Çarşamba, 20 Ocak 2021 17:44

Şirk ve Endâd Edinmek

Yazan
Ögeyi değerlendirin
(0 oy)

بسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله ، صلاة وسلام على رسول الله

 


Kitabın Adı:
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ
İTİKADİ KAVRAMLAR -11-
ŞİRK ve ENDÂD EDİNMEK
Yazarı:
Ahmed Kalkan
Tashih:
Ahmed Kalkan
Mizanpaj:
Ehl-i Dizayn
Kapak Tasarım:
Ehl-i Dizayn
İstanbul 2011
Baskı:
İSTANBUL MATBAACILIK
Gümüşsuyu Cad. Işık Sanayi Sitesi B Blok No:21
Topkapı-Zeytinburnu/İSTANBUL
Tel: 0 212 482 52 66
ŞİRK ve ENDÂD EDİNMEK
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ
İTİKADİ KAVRAMLAR
-11-
Ahmed KALKAN
İnsanlara karşı ticarî amaç güdülmeyen bu eserin hiçbir hakkı mahfuz değildir. Kâr gayesi güdülmemek şartıyla dileyen dilediği şekilde, tümünü veya bir kısmını çoğaltabilir, korsan baskı yapabilir, dağıtabilir, iktibas edebilir, kitabın ve yazarın ismini vererek veya vermeyerek kopye edebilir, mesaj amaçlı kullanabilir. Yazarın hiçbir telif hakkı sözkonusu değildir, şimdi ve sonra bir hak talep etmeyecektir. İlim, insanlığın ortak malıdır. Ve ilim Allah için kullanılınca insana fayda sağlar.
İTHAF
Canlı KUR’AN olmaya çalışıp toplumu KUR’AN’la canlandırmaya gayret eden ve tâğutlara karşı KUR’AN’la mücadeleyi bayraklaştıran her yaştan muvahhid gençlere…
Doğru okuyup doğru anlayan, dosdoğru yaşayıp insanları doğrultmaya çalışan
KUR’AN dostlarına…
Ümmetin ihyâsının vahdet içinde yeniden KUR’AN’a dönüşle mümkün olduğunu kavrayıp nebevî usûlle KUR’AN ve tevhid eksenli dersler ve cemaat çalışması yapan tâvizsiz dâvetçilere, her yaştan genç dâvâ erlerine…
Önsöz
Bismillâh, elhamdu lillâh, ve’ssalâtu ve’sselâmu alâ rasûlillâh.
İslâm, sadece inanılıp kabul edilmesi gereken esaslara iman etmeyi değil; aynı zamanda reddedilmesi gereken esaslar inkâr etmeyi de içerir. Akaid de, dinde inanılması ve reddedilmesi gerekli olan esaslara denir. Reddedilmesi gerekli esasların başında da şirk, küfür, nifak, kullara kul olmayı gerektiren bâtıl düzen ve hayat görüşleri gelir.
Şirkin zulmü küreselleşiyor. Devlet, eğitim kurumları aracılığıyla şirki, alternatifi olmayan tek din olarak gösteriyor ve 8-9 yılı mecburî olan okullarda müşrik bir vatandaş yetiştiriyor. Meclisi ve mahkemeleri başta olmak üzere bütün resmî kurumlar, tevhide giden yolu tıkayıp şirkin önünü açmak gibi bir görevi yerine getiriyorlar.
Allah’a zâtında, sıfatlarında veya fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibâdet edilen) olarak bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadîm, bâkî gibi sıfatlarına başka varlıkların da sahip olabileceğine inanmak şirktir. Kısacası, Allah’ın ilâhlık vasıflarından herhangi birini Allah’tan başkasına vermek şirktir.
Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-mânevî her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak da şirktir. Put sadece tapılan birtakım nesneler değildir. Eğer hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevk ederse, yerine göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi bir şey insanlar için put olabilir.
Müşriğin mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık, Allah’ı yeryüzüne karıştırmama, yeryüzünde ilâh olarak kendini veya başka bir şahsı tanımadır. İşte şirkin aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kâinatı yaratanın, yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu kabul etseler de, O’nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile ilgili işlerde Allah’ın belirttiğinin aksine hükümler koyuyorlar. İşte günümüzde şirkin daha çok belirdiği görünüm budur.
Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul olması için ihlâs yani, yalnız Allah için yapılmış olması gereklidir. Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine kavuşmayı uman kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın.” (18/Kehf, 110)
Şirk ve endâd edinmek, Allah’ın asla affetmediği bir günahtır. Allah, şirk inancı ile âhirete gelenleri asla affetmeyecektir. “Allah kendisine şirk (ortak) koşulmasını elbette bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.” (4/Nisâ, 48)
Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlana geldiği iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücâdeleden ibârettir. Bütün Peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları temel esas tevhiddir. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulması konusudur. Şirk sadece putlara tapmak değildir. Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah’ın sevgisi yerine dünya sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda Allah’ın hükümlerinden birini dahi reddetmek şirktir.
Kitabın ikinci bölümünde “Endâd” konusu işleniyor. Açıkça tapınılsın veya tapınılmasın ilah yerine konan, tanrı olarak benimsenen Allah’ın dışındaki şeylere de “endâd” denir.
Kullarının O’nu tek hâkim, tek otorite olarak kabul etmeleri, O’nun önünde secde etmeleri, gizli ve açıkça yalnız O’ndan korkmaları, Allah’ın kayıtsız-şartsız hakkıdır. Fakat kullar bu hakların bir kısmını veya hepsini başkalarına verirlerse o zaman O’na ortak koşmuş olurlar. Neyin haram, neyin helal, neyin pis, neyin temiz olduğunu belirleme hakkı da Allah’a mahsustur. Kullarının hak ve görevlerini belirleme, onlara belli yasaklar koyma otoritesi de O’nundur. Bu nedenle, bu haklardan bir kısmını kendisine ait kabul eden kimseler, şirk koşmuşlardır. Hâkim olarak tanınmak, sadece O’na lâyıktır. Kulları olarak insanlar, O’nun emirlerini nihâî otorite olarak kabul etmeli ve doğru yola ulaşmak için O’na yönelmelidirler. O halde bu hakları Allah’tan başkasına veren kişi, şirk/ortak koşmuş demektir. Aynı şekilde bu nitelik ve haklardan herhangi birine sahip olduğunu iddia eden ve başkalarının, bu özelliklerin kendilerinde bulunduğuna inanmalarını isteyen kişi ve kurumlar, resmen ilahlık iddiasında bulunsalar da, bulunmasalar da kendilerini Allah’a ortak koşmuş olurlar.
Hayatının gayesinin, şahsında ve çevresinde tevhidi ikame edip şirkin ve endâd edinmenin her çeşidinden şiddetle kaçınmak olduğunu unutmayıp imtihan bilincine uygun tarzda inancına şirk karıştırmadan Allah’ın istediği gibi iman edip müslümanca yaşayanlara selâm olsun!
“Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi hesâba çekme (affet).
Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
Rabbimiz! Bizim gücümüzün yetmediği işlerden bizi sorumlu tutma.
Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et.
Sen bizim Mevlâmızsın. Tek ve gerçek dostumuzsun.
Kâfir kavimlere/toplumlara karşı bize yardım et.” (2/Bakara, 286)
Ahmed Kalkan
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
Kasım 2011, Ümraniye
İÇİNDEKİLER
ŞİRK / 11
Şirk; Anlam ve Mâhiyeti / 11
Şirkin Çağdaş Yansımaları / 17
Şirkin En Belirgin Özelliği Olarak Tarihten Günümüze Put ve Putlaştırma / 29
Kur’ân-ı Kerim’de Şirkin Tanım ve Görüntüleri / 37
Şirkin Sebepleri / 45
Şirkin Çeşitleri / 48
Şirk İçin Bazı Örnekler / 50
Büyük ve Küçük Şirk; Açık Şirk ve Gizli Şirk / 67
Gizli Şirk / 67
Küçük Şirk / 68
Gizli Şirk Örneği Olarak Riyâ / 69
Hevânın Putlaştırılması / 75
İlâh Nedir? / 79
Putlaştırılıp İlâh Haline Getirilen Bâtıl Tanrı Anlayışları / 84
Hayat sahibi varlıklar / 86
Elfâz-ı Küfür ve Ef’âl-i Küfür / 86
Hurâfe / 87
Allah Teâlâ’nın Birliği ve Şirk / 88
Müşrik / 93
İrtidat ve Mürted / 96
ENDÂD EDİNMEK / 110
Endâd ve Nidd Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti / 110
Kur’ân-ı Kerim’de Endâd Kavramı / 110
Endâdın Doğal İki Sonucu; Şirk ve Putçuluk / 124

