. Tıbla ilgili bir
hastalık olduğu ispat edildikten sonra kısa bir zaman
sessiz kalındı. Sonra, şöyle uydurma bir görüş
ortaya atıldı ve cinciler, rukyeciler hep bu uydurma
görüşü savunurlar: “Sâra (Epilepsi) iki çeşittir.
Birinin sebebi bilinir, bu doktorların tedavi
edeceği bir hastalıktır. İkinci bir sâra daha vardır
ki, bunun sebebi normal olarak bilinmez. Bu, tıbla
tedavi edilmez, bunu biz tedavi ederiz” derler.
Söyledikleri hiç de doğru değildir. Sâra denilen epilepsinin
bütün çeşitleri tıpla tedavi edilebilmekte,
hiçbir çeşidi, cincilerce gerçek anlamda tedavi edilememektedir.
Rukyeciler, cinciler bu konuda doğruyu
söylememektedir.
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 79~
SÂRANIN TIBBÎ HASTALIK OLDUĞU BILINMEDIĞI
ZAMANLARDAKI MÜFESSIRLERIN GÖRÜŞLERI
Eş’ari, ehl-i sünnet ve’l cemaat makalelerinde der ki,
“cin sâralının bedenine girer.” Allahu Teâlâ’nın da ayette
buyurduğu gibi; “Faiz yiyenler ancak şeytanın dokunup
çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.”109
Taberi tefsirinde, “Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın
çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar: Kıyamet gününde
bunlar, mezarlarından kalkarken, şeytanın çarptığı
ve delirtip sâraya düşürdüğü kimseler gibi kalkacaklardır.
Kur’an, onları, şeytanın çarpıp deliye döndürdüğü sâralı ve
mecnun bir kimse olarak tasvir ediyor. Bedeni çarpık, aklı
kaçkın kimseler gibi hezeyan savurup sağa sola çarpılırlar.110
Kurtubî, faiz âyetine şöyle meal verir: “Ribâ yiyenler
kabirlerinden ancak kendilerine çarpmaktan dolayı şeytanın
sâraya düşürdüğü kimse gibi kalkarlar…” Açıklaması da
şöyledir: “Yüce Allah’ın “kabirlerinden ancak kendilerine
çarpmaktan dolayı şeytanın sâraya düşürdüğü kimse gibi
kalkarlar” buyruğu konusunda bazıları şöyle demektedir:
Onunla birlikte onu boğmakla görevli bir şeytan var eder.
Bütün müfessirler hep birlikte şunu söylerler: Faiz yiyen
kimse mahşer halkının önünde bir ceza olmak ve Allah’ın
gazabı üzerinde görülsün diye deli gibi diriltilecektir… Bu
âyet-i kerimede cinler tarafından sâraya düşürülmeyi kabul
etmeyen, bunun karakterlerin (tabiatların) etkisi ile ortaya
çıktığını iddia eden, şeytanın insan içerisinde yol alabileceğini
ve şeytanın insanı çarpmayacağını söyleyenlerin
görüşlerinin tutarsızlığına bir delildir.”111
109 2/Bakara, 275
110 İmam Taberî, Taberî Tefsiri, Akide Y., c.1, s. 210 metin ve 1 numaralı dipnot.
111 İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l Kur’an, Buruc Y., c. 3, s. 590-592
AHMED KALKAN
~ 80~
Kurtubî, “bu âyet cinin insanı çarpıp sâralattığına işarettir”
der. Kurtubî, sâranın cinlerden olduğunu inkâr edip
doktorluk olduğunu iddia edenlere delidir demektedir.
Kurtubi’ye göre günümüzdeki bütün doktorlar, araştırmacılar,
ilim adamları deli kabul edilmelidir. Çünkü onlar, ilmî
verilerle sâranın tıpla ilgili bir hastalık olduğunu, bunun
bilimsel verilerle ispatlanmış olduğunu kabul ederler.
Sâra hastalığını da şeytan çarpması olarak bu ayetle
bağlantı kuran müfessirler, yukarıda isimleri geçen Taberî,
Eş’arî ve Kurtubî’nin yanında, İbn Kayyim el-Cevziyye,
112 Nesefî,113 Mehmet Vehbi,114 İsmail Hakkı Bur-
112 İbn Kayyim el-Cevziyye, Bedâiu’t Tefsir’inde, ilgili âyete şöyle meal verir: “Ribâ yiyenler,
ancak şeytanın çarpmaktan dolayı kendilerini sâraya düşürdüğü kimse gibi (kabirlerinden)
kalkarlar.” (İbn Kayyim el-Cevziyye, Bedâiu’t-Tefsîr, Karınca Polen Y., c. 1, s.
386)
113 Klasik tefsirlerden Nesefî, âyete direkt sâra hastalığı anlamı vermiş. “Lâ yekumune
illâ kemâ yekumullezî yetehabbetuhu’ş-şeytânu mine’l-mess”/ Kabirlerinden
diriltilip kalktıklarında âdeta sâraya tutulmuş kimsenin kalkışı gibi kalkarlar. Çünkü
yaptıkları muâmelede çarpmaya ve aldatmaya kalkışmışlardır, dolayısıyla aynı şekilde
cezalandırılacaklardır.
