23 NİSAN, ÖFKE DUYUYOR İNSAN

 

Halkı iki dinli, iki peygamberli yaptılar. Biraz (o da hurafelerle farklılaştırılmış) Muhammed (a.s.), yetmez; bir de aşırı övgülerle kutsallaştırılmış Atatürk. Mayıs ayında Hızır ile İlyas’ın buluşma hurafesi gibi, Nisan ayının 20-26’sında birbirlerini hiç sevmeyen iki şahıs, peş peşe halkın önüne çıkartılır.

Bir taraftan devlet dininin kutsalı Atatürk ve çocuk bayramı, diğer taraftan Diyanet’in yönlendirmesi ve geleneksel dinin kandil gecesi ve Kutlu Doğum Haftası. oluşturduğu geleneksel dinin kutsalı kandil kutlaması. Halk, hurafelerle yanlış Peygamber telakkisi verdiği için ikisini de terk edeceğine, ikisini de kutsallaştırmakta, iki ayrı lider ve iki ayrı hurafeyi baş tacı etmektedir. Kur’an’da anlatılan Rasûlullah portresinden tamamen farklı, gül ve hoşgörü içinde tonton bir şeyh görünümünde anlatılan bir dinî lider; dinin her şeyi kapsadığını kabul etmeyenler açısından, Türklerin Atası diye isimlendirilen kişiyle tamamlanacak bir de millî lider. Kutlu Doğum Haftası; 20-26 Nisan tarihleri arasında kutlanıyor. Çocuk bayramı da bu haftanın tam ortasında kabul ediliyor. Kutlu Doğum ile Çocuk bayramını, Peygamberimiz ile Atatürk’ü uzlaştırmış oluyorlar böylece. Hakla bâtıl ancak bu kadar karıştırılır.                  

23 Nisan Çocuk Bayramını camide hutbe okuyarak kutlamak ise, halkı çocuk yerine koymak anlamına geliyor aslında. Cemaatten “Burası devlet dairesi mi, biz de çocuk muyuz?” diyen çıkmıyor. Bazı camilerin ana kapısına rejimin simgesi Türk bayrağı asılıyor, cemaatten hiç tepki gelmiyor.

Halkın egemenliği ve çocukların bayramı iddiası doğru mu?

23 Nisan’da ne olmuş? TBMM’nin Ankara’daki açılışı gerçekleştirilmiş. Gelin bu açılış gününe gidelim ve neler yaşandığına bir bakalım. Hacı Bayram Camiinde Cuma namazı kılıyorlar ondan sonra çıkıp hep birlikte tekbirlerle, tehlillerle ve Peygamberimizin sancağını önde taşıyarak meclise kadar yürüyorlar. Ve devamında bu sancağı kutsal bir sembol olarak kürsüye yerleştiriyorlar ve Kur’an okuyorlar. Hatimler indiriliyor, Kur’an hatminin yanında hurafe olarak da Buhari hatimleri bile indiriliyor. Meclis başkanın arkasına denk gelen duvara Şura Suresinin “Onların işleri aralarında şura iledir” ayeti asılıyor. Konuşmalar besmele ve Allah’a hamd ile başlıyor. İşte Meclis böyle açılıyor, ama bir süre sonra ülke yönetimini tümüyle ele geçiren Atatürk ve yandaşları tarafından bu ülkenin halkları tehdit ediliyor ve büyük bir baskı ve zulüm ortay çıkıyor; Kur’an öğrenmek, Arapça okumak, İslâm’ı tebliğ etmek yasak ilan ediliyor.

23 Nisan, Kemalist rejimin temelinin atıldığı bir gündür. Şeriat yerine beşerî yönetime gidişin adımları, bugünlerde gündeme gelmeye başladı. İslam şeriatı ilk tehdit ve düşman ilan edilmişti. Hâlbuki Rabbimiz “Sonra seni de emrimizden bir şeriat üzere kıldık o halde ona uyun bilmeyenlerin hevâsına uymayın.” (45/Câsiye, 18) buyuruyordu.