- 11 -
ŞİRK

Şirk; Anlam ve Mâhiyeti

Şirkin Çağdaş Yansımaları

Şirkin En Belirgin Özelliği Olarak Tarihten Günümüze Put ve Putlaştırma

Kur’an-ı Kerim’de Şirkin Tanım ve Görüntüleri

Şirkin Sebepleri; Şirkin Çeşitleri

Şirk İçin Bazı Örnekler

İttibâ Şirki; Büyük ve Küçük Şirk

Açık Şirk ve Gizli Şirk

Gizli Şirk Örneği Olarak Riyâ

Şirkin Zararları; Hevânın Putlaştırılması

İlâh Nedir? Putlaştırılıp İlâh Haline Getirilen Bâtıl Tanrı Anlayışları

Efâz-ı Küfür ve Efâl-i Küfür

Hurâfe; Allah’ın Birliği ve Şirk

Müşrik; İrtidat ve Mürted
“Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Şirk koşan müşriklerden/putperestlerden herbiri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa (uzun) yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.“ 1
Şirk; Anlam ve Mâhiyeti
“Şirk“, “şerike“ fiilinden masdardır. “Şirk“ ve aynı kökten gelen şirket, müşâreket, sözlükte; mülk ve saltanatta ortak olmak demektir. Bir şeyin birden fazla kişiye ait olduğunu ifade ederler. Aynı kökten gelen ‘eşreke’ fiili, ortak koşmak, ortak olmak anlamına gelir. Ortak koşana ise “müşrik“ denir.
Istılâhta şirk; Allah’a zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibâdet edilen) olarak bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadim, bâkî... gibi sıfatlarını başka varlıklara vermek şirktir. Kısaca şirk, Allah’ın ilâhlık vasıflarını Allah’tan başkasına vermektir. Şirk; tevhidin temeli olan “lâ ilâhe illâllah“ gerçeğinin dışına çıkmak, Allah’tan başka ilâh(lar) olduğunu inanç, söz veya eylemle iddia etmek, Allah’ın dışında ibâdet edilecek, duâ edilecek, gerçek anlamda güç ve kudret sahibi
1 2/Bakara, 96
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 12 -
olduğunu kabul etmektir.
Şirk küfürdür, müşrik aynı zamanda kâfirdir. Şirk kavramı,
insanların uydurdukları dinleri tanımlama açısından son derece
önemli kavramlardan biridir. İnsanlar tarih boyunca sınırlı sayıdaki
inançsızlar/ateistler dışında ya “şirk’ dini üzerinde ya da ‘Tevhid’
dini üzerinde olmuşlardır. Aslında ateistler de bir anlamda müşrik
ve münkirdirler.
Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul
olması için ihlâs, yani yapılan ibâdetin yalnız Allah için yapılmış
olması gereklidir. Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine
kavuşmayı uman kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir
kimseyi ve hiçbir şeyi ortak tutmasın.“ 2
Şirk, kelime anlamı itibariyle bir ortaklığı, ortak olmayı, bir
eş-arkadaş tutmayı, malda ve tasarrufta bir hissedar bulmayı ifade
eder. Söz gelimi, aynı kökten gelen ‘şerik’ arkadaş, yardımcı,
hissedar yani ortak demektir. Şirk, bu ortak olma, eş ve arkadaş
bulma fiilidir. İslâm kültüründe şirk kelimesi sözlük anlamından
hareketle çok daha özel bir mânâ kazanmıştır. Tevhid dinine aykırı
olarak inanılan dinleri ve Allah’tan başka ilâh kabul edenlerin
kafa yapılarını, aynı zamanda da onların yaptıkları yanlış işi değerlendirmek
üzere kullanılır olmuştur.
Şirk ve Küfür İlişkisi: Şirk olayının küfr olayı ile birlikteliği
vardır. Aslında şirk de bir inkârdır; Hak’tan gelen gerçeğin üzerini
örtmektir (küfürdür). Ancak ‘küfr’ kelimesi ‘şirk’e göre biraz
daha kapsamlıdır. ‘Küfr’ kavramı bütün inkârcıların eylemini ifade
ederken; ‘şirk’ Allah’ı kabul ediyor görünürken O’na ortak koşmayı,
birden fazla ilâh edinmeyi, bir şeye Allah’ın özelliklerini vermeyi
anlatmaktadır. Kısaca ‘şirk’ Tevhid dini dışında kalan bütün
ilâh anlayışlarını, tüm bâtıl inançları içeren anahtar bir kavramdır.
İnsanın, fıtratından gelen inanma ve ibâdet etme ihtiyacını karşılarken
düştüğü alçak seviyeyi, haktan yüz çeviren insanın içindeki
kaosu, inanma adına insanların düştüğü cahillik ve sapıklığı
anlatmaktadır. Yine ‘şirk’ kavramı, insanların kendi kafalarından
uydurdukları inançları ve bu inançlar adına yaptıkları yanlışlar, fesatlar
ve zulümleri gözler önüne sermektedir.
Şirk, insan zihnindeki bir sapmayı ve sıkıntıyı ifade etmektedir.
Tevhid hakikatinden sapan kimselerin, kendi kendilerine düştükleri
açmazları, sürüklendikleri yanlışları ve bunun sonucu olarak
yaratılış kanununa aykırı düşmeleri böylelikle ortaya konmaktadır.
2 18/Kehf, 110
ŞİRK
- 13 -
Şirk; Allah’a zâtında (sayı olarak), sıfat ve tasarrufunda (yapıp etmelerinde)
ortak tanıma eylemi veya inanışıdır. Şirk koşmak salt
bir inkâr olayı değildir. Şirk koşanlar, yani müşrikler inançsız insanlar
değildir; aksine, Allah’a inanan ama yanlış inanan, inancı
tevhide aykırı olan ve Allah’ın yanında başka varlıklara da ilâh
diye tapınan kimselerdir.
Kur’an, şirk üzerinde ısrarla durmaktadır. Çünkü tarih boyunca
dinsiz toplumlardan çok şirk koşan toplumlarla, ateist insanlardan
çok müşrik insanlarla karşılaşıyoruz. İnsanlar, Tevhid’ten
uzaklaştıkça, din adına çok çeşitli yalanlar, hurâfeler uyduruyor,
kendi kafalarından sahte tanrılar icad ediyor; sonra da onlara yine
kendi kafalarına göre ibâdet ediyorlar. Bazı toplumlar da, başlangıçta
Tevhid’e bağlı iken zamanla çeşitli nedenler yüzünden şirke
düşmüşler, dinlerini bozmuş ve yanlış bir şekilde inanıp din adına
ilâhlar, ilkeler, törenler, âyinler ve ibâdet türleri uydurmuşlardır.
İnanmak fıtratta/yaratılışta vardır. İnanma ve yüce bir kudrete
kulluk yapma ve ona tapma; yüce bir güçten yardım isteme ihtiyacı
bütün insanlarda vardır. İnsanın fıtratı böyledir. Yaşamak için
suya, yemeğe, havaya muhtaç olan insan, inanmaya ve inandığı
ilâhın önünde eğilmeye de muhtaçtır. Bu ihtiyacı bilen, insanların
yaratılışına bu ihtiyacı koyan âlemlerin Rabbi, ilk insandan itibaren
toplumlara peygamberler/elçiler göndermiş ve nasıl hareket
etmeleri gerektiğini onlara göstermiştir. Dünyaya imtihan için gelen
insan, bu elçilerin gösterdiği gibi yani Tevhid dini üzerinde
yaşadığı zaman, hem sınavı kazanır hem de dünya hayatını fıtratına
uygun olarak yaşamış olur. Üstelik Tevhid’in ilkeleri, insana
gerçek saâdeti ve kurtuluşu getirmektedir. İnsana ait hakları ona
vermekte, insanlar ve toplumlar arasındaki adâleti sağlamakta,
azgın kimselerin hevâ ve heveslerinin getirdiği fitne ve zulümden
insanları korumaktadır.
Ancak insanların çoğunluğu bu gelen elçileri dinlemedi. Elçilerin
öğrettiklerini ya hiç almadı veya aldıktan kısa bir zaman sonra
bir tarafa attı, tevhidi tahrif ve dejenere etti; kendi hevâsının peşinden
gitti. Eline geçirdiği güç ve dünyalıklarla ‘bağy’ etti, ‘tuğyan’
ederek azgınlaştı ve tevhidin doğru yolundan ayrıldı.
Toplumların hayatını düzenleyici kanunlar, insanların bağlandığı
değer yargıları, insanın fıtratında bulunan tapınma, duâ
etme, kendinden üstün bir varlığa el açma ihtiyacı insanla birlikte
vardır. Tevhidden uzaklaşanlar veya Tevhidi bilmeyenler, her ne
kadar yerin ve göklerin bir sahibi, yağmuru yağdıran, dünyayı yaratan
ve yöneten bir ilâhın olduğunu kabul etseler de; hâkimiyet,
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 14 -
sosyal hayatın düzenlenmesi, ibâdet, helâl haram gibi konularda
kendi hevâlarına veya egemen güçlerin isteklerine ve tâğûtî
yasalara uyarlar. Böyle kimseler ve topluluklar, zamanla birtakım
varlıkları ve güçleri ilâhlaştırarak, onlara aşırı saygı göstermeye,
bazılarının yardımını alabilmek için, bazılarının da kötülüğünden
kurtulmak için onlar adına uydurulmuş putlara veya ilkelere tapınırlar.
Kimileri de bu tapındıkları ilâhları kendileriyle Allah arasında
bir aracı kabul ederler. Kendilerine göre dinler icad ederler ve
onun peşinden giderler veya hak dini tahrif eder, hurâfe ve şirk
peşinde koşarlar.
Tevhid dininden ayrılıp kendi hevâsına uyarak ‘bağî’ ve ‘müşrik’
olan ve bu şekilde doğru yoldan uzaklaşan zâlimler, kendi kafalarından
koydukları ilkeleri bir inanç haline getirirler ve insanlara
dayatırlar. İnsan, inanma ihtiyacı ile beraber yaratılmış olduğu
için, âlemlerin Rabbine olan tevhidî inancını kaybetmiş veya hak
dini bulamamışsa, içindeki boşluğu mutlaka bir şeyle dolduracaktır.
Geçmişte daha çok putçuluk ve bâtıl/uydurma din şeklinde görülen
bu ihtiyaç, günümüzde de benzer şekilde karşımıza çıkmaktadır.
Kimileri Allah’a ait ilâhlık özelliklerini bir başka şeye verirler.
Sayı olarak, birden fazla ilâh kabul ederler, kimileri de Allah’a
ait yaratma, rızık verme, cezalandırma, ödüllendirme, kendisine
ibâdet ve duâ edilme gibi özellikleri Allah’ın dışındaki varlıklara
da verirler. Onlar bu değer verdikleri niddlerini (ortak koştukları
ilâhlarını) Allah’ı sever gibi, hatta daha fazla severler.3 Kimileri,
herhangi bir şeye hayatlarında Allah gibi yer verir; Allah’tan fazla
ondan korkar, Allah’tan fazla ona değer verir. Allah’ın hükümlerini
takmaz, aldırmaz; ama o çok sevdiği şeyden geldiğini zannettiği
her şeye daha fazla itibar eder.
Bu gibi müşrikler, bir müslümanın Allah’a ibâdet ettiği gibi,
ilâh haline getirdiği şeyin karşısında rukû’ yapar, ya da secdeye
kapanır veya namazdaki kıyâma benzer şekilde saygı duruşunda
bulunur. Ona olan saygısını ve bağlılığını çeşitli şekillerde ortaya
koyar. İlâh haline getirdiği şeyin veya kişinin emrinden dışarı çıkmaz.
Onun önünde boyun eğer, onu râzı etmeye ve onun cezasından
kurtulmaya çalışır.
Şirk olayı, Allah’ın dışındaki herhangi bir şeyi, bir varlığı, bir
kişiyi, bir gücü veya beşerî ideolojiyi Allah gibi değerlendirme,
Allah yerine koymanın mantığıdır. Allah dışındaki herhangi bir
şeyi Allah gibi sanmanın, onlara ilâhlık vermenin adıdır şirk. Bu,
onlara tapınma şeklinde ortaya çıktığı gibi, inanç ve saygı olarak
3 2/Bakara, 165
ŞİRK
- 15 -
da görülebilir. Nitekim Kur’an câhiliyye Araplarının putlara tapınmasını
şirk olarak nitelendirdiği gibi4 O’na çocuk isnat etmeyi
ve yaratıkların ilâh sayılmasını da şirk olarak nitelemektedir.5 Bu
yanlışlık, kulların Allah’a ait ilâhlığı ve rabliği yeterince anlamamalarından
kaynaklanmaktadır. Kur’an bu konuda şöyle diyor:
“Allah’ı gereği gibi takdir edemediler.“6 Allah’ı hakkıyla bilemeyenler,
O’nu ve O’nun rabliğini anlamayanlar, başka dinlere girer, başka
ilâhlara boyun eğerler. Kendilerini âlemlerin Rabbinden mahrum
edenler, içlerindeki ihtiyacı başka yalancı ilâhlarla gidermeye çalışırlar.
Kendini Allah’tan mahrum edenler, mutlaka başka ilâhlar
(tanrılar) bulacaklardır. Yaratılış gereği Allah’a kulluk etmeyenler,
ibâdet edecekleri bir ilâha, bir puta bağlanacaklardır. Allah’a hakkıyla
kul olamayan insanın böyle dalâleti var, putunu kendi yapar,
kendi tapar. İşte şirk yanlışı, insanı bu noktaya düşüren bir zillet
ve bayağılıktır.
Şirk En Büyük Zulümdür: Kur’an’ın ifadesine göre şirk en
büyük zulümdür.7 Zulüm, hem nûrun zıddı olarak karanlık; yani
kötülük, mutsuzluk, kaos, huzursuzluktur; hem de hakkı asıl sahibine
değil de bir başkasına vermek, Allah’ın hâkimiyet hakkını,
hiç hakkı olmayan başkalarında görme yanlışlığıdır. Şirk inancı, insana
huzur değil; sıkıntıyı, emniyeti değil; korkuyu ve güvensizliği,
saâdeti değil; şekaveti, adâleti değil; zulmü, iyi ahlâkı değil; azgınlığı
ve fesâdı kazandırır. Kur’an, şirk koşanların sürekli huzursuzluk
içinde olduklarını çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır: “Kim
Allah’a şirk koşarsa sanki o gökten yere düşmektedir de kuşlar onu didik
didik etmektedir veya rüzgâr onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir.“ 8
Şirk İnancının Bir Temeli Yoktur: İslâm’a göre tek yaratıcı
Allah’tır ve O bütün kâinatın tek hâkimidir.9 Bu açıdan şirkin bir
esası, bir temeli yoktur. Zaten müşrikler bile sıkıştıkları zaman
âlemlerin Rabbi Allah’a sığınırlar.10 Yerde ve gökte iki veya fazla
ilâh (tanrı) olsaydı hepsinin düzeni bozulurdu.11 Öyleyse şirk dininin
ilâh anlayışı temelinden sakattır. Şirk inancı, sahibini desteksiz
ve yönsüz bırakır. Şirk koşanlar, Allah ile bağlarını kopardıkları
için haktan uzak kalırlar, yanlış hüküm verirler, adâletten uzaklaşırlar,
zulme bulaşırlar. Hatta bu şirk onlara çocuklarını öldürmeyi
4 53/Necm, 19-23
5 6/En’âm, 100; 7/A’râf, 191-192
6 22/Hacc, 74
7 31/Lokman, 13
8 22/Hacc, 31
9 6/En’âm, 101, 164; 10/Yûnus, 68; 17/İsrâ, 111; 22/Furkan, 2
10 6/En’âm, 40, 63; 10/Yûnus, 22
11 21/Enbiyâ, 22
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 16 -
bile güzel gösterebilir.12 Ancak, şirk inancı insanı tatmin etmez.
Müşrik kimse, bir arayış ve özlem içerisindedir. Müşrikler, ibâdet
ve duâ ettikleri ilâhlarının kendi ihtiyaçlarını karşılayacağını sanırlar.
Hâlbuki ilâhlar onlara hiçbir karşılık veremezler. İlâhlara yalvaranların
hali susuzluğunu gidermek için iki elini suya uzattığı
halde asla suya ulaşamayan kimse gibidir. 13
Müşrikler, hiçbir şey yaratamayacak olan, aksine kendileri bir
Yaratıcı tarafından yaratılmış şeyleri Allah’a şirk/ortak koşmaktadırlar.
Şüphesiz aklını iyi kullananlar bunun yanlışlığını görürler.14
Allah’a ait özellikleri (nitelikleri) yaratılmış olanlara vermek, yanlışların
en büyüğüdür. Şirk koşanlar büyük sapıklık ve karmaşa içerisine
düşerler.15 Onlar, dibi görünmez bir karanlığa yuvarlanırlar.16
Allah (c.c.) böylesine yanlışlığa ve sapıklığa düşenlerin yüreklerine
sürekli bir korku salmıştır. Onlar devamlı bir tedirginlik ve korku
içerisindedirler.17 Onlar, âhiret hayatına yakînen inanmadıkları
için, hep dünyada kalmak isterler, ölmekten korkarlar. 18
Allah (c.c.) şirk günahını affetmez: Kur’an’ın haber verdiğine
göre Allah, şirk koşma dışında kalan günahlardan dilediğini
bağışlayacaktır. Ancak, rahmetinin genişliğine rağmen müşrikler
bu rahmetten mahrum kalacaklar. Çünkü şirk, kulun işlediği en
önemli cürümdür.19 Yarın hesap gününde onlar affedilmeyi, merhamet
olunmayı istedikleri zaman onlara “hani dünyada iken ortak
koştuklarınız, çağırın bakalım“ denecek. Ama ortak koştukları
şirk unsurları onlara asla yardım edemeyecektir.20 Hatta o şirk koştukları
şeyler, müşriklere ‘siz yalancılarsınız’ diye cevap verecekler
ve kendilerinin Allah’a teslim olduklarını söyleyecekler. 21
Şirk koşmadan ölenlerin affedileceği umulur: Şirk koşanlar,
kesinlikle cehennemliktirler.22 Müslümanlardan şirk koşmadan
ölenlerin affedilip cennete konulacağı umulur. 23
Ebû Zer (r.a.)’in rivâyet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.s.)
şöyle buyurdu: “Cebrail (a.s.) bana gelerek; ‘Ümmetinden kim Allah’a
12 6/En’âm, 137
13 13/Ra’d, 14
14 7/A’râf, 191
15 4/Nisâ, 48
16 4/Nisâ, 116
17 2/Âl-i İmrân, 151
18 2/Bakara, 96
19 4/Nisâ, 48, 116
20 6/En’âm, 23; 16/Nahl, 27; 18/Kehf, 52
21 16/Nahl, 86-87
22 5/Mâide, 72; 4/Nisâ, 116
23 Müslim, İman 151-152, hadis no: 93-94, 1/94
ŞİRK
- 17 -
herhangi bir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer müjdesini verdi.“ Ben,
(hayretle) zina ve hırsızlık yapsa da mı? diye sordum. “Evet, hırsızlık
etse de, zina yapsa da“ cevabını verdi. Ben tekrar: ‘Yani hırsızlık etse,
zina yapsa da ha?’ dedim. “Evet, bunları yapsa da (Cennete girecektir)“
buyurdu. Ben aynı soruyu dördüncü defa sorunca; “Ebû Zerr’in burnu
kırılsa (patlasa) da Cennete girecektir“ buyurdu.24 Peygamberimiz,
açık ve büyük şirkten sakındırdığı gibi, mü’minleri gizli şirkten de
sakındırmaktadır.25 Peygamberimiz, şunu da ilâve ederek diyor ki:
“Dikkat edin ben size onlar (müslümanlar) güneşe, aya tapacaklar demiyorum,
ancak onlar amellerini Allah’tan başkası için yapacaklar.“ 26
Şirkin Çağdaş Yansımaları
Şirk, Allah’a ait özellikleri bir anlamda gasbetmek ve onları
hak etmeyenlere vermektir. Haddi aşan insanlar veya aklını iyi kullanmayanlar,
Allah’ın rabliğini, melikliğini, ilâhlığını, hâkimiyetini
gasbederler. Bütün bu ilâhî özellikleri bazı şeylere, insanlara veya
birtakım güçlere verirler. Sonra da onların önünde şöyle veya
böyle boyun eğerler, onlara mutlak anlamda itaat ederler. İnsanların
şirk içinde olması Allah’ın rabliğine zarar vermez. İnsan,
kendi aleyhine olarak şirke yuvarlanır. Ancak, şirkin zararı sadece
müşrikle sınırlı kalmaz, topluma da yayılır. Şirkin ve müşriklerin
güçlü olduğu yerlerde fesat yaygınlaşır, hayatın huzuru bozulur.
Allah’tan başka yaratıcı, öldürücü, mutlak tasarruf sahibi, sınırsız
güç sahibi, sevilen ve ibâdet eder gibi itaat edilen, hükmüne
-Allah’ın hükümlerine aykırı olarak- boyun eğilen her şey, şirke götüren
sahte tanrılardır. Şirk içinde olanlar, şüphesiz toplum içinde,
tabiatta ve insan ilişkilerinde dengeyi bozarlar. Hâlbuki Tevhid bu
hayatî dengeyi kurmak ve korumak için gönderilmiştir.
Şirke düşenler hiçbir zaman “Allah (c.c.) evreni şu kadar ortakla,
yardımcı ile idare ediyor“ demiyorlar. Onlar, yaptıklarının şirk
olduğunu çoğunlukla kabul bile etmezler. Hatta birçoğu İslâm’a
ve Kur’an’a saygı duyduklarını dahi söylerler. Ancak, şirk koşmaktan
maksat, Allah’ın evren üzerindeki hâkimiyetini tanımamak,
O’nun hükümlerini reddetmek ve O’na Rabliğinde ortaklar bulmak,
öyle inanmaktr. Dolaysıyla hayata ait hükümleri, İlâhî ölçüleri
Allah’tan almamak, kulluğu, mutlak itaati başka sahte ilâhlara
yapmaktır.
24 Müslim, İman 153-154, hadis no: 94, 1/94-95; Tirmizî, İman 18, hadis no:
2644, 5/27; Buhârî, Tevhid 33; K. Sitte, 2/205
25 İbn Mâce, Zühd 21, hadis no: 4204, 1/1406
26 İbn Mâce, Zühd 21, hadis no: 4205; Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları,
s. 635-639
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 18 -
Bu anlamda çağımızda yepyeni şirk örnekleri gelişmiştir. Eskiden
görülen şirk çeşitlerine yenileri de ilave olmuştur. Artık atalar
dini, eskiden beri devam eden putçuluk, falcılık, kurtarıcı liderlik,
siyasal güçler, mezarda yatan ölüler, spor kulüpleri, ikon (put) haline
getirilen sevgililer, herbir şeyi taklit edilen sanatçılar, dünya
çıkarları, makamlar, heykeller ve ölümlü kişiler birer şirk aracı haline
getirilmiştir. Allah’a inandığını söyleyen niceleri, O’nun Rabliğini
göklere gönderirken, O’nun yalnızca göklere karışmasını isterken,
kendi hayatına ve toplum hayatına başkalarının ilkelerini
daha uygun görmekte, Allah’ın peygamber aracılığıyla gönderdiği
ölçüye aldırış etmemektedirler. Bir kişinin veya bir siyasal gücün
ilkelerini Allah’ın hükümlerinin önüne getirebilmektedirler. Çok
üstün sandıkları birtakım kişilere ve şeylere Allah’tan ve O’nun
hükümlerinden daha fazla değer vermektedirler. İslâm, insanın
bu sapıklıktan kurtulup Tevhidle hayat bulmasını istiyor. Allah’ı
birlemek ve yanlızca O’na kulluk yapmak üzere yaratılan insanın
fıtratına uygun olan da budur. İnsana düşen, Kur’an’ın “De ki O
Allah tektir. O’nun eşi ve benzeri yoktur. Doğmamış, doğurulmamıştır.
Hiçbir şey O’na denk/eş değildir.“27 gerçeğine teslim olmak ve gereğini
yapmaktır. 28
İnsan, müslümanım dediği, kelime-i tevhidi söylediği halde,
cehalet ve düzenin/ortamın cahilî yapısından dolayı -Allah muhafaza
etsin- kolaylıkla şirke düşebilir. Mü’min olmak, çok zor değildir;
esas önemli olan, özellikle İslâm’ın hâkim olmadığı çevrelerde
mü’min kalmak ve müslüman olarak ölmektir. Günümüzde sık
görülen şirk unsurlarının, tevhidi bozan durumların bazıları şunlardır:
Güncel Câhilî Eğitimde Şirk: Câhilî eğitim kurumlarında bilginin
temel kaynağı olarak vahy kabul edilmeyip, sadece akıl ve
duyu organları kabul edilir. Bu, hem eski Arap câhiliyyesinde, hem
de günümüzdeki şirke dayalı düzenlerin güdümündeki modern
câhiliyyede ortak şirk kaynağıdır. Dünyanın oluşumu ve insanın
ortaya çıkışı konularında ortaya atılan teoriler câhilî eğitimin temelini
teşkil eder. İlk insanı, tesadüf sonucu veya doğa kanunları
gereği hayvanın evrim geçirmiş türü kabul eden günümüz bilimleri
ve eğitim anlayışları, yaratmayı ve eğitip terbiye etmeyi
(rabliği) Allah’a hiç dayandırmayan, yaratıcı ve rab olarak başka
tanrılara inanan müşrik tip yetiştirmek için çabalar. Yaratma konusunda
Arap müşrikleri kadar bile Allah’ı kabul etmeyen şirk zihniyeti,
dünyadaki ilk insanların yaşayışını, karanlık çağ safsatası ile
27 112/İhlâs, 1-4
28 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 640-641
ŞİRK
- 19 -
başlatır. Çağ tasnifleri ve tarihe bakış, tevhidî inanıştan tümüyle
farklıdır. Hz. Âdem’den beri devam eden tevhidî hayat ve hakbâtıl
mücadelesi unutturulmak istenir. Müşriklerin hâkim olduğu
devlet düzenleri, ileri medeniyetler olarak tanıtılır, câhiliyye hayatı
ideal toplum modelleri olarak sunulur. Câhiliye eğitiminden
geçmiş ve İslâm’ı hakkıyla öğrenememiş her ırktan insanın asr-ı
saâdeti; Roma, Atina ve Isparta uygarlığı, Mısır veya Bâbil medeniyetidir.
Hepimizin okullarla şu veya bu şekilde bir ilişkisi var. Ya kendimiz
veya çocuklarımız ya da en yakınlarımızdan birileri eğitim
adına eritiliyor, öğütülüyor. Yeni neslin kafaları düzene uygun
hale getirilmek için yontuluyor, fıtratları bozuluyor. Ve bu konuda
Müslümanlar olarak çıkış yolu bulamamanın bin bir zilletini
yaşıyor ve vebalini taşıyoruz.
Problemi anlamadan çözüm mümkün olmaz. Hastalığı doğru
teşhis etmeden tedavinin mümkün olmadığı için, önce problemin
adını koymamız gerekiyor: Okullar, devlet kurumları olduğuna ve
bu ülkede yaşayan her çocuk, 8 yıl zorunlu eğitime tâbi tutulduğuna
göre, ilk olarak devleti/düzeni din açısından teşhis etmeyle
işe başlamamız lâzımdır.
Türkiye, bir din devletidir. Okullara ve her türden resmî kurumlara
baktığınızda bunu kabullenmek zorunluluğu var. Kemalizm
dini, tek dindir ve kimse Atatürk’e hiçbir şeyi ortak koşamaz.
Laik olduğunu iddia eden T.C., aslında Kemalist bir teokrasidir.
Devletin resmî lügatinde bu ilan edilir: 1948’de basılan Türk Dil
Kurumu’nun Türkçe Sözlüğüne göz atılırsa sadece devletin değil,
tüm Türklerin de dini Kemalizm’dir. Bu resmî sözlüğe göre; “Kemalizm:
Türklerin dini“dir. Türkiye Devletinde Atatürk tek ulusal
lider kabul edilir ve halkın da bu tercihi alternatifsiz kabul etmesi
istenir. Sanıldığının aksine, resmî inanışa göre o, yalnız askerî ve
siyasî bir dehâ değil, aynı zamanda dinî liderdir de. Günümüzde,
devletin okullarında okutulan Din Dersi (Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi)
kitaplarının kapağına ve içeriğine, âyet ve hadisten daha fazla
onun referans gösterildiğine bakmak yeterlidir. O, devlet inancında
“ulu önder“dir. T.C., 1923’den beri Atatürk’ün en büyük
olduğuna inandığı için her Türk vatandaşının onu sevmek ve ilkelerine
itaat etmek zorunda olduğunu düzen, din yaklaşımı içinde
tartışmasız kabul eder ve ettirir. Anayasa, partiler kanunu ve tüm
yasalar onun ilkelerinin hiçbirine ters düşemez. Hangi parti yönetim
rolünü üstlenirse üstlensin, aslında Atatürk her dönemde
tek başına iktidardadır ve iktidarını başkalarıyla paylaşması, yani
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 20 -
Atatürk’e şirk koşulması kabul edilemez. Bu ülkede egemenlik
kayıtsız şartsız Atatürk’ündür. Bu ülkede din devletinden bahsedilemez,
ama devlet dininin egemenliğinden rahatlıkla söz edilebilir.
Ne diyordu Celal Bayar: “Atatürk’ü sevmek ibâdettir.“ Evet,
devletin gözünde Atatürkçülük bir dindir. Devletin anayasasında,
Allah, Peygamber, Kur’an, İslâm gibi kelimeleri bulamazsınız. Bunun
yerine sadece Atatürk’e ve onun ilkelerine atıfta bulunulur.
Devletin bu mutlak sevgisi ve bağlılığı, bir tapınmanın göstergesi
kabul edilebilir.
Kur’an, müşriklerin, “biz atalarımızın yolundan ayrılmayız,
onların izinden gideriz“ dediğini belirtir. T.C. de kendine özgü bir
atalar rejimidir. Türkiye düzeni, tüm Türk vatandaşlarının atası kabul
ettiği için, atasını sevmeme hakkını kimseye vermez. Atatürk
sevgisinden daha büyük sevgi olmaması gerektiğini, onun ilkelerinin
tartışılmaz doğru olduğunu bir akîde ve davranış biçimi olarak
ilân eder ve çeşitli âyinlerle bu tavır, İlköğretimin ilk sınıfından
itibaren tüm vatandaşlara uygulattırılmaya çalışılır. Düzene göre,
onun hata yaptığı kabul edilemez. Kimse Atatürk’ü eleştiremez,
heykellerine ve fotoğraflarına yan gözle bakamaz.
Düzenin ve okulların farklı bir dini dayattığı için, Müslüman
çocuklarımız iki dinli yetişiyor. Evdeki din ile okuldaki din farklı;
birbirine tümüyle düşman iki inanç ve yaşam tarzı sunuyor. Çocuklar,
çifte standartlı yetişiyor. Ana ve babaların “aman oğlum, şunu
sevme, şuna inanma, ama bunları okulda öğretmenine filan da
belli etme!“ diye tavsiyesi, çocuğun karakterini daha küçük yaşta
anormalleştiriyor.
Bu ülkedeki tüm problem, çatışma ve gerginliklerin sebebinin
dinler arası çatışma olduğunu söyleyebiliriz. Hayır, 19 Ocak
2007 tarihinde ülkeyi karıştırmak ve belki de tekrar askerî darbeye
zemin hazırlamak için öldürülen Hrant Dink’ten, Ermenilerden,
azınlıklardan bahsetmiyorum. Onlar özgür olarak kendi dinlerini
öğrenebiliyor, papazların öğretmen olarak görev yaptığı özel
okullarda kendi dinlerine uygun eğitim alabiliyor, kendi dinlerini
özgürce yaşayabiliyorlar. Devlet dini olan laiklik ve Kemalizm ile
çoğunluğun dini İslâm arasındaki çatışmadan bahsediyorum. En
önemli Kemalist devrimlerden biri tevhid-i tedrisattır. Yani, eğitim
ve öğretimin tekel olarak devlete ait olduğu ilkesi. Tevhid eri
Müslümanlar olarak biz tevhid-i tedrisat değil; tevhîdî tedrisat
istiyoruz. Eğitim, tümüyle devlet tekelinde olduğu için, okullarda
şikâyet edilen tüm problemlerden öncelikle bu düzen sorumludur.
Bu ilkeden yola çıkarak düzen, eğitim kurumlarında kendi
dinini, kendi kutsallarını bütün Müslüman çocuklara dayatmakta,
ŞİRK
- 21 -
bütün çocukların laik ve Kemalist olmasından başka bir seçenek
ve özgürlük tanımamaktadır. İslâm’ın putperestlik olarak kabul
ettiği uygulamalar, törenler, âyinler, övgüler okutulan derslerden
de önemli, en öncelikli ders kabul edilmektedir. Siyer dersi işlenir
gibi ama farklı bir kişinin hayatı işleniyor; uydurma coşkularla
döne döne her yıl ezberlettirilip körpe beyinlerin yıkanması için
anlatılıyor, anlatılıyor. Tüm derslerin içeriği Batıcı, laik ve Kemalist
inanca uygun olarak veriliyor okul denilen tapınakta. Okullar,
düzene uygun kafalar yetiştiren birer torna atölyesi konumunda
işlev yapmaktadır. Uysal ve düzene itaatkâr nesiller, tâğuta kulluk
yapmaya hazır insanlar yetiştirmek okulların temel görevi olmaktadır.
Bu topraklardaki tüm okullarda verilen eğitim Kitapsız bir
eğitimdir, tıpkı devletin Kitapsız bir devlet olduğu gibi. Buradaki
Kitab’ı tırnak içinde ve Kur’an anlamında ifade ediyorum. Yoksa
fırlatılınca ekonominin yerle bir olduğu düzenin sarsıldığı Anayasa
adında kutsal bir kitabı vardır devletin. Okullarda da bu kutsal
Anayasa ve kutsal Nutuk kitabına uygun o paralelde farklı kitapların
varlığını elbette herkes bilmektedir. Evet, insanlar tâğutî
kurumlar aracılığıyla Kitapsız yapılmakla da kalmıyor, farklı kutsallarla
yönlendiriliyor. Eğitim, Rab kavramını gündeme getirir.
İnsanların mutlak eğiticisi, terbiye edip yetiştiricisi Allah’tır. O’nu
temel almayan eğitim, eğitim değil öğütüm olur. Pansuman tedaviler
yerine; radikal değişim ve çözümler olmadan eğitimden hayır
beklemek, okyanusu yürüyerek geçmeyi düşünmek demek. Câhilî
eğitim kurumlarında bilginin temel kaynağı olarak vahy kabul
edilmeyip sadece akıl ve duyu organları kabul edilir. Laik devlet
yönetime, laik eğitim de bilime Allah’ı karıştırmaz. Oralara başka
ilâhlar(!) yön verir. Hâlbuki Kur’an’a göre yönetmek ve eğitmek
sadece Allah’a ve izin verdiklerine aittir, bunların ilkelerini tesbit
yalnız O’nun hakkıdır. Vahyi, eğitime müdâhale ettirmemek, hem
eski Arap câhiliyyesinde, hem de günümüzdeki şirke dayalı düzenlerin
güdümündeki modern câhiliyyede ortak şirk kaynağıdır.
Dünyanın oluşumu ve insanın ortaya çıkışı gibi konularda ortaya
atılan teorilerden tutun, hiçbir konu Allah’a dayandırılmaz. Eğitim,
aynı zamanda besmelesizdir. Bismillâh deyip besmele çekerek
başlamak bile yasaktır derse, Es-selâmu aleyküm’le sınıfa girmek
gibi. Başörtüsü yasağı da gâyet doğaldır bu zihniyette. Ama besmele
ile başlama, başörtüsüne göz yumma câhiliyyenin veremeyeceği
tâvizler değildir. Ve bana göre câhiliyyenin o zaman tehlikesi
daha büyük olur. İçinde haktan bazı basit hususlar taşıyan bâtıl
daha tehlikeli olacaktır, hakka hiç yer vermeyen bâtıldan. Günümüz
bilimleri ve eğitim anlayışları, yaratmayı ve eğitip terbiye
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 22 -
etmeyi (rabliği) Allah’a hiç dayandırmadığından; yoktan var edici,
yarattıklarını yönetici bir ilâh ve eğitici bir rab olarak başka tanrılara
inanıp kul olmaya hazır müşrik tip yetiştirmek için çabalar.
Kur’an’ın ilkelerine hiç yer vermeyen, O’nun emir ve yasaklarını,
hükümlerini bilimsel bulmayan anlayışta neyi eleştirecek, nasıl
düzelteceksiniz?
Yaratma konusunda Arap müşrikleri kadar bile Allah’ı kabul
etmeyen şirk zihniyeti, bize göre kendisine küçük bir Kitap (suhuf,
vahy) verilmiş bir peygamber olan ilk insanı, okuyup-yazması
olmayan, hatta konuşamayan, çiğ et yiyen mağara insanı olarak
tanıtır. Şirk zihniyeti, ilk insanların yaşayışını, karanlık çağ safsatası
ile başlatır. Çağ tasnifleri ve tarihe bakış, tevhidî inanıştan
tümüyle farklıdır. Hz. Âdem’den beri devam eden tevhidî hayat
ve hak-bâtıl mücadelesi unutturulmak istenir. Peygamberler değil,
krallardır, tâğutlardır vahyi kabul etmeyen tarihin öne çıkarttığı;
hak-bâtıl mücâdelesi değildir. Savaşlar, antlaşmalar ve uyduruk
uygarlıklardır üzerinde durulan. Müşriklerin hâkim olduğu devlet
düzenleri, ileri medeniyetler olarak tanıtılır, câhiliyye hayatı ideal
toplum modelleri olarak sunulur. Câhiliye eğitiminden geçmiş
ve İslâm’ı hakkıyla öğrenememiş her ırktan insanın asr-ı saâdeti;
Roma, Atina ve Isparta uygarlığı, Mısır veya Bâbil medeniyetidir,
şimdiki örneği de Batı, yani zulüm ve sömürü merkezi Amerika
ve kokuşmuş Avrupa. Genel Coğrafya, Allah’tan bağımsız işlenir,
dünya kendi kendine güneşten kopmuş, kendi kendine içinde
canlılar belirmiş olarak körpe beyinlere sunulur. Diğer tüm derslerde
de aynı ateist ve ataist bakış açısı sözkonusudur.
Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin adından da anlaşılacağı
gibi, Din, sadece kültür ve ahlâktan ibârettir bu zihniyete göre.
Tevhidî Müslümanlar olarak “keşke olmasa“ dediğimiz Din Dersi,
daha doğrusu “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi“ dersi için durum, biraz
farklıdır. Dersin isminden de anlaşılacağı gibi, din, bir kültür
olarak; ahlâk da bir bilgi olarak sözkonusu edilirken, yine ders
kitaplarına Kemalist ve laik bakış açısı baştan sona hâkimdir. Bu