Habt kelimesi, önünü göremeyen, deve gibi doğru dürüst hareket edemeyen ve sağa sola,
bir ileri bir geriye yalpalanma demektir. “Mine’l-mess” delilikten, çarpmaktan. Bu biraz
önce geçen “lâ yekumune” kelimesine taallûk etmektedir. Yani, mana şöyledir: “Şeytan
çarpmasından dolayı âdeta sâra hastalığına yakalanmış kimsenin uyanışı gibi kalkarlar.”
Ya da bu, “yekumu” fiiline müteallıktır. Dolayısıyla: “Sâra hastalığına tutulan kimsenin
bu nöbetinden kalkışı gibi kalkar.” Mefhumu şöyledir: “Bu faiz yiyenler kıyamet gününde
âdeta sâra nöbetine yakalanan sâralı hastanın nöbetinden uyanışı gibi uyanır ve kalkarlar.”
Çünkü bu onların hesap alanında bekleme sırasındaki hareketleridir. Bunlar bu özellikleriyle
tanınıp bilineceklerdir. Bir yoruma göre de şöyle denmiştir: “Kıyamet gününde
kabirlerinden çıkanlar sadece faiz sofrasına koşarlar. Oraya doğru koşup giderlerken hep
sâra nöbetine yakalanmış olanlar gibi bir düşerler, bir kalkarlar. Çünkü yedikleri hep faiz
idi. Allah bu faizi onların karınlarında artırarak büyüttü ve bu onlara bir ağırlık yaptı.
Dolayısıyla yürümeye, hareket edip koşmaya güçleri kalmamıştır.” (İmam Nesefî, Nesefî
Tefsiri, Ravza Y., c. 2, s. 171-172)
114 Ribâ alan ve yiyen kimse, kabirden kalktığında şeytan dokunmuş sâralı olan kimsenin
düştüğü yerden dertli kimsenin kalktığı gibi kalkar. Bu âyette şeytanın dokunup
delirtmesiyle mecnun olmak ve şeytanın insanı zapt etmesiyle sâraya tutulmak demek,
ribânın vereceği sersemliği anlatmaktır. Zira İslâm öncesi Araplar; cinnet, cinin temasından;
sâra da şeytanın çarpmasından ibaret olduğunu itikad ederlerdi. Bugün bile (1926
civarı) sâranın, sebebinin ne olduğu doktorlarca tamamıyla bilinmemektedir. Çünkü;
devâsını bulamadılar ve cinnet de böyledir. (Konyalı Mehmed Vehbi, Hulâsatu’l Beyan,
Üçdal Neşr, c.1-2, s. 509-510)
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 81~
sevî’yi115 sayabiliriz. Bunlar, Bakara sûresi, 275. âyete:
“Kabirlerinden şeytan çarpmış gibi ve şeytan tarafından
çarpılıp sâraya tutulmuş gibi kalkarlar” diye meal
verirler. Hem âyette olmayan “Kabirlerinden” anlamını
ilave ederler, hem şeytanın çarpma yeteneğinden,
hem sâra hastalığının sebebinin şeytanın çarpması ve
cinin insan içine girmesi olduğundan bahsederler.
Bu meşhur eski müfessirlerin bu görüşlerinde isabet
ettiklerini söylemek mümkün değildir. Kur’an’ı
merkez alıp onu hakem kabul eden bir kimsenin bu
görüşleri delil kabul etmesi sözkonusu olamaz.
Bilgisini insanları Allah’tan ve Kur’an’dan uzaklaştırmak
için kullanan, son devrin en meşhur Bel’am’ı, ateist müftülerden
ve İslâm düşmanlığıyla meşhur Turan Dursun, İslâm
âlimlerinden İbn Kayyım el-Cevziyye (v.1350) ile İbn
Teymiyye’nin (v.1328) bu konuyla ilgili, fakat kendi çağlarının
görüşlerini yansıtan ve bilimsel olarak hatalı olduğu
günümüzde ortaya çıkan fikirlerini naklediyor. Onların cin
çıkarma ile ilgili olarak hastaya dayak atılması lazım geldiğini
söylediklerini, cin çıkarma ile ilgili hadisler olduğunu
kaydettiklerini naklediyor. Yine onların, sâra ve benzeri
hastalıkların cin ve şeytanlardan ileri gelmediğini söyleyerek,
birtakım tıbbî açıklamalar ileri süren doktor ve düşünürlere
“câhil ve dinsiz” dediklerini kaydediyor.116
115 Rûhu’l-Beyan Tefsiri: Bu tefsirde de bu fâiz ayeti şöyle açıklanır: “Faiz yiyen kimseler
kabirlerinden, kendisine şeytan çarpmış kimse gibi akılları bozulmuş ve çıldırmış
olarak kalkarlar. Bu durum, faiz yiyenlerin alâmeti olur ve insanlar onları bu alâmetle
tanırlar. Denilmiştir ki insanlar, kabirlerinden kalkarak bir grup halinde beraberce mahşer
yerine giderler. Ancak faiz yiyenler hâriç. Onlar yürürken sâraya tutulmuş gibi düşüp
kalkarlar.” (İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l Beyan, Erkam Y., c. 2, s. 569)
116 Turan Dursun, Din Bu, II, 371
AHMED KALKAN
~ 82~
Geçmişte bazı İslâm âlimlerinin yaptığı gibi bazı
asılsız ya da zayıf rivayetlere dayanarak, sâra ve
deliliğin cinlerden olduğuna inanmayanları dinsizlikle
suçlamak asla doğru değildir. Bundan 6-7 asır
önce, ellerindeki imkân ve zamanın tıp bilgisine,
içinde yaşadıkları çağın kültürüne bağlı olarak,
delilik ya da sâra hastalığının cinlerden meydana
geldiğini, hastaya dayak atılarak bu cinlerin çıkarılabileceğini
ileri süren İbn Kayyım el-Ceziyye
ve İbn Teymiyye’nin bu konudaki görüşlerini din
sanarak, bunları İslâm’a mâletmenin yanlışlığı ortadadır.