Meclis, kanun yapar, İslâmî kavramla söylersek teşrî yapar, yani insanların hangi kanunlarla yönetileceğini kendisi belirler. Kur’an ise şöyle buyurur: “Yoksa Allah’ın dinde izin vermediklerini sizin için şeriat haline getiren ortaklarınız mı var?” (42/Şûrâ, 21)

Meclis, kanun koyarken Allah’ın hükmünü, kitabını hiç kaale almaz, onu referans kabul etmez. Kur’an ise; Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin kâfir, zâlim ve fâsık olduğunu belirtir (5/Mâide, 44, 45, 47).

Allah’ın şeriatına muhalif şekilde insanları yöneten, Batı devletlerini örnek alan ve Atatürk ilkelerini temel ölçü kabul eden bir rejim kurulmuştur.

Kur’an, bu tür rejimlere ve yöneticilerine tâğut adı vermekte ve bütün mü’minlerin tâğutu reddetmeleri gerektiğini bildirir.

23 Nisan’da meclis, namazla,   Peygamber sancağı ile, Kur’an ve Buhari hatmi ile, tekbir ve tehlillerle,   tabii dualarla açılmıştı. Sonra ipleri ellerine geçirenler İslâm’a savaş   açarlar. 23 Nisan’la açılan meclisin kanunlarına göre; şeriat birinci tehdit   olur, halkın dinine, Kitabına savaş açılır. Ezanlar susturulur, Allah demek bile   yasaklanır.

Türk ulusalcılığı resmi   ideoloji ve din haline getiriliyor. Devletin adı Türkiye, halk Türk   vatandaşı, liderin soyadı Atatürk. Tabii, Kürtler ve diğer ırklar dışlanıyor.

Kürt kimliği reddedilir,   Kürtler ve diğer ırklar asimilasyona uğratılır.

Kur’an, üstünlüğün takvâda   olduğunu belirtir. İslam, Arab’ın aceme, acemin Araba üstün olmadığını ilan   eder.

Laiklik zorla halka dayatıldı. “Devletin   dini İslâm’dır” ibaresi kaldırıldı. Devlet dinsiz, din de devletsiz oldu. İslâm,   laikliği reddeder ve Allah’ın hükmüyle hükmetmeyi temel görevlerden biri   olarak görür.

Harbiye marşında “Kanla irfanla   kurduk biz bu cumhuriyeti” deniyor.

Evet, kanla kurdukları doğru   ama irfan hiç bu ülkenin sisteminin içine girmedi.

Padişahlığı kaldırdı bu meclis,   Ama başta Atatürk tam bir padişah ve diktatör idi. Milletvekilleri de yarı   padişah kabul edildi.

Bu sistemi kabul ettirmek için   çok kan döktüler. Büyük acılar çektirdiler, yaygın zulümler yaptılar ülke   halklarına. Üstelik “Halka rağmen halk için” diye bir slogan da üretildi   biliyorsunuz. “Halk cahildir, halk kendisinin menfaatinin nerede   olduğunu bilmez, kendisi için neyin hayırlı olduğunu akledemez, halka rağmen   ama halk adına tercihleri biz yapacağız.” dediler. Ondan sonra da utanmadan   halkın egemenliği yalanını söylemeye devam ettiler.

Şirke, cahiliyeye dayalı   anayasalar yapıldı sürekli. Sık sık değiştirilen halka rağmen yaptıkları   anayasalar ülkenin insanlarına dayatıldı. Bu ülkede hiçbir zaman halkın sözü   geçmedi. Zalim oligarşilerin egemenliği söz konusu oldu hep ve halk sürekli   ezildi, horlandı.

Ulusal egemenlik ya da halkın   egemenliği adı altında nasıl bir despotizmin süregeldiğini hepimiz yaşayarak   biliyoruz. Halkın egemenliği diye halkı kandırdılar. Hep oligarşik bir   zümrenin baskıcı diktatörlüğü söz konusu oldu. Gerçekten de halka yönelik çok   büyük zulümler yapıldı. Kürt, Türk, Arap, Roman, Sünni, Alevi herkes ezildi,   horlandı, sömürüldü, işkence gördü, hakları gasp edildi.  Halkın   egemenliği bile olsa, İslâm’a ters idi yönetim. İslâm Hakkın egemenliğini öne   çıkarıyordu; ona son verip hevânın egemenliğini esas aldılar.