ders kitaplarındaki ve müfredattaki farklılık, bu derste Atatürkçülüğün
şirki kabul etmesidir. Yani diğer derslerde Atatürk’e eş ve
benzer hiçbir güç, ideoloji, inanç kabul edilmez ve ona en küçük
çapta bir ortaklık verilmezken; Din dersinde Atatürk’le beraber,
Allah’tan ve Peygamber’den de bahsedilerek, Atatürk’e şirk koşulmasına
müsaade edilir. Her ne kadar Atatürk’ün cümleleri, âyet
ve hadislerden daha fazla ise ve Atatürkçü bakışla konular ele
alınsa da, yine de, Atatürkçülüğe ters düşmeyen ve ona uygun
yorumlanan başka bir dinle ilgili bazı hususlar kültür olarak da
ŞİRK
- 23 -
verilmeye çalışılır. Bu ders, câhil halkın çoğuna göre çok önemlidir.
Bir şuurlu genç Müslüman, marangoz hatası olarak nasılsa çıksa ve
bu kitapların daha kapaklarındaki resimleri, içindeki referansları,
Kur’an’dan fazla Nutuk’tan alıntıları göstererek “bu din benim
dinim değil; bu kitaptakiler Kur’an’ın anlattığı İslâm değil!“ deyip
halk tabiriyle “din dersi“ne girmek istemese -ki düzen sadece bu
dersi bir zamanlar isteğe bağlı kabul ediyordu, şimdilerde zorunlu
kabul ediliyor- başta babası ve yakın çevresi tarafından nasıl
dışlanacaktır? Evet, bu ders, hakla bâtılın, putperestlikle İslâm’ın
sentezinden ibaret ve şirk kabul edilmesi gereken anlayış doğrultusunda
düzenin oltaya taktığı bir yemdir.
Bu konular, halkımızın gündeminde yoktur. Aydınlar ve Müslüman
yazarlar, hocalar da tartışamaz bile. Câmiler de devlet dairesine
benzediğinden oralarda da bahsedilmez bu hususlar. Abdesti
bozan konular, tevhidi bozan konuların önüne geçirilir hep.
Kur’an’ın en fazla önemsediği, bütün peygamberlerin en büyük
mücadeleyi bu konuda verdiği putperestlik ve şirk konusu, artık
çağdaş müslümanı(!) hiç ilgilendirmemektedir.
Câhillik kötüdür, dolayısıyla “çocuğumu nerede, hangi şartlarla
nasıl olursa olsun okutayım“ demek, daha da kötü olabilir.
Fazla ilim sahibi olmamak anlamında kullanılan câhillik kötüdür
ama, küfür mânâsına gelen câhillikten çok ama çok ehvendir. Halkın
birinci tip câhillikten/bilgisizlikten ağzı yıllardır yandığından,
çocuğunu ikinci tip câhil yapmaya yeltendi. Yani câhilliğe rızâ göstermeyeyim
diye, câhilî eğitime râzı oldu, yağmurdan kaçarken
doluya tutuldu.
“Ne yapmalı?“ sorusu bu teşhisin içinde. Hastalık doğru teşhis
edilmeden tedâvi mümkün değildir. Doğru teşhise katılan, hatanın
nerede olduğunu tesbit eden, çözümü bulmakta zorlanmayacaktır.
Çocuk, anne ve babaya emânet olarak teslim edilmiş bir
fitnedir/sınavdır. Ana-baba, kendisi veya vekilleri eliyle çocuğun
ya İslâm fıtratını koruyacak, ya da şirke bulaştırılacak. İkincisi olursa,
âhirette de kendisini bu şekilde yetiştiren büyüklerine şöyle
diyecek: “Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün, ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a
itaat etseydik, Peygamber’e itaat etseydik!’ derler. ‘Ey Rabbimiz! Biz reislerimize/
beylere ve büyüklerimize itaat edip uyduk da onlar bizi yoldan
saptırdılar’ derler. ‘Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir
lânetle lânetleyip rahmetinden kov.“ 29
“Eğitim konusunda neler yapılmalı?“ sorusuna verilecek cevabın
şekli, öncelikle bizim nerede durduğumuz ile alâkalıdır. Nihâî
29 33/Ahzâb, 66-68
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 24 -
tercihimizi Allah’tan, âhiretten, cennetten, İslâm’dan, Kur’an’dan
yana yapıp yapmadığımızla ilgilidir. İmkân ondan sonraki mesele.
Zaten Allah, nihâî tercihini Kendinden yana yapanlara, yollarını
açacak, onları güçlerinin dışındakinden zaten hesaba çekmeyecek.
Ama önce biz bu tercihi yapmış mıyız, ya da böyle bir arayış içerisinde
miyiz, onu sorgulamamız lâzım. Yani, Allah’a kulluğu birinci
sıraya alıyor muyuz? İşimizi seçerken, eşimizi, aşımızı seçerken,
evlâdımızla ilgili tercihimizi yaparken, kendimizle ilgili kararlar
verirken Allah’ı merkeze alarak mı hareket ediyoruz? Yoksa kulluk
görevlerimizle ilgili çoğu alanda mâzeret adıyla bahânelere
mi sığınıyoruz?
Okul gibi, askerlik gibi konuları çözmek için devlet gücü
lâzımdır. Müslümanlar günümüzde dünyanın hemen hiçbir yerinde
siyasî otorite oluşturamadılarsa, bunu mâzeret sayıp kesin
haram olan, hatta haramın ötesinde şirkle bağlantılı olan
hususlara bahane arama lüksüne sahip olamazlar. Siyasî otoriteleri
yoksa cemaatleri vardır (olmalıdır). Mekke’de camii yoktu,
okul yoktu; ama Erkam’ın evi vardı. Ümmetin evleri vardı. Yani
camii, okul fonksiyonunu icra edecek, insanlara vahyi öğretebilecek,
çocuklarını bu noktada korumalarını sağlayacak, imkânların
elverdiği en uygun çözümlere gidilmişti. Yine Hz. Mûsâ, Firavun
gibi azgın bir zorbanın her uygulamasıyla tanrılık tasladığı bir
yerde risâlet görevine muhâtap olmuştu. Hz. Mûsâ’yla ve O’na
iman edenlerle ilgili bir âyet-i kerime var; meâli şöyle: “Mûsâ’ya
ve kardeşine, ‘kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz
kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele’ diye
vahyettik.“30 Zaferle müjdelenecek mü’minlerin yapmaları gereken
zafere yönelik faâliyetler gündeme gelir. Nedir o? Evleri mescid
edinmek. Mescid tâbirini bugünkü vâkıadan yola çıkarak sadece
namaz kılınıp dağılınan yerler değil; otuz civarında işlevi bulunan,
siyasal, sosyal, ailevî ve eğitimle ilgili her türlü düzenlemeyi içeren
bir muazzam kurum olarak düşündüğümüzde, evlerin mescid,
yani mektep, okul ve insanların ihtiyaçlarına cevap verecek kurumlar
haline getirilmesi emri ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla hantal
yapıların modası da geçti. Müslümanlar ne kaybettilerse araçlardan,
metotlardan kaybettiler. Halen de yeterince ibret almıyorlar.
Çoğunluk olarak 1969’dan sonra bir partinin arkasında faâliyetler
yaptılar. Bir düdük öttü, bütün müslümanların faâliyetleri kesiliverdi.
Sonra Kur’an Kursu, İmam Hatip faâliyetleri oldu. Bir yönetmelik
çıktı, bir başörtüsü yasağı oldu, sekiz yıllık zorunlu eğitim
başladı; Kur’an Kurslarının kapıları kapanıverdi. Katsayı değişti,
30 10/Yûnus, 87
ŞİRK
- 25 -
İmam Hatipler câzibesini yitirmeye başladı. Yeni ve köklü alternatifler
oluşturulmadı. Vakıflara bazı zorluklar getirildi, tavizler
ve geri adımlar hızlandı. Müslümanlar dar ve engelli alanlarda
sıkıştılar kaldılar. Yani çok yönlü mobil hizmet alanları oluşmadı.
Çok yönlü kullanılabilecek ve değişik planlara müsâit faâliyet için
cemaatlere, dernek ve vakıflara çok iş düşüyor.
Okullarda Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersini zorunlu saymayarak
ateist bir insanın çocuğuna din dersini mecbur etmeyen bir
düzen, bir müslümana da ateist ve İslâm’ı dışlayan eğitim anlayış
ve uygulanışını mecbur etmeme eşitliği tanımalı değil midir?
Okulsuz olma özgürlüğü, okul reddetme hakkı, insan hakları kapsamına
girmiyor mu? Böyle hukuk anlayışı ve özgürlük olur mu?
Bir Müslüman kalksa, “her istediğiniz bâtılı, zihnine yerleştirmek
ve onu düzene uygun bir tarzda bir müşrik vatandaş haline getirmek
için çocuğumu zorla elimden alıyorsunuz, bu bizim özgürlüğümüzü
yok sayan bir durumdur; okul dediğiniz şey, bizim için
hapishane ve zindan konumundadır“ dese, ne cevap verir yetkililer?
Bir hak mıdır eğitim, yoksa vatandaş açısından bir sorumluluk
ve zorunluluk mu; devletin uyguladığı tek tipleştirme dayatmasından
önce bunu hukukçularına danışıp anayasaya uygunluğunu
değerlendirmesi gerekir. Dayatmacı bir düzen hukukun üstünlüğünü
tanıyarak özgürlükçü ve eşitlikçi davranır mı; zaten problemin
özü bu sorunun cevabında yatıyor.
Öncelikle vurgulamalıyız ki, İslâm’ın hâkim değil mahkûm olduğu
ülkelerdeki okullarda müşrik olmama özgürlüğü yok. Öğrenci
ve öğretmen olarak şirk tornasından geçmeme hakkı için
mücâdele gerekiyor. Bir manifestomuz yok. Bir müslümanın her
çeşit eğitim kurumlarında yapmasının kesinlikle câiz olmadığı şeyler,
câiz tâbirinden de öte insanlık suçu olduğunu ilan edecekleri,
resmî âyinlerde şirk unsuru olan hususlar varsa bu törenler, bazı
derslerde kabulü ve dillendirmesi şirk olan durumlar varsa onlar,
kamuoyuna hâlâ yansıtılmamıştır. Burada ben, tartışmalı olan, yoruma
tâbi olan hususları kastetmiyorum. Çok net olarak, eğitimle
ilgili İslâm’la bağdaşmayacak şirk unsurları şunlardır diyerek maddeleştirip
kamuoyuna veli, öğrenci ve öğretmenlere ilan ve tebliğ
bile edememişiz. Her vatandaşın ve her düzenin bunları rahatlıkla
bilmesi ve zulmün boyutlarının sergilenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Varsa yoksa sadece başörtüsü yasağı gündemde. ABD
gibi, Avusturya ve diğer Avrupa ülkeleri gibi, başörtüsünün suç
olmadığı memleketlerde yaşasaydık, bizim okullardan istediğimiz
olmayacak mıydı? Yani sadece üniversitelerde ve sadece başörtüsünden
başka. Başörtüsüne bile müsaade etmeyen bir zihniyet
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 26 -
aracılığıyla, başın içine koyduğu bilgi ve kültürün ne olup olmadığı,
ciddi mânâda maddeler halinde net olarak dosta düşmana
ilan edilebilmiş bile değildir ki, ona göre eylem planı hazırlansın.
Çözüm konusunda azîmet veya ruhsat olarak iki çizgiden biri
seçilmelidir. İlki, yanlış olarak radikallik denilen savaşçı kimliği, Allah
askeri olmak ile; diğeri de en asgarî bir tevhid eri Müslüman
kimliğiyle alâkalıdır. Birincisi toptan reddetmektir, tüm tâğutları
ve tâğûtî kurumları. Bedeli vardır elbette bu tavrın. Mümkün
ki, bu tavır savaş ilanı kabul edilecek, sürgünler yani hicretler,
mahrûmiyetler, sıkıntılar, cezalar gibi karşı tarafın zulmüne göğüs
germeyi gerektirecektir. Ayrıca, alternatifler oluşturmadan
sadece tavır almak yeterli olmadığı için imkânlar oranında çözüm
üretmeyi, müslümanca bir eğitim arayış ve çabalarını da mutlaka
oluşturma mecburiyetini de ebeveynin sırtına yükleyecektir.
Her müslümanın kahraman olması beklenemeyeceği, İslâm’ın
bedevîlerin, ihtiyar kadınların, âciz müstaz’afların da dini olduğu
için, ruhsat yolu da tercih edilebilir. Bu konuda, tâviz verilebilecek
hususlarla tâviz verilmesi bir Müslüman için mümkün olmayan
şeyleri ayırt etme mecbûriyeti karşımıza çıkmaktadır. Müslüman,
İslâm’ın hâkim değil mahkûm olduğu ülkelerde ve böyle ortamlarda
belki zâhiren tâğutların egemenliğini kabul etmiş gözükerek
Allah’ın affetmesini umacağı günahlarla bu konuda tâviz vererek
kurtulabilir. Ama yeterli bir ikrâh olmadığı müddetçe küfür lafız
söyleyemez ve küfür davranışlarını sergileyemez. Bülûğa ermemiş
olan temyiz yaşındaki çocukların mürtedliği de geçerlidir Hanefî
fıkhınca. O yüzden çocuğunu kendi elleriyle ateşe atmamak için
ebeveyn, onu kurumlardaki küfre karşı uyarmalı, Müslüman kimliğini
nasıl taşıyıp nasıl koruyabileceğini iyi öğretmelidir. Cezalar
da verilse, tâğutların övgüsü niteliğindeki şiirleri okumayacak,
onların övüleceği bayram ve törenlere katılmayacak, en azından
ağzından tâğutların kutsallarını över anlamda sözler çıkmayacak
ve bu tür davranışlardan her ne pahasına olursa olsun uzak kalacaktır.
Bu konuda ant törenleri ve bayramlar çözüm getirilmesi
gereken problemler olarak karşısına çıkacaktır Müslüman ebeveynin.
Derslerdeki terslikler, yani bir Müslüman açısından küfür olan
hususlar tesbit edilmeli ve zihin ve gönüllere o tür zehirli gıdaların
girmemesine özen gösterilmelidir. Okullarda nasıl gıdalar verildiği,
her akşam çocuk eve geldiğinde kontrol edilmeli ve varsa
zehirler iyice yerleşmeden hemen temizlenmelidir.
Günümüzde ekonomik yorumlar da baştan sona şirk anlayışı
içerir. Sadece iktisat ve ekonomi eğitimi veren kurumlar değil; medyanın,
hatta halkın gündemindeki ekonomik değerlendirmelerin
ŞİRK
- 27 -
hemen hepsinde para, ilâhların başında gelir. Tüm mülkün, para,
mal ve nimetlerin Allah’a ait olduğu anlayışı olan “ekonomik tevhid“
anlayışına yer yoktur. İnsanların ekonomi yönüyle de evrim
geçirdiği, ilkel komünal toplumdan köleci topluma, feodal toplumdan,
kapitalist ve sosyalist topluma doğru seyri ve bu çeşit tasnifi,
insanların Allah’tan bağımsız olarak sürekli evrim geçirdiği
iddiasını haklı çıkarmaya dayanır. İlk insanın, ilk peygamber ve ilk
yaşama biçiminin vahyin ışığında tevhid olduğu gerçeği, en küçük
bir teori ve ihtimal dâhilinde bile değerlendirilmez.
Siyasal şirk anlayışı da bilimsel kılıflarla takdim edilir. En
iyi sistem, milyonlarca yıllık tecrübe sonunda cumhuriyet ve demokrasi
olarak adlandırılır. Hakk’ın değil; halkın egemenliğine,
Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyi alternatif bile kabul etmeyen
bu câhiliyye düzenlerini neredeyse tüm insanlar canla başla savunur.
Faşist, kapitalist veya sosyalist olsun her farklı grup, gerçek
demokrasinin kendi savundukları ideoloji ve düzen anlayışında
olduğunu iddia ederlerken, kendini müslüman sayan nice insan
da bu orkestraya katılır.
Devlet yönetiminde dine yer yoktur, eğitim ve sosyal hayatın
düzenlenmesi laik ve Kemalist esaslarla düzenlenmek zorundadır.
Din anlayışı, din eğitimi ve din kurumları da laik düzenlemeye
tâbidir. Dinlerin ortaya çıkışı, din eğitimi veren laik kurumlarda
da doğal olarak şirk esasına dayandırılır. İlk din İslâm, ilk insan ilk
peygamber, ilk peygamber Hz. Âdem değildir bu şirk anlayışında;
insan, önce tabiata, totemlere tapmış, sonra çok tanrılı dinleri
icad etmiş, çok sonraları da tek tanrılı din anlayışı oluşturmuştur...
Modern câhiliyyenin sosyal ve siyasal şirk anlayışı gereği, devlet,
din esaslarına -en küçük çapta bile- dayandırılamaz. Tüm kurum
ve kurallarıyla şirkin dışına çıkılamaz bu devlet anlayışında.
Halk da sosyal hayatta, kamu alanında tevhidî inancını sergileyemez,
muvahhid bir şekilde yaşayamaz. Ama demokrasi vardır;
halk şirk arasında istediği tercihi özgürce yapabilir, istediği tâğutu
rab olarak seçebilir.
İnsanların çoğu, aynen eski Arap câhiliyyesinde olduğu gibi,
Allah’ı, göklerin hâkimi kabul ediyor, yağmuru yağdıran, insanları
ve varlıkları yaratan olarak kabul ediyor; ama yeryüzüne O’nu karıştırmak
istemiyor, yerin egemenliğini başka tanrılara veriyorlar.
“Allah, yeryüzünde (o da beşerî kanunlara, ilke ve yönetmeliklere
uygun olmak şartıyla) sadece -o da sınırlı şekilde- câmilere karışabilir,
oraya hâkim olabilir. Üniversite dâhil okullara, mahkemelere,
meclislere, çarşı ve pazarlara, cadde ve sokaklara, kıyafet ve
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 28 -
kanunlara, sosyal hayatı düzenleyen anlayışlara karışamaz.“ Bu
anlayış ve uygulamalar, şirk değil de nedir? Çok kaypak bir içeriği
olduğu halde, üzerinde ittifak edilen en belirgin anlamıyla “dinin
devlete, devletin dine karışmaması“ demek olan “laiklik“ gereği
ve dayatması olarak sadece vicdana hâkim olmasına karışıl(a)
mayan Allah’ı dünya işlerine karıştırmak istemiyorlar, buralarda
egemen başka güçler (tanrılar) kabul ediyorlarsa, buna herhalde
tevhid ve İslâm adı verilemez. Bu anlamda laikliğin çağdaş değil,
temeli çok eskilere dayanan bir şirk olduğunu söyleyebiliriz. Ve
eski Arap câhiliyesinin de Allah’ı (hak dini) dünya ve devlet işlerine
karıştırmak istemediklerini, Peygamberimiz’le bunun için
mücâdele ettiklerini biliyoruz. Demek ki şirk cephesinde yeni hiçbir
şey yok; sadece eski câhiliyenin modern görünüm ve söylemleri