Turan Dursun bu konuda insaflı davranmamaktadır.
Tarihî, sosyal birtakım gelişmeleri gözardı
etmekte, çağının telakkisine göre davranan
İbn Kayyım ya da İbn Teymiyye’yi ayıplamaktadır.
Acaba Turan Dursun, İbn Kayyım ya da İbn
Teymiyye’nin devrinde yaşasaydı bu konuda hangi
görüşe sahip olurdu, doğrusu insan merak ediyor.
Ancak, bu fikrî yanlışlarının yanında, Kur’an ve Sünnete
tümüyle ters olan hastaya dayak atarak cin çıkarmayı tavsiye
etmenin savunulacak bir tarafının da olmadığını belirtelim.
Ayrıca, o âlimlerin hayatları üzerinden yüzlerce sene
geçtiği halde, körü körüne o şahısların yanlışlığı ispat edilmiş
Sâra hastalığının ve deliliğin cinlerle ilişkili olduğu görüşünü
aynen alan kimseler, kınanmayı hak etmektedirler.
Rukyeciliğin nice uygulamalarını da bu âlimlerden aynen
KOCA BİR YALAN! CİNLERİN İNSANA MUSALLAT OLMASI
~ 83~
almanın nice problemlere sebep olduğunu da hatırlatalım.
Yanlış, kim tarafından yapılırsa yapılsın, onun yanlışlığı
doğru görülemez. Hele bu yanlış, Kur’an’ın beyanlarına
zıt düşen yanlış ise ve çok sayıda insanın yanlışına sebep
oluyorsa…
Sonuç
Şeytan veya cinlerin insana musallat olmasına, insanın
hareketlerine yön vermesine, sihrin insanı ve eşyayı değiştirebileceğine
dair Kur’an’da hiçbir âyet olmadığını gördüğümüz
gibi, Bakara 275. âyetinde de bu hükme ters bir hüküm
vermek için delil teşkil edecek hiçbir şey yoktur.
İNSAN BEDENINE CIN GIRMESI VE CIN
ÇIKARILMASI ILE İLGILI KUR’AN NE DIYOR?
1- Allah insanı yeryüzünde halife olarak yaratmış,117 ona
çokça ikram etmiş, cinlerden üstün kılmıştır. “Andolsun Biz,
Âdemoğullarını yücelttik, üstün ve saygıdeğer kıldık. Onları
karada ve denizde (bineklerle ve araçlarla) taşıdık. Temiz
şeylerle rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın çoğundan
üstün kıldık.”118; “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.”
119
2- Kâinatta Sünnetullah denilen Allah’ın değişmez ve
değiştirilemez yasaları hâkimdir.
3- İnsan iradeli varlıktır; dilediğini yapabilecek durumdadır.
Cinler de bu yönüyle insanlara benzerler. Ancak,
117 2/Bakara, 30
118 17/İsrâ, 70
119 2/Bakara, 29
AHMED KALKAN
~ 84~
iradesini kullanan bu varlıklar, kendi cinsleriyle ilgili olarak
olumlu ve olumsuz fiiller ortaya koyarlar. Cinler, kendi
âlemlerinde, kendi boyutlarında yaşarlar. İnsanların cinlere
saldırması ya da onlarla evlenmesi nasıl mümkün değilse,
cinler için de insanlık âlemi, her istediğini yapabileceği
bir alan ve ortam değildir. Kötü cinlerin, yani şeytanların
insana zarar olarak sadece vesvese vermesinden bahsedilir
Kur’an’da, Onların zorlayıcı güçlerinin olmadığı, insan
istemediği halde ona musallat olmaları, insanı tümüyle ele
geçirmeleri sözkonusu değildir.
4- Allah kullarına zerre kadar zulmetmez. Daha büyük
suçlular varken daha küçük suçluları cezalandırmaz.
5- Dünya ödül ve ceza yeri değildir. Cinlerle cezalandıracağı
da Kur’an’da yer almaz. Cinler Allah’ın insanları cezalandırma
aracı değildir.
6- Allah bir kimseye herh