23 Nisan’la birlikte Atatürk   diye biri ilahlaştırıldı. Onun inkılapları, onun ilkeleri, onun kurtarıcılığı   gibi ifadelerle onun putlaştırılması… Kovdukları padişahlar hiç değilse   putlaştırılmıyordu. Biz, tabii ki padişahlığı değil, asr-ı saadet yönetimini   istiyoruz.

Hâlbuki İslam Allah’tan başka   ilâh olmadığını ısrarla vurgular. Ve bu tevhid inancını dinin esası kabul   eder.

Daha önce uygulanan şeriat   kanunları kaldırıldı.

Onun yerine İsviçre’den medeni   kanun,

İtalya’dan ceza kanunu,

Almanya’dan Borçlar kanunu,

Fransa’dan Laiklik ve giyim-kuşam alındı.

Aşağı yukarı her 10 yılda bir   ihtilaller oldu, darbeciler Cumhuriyeti koruma ve kollama iddiasıyla ülkeyi   sıkı yönetimlerle, baskı ile yönetmeyi tercih ettiler. Gerekçe belli idi:   Demokrasiyi rayına oturtmak. Bu görevi Atatürk orduya vermişti, onlar da seve   seve bu görevi üstlenmiş oldular.

Böyle bir ülkede Çocuk   bayramımı kutlanmalı yoksa ezilen sömürülen tecavüze uğrayan zihinleri işgal   edilen fıtratları bozulan çocuklara mı ağlanmalı?

İşte “Halkın ya da   ulus’un/’millet’in egemenliği “ yalanı böyle bir zeminde, böyle zulümlerle   sürdürüldü. Şimdi de “Çocuk Bayramı”   olma yalanı altında aslında bu ülkenin çocuklarına ne büyük zulümler yapıla   geldiğinin üzerinde duralım. Bu ülkenin ezilen, horlanan ve harcanan   çocuklarından bahsedebiliriz. Bu   ülkede milyonlarca çocuk harcandı, ezildi. Her şeyden önce öğütüm   sistemine dönüştürülen eğitim sisteminde esir   alındı çocuklarımız. Zihinleri resmi   ideoloji ile işgal edildi, ruhları   kirletildi, fıtratları bozuldu. Sözde   çocuk bayramı olduğu iddia edilen 23   Nisan’da bile çocuklara zulmediliyor. Bu günde de çocuklar zorla   götürülüyor ve resmi ideolojiye bağlılığa zorlanıyorlar.

Bu ülkede “Sokak Çocukları” diye bir kavram üretilmiştir. “Tinerciler” diye nitelendirilen   çocuklar vardır. Hâlbuki bu o çocuklar, fıtraten tertemiz olarak emanet   edilmişlerdi. Bu duruma   getirilmelerinden bu ülkedeki yöneticiler mesuldürler. O çocukları   Kemalist sistem tinerci yaptı, sokak çocuğu yaptı. Ondan sonra da utanmadan   çocuk bayramı kutlamaları yapılıyor. Hangi çocuk bayramı? Çocuklar nasıl   bir zulüm altındalar yıllardır? O çocuklar nasıl tinerci oldular? Nasıl sokak   çocuğu oldular? Çocuk yaşında karın tokluğuna çalıştırılan on binlerce çocuk   var. İstismar edilen, sömürülen, tecavüze uğrayan, çocuk pornografisinde   taciz edilen çocuklar kimin eseri? Bunları niye önlemiyorsunuz? Mendil   satmaya zorlanan çocuklar niye sokaklarda? O çocuklar çok mu zevk alıyorlar   bunu yapmaktan? Trafiğin ortasında, her an bir araba çarpma ihtimali olan bir   zeminde bir tane mendil satıp da evine bir şey götürebilme telaşında ve belki   de onu kullananlara, istismar edenlere bir şeyler götürecek... Neden bunun   önlemi alınmaz? Neden adaletle o çocuklar korunmaz? Neden merhametle   kuşatılmaz? Neden merhametle o çocuklara kendilerini   geliştirebilecekleri eğitim ortamları hazırlanmaz?