var; tek millet olan müşrikler, ilkel atalarını taklit etmekten
başka bir şey yapıyor değiller.
İnsanlar, demokrasi ve özgürlük putlarının da etkisiyle,
hevâlarını hiçbir sınır tanımadan tatmin etmek istiyor, şeytanî fesad
ve ahlâksızlıklara, içki, kumar ve zina evlerine dinin müdâhale
edip yasak koymasını istemiyorsa, konu şirk kavramıyla ilgilidir.
Tüm sosyal, siyasal, kamusal ve hukukî alanlara Allah’ın dışında
başka tanrıların egemenliği egemen güçler tarafından isteniyor,
dayatılıyor ve halk tarafından buna rızâ gösteriliyorsa, bunların
tümü, şirkin dışında bir şeyle izah edilemez.
Câhiliyye Arapları, yaratıcı olarak sadece Allah’ı kesin bir şekilde
kabul ediyorlardı.31 Modern câhiliyye insanı ise, Allah’a bu
kadar bile inanmıyor; ne olduğunu ve hangi vasıflara sahip olduğunu
düşünmeden doğa/tabiat ve tesadüfe yaratıcılık atfediyor.
Tabiatı ilâhlaştırarak çocukları, çiçekleri, güzellikleri doğanın
armağanı olarak kabul ediyor. Bazen de bu “tabiat tanrısı“na
kendisini ve hemcinslerini ortak koşuyor, kendisinin veya başka
insanların yaratıcılıklarından bahsediyor.
Tüm bunların yanında, her dönemde görülebilen şirk unsurlarını
da katarsanız, muvahhid insanın, istisnalar dışında niye yetişmediği,
huzursuzluk ve zilletin niye artarak devam ettiğinin temel
sebebi daha iyi teşhis edilecektir.
Yalnız, burada unutulmaması gereken önemli bir husus var:
Allah’a ortak koşan birisinin, şirk koştuğu şey için, “bu da bir
ilâhtır“, “ben buna da tapıyorum“ demesi veya böyle düşünmesi
de, olayın şirk olması için şart değildir. Şirk, öncelikle kalpte yer
eder, sonra düşünce ve hareketlere yansır. Şirkin temeli, Allah’tan
31 29/Ankebût, 61, 63; 31/Lokman, 25; 39/Zümer, 38; 43/Zuhruf, 9, 87
ŞİRK
- 29 -
başka herhangi bir şeyi Allah’a tercih etmektir.
Hızır olarak adlandırılan ölümsüz zannedilen zat, gerçekte
hayatta olmayan bir kimsedir. Yine Hızır gibi bazı ilâhî vasıflara
sahip olduğu zannedilen “evliyâ“nın, tanrılaştırılıp bunların
her yerde hazır ve nâzır olduğuna, insanları gözetlediğine, bazen
koruyup yardım ettiğine inanılır. Dünyanın varlık sebebinin
bu gibi zatlar olduğu kabul edilir. Müslümanım diyen nice insan,
Allah’ın dünyayı ve özellikle yaşanılan coğrafyaları onların yüzü
suyu hürmetine ayakta tuttuğunu, yoksa çoktan helâk edeceğini
kabul edip dillendirir. Bu tür inançların gerçekle de, temel hakikat
olan tevhidle de hiçbir ilgisi yoktur. Tümüyle bâtıl itikatlardır. Allah,
dünyayı kendi irâdesiyle ayakta tutmaktadır. O’nun irâdesine
engel olacak veya onu değiştirecek hiçbir zat olamaz. Allah, dünyanın
ve evrenin işleyişi ile ilgili kanunlar koymuş, hikmetler belirlemiştir.
Evren bu ilâhî kanunlarla ayakta durur. Allah’ın otoritesinde
ve tasarrufunda hiçbir kimsenin ortaklığı yoktur. Dolayısıyla
Allah’tan başkasına, sanki bir güce sahipmiş gibi duâ etmek şirktir.
Ölülerden medet ummak câhiliyye sapıklıklarındandır. Muvahhid
bir mü’min, bunlardan kesinlikle uzak durmalıdır. O, yalnızca Rabbinden
dilekte bulunmalı, O’na yönelmeli ve O’na duâ etmelidir.
Şirkin En Belirgin Özelliği Olarak Tarihten
Günümüze Put ve Putlaştırma
Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlanageldiği
iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücadeleden
ibarettir. Bütün peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları
temel esas, tevhiddir. Kur’an-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu
konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulmasıdır. Şirk, sadece
putlara tapmak değildir. Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah’ın
sevgisi yerine dünya sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda
Allah’ın hükümlerinden birini dahi reddetmek de şirktir.
Peygamberimiz zamanındaki Mekke müşrikleri Allah’la birlikte
birçok ilâha inanıyorlardı. Bu müşrikler kendi hevâ ve heveslerine
göre putlar yapıyorlar ve onlara tapıyorlardı. Kâbe’nin içinde
360 tane put bulunuyordu. Bunların en büyükleri; Hubel, Lat,
Menat, Uzza isimli putlar idi. Ayrıca Ved, Suva, Yeûk ve Nesr isimli
putlar vardı. Bunlar Hz. Nuh zamanında yaşamış olan iyi huylu,
cömert ve sâlih insanlardı. Bu insanlar ölünce, onların heykelleri
yapılmış ve zaman geçtikçe halk onlara tapmaya başlamıştı. Bazı
Araplar bunlardan başka, güneşe, aya, bazı taşlara, ağaçlara ve
hayvanlara tapıyorlardı. Bazı müşrikler ise, melekleri Allah’ın kızları
olarak görüyorlar ve onları Allah’a şirk koşuyorlardı. Aslında
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 30 -
insanların Allah’tan başka bir puta tapmasının asıl nedeni; kendi
nefislerini ilâh edinmeleridir. Bugünkü müşriklerle, Peygamberimiz
zamanındaki müşrikler arasında temelde bir fark yoktur. Müşriğin
mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık, Allah’ı yeryüzüne
karıştırmama, yeryüzünde ilâh olarak kendini tanımadır. İşte şirkin
aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kâinatı yaratanın,
yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu
kabul etseler de, O’nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile
ilgili işlerde Allah’ın belirttiğinin aksine hükümler koyuyorlar. Günümüzde
şirkin aldığı en net görünüm budur.
Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî
mânevî her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak
da şirktir. Put sadece tapılan birtakım nesneler değildir. Eğer hayatın
amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevkederse, yerine
göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi bir
şey put olabilir. Şirk düzeni; insanları köleleştiren, ilâhlık taslayan
çağdaş Firavunlar ile onlarla işbirliği yapan sahte din adamları
yani Bel’amlar ve sömürüye ortak olan, bizzat şirk düzeninden
beslenen, haramzade, zengin elit tabaka ve bu üç kesime bağlanan,
onlara itaat eden, onların koyduğu kanunlarla -Allah’ın
hükümlerine aykırı olmasına rağmen- yaşayan halk yığınlarından
meydana gelir.
Kur’an-ı Kerim’in açıkladığı şirk çeşitlerinden birisi de putlara
ibâdet şeklinde ortaya çıkan tapınmadır. Putlar çeşit olarak çok
fazla olmakla beraber, genel olarak iki kısımda mütâlâa edilebilir:
1- İnsan, hayvan, kuş veya bunların karışımı bir şeklin; ağaç, taş
ve madenden yapılarak tapınılması biçiminde ortaya çıkan ilkel
putçuluk. Bu tür putlara sanem veya vesen adı verilir.
2- Herhangi bir şekil düşünmeksizin kafalara, gönüllere, kalplere
dikilen veya tâbi olunan putçuluk. Bu tür putperestliğin görüntüsü
daha moderndir. Sanem veya vesen dediğimiz ilk maddedeki
putlar, tapanların nazarında tabiatüstü yüce bir gücü ve kuvveti
temsil ettikleri için putperestler, bu güç ve kuvvetin tapındıkları
putlarda gizli olduğuna inanırlar. Bu bağlamda her putun veya
putçuluğun ilgili bulunduğu bir efsanesi, tahrif edilmiş tarihsel bir
mitleştirmesi vardır. Bu putların bir kısmı iyiliği, bir kısmı şerri, bir
kısmı ucuzluğu, düşmandan kurtuluşu, bereketi vs. yi temsil eder.
İslâm tarihçilerinin kaydettiklerine göre putperestlik,
İslâm’dan önce Arap yarımadasında oldukça yaygındı. Denilebilir
ki, Arabistan’da putçuluğun bütün çeşitleri olmakla beraber, daha
çok birinci maddede belirtilen putperestlik yaygındı. Kâbe’nin,
ŞİRK
- 31 -
putperestliğin sergilendiği bir yer olarak gerçek amacından saptırıldığını
görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.s.) Mekke’yi fethettiği
zaman Kâbe’ye girmiş ve orada peygamberlerin resimlerinin bulunduğunu
görünce, bunların ortadan kaldırılmasını emretmişti.
Ayrıca Kâbe’de herbiri farklı kabile ve şahıslara ait olan ve değişik
şeyleri temsil eden 360 putu görünce, onların da kırılmasını emretmişti.
Putçuluğun her çeşidine karşı çıkan ve putlara tapınmanın kötülüğünü
en beliğ biçimde ortaya koyan Kur’ân-ı Kerim âyetleri,
insanoğluna, yaratıcının sadece Allah olduğu fikrini ve putların,
heykellerin de yaratıcı değil; yaratık olduğu düşüncesini aşılama
sadedinde deliller sunar. “Siz, elinizle yonttuklarınız (putlar)a mı tapıyorsunuz?
Oysa sizin de, bütün taptıklarınızın da yaratıcısı Allah’tır.“ 32
Put, sadece Arapların cahiliyye döneminde taptıkları basit ve
alelâde şekillerden veya özellikle Hz. İbrahim döneminde olduğu
gibi muhtelif cahiliyye sistemlerinde tapınılan tahtadan, taştan,
tunçtan heykellerden ve ağaç, kuş, hayvan, yıldız, gök cismi, ateş,
ruh veya hayallerden ibaret değildir. Bu basit puta tapınma şekilleri
Allah’a şirk koşmanın bütün boyutlarını kapsamaz. Yalnızca
bu ilkel putçuluklar üzerinde duracak olursak ve Kur’an’daki
şirkten maksadın sadece bunlar olduğunu kabul edecek olursak,
oldukça boyutlu olan şirk kavramından bir şey anlamış olmayız.
Oysa Kur’an’a göre put, o kadar geniş anlamlıdır ki, kişinin
Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-manevî her şeydir.
Bu putları, hayatın amacı kılmak da Allah’a şirk koşmak olarak
nitelendirilmiştir. İnsanları kendilerine faydası dokunmayan ağaç,
taş, maden vs. şeylere ibâdete sevk eden sebepler nelerdir? İnsanlar
niçin putlara taparlar? Göz göre göre bu cansız şeylere neden
tâzimde bulunulmuş ve bulunulagelmektedir?
Putlara Tapınmanın Sebepleri: Kur’an, putlara tapınma sebepleri
konusunda şunları sayar:
1- Şefaat düşüncesi ve Allah’a bu aracılarla güya yakın olma
arzusu: Kur’an, putçuların bu bahanelerini, yapay kılıflarını geçerli
bir neden kabul etmez ve insanları putperestliği bırakmaları
için en keskin ve sert dili kullanır. 33
2- Aşırı ta’zim: Kur’an’a göre bir varlığa aşırı saygı gösterme,
onu yüceltme ve onu ululama, sonuçta onu tanrılaştırmaya yol
açacağı için yerilmiş ve şirk olarak değerlendirilmiştir. Sanki ibâdet
32 Saffat, 95-96
33 Bkz. 39/Zümer, 3, 44; 10/Yûnus, 18; 17/İsrâ, 56-57; 43/Zuhruf, 86; 30/Rûm, 13
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 32 -
edilecek derecede yüceltilen şahsiyetler, Allah katında makbul ve
aslında böyle bir ta’zimden kaçan kimseler bile olabilirler. Kur’an,
peygamberlere, din adamlarına, meleklere, sâlih insanlara vb. varlıklara
gösterilen bu aşırı ta’zimi şirk olarak değerlendirmiştir. 34
3- Aşırı sevgi: Kur’an, herhangi bir şeyi, Allah’ı sever gibi severek,
onun arzularına, emir ve yasaklarına itaat etmeyi Allah’a şirk
koşmak olarak değerlendirmiş; herhangi bir şeye veya kimseye
karşı beslenen aşırı sevgiyi de, onu putlaştırmak olarak nitelemiştir.
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’tan başka eşler tutarlar. Allah’ı
sever gibi onları severler. İman edenler ise, en çok Allah’ı severler...“35
Allah’a inanmak, kişinin O’nun isteğini kendi dileğine veya başkalarının
isteklerine tercih etmesini ve diğer arzuları O’nun yolunda
feda edecek kadar O’nu sevmesini gerektirir. Allah’ı sevmenin
kanıtı, Allah’ın belirli nitelik ve güçlerini başkalarına atfetmemek
ve O’nun hakkını sahte ilâh ve rablere vermemektir. Allah’ın sıfat
ve güçlerini başkalarına atfedenler, O’nu sevdiklerini iddia edemezler;
bilakis bu şekilde O’na ortak koşmuş, Allah’a denk tutmuş
olurlar. İnsan, Allah’ın melekleri, nebî ve velîleri gibi değerli kullarını
severken de, bu âyetin çizdiği sınırda durmasını bilmelidir.
Zira Allah için sevmekle, Allah’ı sever gibi sevmenin arasındaki
farkı bilip ona göre davranmak gerekir. Hiçbir şeyi veya kimseyi
Allah’ı sever gibi sevemeyiz, O’na ait vasıfları veremeyiz, O’nun
gibi yüceltemeyiz.
Tarihteki putları ve puta tapanları incelediğimiz zaman, şirk
temeline dayalı putçuluğun, günümüzde geçerli olan şirkten ve
putçuluktan pek de farklı olmadığını görürüz. Mekke’li müşrikler
de bir Allah inancına sahipti.36 Fakat Allah’ın hükmü yerine Mekke
site devletinin parlamentosu Daru’n-Nedve’nin kanun yapmasını
ve Ebû Cehil gibi tâğutların kendilerini yönetmelerini istiyorlardı.
Yer yer dindar kesilmelerine rağmen, tevhid’in karşısında durarak
şirke sarılıyorlardı.
Günümüzde de kelime-i şehâdet getirip namaz kılan, oruç tutan,
hacca giden kimselerin tâğutun hükmüne rızâ gösterdikleri,
tâğuta itaat ettikleri, sadece Allah’a mahsus olan sıfatları başkalarına
verdikleri bilinen bir gerçektir. Yine bu kimselerin Allah’ı bırakıp
birtakım armaları, şiarları/sloganları, işaretleri, bayrakları, heykelleri,
gelenek ve görenekleri, bazı kavram ve ideolojileri, sanatı,
sanatçıları, futbolu, sporcuları, gruplarını, parti veya kurumlarını,
34 Bkz. 5/Mâide, 116; 9/Tevbe, 30, 31; 34/Sebe’, 40; 71/Nuh, 23
35 Bakara, 165
36 Bkz. 29/Ankebût, 61, 63; 39/Zümer, 3
ŞİRK
- 33 -
devlet adamlarını, liderlerini... yücelttikleri ve bu sayılan değerler
uğruna mallarını, mülklerini, namuslarını, ahlaklarını pâyimal
ettikleri, böylece bunlara kulluk ettikleri ortadadır. Sözü edilen
bu şahısların, tâğutun ortaya koyduğu nefsanî, şeytanî ve indî
değer yargılarıyla Allah’ın kanunları ve şeriatı çatışacak olsa, hep
Allah’ın şeriatını onların istekleri doğrultusunda yontarak şekil
verdikleri, kısacası putların veya putların arkasına sığınmış olanların
emir ve yasaklarını harfiyyen yerine getirdikleri ve Allah’ın
şeriatına tümüyle zıt olan sistemleri kabul ederek onların hükümlerini
tatbik ettikleri de inkâr edilemez.
Bunlar, müşrik değil de nedir? Bundan daha açık putçuluk düşünülebilir
mi? Putların emir ve direktifleri doğrultusunda hareket
ederek onların yolundan hiç ayrılmayanlar, Allah’ın kitabına
ve Rasûlü’nün sünnetine kulaklarını tıkayarak putların ve onların
işbirlikçilerinin çağrısına kulak verenlerden daha iyi putperest
olur mu? Bunlar, apaçık müşrik olduklarını kendileri ilân ediyorlar.
Bu tür insanlar, ister namaz kılsın, ister oruç tutsun, ister hacca
gitsin ve isterse sabahlara kadar Allah Allah diyerek tesbih çeksinler.
Ne yaparlarsa yapsınlar, kendilerini putçu müşrik olmaktan
kurtaramaz, kimse de onları zorla temize çıkararak müslüman yapamaz!..
37
Putları Kırmak: Şeytan insana, şirkten kurtulmayı çok zor ve
karmaşık, tevhidi, ihlâsı ve imanı ise yaşanması imkânsız gibi olağanüstü
zor gösterebilir. Oysa bu, yalnızca şeytanın verdiği bir
vesveseden ibarettir.38 Bilinmelidir ki, şirkten kurtulmak için samimi
bir niyet ve tavır değişikliği yeterlidir. Bu niyet tashihi kişininn
her şeye, herkese ve tüm olaylara karşı olan bakış açısını şirkten
tevhide çevirecektir. Yani siyah gözlük takan birisinin etrafını görebilmek
için her yeri tek tek aydınlatmasına gerek yoktur. Gözlüğünü
çıkarması yeterlidir. Şirk de her yeri karartan bu gözlük
gibidir. Gözlüğü çıkarmadan zorlama yöntemlerle şirkten arınmaya
çalışmak hem zor, hem de ümit kırıcıdır. Bir hamlede gözlüğü
çıkarmak ise hem kolay, hem de tek etkili çözümdür. İnsanın şirk
boyutundan Allah’ın râzı olduğu iman ve ihlâs boyutuna geçmesi
de tek bir kararlılık hamlesi gerektirir. Bu da her ne durumda olursa
olsun Allah’a güvenmek ve Kur’an’a bütünüyle ve samimi olarak
uymaya karar vermektir. Bu samimiyet ve kararlılık, muhakkak
beraberinde Allah’ın yardımını, hidâyetini ve büyük bir nimetle
rahmetini getirecektir.
37 Mehmet Kubat, Kur’an’da Tevhid, Şafak Y. s. 132-138
38 14/İbrâhim, 22
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 34 -
Şeytan tabii ki, tevhidi ve ihlâsı çirkin, sıkıntılı ve ızdırap verici
olarak göstermeye çalışacaktır. Hâlbuki gerçek eziyet, sıkıntı ve
ızdırap şirktedir. Bu, dünyada da âhirette de böyledir. Taptığı sahte
ilâhları bırakarak sadece Allah’a yönelen bir insan boşlukta ve
sahipsiz kalmaz; aksine tek gerçek ilâh olan Allah’a sığınarak olabilecek
en büyük huzur, güven ve rahatlığı kazanır. “Kim Allah’tan
ittika ederse (korkup sakınırsa), (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir ve onu
hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O,
ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir.“39
Şirkle tevhid arasındaki fark, çoğu zaman niyet ve bakış açısı
farkıdır. Peygamberimiz (s.a.s.) Kâbe’deki putları fiilî olarak kırmış,
Hz. Mûsâ yahûdilerin edindiği altın buzağı heykelini yakıp küllerini
denize savurmuştur. Bunlar, sembolleştirilen şirklere karşı vurulan
darbelerdir. Bugün de sembolleştirilen şirklere karşı aynı fiilî
müdâhaleler yapılabilir; ama önemli olan öncelikle şirkin mantığını
yıkmaktır. Gönül ve kafalardaki putlar yıkılmadan diğer putların
yıkılması çok önemli olmayacaktır. Şirki gönül ve kafalardan
yıkmak için, niyet ve bakış açısının değiştirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, şirkten vazgeçip tevhide yönelen insanın yaşadığı
büyük değişim, öncelikle kalpte ve zihinde meydana gelir. Dış
görünüm olarak belki eski yaşamının bazı öğelerini devam ettirse
bile tamamen farklı bir bakış açısına ve kavrayışa sahip olur muvahhid
insan. Eskiden atalarından gördüklerine, kendi tutkularına,
birtakım insanların fikirlerine göre düzenlediği hayatını, şimdi
sadece Allah’ın kitabına göre ve sadece O’nun rızâsı için düzenler.
Böylece binlerce küçük ve sahte ilâha kulluk etmeyi, onları memnun
etmek için uğraşmayı bırakarak, “birbirinden ayrı rabler mi daha
hayırlıdır, yoksa Kahhar olan bir tek Allah mı?“40 diyen Hz. Yûsuf gibi,
sadece kendisini Yaratan’a teslim olur. 41
“İbrâhim / İçimdeki putları devir / Elindeki baltayla / Kırılan
putların yerine / Yenilerini koyan kim?“
“Andolsun biz İbrâhim’e daha önce rüşdünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.
O, babasına ve kavmine: ‘Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz
heykeller de ne oluyor?’ demişti. Dediler ki: ‘Biz babalarımızı bunlara tapar
kimseler bulduk.’ ‘Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık
içindesiniz’ dedi. Dediler ki: ‘Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan
biri misin?’ ‘Hayır’ dedi; ‘sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin
de Rabbidir ve ben buna şâhitlik edenlerdenim. Allah’a yemin ederim ki,
39 65/Talak, 2-3
40 12/Yûsuf, 39
41 Hârun Yahya, Şirk, s. 90, 92
ŞİRK
- 35 -
siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!’ Sonunda
İbrâhim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki
ona müracaat ederler diye. ‘Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o,
zâlimlerden biridir’ dediler. (Bir kısmı:) ‘Bunları diline dolayan bir genç duyduk;
kendisine İbrâhim denilirmiş’ dediler. O halde, dediler, ‘onu hemen
insanların gözü önüne getirin. Belki şâhitlik ederler.’ ‘Bunu ilâhlarımıza
sen mi yaptın ey İbrâhim?’ dediler. ‘Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.
Haydi, onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa!’ dedi. Bunun üzerine, kendi
vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) ‘zâlimler sizlersiniz, sizler!’ dediler.
Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: ‘Sen bunların konuşmadığını
pek âlâ biliyorsun’ dediler. İbrâhim: ‘Öyleyse’ dedi, ‘Allah’ı bırakıp
da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâlâ tapacak mısınız?
Yuh olsun size ve Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere! Siz akıllanmaz
mısınız?’ (Bir kısmı:) ‘Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza
yardım edin!’ dediler. ‘Ey ateş! İbrâhim için serinlik ve esenlik ol!’ dedik.
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat Biz onları, daha çok hüsrana
uğrayanlar durumuna soktuk. Biz, onu ve Lût’u kurtararak, içinde cümle
âleme bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık.“ 42
Hz. İbrâhim’in putçularla mücâdelesi ve putları devirmesi
Sâffât sûresinde de şu şekilde anlatılır: “Şüphesiz İbrâhim de onun
(Nuh’un) milletinden idi. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi. Hani o,
babasına ve kavmine: ‘Siz kime kulluk ediyorsunuz?’ demişti. ‘Allah’tan
başka birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz? O halde, âlemlerin Rabbi
hakkındaki görüşünüz nedir?’ (Hz. İbrâhim’in kavmi, yıldızlara bakar,
onlarla kâhinlik yaparlardı. Bir bayram günü İbrâhim’e kendileriyle beraber
bayram yerine gelmesini söylediler.) Bunun üzerine İbrâhim yıldızlara
şöyle bir baktı. ‘Ben hastayım’ dedi. Ona arkalarını dönüp gittiler. Yavaşça
(kavmin) putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş çelenkleri, yemekleri
görünce:) ‘Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?’ dedi. Bunun
üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi). (Putperestler) koşarak
İbrâhim’e geldiler. (Neden putları kırdığını sordular.) İbrâhim: ‘Yonttuğunuz
şeylere mi tapıyorsunuz?! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı
Allah yarattı’ dedi. ‘Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!’
dediler. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan
kıldık.“ 43
Ve Rasûlullah: Yegâne önderimiz Rasûlullah (s.a.s.), put kıran
bir peygamber babanın, put kıran bir peygamber oğludur. Tek başına
bir ümmet olan İbrâhim (a.s.), put kıran bir peygamber idi. O
babanın oğlu, yani onun neslinden olan Rasûlullah da, put kıran
bir Peygamberdir. Rasûlullah, hem kalplerdeki, hem beyinlerdeki
42 21/Enbiyâ, 51-71
43 37/Sâffât, 83-98
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 36 -
putları ve putlaşmış fikirleri, akîdeleri kırıp parçalamış, hem de
müşrik putperestlerin kendi elleriyle yapıp meydanlara diktikten
sonra tapınılan put heykelleri paramparça edip kırmıştır.
Rasûlullah, hem putçu ideolojileri ortadan kaldırmış, hem de tapınılan
ve putlaştırılan şeyleri yok etmişti.
Gerek içteki, gerekse dıştaki putları kırmak ile vazifeli olan
Rasûlullah’ın, müşrik tâğutların egemen olduğu ve bir dâru’ş-şirk
haline getirdikleri tevhidin merkezi Mekke’deki bir uygulaması
şöyledir: (Bu uygulama, Rasûlullah’ın hicret edeceği sırada gündeme
gelmiştir.) Emîru’l-Mü’minîn İmam Ali bin Ebî Tâlib (r.a.) anlatıyor:
“Ben ve Peygamber (s.a.s.) yürüdük, nihâyet Kâbe’ye vardık.
Bana: “otur!“ dedi. Oturdum, omuzuma çıktı, yukarıya kaldırmak
istedim. Benim güçsüzlüğümü görünce, indi ve: “Sen, benim omuzuma
çık!“ dedi. Omuzuna çıktım, beni kaldırdı, bana öyle bir hal
geldi ki, istersem göğe kadar yükselebileceğimi sandım. Nihâyet
Beyt’in üstüne çıktım. Bakır ve altından yapılmış birçok heykellerle
karşılaştım. Beyt’in sağından, solundan, önünden ve arkasından
onları toplayıp bir araya getirdim. Hepsini topladığımda
bana, şöyle buyurdu: “Şimdi onları bir bir aşağıya fırlatıp at!“ Fırlatıp
attım, cam bardaklar gibi kırılıp parça parça oldular. Sonra indim.
İnsanlardan birinin bizi görmesinden korktuğumuz için koşarak
evlerin ötesine kaçtık, kaybolduk.“ 44
Olayı anlatan Hz. Ali’nin (r.a.) ifadelerine dikkat edilecek olursa,
bu put kırma hareketi çok gizli yapılmış, gerekli önlemler alınıp
en müsait zaman seçilmiş, olay gerçekleştikten hemen sonra
koşarak evlerin arasında kaybolup olay yerinden uzaklaşılmıştır.
Hatta İmam Ali’nin ifadesiyle, “İnsanlardan birinin bizi görmesinden
korktuğumuz için koşarak evlerin ötesine kaçtık, kaybolduk.“
Bu korku, tedbir mâhiyetinde bir endişe idi ki, tabiî ve fıtrîdir. Yoksa
korkunun adı tedbir olmuş değildi. Yine dikkat edilecek olursa,
tüm ihtimaller düşünülerek ve tedbirler alınarak olay gerçekleşmiştir.
Müşrik tâğutların egemenliğindeki Mekke’de örnek bir put
kırma olayını gerçekleştiren önderimiz Rasûlullah, birkaç yıl sonra
fethedilen Mekke’de, gerek Kâbe’nin içinde ve üstünde, gerekse
Kâbe’nin etrafında, yani Harem-i Şerif’teki bütün putları kıracaktı.
Abdullah bin Mes’ud (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.),
Mekke’nin fethi günü Kâbe’nin avlusuna girdi. Kâbe’nin etrafında
ibâdet için dikilmiş üç yüz altmış put vardı. Rasûlullah, elindeki
44 Ahmed bin Hanbel, 1/84; Rûdânî, Cem’u’l-Fevâid: Büyük Hadis Külliyatı, c.
3, s. 259, hadis no: 6396-6398; İslâm Tarihi, Mekke Devri, M. Âsım Köksal,
c. 6, s. 149
ŞİRK
- 37 -
deynekle bu putlara dürtmeye başladı (onunla dokunduğu her
put, yüz üstü düşüyordu) ve şu âyetleri okuyordu: “Hak geldi, bâtıl
yok oldu.“45 “Hak geldi, bâtıl ise, ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri
getirebilir.“ 46
Ebu’l-Heyâc el-Esedî anlatıyor: “Bana Hz. Ali (r.a.): ‘Rasûlullah
(s.a.s.)’ın beni göndermiş olduğu şeye ben de seni göndereyim
mi?’ diye sordu ve Rasûlullah’ın kendisene: “Haydi git, kırıp dökmedik
put, düzlemedik yüksek kabir bırakma!“ buyurduğunu söyledi.“ 47
Hz. İbrâhim’in putperestlerin yüzüne haykırdığını, çağdaş putçulara
biz de tekrarlıyoruz: “Yuh olsun size ve Allah’tan başka taptıklarınıza!
Siz aklınızı kullanmaz mısınız?“ 48
Kur’ân-ı Kerim’de Şirkin Tanım ve Görüntüleri
Kur’an’da Şirk ve türevleri 168 yerde geçer. Şirk kelimesi geçmese
bile âyetlerin çok büyük bir bölümü, tevhidi hâkim kılmak
için şirkle mücâdeleyi konu edinir. Kur’ân-ı Kerim’de Allah lafzı
2697 yerde, ilâh kelimesi 147 yerde, lâ ilâhe illâllah ifâdesi 2 yerde,
lâ ilâhe illâ hû cümlesi 30 yerde, iman kelimesi 873 yerde, küfür
kelimesi 525 yerde zikredilir. Saydığmız bu kavramlar şirk kelimesiyle
birlikte toplam olarak 4442 etmektedir. Sadece bu lafızlarla
tevhidin yerleştirilmesi ve şirkin izâlesi Kur’an âyetlerinin üçte ikisini
teşkil ettiği görülür. Bir adı da Tevhid sûresi olan İhlâs sûresinin
Kur’an’ın üçte biri sayılması da bu sûrede baştan sona tevhidin en
özlü ve özet biçimde sunulduğunun hatırlatılmasıyla ilgilidir. Yani,
ihlâs sûresinin içerdiği tevhid, Kur’an konularının üçte biridir anlamı
taşır. Hadis rivâyetindeki ihlâs sûresinin Kur’an’ın üçte birine
eşit olduğu ifâdesinden de anlaşıldığı gibi, direkt tevhidle ilgili
âyetler Kur’an’ın üçte birini teşkil etmekte, dolaylı olarak şirkin
izâle edilip tevhidin hâkim kılınmasıyla ilgili âyetler ise yukarıdaki
rakamlardan anlaşıldığı gibi Kur’an’ın üçte ikisinden fazlasını
oluşturmaktadır. Bütün bunlar göstermektedir ki, Kur’an’ın en temel
konusu gönüllerde, zihinlerde ve eylemlerde birey ve toplum
olarak tevhidin hâkim kılınıp şirkin yok edilmesidir.
Kur’an-ı Kerim, müşrikleri, yeryüzünde birliği ve huzuru bozan,
insanlar için zararlı, çirkin bir tip olarak görür ve necis, yani
45 17/İsrâ, 81
46 34/Sebe’, 49; Buhârî, Meğâzî, B. 50, hadis: 294; Müslim, Cihad ve’s-Siyer,
B. 32, hadis: 87; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an, B. 18, hadis no: 3345; Kul Sâdi
Yüksel, Selefin İzinde, s. 215-219
47 Müslim, Cenâiz 93; Ebû Dâvud, Cenâiz 72; Nesâî, Cenâiz 99
48 21/Enbiyâ, 67
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 38 -
pislik olarak nitelendirir.49 Kur’an’da şirk, herhangi bir şeyi, kavramı
veya bir kimseyi tercih etme, önem ve kıymet verme, yüceltme
bakımından Allah’la eşit düzeyde görmek veya bunu davranışlarıya
göstermektir. Kur’an bize Allah’ı (c.c.) birçok sıfat ve isimleriyle
tanıtmış ve O’ndan başka ilâh olmadığını kesin ifadelerle
bildirmiştir. İlâh, Allah’ın Kur’an’da bildirilen özelliklerine sahip
olan varlıktır. Allah gerçek ve tek ilâhtır; Allah’ın sıfatlarına sahip
olan başka hiçbir varlık olamaz. İşte, Allah’ın herhangi bir sıfatına
başkasının Allah’la birlikte veya bağımsız olarak sahip olduğunu
iddia etmek, Allah’tan başka ilâh kabul etmektir, yani şirktir.
Kur’an-ı Kerim’de birçok âyette Allah Teâlâ, insanları şirke düşmemeleri
hususunda uyarır: “De ki: ‘Ey câhiller! Bana Allah’tan başkasına
kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?’ Ey Muhammed! And olsun ki
sana da, senden önceki peygamberlere de vahyolunmuşıur. And olsun,
eğer Allah’a ortak koşarsan amellerin şüphesiz boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan
olursun. Hayır, yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.
Onlar, Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Hâlbuki kıyâmet günü bütün
yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun eliyle dürülüp bükülecektir.
O, müşriklerin ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.“ 50
“(İbrahim onlara) dedi ki: ‘Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet
uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar (tanrılar) edindiniz...“ 51
“İnsanlardan bazısı Allah’tan başkasını Allah’a -hâşâ- eşler, ortaklar,
benzerler edinirler de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise
Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın
vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.“ 52
“Onlar (müşrikler), O’nu bırakıp yalnızca birtakım dişilere tapar, onlardan
yardım isterler. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş şeytandan
başkasına tapmazlar.“ 53
“Allah dedi ki: ‘İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek bir ilâhtır. Öyleyse Benden,
yalnızca Benden korkun.’ Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, din
de (itaat ve kulluk da) yalnız O’nundur. Böyleyken, Allah’tan başkasından
mı korkuyorsunuz?“ 54
“Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarıp yakarma, sonra azaba
49 9/Tevbe, 28
50 39/Zümer, 64-67
51 29/Ankebût, 25
52 2/Bakara, 165
53 4/Nisâ, 117
54 16/Nahl, 51-52
ŞİRK
- 39 -
uğratılanlardan olursun.“ 55
“...Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten
de kaçının. Kendisine şirk/ortak koşmaksızın Allah’ın hanifleri (O’nun
birliğini kabul eden mü’minler olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o,
gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış, yahut rüzgâr onu
uzak bir yere sürükleyip atmış gibidir.“ 56
“De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen
Allah’tan başkasını mı velî/dost edineceğim?’ De ki: ‘Bana müslüman
olanların ilki olmam emrolundu.’ Ve ‘sakın Allah’a ortak koşan müşriklerden
olma!’ (denildi).“ 57
“Kâfirler Beni bırakıp da kullarımı evliyâ/dostlar edineceklerini mi sandılar?
Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık.“ 58
“Allah sizin düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Velî (gerçek bir dost)
olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.“ 59
“Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki
onların (o sahte tanrıların, taptıkları putların) kendilerine yardım etmeye
asla güçleri yetmez. Bilâkis onlar, bu mâbutlar için yardıma hazır askerlerdir.“
60
“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında
kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa
elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.“ 61
“Ey oğlum, Allah’a şirk koşma! Şüphesiz şirk, gerçekten en büyük zulümdür.“
62
“Gönülden katıksız bağlılar olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup
sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın.“ 63
“Allah, sizlerden iman edip sâlih amellerde bulunanlara vaad etmiştir:
Hiç şüphesiz kendilerinden öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa,
onları da yeryüzünde halifeler (yeryüzüne hâkim, güç ve iktidar sahibi) kılacak,
kendileri için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) kendilerine yerleşik kılıp
sağlamlaştıracak ve onları geçirdikleri korku döneminden sonra, güvenliğe
çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibâdet ederler ve Bana hiçbir şeyi
55 26/Şuarâ, 213
56 22/Hacc, 30-31
57 6/En’âm, 14
58 18/Kehf, 102
59 4/Nisâ, 45
60 36/Yâsin, 74-75
61 4/Nisâ, 116
62 31/Lokman, 13
63 30/Rûm, 31
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 40 -
şirk/ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkâr ederse, işte onlar fâsıktır
(büyük günahkârlardır).“ 64
“Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç
sahibidir, azizdir.“ 65
“Biz insana, anne ve babasına (karşı) ihsânı/güzelliği tavsiye ettik. Eğer
onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı
çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz
Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim.“ 66
“Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz
ki: ‘Nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?’ Sonra onların: ‘Rabbimiz
olan Allah’a and olsun ki, biz müşriklerden değildik’ demelerinden
başka bir fitneleri olmadı. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve
düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup uzaklaştı.“ 67
“Andolsun, ‘Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir’ diyenler küfre
düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) ‘Ey İsrâiloğulları, benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin. Çünkü O, kendisine
ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir.
Zulmedenlere yardımcı yoktur. Andolsun, ‘Allah üçün üçüncüsüdür’
diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer
söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere
mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır.“ 68
“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler (ilâhlar) edindiler
ve Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir ilâh’a ibâdet
etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O,
bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.“ 69
“De ki: ‘Ey Kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye
(tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi
ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı
Rabler edinmeyelim.’ Eğer yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şâhid olun, biz gerçekten
müslümanlarız.“ 70
“Onların çoğu Allah’a, şirk koşmadan iman etmezler“ 71
“Yoksa onların birtakım şirk koştukları ortakları mı var ki, Allah’ın izin
64 24/Nûr, 55
65 22/Hacc, 74
66 29/Ankebût, 8
67 6/En’âm, 22-23
68 5/Mâide, 72-73
69 9/Tevbe, 31
70 3/Âl-i İmrân, 64
71 12/Yûsuf, 106
ŞİRK
- 41 -
vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî ettiler (bir şeriat/dinî kural kıldılar)?
Eğer o fasıl kelimesi (azabı erteleme sözü) olmasaydı, derhal aralarında
hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zâlimler için can yakıcı bir
azap vardır.“ 72
“Ne zaman onlara: ‘Allah’ın indirdiklerine uyun’ denilse, onlar: ‘Hayır,
biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız’ derler. Ya
atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?“ 73
“İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kâfirler dedi
ki: ‘Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. Tanrıları bir tek ilâh mı yaptı? Doğrusu
bu, tuhaf bir şey!’ Onlardan mele’ (ileri gelen bir grup, egemen
güçler): ‘Yürüyün, ilâhlarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz
budur. Son dinde de bunu işitmedik. Bu, içi boş bir uydurmadan başka
bir şey değildir.“ 74
“Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa kahredici olan bir tek Allah mı? Sizin
Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği,
sizin ve atalarınızın taktığı (birtakım anlamsız) isimlerden başkası
değildir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk
etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur; ancak insanların
çoğu bilmezler.“ 75
“Allah’ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak
şeylere kulluk ederler ve ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir’
derler. De ki: ‘Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber
veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.“ 76
“Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler...“ 77
“Kendisi hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a şirk/ortak koştuklarından
dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma
yerleri ateştir. Zâlimlerin konaklama yeri ne kötüdür!“ 78
“O’nu bırakıp ilâhlar mı edindiler? De ki: ‘Kesin delilinizi getirin, işte
benim ve ümmetimin kitabı ve benden öncekilerin kitapları.’ Hayır, onların
çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.“ 79
“O ancak tek bir ilâhtır. ‘Doğrusu ben O’na ortak koşmanızdan
72 42/Şûrâ, 21
73 2/Bakara, 170; Benzer âyetler için bkz. 5/Mâide, 104; 43/Zuhruf, 22-24;
7/A’râf, 28
74 38/Sâd, 4-7
75 12/Yûsuf, 39-40
76 10/Yûnus, 18
77 9/Tevbe, 28
78 3/Âl-i İmrân, 151
79 21/Enbiyâ, 24
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 42 -
mâsumum’ de.“ 80
“Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapma. O’ndan başka hiçbir ilâh
yoktur.“ 81
“İşte, Rabbiniz Allah budur. O’ndan başka ilâh yoktur. O her şeyi
yaratandır. O her şeye vekildir. Gözler O’nu görmez, O bütün gözleri
görür. O latiftir, -her şeyden- haberdardır.“ 82
“De ki; O Allah bir’dir. O Allah samed’dir. Her şeyin kaynağı ve yaratıcısıdır.
Hiç kimseyi doğurmamıştır. Hiç kimse O’nu doğurmamıştır. O’na
benzeyen hiçbir şey de yoktur.“83
Kur’an’da birçok âyetlerde açıkça görüldüğü gibi, Allah,
ibâdetin sadece kendisine yapılmasını emrediyor. İster içimizde ve
ister dışımızda olsun bizi kendisine râm eyleyen, mutlak anlamda
itaatkâr kılan, bizim bedenimizi ve ruhumuzu kendi kudretine
göre yönlendiren, bizim enerjimizi kendi istediği yöne sevkeden,
yani bizi teslim alan her “güç“, bizi kendisine kul yapmış demek
olur. Oysa Rabbimiz, ulûhiyet, rubûbiyet ve ubûdiyeti bizim yalnızca
kendisine tahsis etmemizi ve bu noktada bütün sahte ilâh
ve rableri reddetmemizi istiyor.
Kur’ân-ı Kerim’de Şirk, Şu Şekillerde Tanımlanır:
1-) Büyük Günah: “Allah’a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir
günahla iftira etmiş olur.“ 84
2-) Büyük Zulüm: “Lokman, oğluna öğüt vererek: ‘Ey oğulcuğum,
Allah’a eş koşma. Doğrusu O’na eş koşmak büyük haksızlıktır, zulümdür’
demişti.“ 85
3-) Büyük Cehâlet: “O’nu bırakıp tanrılar mı edindiler? De ki: ‘Kesin
delilinizi getirin. İşte benim ve ümmetimin kitabı ve benden öncekilerin
kitabı.’ Hayır, onların çoğu gerçeği bilmez de yüz çevirirler.“ 86
4-) Apaçık Sapıklık: “Allah’ı bırakıp da, kıyâmet gününe kadar
cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıkları
şeyler yalvarışlarından habersizdirler.“87 “Allah kendisine ortak
koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar.
80 6/En’âm, 19
81 28/Kasas, 88
82 6/En’âm, 102 - 103
83 112/İhlâs, 1-4
84 4/Nisâ, 8
85 31/Lokman, 13
86 21/Enbiyâ, 24
87 29/Ankebût, 5
ŞİRK
- 43 -
Allah’a ortak koşan kimse, derin bir sapıklığa sapmış olur.“ 88
5-) Büyük Alçaklık: “Buzağıyı tanrı olarak benimseyenler, Rablerinin
öfkesine ve dünya hayatında alçaklığa uğrayacaklardır. İftira edenleri
böylece cezalandırırız.“ 89
6-) Zanna Göre Hareket: “Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat
edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece
tahminde bulunurlar.“ 90
7-) Dünya Hayatına Düşkünlük: “Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya
karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Şirk koşan müşriklerden/
putperestlerden herbiri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa (uzun)
yaşatılması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta
olduklarını eksiksiz görür.“ 91
8-) Halkı, Sağlam Temellerden Uzak Tutma: “Allah’tan başka
dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir.
Evlerin en dayanıksızı şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler!“
92
9-) Şirk Koşanların Kalplerinin Korku ile Doldurulması: “Hakkında
hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmalarından ötürü,
inkâr edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir.
Zâlimlerin durağı ne kötüdür!“ 93
10-) Cennetin Kapılarının Şirk Koşanlara Kapanması: “Kim
Allah’a ortak koşarsa, muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı
yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur.“ 94
11-) Tevhid İnancında Olanlara Karşı Düşmanlık: “İman edenlere
en şiddetli düşman olarak, yahudileri ve Allah’a eş koşanları bulursun...“
95
Sahâbeden Muaz b. Cebel anlatıyor: Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)
bana, “Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir? diye sordu.
Ben: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir’ dedim. Rasûlullah: “Allah’ın kulları
üzerindeki hakkı, kulların O’na ibâdet edip, başka hiçbir şeyi ortak
koşmamalarıdır.“ buyurdu. 96
88 4/Nisâ, 116
89 7/A’râf, 52
90 6/En’âm, 116
91 2/Bakara, 96
92 29/Ankebût, 41
93 3/Âl-i İmrân, 151
94 5/Mâide, 72
95 5/Mâide, 82
96 Buhâri, Müslim
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 44 -
Şirkin Sebepleri
İnsanların şirke düşme sebepleri söyle özetlenebilir:
1-) insanın Kendisini/Hevâsını (Basit Arzu ve Şehvetlerini)
Tanrılaştırması: insanların tevhidden sapıp şirke düşmelerinin asıl
sebebi; insanın kendi nefsine tapması, nefsini, yani kötü arzularını
(hevâsını) ilâh edinmesi ve diğer insanlara karşı üstünlük sağlayıp
onları kendisine kul etmek istemesidir. Kur’ân-ı Kerim bunu şu şekilde
belirtmektedir: “(Firavun:) ‘sizin en yüce rabbiniz benim’ dedi.“97;
“Firavun milletine şöyle seslendi; ‘Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde
akan ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?“98 insan,
büyüklük taslayınca, tuğyan eder, azgınlaşır; Rabbine döneceğini
unutur. “İnsan, azgınlık etmektedir, kendisini müstağnî/ihtiyaçsız görerek.
Şüphesiz dönüş Rabbinedir.“ 99
“Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten
sonra, başka değil, ancak aralarındaki bağy nedeniyle ayrılığa düştüler.“
100 Bağy; “hakka saldırı, payına razı olmayıp başkalarının
payına el uzatma, haksızlık etme, hased, birbirini çekememezlik“
mânâlarına gelir. İnsanları bağy etmeye iten, hevâ ve heveslerinin
peşine gitmeleri, kendi hevalarına tapınmalarıdır. “Hevâ ve hevesini
ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın.?“101; “Allah’tan bir
hidâyet olmaksızın, kendi nefsine uyandan daha sapık kim vardır?“ 102
Kendi nefsini ilâhlaştıran ve Allah’a değil de kendisine tapan
ve tapılmasını isteyenler; başkalarının haklarına el uzatmanın, yalnız
Allah’a ibâdet edildiği ve uyulduğu sürece mümkün olmadığını
bilirler. Çünkü Allah’ın dini, adâleti emreder ve bütün insanları
eşit olarak görür. Şirk ise nefsini ilâh edinenlerin, insanları kendilerine
kul etmeleri ve sömürmeleri üzerine kuruludur. Bu yüzden
tâğutlar, kendi nefislerini ilâhlaştırmak için, ilkelerini kendilerinin
tesbit ettikleri ve başkalarının haklarını gasb üzere kurulu şirk düzenini
isterler. Tâğutlar, ortaya attıkları ilâhlara insanları taptırarak,
aslında kendilerine kulluk ettirirler. Sosyal ve siyasal anlamda
şirk, insanların insanlara kulluk ettiği düzenin adıdır. Tevhid de,
kulun kula kulluktan kurtulup yegâne Yaratıcısına yönelmesidir.
2-) Ataların Yolunu Körü Körüne Tâkip Etmek, Gelenekleri,
Örf ve Âdetleri Yüceltmek, Irkçılık: Şirkin temel sebebi cehâlettir.
97 79/Nâziât, 24
98 43/Zuhruf, 51
99 96/Alak, 4-5
100 3/Âl-i İmrân, 10
101 25/Furkan, 43
102 28/Kasas, 50
ŞİRK
- 45 -
Cehâlet taklidi getirir. Câhil kimseler doğru bir inanca sahip olmak
için hiçbir gayret sarfetmezler. Atalarından, büyüklerinden nasıl
görmüşlerse öyle inanırlar. Atalarının ve büyüklerinin her şeyin en
iyisini bildiklerini zannederler. Onların bellettikleri ve miras bıraktıkları
örfe âdete uymayı da görev kabul ederler. Atalardan kalma
her şeyin doğru olduğuna inanma veya topluma uyma yanlışlığı,
insanı şirke yaklaştırır. “(Ne yapalım,) Daha önce babalarımız Allah’a
şirk/ortak koşmuşlardı. Biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onun için
biz de onların izinden gittik...“103; “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denilince,
‘hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Ya ataları
bir şey akledemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?“ 104; “Ey
Muhammed! Senden önce, herhangi bir kasabaya gönderdiğimiz uyarıcıya,
o kasabanın şımarık varlıklıları sadece: ‘Doğrusu babalarımızı bir din
üzerinde bulduk, biz de onların izlerini izlemekteyiz’ derlerdi. Gönderilen
uyarıcı: ‘Eğer size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu
getirmiş isem de mi bana uymazsınız?’ dedi. Onlar: ‘Doğrusu sizinle
gönderilen şeyi inkâr ediyoruz’ dediler.“ 105
3-) Aşırı Hürmet ve Saygı; Diğer Varlıkları Allah ve Rasûlünden
Çok Sevmek: “De ki: ‘Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız,
elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret,
hoşunuza giden evler, sizce Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda
cihaddan daha sevgili ise, Allah’ın hükmü gelinceye kadar bekleyin.’ Allah
fâsık kimseleri doğru yola eriştirmez.“106; “Sen, yahûdi ve müşriklerin
dünya hayatına daha düşkün olduklarını görürsün. Herbiri ömrünün bin
yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabtan uzaklaştırmaz.
Allah onların yaptıklarını görür.“ 107
4- Kibir, Büyüklenme (İstikbar): Şirk ve küfrün sebeplerinin
başında büyüklük taslama gelir. “Küfredenler, cehenneme sunuldukları
gün, onlara ‘Siz, dünya hayatında bütün iyi şeylerinizi tükettiniz ve
onlardan gönlünüzce faydalandınız. Fakat bu gün, hem dünyada haksızca
büyüklük taslamış olmanız, hem de fâsıklık etmeniz dolayısıyla alçaltıcı
bir azap ile cezalandırılacaksınız’ denir.“108 Cehennemdeki kâfir
kuluna Allah şöyle seslenir: “Sana, âyetlerim gelmişti de, onları yalanlamış,
büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştun.“109; “Mûsâ şöyle dedi:
‘Ben, hesap gününe inanmayan her kibirlenen (mütekebbir)den Rabbime
103 7/A’râf, 173
104 2/Bakara, 170
105 43/Zuhruf, 23 - 24
106 9/Tevbe, 24
107 2/Bakara, 96
108 46/Ahkaf, 20
109 39/Zümer, 59
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 46 -
sığınırım.“110 İblis’in Âdem için Allah’a secde etmemesinin ve küfre
düşmesinin sebebi de kibir idi. “Meleklerin hepsi onun için secde etmişti;
yalnız İblis hariç. O, büyüklenmiş ve kâfirlerden olmuştu.“111 Azgın
Firavun da istikbarı yüzünden rabliğini ilân etme küstahlığında
bulundu: “(Firavun,) adamlarını topladı ve onlara bağırdı: ‘Ben, sizin en
yüce Rabbinizim!’ dedi.“ 112