Ülkeye büyük zararlar veren   yöneticiler, generaller serbest; ama taş atan çocuk on beş yıla mahkûm   ediliyor. İşte Kemalist sistemin adaleti… İşte çocuk bayramı kutlayarak   zulümlerini örtmeye çalışan ülkenin hukuk anlayışı bu. Hatırlayın bu ülkede   Baklava çalan çocuğa on iki yıl verdiler, ama bankaları batıranlar serbest   kaldılar. Bankaları batırarak fakir halkın yüz milyar dolarını çalanlar hep   desteklendiler, korundular. Emekli generaller, batan bankaların yönetim   kurullarında yer aldılar. Neden? Tabii ki, nüfuz ticareti ve dönen çarka   şemsiyelik yapmak için.

Bu ülkeyi ne hale   getirdiklerini görmemiz gerekiyor? Daha   dün denilecek kadar yakın zamanda Özgecan olayı oldu. Unutuldu mu yoksa o   zina teklifine direndiği için yapılan cinayet?

Müslümanlara Müslümanca   faâliyet konusunda nice zorluklar, yasaklar, kınamalar revâ görülürken; her   türlü ahlâksızlığa, cinsel azgınlığa özgürlük veriliyor. Bir Müslüman,   Müslümanca, günaha girmeden caddeye çıkamaz, denizden, deniz kenarından   istifade edemezken; inlerinden çıkmış iki ayaklılar yatakta yapılacak şeyleri   sokakta yapma özgürlüğünü doyasıya kullanıyor. Siz Allah’tan korkmazlar, siz   düzenciler, siz laikler, Atatürkçüler, Batıcılar! Sizin Özgecan’ın katli ile   ilgili sızlanmaya hiç mi hiç hakkınız yok. Siz öldürdünüz bu kızı. Sadece bu   kızı değil, milyonlarca Özgecan’ı. Dünyasını da âhiretini mahvettiniz   kızların. Eski Arap câhiliyesinde kızları diri diri toprağa gömerlermiş,   sizler daha fecisini yapıyorsunuz, kızların âhiretlerini mahvederken. Dünyada   iffetten, hayâdan, tesettürden, dinden-imandan soyarken. Düzenciler, laikler,   Batılılar! Övünün eserlerinizle. Bu katiller sizin eseriniz. Sizin   okularınızda okudu, Allah’ın kanunu yerine Atatürk ilkelerini öğrendi. Siz   azdırdınız bu gençleri. Açıkta bırakılan yerlerinin örtülen yerlerinden daha   çok olduğu sözüm ona giysilerle siz baştan çıkardınız bu gençleri. Gâvuru   bile utandıracak TV. Programlarıyla, bakılacak yeri okunacak yerinden çok   fazla olan boyalı basında siz özendirdiniz fuhşu. Ahlâk nutukları atmaya   hakkınız yok. İmansız ahlâk mı olurmuş hiç? Olsa olsa ne idüğü belirsiz   “etik” olur. İmanın olmadığı ahlâk, delik kaba su doldurmaya benzer. Niye   ahlâklı olsun ki çağdaş insan?! Hem, çıplaklık, zina, içki ahlâksızlık mıdır   ki? Ahlâksızlık olsa, devlet ve hükümet ahlâksızlığa müsaade eder mi hiç?   İmanı, tevhidi, Kur’an ahlâkını gündeme bile getirmeyen hükümetin, İslâm’a   kapalı ama küfrün her çeşidine açık Kemalist düzenin, laik ve karma eğitim   sisteminin aslan (aslında sırtlan) payı var Özgecan olayında. Allah’ı hukuka,   ahlâka, eğitime, devlete karıştırmayanlar, siz, evet siz suçlusunuz, katili   siz yetiştirdiniz, onu bu hale siz getirdiniz, dolayısıyla katil sizsiniz.   Ülke sapıklar memleketine döndü. 3 yaşındaki bebeye de 70 yaşındaki nineye de   namus güvenliği yok. Her an tecavüze uğrayabilirler. Akrabalar arası   tecavüzler, kesip biçmeler… İlkokul ve hatta ortaokul öğrencisi çocuğunu   anneler, kendi başlarına okula da sokağa da gönderemiyor artık. Herkes   birbirinden çekiniyor, korkuyor. Mahvettiniz çocukları. Sonra çocuk bayramı,   öyle mi?

Devletin bölünmez bütünlüğü   putu adına, resmi ideoloji putları adına, ha bire ülkenin insanları,   çocukları katledildi 96 yıldır. Unutturulan ötekileştirilen, cezaevlerinde   çürütülen, ümitleri gelecekleri karartılan çocuklarımızı düşünelim.

Okullarda okuyacağım diye   hayâdan, iffetten uzaklaştırılan çocukların hesabını kim verecek? İlköğretim ve   ortaöğretim çağındaki okul çocuklarına Cuma ve pazartesi günleri heykellere taptırmak zulüm değil de   nedir? Çocukların küfre girmesinin, çocukları müşrik hale getirmenin   bayramı mı kutlanıyor? Bunca zulüm altındaki çocukların olduğu bir ülkede   çocuk bayramı kutlama iddiası ülkenin tüm çocukları ve halklarıyla alay   etmekten başka bir anlam taşır mı? Kendi halkına bu kadar zulüm yapan bir   ülke, bir sistem nerede var? Çocukları okullarda, meydanlarda, salonlarda   bugün zorla toplayıp bayram adı altında yine zulüm sürdürülüyor. Heykeller,   putlar, tapınmalar, Atatürk’ü ilâh veya peygamber yerine koyan şiirler…   “Bugün 23 Nisan, Neşe doluyor insan…” Biz neşe dolmuyoruz, demek ki onlara   göre insan değiliz. Yani oyun çocuklarına tam bir oyun oynanıyor...

İslam şeriatı ilk defa tehdit   ve düşman ilan edilmişti. Hâlbuki Rabbimiz “Sonra senide emrimizden bir şeriat üzere kıldık o halde ona uyun   bilmeyenlerin hevasına uymayın “ buyuruyordu. Yeni sistem bilmeyenlerin   hevasını tercih ediyor, zanlar hevalar ilahlaştırılıyor, üstelik Şura suresi   ayetini oraya asıyorlar. Aynı surenin başka bir ayetinde ne diyor Rabbimiz; “Yoksa   Allah’ın dinde izin vermediklerini sizin için şeriat haline getiren   ortaklarınız mı var?” diye soruyor. Evet, tam da bu ayetin uyardığı   gibi yaparak ortaklar ihdas ediyorlar Allah’a. Yani Allahın hükümlerine   rağmen hüküm koyma yetkisini kendinde gören, kendini ilahlaştırılan bir kurum   haline getiriyorlar oligarşinin tahakkümü altındaki TBMM’ni ve tabii ki   esasta oligarşiyi.

Türk ulusalcılığı, Atatürkçülük   ve pozivitizmin karışımından bir resmi ideoloji oluşturuyor ve bu ülkenin   insanlarına dayatıyorlar. Türk ulusalcılığı resmi ideoloji ve din haline   getirilince, bu sefer Türklerden sonra kalabalık nüfusu oluşturan Kürt halkı   sebebiyle, Kürt kimliğini ve Kürt ana dilini tehdit ve düşman ilan   ediyorlar. Bunun üzerine asimilasyon başlıyor ve on binlerce insan,   haksız yere zulme uğruyor, katlediliyor. Seküler bir sistem zorla kabul   ettirilmeye çalışılıyor. Zaten biliyorsunuz harbiye marşında “Kanla irfanla   kurduk biz bu cumhuriyeti” deniyor. Evet, kanla kurdukları doğru ama irfan   hiç bu ülkenin sisteminin içine girmedi. Ama bu sistemi kabul ettirmek için   çok kan döktüler. Büyük acılar çektirdiler, yaygın zulümler yaptılar ülke   halklarına. Üstelik “Halka rağmen halk için” diye bir slogan da üretildi   biliyorsunuz. “Halk cahildir, halk kendisinin menfaatinin nerede   olduğunu bilmez, kendisi için neyin hayırlı olduğunu akledemez, halka rağmen   ama halk adına tercihleri biz yapacağız.” dediler. Ondan sonra da utanmadan   halkın egemenliği yalanını söylemeye devam ettiler. Bu ülkede egemenlik kayıtsız   şartsız, öncelikle yattığı yerden Atatürk’ün ve onun ilkelerinin, silahlı kuvvetlerin,   Sonra Amerika’nın, TÜSİAD gibi para babalarının, medyanın, bürokrat kesimindir.   Ondan sonra bütün bu gruplara ters düşmemek şartıyla biraz da seçilenlerindir.   Halkın bu egemenliklerle pek bir bağlantısı yoktur.

Şirke, cahiliyeye dayalı   anayasalar yapıldı sürekli. Darbecilerin halka rağmen yaptıkları anayasalar   ülkenin insanlarına dayatıldı. Bu ülkede hiçbir zaman halkın sözü geçmedi.   Zalim oligarşilerin egemenliği söz konusu oldu hep ve halk sürekli ezildi,   horlandı.

Ulusal egemenlik adı altında   nasıl bir despotizmin süregeldiğini hepimiz yaşayarak biliyoruz. Ulusal   egemenlik ya da halkın egemenliği dedikleri şeyin fasa fiso olduğu herkes   tarafından yaşanarak bilinen bir gerçeklik olmayı sürdürüyor. Hakkın   egemenliğine son verip hevanın egemenliğini esas alma yanında, halkın egemenliği   yalanı altında oligarşik despotizmi egemen kıldılar. Hep yalan söylediler.   Halkı aldattılar. Hep oligarşik bir zümrenin baskıcı dikdatörlüğü söz konusu   oldu. Gerçekten de halka yönelik çok büyük zulümler yapıldı. Kürt, Türk,   Arap, Roman, Sünni, Alevi herkes ezildi, horlandı, sömürüldü, işkence gördü,   hakları gasp edildi. 

Allah rızası için aklımızı   başımıza toplamalıyız ve tüm tâğutlara ve en başta tâğutî rejime karşı tavır   almalıyız. Bu ülkenin insanlarına ve çektikleri ıstıraplara sahip çıkıp,   zulme ve zalimlere karşı durmamız; İslami ve İnsani sorumluluğumuzdur. En   büyük zulmün şirk olduğunun bilinciyle, tevhidi ve adaleti ikame etme   mücadelemizi ısrarla ve tavizsiz bir biçimde sürdürmeliyiz. Tevhidi ve   adaleti ikame etmek için Kur’an toplumunu inşa etmemiz lazım. Bunun için   mü’minler olarak adım adım vahdete doğru yürümemiz lâzım.  Türkiye Kur’an Toplumu diyebileceğimiz bir   yapıyla açıkça ve başımız dik olarak, ona layık olmak için seferber   olmalıyız. Kur’an ahlakını kuşanıp, Kur’an Toplumunun inşasının ardından   Ümmeti inşa etmek için; Kur’an’ın gösterdiği yolda ve ilk neslin bıraktıkları   yoldaki işaretleri dikkate alarak hep birlikte yürüyeceğiz inşallah. Hiç   değilse bu yolda öleceğiz.

Allah canımızı bu yolda alsın.   Bunu bize nasip etsin. Ancak öyle hesabımızı verebiliriz. Ancak öyle Allah’ı   razı edebiliriz. Rabbimiz rızasını kazanmayı, bu bahsettiğimiz istikamette   dosdoğru, ayaklarımızı sabit kılarak yolunda yürümeyi, kendini razı edecek   amelleri birlikte üretmeyi, güç birliği yaparak iradelerimizi birleştirerek   Türkiye Kur’an Toplumunu inşa etmeyi ve oradan giderek dünya çapındaki   Küresel Kur’an Toplumunu, İslam ümmetini inşa etmede bir tuğla olmayı ve bu   yolda üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeyi ve mübarek rızasını   kazanmayı, mü’min olarak yaşamayı, mü’min olarak ölmeyi hepimize nasip etsin.   Ya Allah yolunda ibâdet ederken secdede, ya Allah’ın dinini öğretirken kürsüde   veya Allah yolunda mücadele ederken cephede…

Sosyal Ağ

Kontak Bilgisi

Adres: İstiklal Mah. Dolmabahçe Cad. Işık Sok. No:2/2 Ümraniye/İstanbul

Tel: 0216 520 25 80

Email: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. - Website: ahmedkalkan.org