5- Haddi Aşmak (Taşkınlık): Şirk ve küfrün sebeplerinden biri
de Kur’an’da “beğâ“ fiili ile anılan Türkçesi “başkalarına karşı aşırı
kibri yüzünden haksız ya da hukuksuz davranışlarda bulunmak“
olan durumdur. “Eğer Allah, rızkı kullarına (ölçüsüz) verseydi, mutlaka
yeryüzünde bağy ederler, küstahlaşırlardı. Ama O bir ölçü dâhilinde dilediğini
indiriyor.“113 “Karun, Mûsâ ümmetindendi. Ama o, toplumda
kendini bilmez bir bağî/taşkın oldu. Biz ona öyle bir hazine vermiştik ki,
onun anahtarları güçlü bir topluluğa ağır geldi. Kavmi ona demişti ki:
‘Şımarıp böbürlenme, Allah, taşkınlık edenleri sevmez. İyilik yap, Allah’ın
sana verdiği ile dünyadan nasibini unutmadan âhiret yurdunu ara ve
dünyada fesat çıkarmaya niyetlenme. Allah, bozgunculuk yapanları hiç
sevmez.“ 114
6- Utuv ve Tuğyan (Çılgınlık, Azgınlık): insanların çoğu, bilhassa
refah içinde zengin bir hayat yaşamaya başladıkları zaman,
çılgınlık ve azgınlık sebebiyle, Allah’a ve O’nun vahyine karşı burun
kıvırıp meydan okuyarak şirkin ve küfrün alçaklığına saplanırlar.
“Oysa Biz, Bize kavuşmayı ummayanları azgınlıkları (tuğyanları) içinde
bırakırız da bocalayıp dururlar.“ 115
7- İstiğnâ (Kendisini Yeterli Görmek), Zenginlik ve Refahla Şımarma,
Dünyevî Endişeler: insanın kendi kendini yeterli görmesi
ve kendi dışında İlâhî bir güce ihtiyacı olmadığını zannetmesi
yeni değildir. Teknolojinin baş döndürdüğü dünyamızda, insanlar,
bu ürünlerinin kulu olarak Allah’ı unutmuşlar ve yaptıklarına tapınmaya
başlamışlardır. “Hayır, doğrusu insan, istiğna ederek (kendi
kendine yeterli olduğunu zannederek) tuğyan/azgınlık etmektedir. Oysa
dönüş Rabbinedir.“ 116
8- Cebbarlık: insanın büyüklük taslayarak, kendi kendine yeterliliğini
tahakküm biçiminde ortaya koymasına cebbarlık denir.
Bu da şirkin ve küfrün sebeplerindendir. Kendini bu pozisyonda
110 40/Mü'min, 27
111 38/Sâd, 72-74
112 79/Nâziât, 23-24
113 42/Şûrâ, 27
114 28/Kasas, 76-77
115 10/Yûnus, 11
116 96/Alak, 6-8
ŞİRK
- 47 -
gören bir insan, Allah’a iman ihtiyacı duymaz, O’nu tanımaz. “İşte
Allah, her büyüklük taslayan ve cebbar kalbe böyle mühür vurur.“ 117
9- Çoğunluğa, Sürüye Uymak; Zanna Tâbi Olmak: “Yeryüzünde
bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.
Onlar, zandan (kesin olmayan bilgiden, tahmin ve teoriden) başka bir
şeye tâbi olmaz, yalandan da başka (söz) söylemezler.“118 Hakikat adına
hiçbir şey ifade etmeyen zannın119 peşine düşmek, insanı Allah’a
şirk/ortak koşmaya120 götürür. Allah’a şirk koşmanın ve sahte tanrılara
tapmanın, zanna tâbi olmanın (tahmin ve teorilere yaslanmanın)
dışında hiçbir dayanağı yoktur.
10- Aklı Kullanmamak, Allah’ı Yeterince Tanımamak; Câhillik,
Allah’ı ve O’nun Tasarruflarını bilmemek
11- Sadece Hissedilebilene, Beş Duyu ile Algılanılabilene İnanıp,
Hissedilemeyeni İnkâr, Duyu Organlarının İlâhlaştırılması,
Gayba İman Etmeme
12- İnsanlara Tevhidî Dâvetin Yeterli Şekilde Yapılmaması
13- Yarını/Âhireti Uzak Görmek, Önemsemeyip İhmal Etmek,
Bâtıl Umutlar
14- Şeytanın Aldatması, Şirk Düzenlerinin ve Müşrik Çevrelerin
(İslâm’a Teslim Olmayan Ailenin, Arkadaş Grubunun, Medyanın,
Eğitimin) Etkisi.
Şirkin Çeşitleri
Câhiliyye Araplarının putlara tapan müşrikler olduğunu okuyan
veya duyan bazılarının zannettiği gibi, şirkin tek çeşidi putlara
tapmak değildir. Gerek Kur’an’a ve gerekse câhiliyye Araplarının
hayatına baktığımızda putlara ibâdetin şirk çeşitlerinden sadece
biri olduğunu görürüz. Evet, putlara tapma, şirkin en açık bir
örneğidir; ama onun dışında her zaman dilimindeki câhiliyyenin
şirki çok çeiştlidir. Farklı câhiyyelerde şirk, değişik boyutlar kazanmıştır.
Modern câhiliyyenin egemenliğindeki günümüz düzen ve
toplumlarında, doğuda ve batıda insan hayatında sayısız şekilleriyle
şirk mevcuttur.
Arap câhiliyyesinde de, sanıldığı gibi, şirk unsuru olarak
put, yalnız ve tek çeşit değildi. Müşrik Araplar, putlara ibâdetin
117 40/Mü'min, 35
118 6/En’âm, 116
119 10/Yûnus, 36; 53/Necm, 28
120 6/En’âm, 116, 148; 10/Yûnus, 35-36, 66
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 48 -
yanısıra; meleklere, cinlere tapınma, kabile taraftarlığında (ırk ve
soy asabiyetinde) aşırıya gitme, atalarının örf ve âdetlerini körü
körüne taklit gibi sahte rablere kulluk ediyorlardı. Zaten onlar,
putlara Allah gibi bir ilâh gözüyle de bakmıyorlar, onların Allah’a
yakınlık için aracı, şefaatçi olduklarına inanıyorlardı. Bununla birlikte
kesinlikle Allah’ı yaratıcı ve büyük ilâh olarak kabul de ediyorlardı.
Şirk çok çeşitlilik arzeder. Şirk, temelde Allah’tan başka
ilâh/tanrı kabul etmek olduğu halde, çok farklı görüntüleri vardır.
Şirki iyi anlamak için çeşitlerini bilmek şarttır. Şirk çeşitlerini şöyle
sayabiliriz:
1-) Şirk-i İstiklâl: Birbirinden ayrı iki ilâhın varlığını kabul etmek;
Allah ile birlikte başka bir ilâh tanımak yahut tamamen ayrı
olmak üzere Allah’tan başka bir veya birden fazla mâbudun varlığına
inanmaktır. Eski Türklerdeki yer ve gök tanrısı inancı veya
mecûsîlerin iyilik ve kötülük tanrısı inançları gibi.
2-) Şirk-i Teb’iz: Allah’ın bir olduğunu kabul etmekle beraber,
birden fazla tanrının toplanmasından meydana gelmiş bir Allah
kabul etmektir. Hristıyanların teslis, yani Allah’ın baba-oğul-ruhul
kudüs toplamı olarak bir olduğu inancı gibi.
3-) Şirk-i Takrib: Allah’a yaklaştıracakları zannıyla birtakım
putlara tapınmak; Kâinatın yaratıcısının ve düzenleyicisinin bir olduğuna
inanmakla beraber ona yaklaştıracağı inancı ile insanların
kendi yaptıkları put, heykel ve benzeri şeylere tapmasıdır. Peygamberimiz
zamanında yaşayan câhiliyye Arapları putlara, kendilerini
Allah’a yaklaştıracakları iddiası ile tapıyorlardı. Kur’an-ı
Kerim onların şöyle dediklerini anlatır: “Allah’ı bırakıp da kendilerine
birtakım dostlar edinenler derler ki: Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha
fazla yaklaştırsınlar diye tapıyoruz.“ 121
4-) Şirk-i Taklid: Çevrenin etkisinde kalarak düşülen şirk; Ataların
bâtıl inanışlarını aynen sürdürmek, bâtıl da olsa atalar dinine
inanmak. Hususi olarak beğenip seçtikleri için değil de, atalarından
geldiği için bâtıl olduğu halde kabul ettikleri inanç, düşünce
ve yaşama biçimi, şirktir. Genellikle insanların çoğu, dinini araştırıp
delilleriyle bilerek, bâtılı haktan ayırıp seçerek değil; içinde
bulunduğu toplumda o din bulunduğu için, bulduğu saflığı veya
yanlışlığıyla birlikte bir dine sahip olur. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de
müşriklerin ağzından şöyle belirtilir: “Atalarımızı bir din üzerinde bulduk.
Biz de onların izlerine uyarız.“ 122
121 39/Zümer, 3
122 43/Zuhruf, 23
ŞİRK
- 49 -
5-) Şirk-i Esbab: Sebepleri putlaştırmak; Kâinattaki her türlü
kanunun Allah’ın yaratması ve müsaadesiyle değil de, kendi kendine
oluştuğuna ve işlediğine inanmak. Evrendeki her şeyi yaratan
ve eşyanın hususiyetlerini tayin ve takdir eden Allah’tır. Kâinatta
her şeyin özellikleri vardır. Su yüz derecede kaynar, ateş yakıcıdır
gibi. Eşyaya bu özellikleri Allah vermiştir. Allah’ı hiç tanımayarak
her şeyi eşyaya ve sebeplere bağlamak şirktir. Allah her şeye bir
sebep göstermiştir. Her şeyin sebeplerine bağlı olduğuna, sebepsiz
bir şey olmadığını kabul etmekle beraber, sebepleri Allah’ın
yarattığına inanmak şirk değildir. Şirk olan, her şeyi yalnız tabiata
ve zâhirî sebeplere vermek, sebepleri gerçek fâil ve yaratıcı kabul
etmek, sebepleri putlaştırıp yüceltmektir.
6) Şirk-i Ağraz: “Acaba Allah ne der?“ yerine; “İnsanlar acaba
ne der?“ diyerek, insanların hatırını Allah’ın hatırından üstün tutmaya
ve Allah’ın rızâsı yerine insanların beğenisini tercih ederek
Allah’ın hükmünü uygulamayıp başkalarının hükmünü isteyenlerin
şirkine şirk-i ağraz denilir.
Şirk İçin Bazı Örnekler
Bu şirk çeşitleri yanında, bazı inanç ve davranışlardan dolayı
düşülen şirki, şu örneklerle ayrı ayrı ele almak da mümkündür:
Allah’ın Sıfatları Konusunda Şirke Düşmek. Allah’ın isim, sıfat
ve fiillerinden herhangi birini inkâr etmek veya başkasını bu
hususlarda ortak görmek, O’nu gereği gibi tanımamak. Sadece
Allah’a ait olan bazı sıfat ve özellikleri, Allah’la birlikte veya
O’ndan bağımsız olarak başkasına vermek. Bunun sonucu olarak,
Allah’a herhangi bir eksiklik izâfe edilir veya ortak koşulur ki, bu
tevhidi bozar. “En güzel isimler Allah’ındır. O halde Allah’a bu isimlerle
duâ edin. O’nun isimlerinde sapıklık edenleri terk edin. Yarın kıyâmette
onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.“ 123
Hâkimiyet Şirki; Allah’ın indirdiği emirlerle hükmetmemek
ve Allah ve Resulü’nün hükmünü kabul etmemek. Allah’tan
başkasını mutlak kanun koyucu kabul etmek, İslâm dışı kanunları
ve kanun koyucuları benimseyip kabullenmek de insanı şirke
sokar. Allah’ın hükümlerini bir tarafa bırakıp, tâğutların hükümlerini
uygulamak ve onlara tâbi olmak insanı tevhidden uzaklaştırır.
“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.“124;
“Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi
emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur; ancak insanların çoğu
123 7/A’râf, 18
124 5/Mâide, 44
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 50 -
bilmezler.“125; “Yoksa onların birtakım şirk koştukları ortakları mı var ki,
Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî ettiler (bir şeriat/
dinî kural kıldılar).“126; “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık
hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde
hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam mânâsıyla kabullenmedikçe iman
etmiş olmazlar.“127 Allah ve Rasûlü’nün hükmüne teslim olmamak,
İslâm’dan olan bir şeyden tiksinip hoşlanmamak, Allah’ın haram
kıldığını helâl/serbest veya helâl kıldığını haram/yasak saymak da
açık bir şirktir.
Allah’tan başkasına emretme, yasaklama, helâl ve haram kılma,
kanun koyma ve hâkimiyet hakkını verme gibi haller tevhidi
bozar, insanı şirke sokar. Allah’ın koyduğu hükümleri, ölçüleri bir
tarafa bırakarak hâkimiyeti herhangi bir şeye vermek bir mü’minin
yapamayacağı şeydir. Bu konuda Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle
buyuruyor: “Hüküm/egemenlik yalnız Allah’a mahsustur. O sadece kendisine
kul olmayı emretti. Dosdoğru din ancak budur.“128; “Onlar Allah’ı
bırakıp bilginlerini, râhiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i rabler edindiler.
Hâlbuki onlar da bir olan Allah’tan başkasına ibâdet etmekle emrolunmamışlardı.
O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir.“ 129
Kur’an’ın hak-bâtıl, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin... gibi
ölçülerini kabul etmeyerek başka ölçü ve kıstasları benimsemek,
şirktir. Bir kimse, benimsediği bu İslâm dışı ölçüleri koyanları,
Allah’ın dışında hüküm ve kanun koyucu olarak kabul ederse,
onu Allah’a şirk koşuyor demektir. Bu ölçü veya hükümleri koyan,
kişinin kendisi, yani hevâsı, babası, ataları, patronu, çevresi, içinde
yaşadığı toplum, çeşitli ideoloji ve felsefelerin kurucuları ve uygulayıcıları,
devlet veya devlet adamları... olabilir. Allah’ın itaat edilip
uyulmasına izin vermediği kimselerin görüşlerini veya İslâm’ın
çizdiği yoldan farklı bir yolu benimseyen, beşerî düzen ve yasaları
ilâhî nizama tercih eden kimse şirke girmiş demektir. Böyle bir
kimse, kendisinin müslüman olduğunu iddia etse, hatta İslâm’ın
birçok emirlerini yerine getirse bile bir tek konuda bile Kur’an’a
ters bir anlayışı, düşünce ve değer yargısını tercih etse şirke düşmüş
olur. “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkeğe
ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah
ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.“ 130
125 12/Yûsuf, 40
126 42/Şûrâ, 21
127 4/Nisâ, 65; ve yine bkz. 4/Nisâ, 59
128 12/Yûsuf, 40
129 9/Tevbe, 31
130 33/Ahzâb, 36
ŞİRK
- 51 -
Allah’tan Başka İlâh Kabul Etmek: İlâh; kendisine kulluk edilen,
yönelinen, kendisinden korkulan, aynı zamanda sevilen, sayılan,
kâinatın idaresini elinde tutan zat demektir. İlâh, her şeyi
görür, bilir, dilediğini yapmaya gücü yeter. Allah’tan başka bir zatın
da her şeyi gördüğünü, bildiğini ve evrende dilediği gibi tasarruflarda
bulunduğunu zannetmek şirktir. 131
Allah’tan Başka Rabler Edinmek: Rab kelimesinin anlamı: Eğiten,
yetiştiren, yönlendiren, terbiye eden, hükmeden, idare edendir.
Allah’tan başka rab edinmek şirktir. Allah’tan başka rab olarak
benimsenen sâlih bir insan, hatta peygamber bile olsa bu durum,
yine açık bir şirk olur. “Onlar, Allah’tan başka âlimlerini, din adamlarını
ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine rab edinmişlerdi. Hâlbuki onlar da
tek bir ilâha kulluktan başka bir şeyle emrolunmamışlardı. Zira O’ndan
başka ilâh yoktur. O, koştukları şirklerden münezzehtir.“132 insanların
Allah’tan başka rab edinmeleri nasıl olur? Allah’ın gönderdiği
Kur’an’ı bir tarafa bırakarak, üstün ve büyük bildikleri zatlara yönelip
onların her dediğini kabul eden, her hükmüne iman eden
kimseler, onların Allah’ın helâl kıldığı şeyleri haram, haram kıldıklarını
helâl kabul eden görüşlerine uyan kimseler onları rab
edinmiş olurlar. 133
Kur’ân’ın temel konusu olan tevhidle, bunun Peygamberî izah
ve uygulamasıyla yetişmiş Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi zatlar,
yöneticiliklerinde kendilerini rab olarak kabul etmemelerini insanlara
öğretmişler, “Eğer biz Allah’ın yolundan ayrılırsak, bize
itaat etmeniz gerekmez“ demişlerdi. Halkın içinden herhangi bir
genç çıkıp, “Ey Ömer, Allah’ın yolundan ayrılırsan, seni bu kılıçlarımızla
doğrulturuz“ diyebilmişti. Hz. Ömer ise, bu tevhidî şuur
dolayısıyla Allah’a hamd ediyordu.
Yakınlaştırma ve Vâsıta Anlayışıyla; Şefaatçi Kabulü ile Düşülen
Şirk: “Dikkat et, hâlis din Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine birtakım
dostlar edinenler, ‘onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’
derler.“134; “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda
verebilecek şeylere tapıyorlar ve ‘bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’
diyorlar. De ki: ‘Siz Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi
mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O, onların şirk/ortak koştukları her şeyden
uzak ve yücedir.“ 135
131 Bkz. 6/En’âm, 19; 27/Neml, 63; 41/Fussılet, 6
132 9/Tevbe, 31; ayrıca bkz. 3/Âl-i İmrân, 64; 12/Yûsuf, 39; 18/Kehf, 110
133 Bkz. 9/Tevbe, 31. âyetin izahı olarak Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an 10, hds no:
3292
134 39/Zümer, 3
135 10/Yûnus, 18
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 52 -
Allah ile insanlar arasında, ibâdetleri Allah’a çıkaran ve aracılık/
arabuluculuk yapan varlıklar olduğuna inanmak: Allah ile insanlar
arasında, Allah’ın buyruklarını insanlara ulaştıran peygamberlerden
başka, Allah ile insanlar arasında bu anlamda aracılar/
şefaatçiler yoktur. Kul ile Allah arasına ibâdet yönüyle hiç kimse
giremez. Allah, kulun ibâdetini, duâsını işitir ve onu görür. Allah,
kuluna şah damarından daha yakındır. Kul duâ ettiği zaman, Allah
onun duâsını ânında işitir. Allah’ı hakkıyla takdir edemeyen
câhiller ise, kulu Allah’a yaklaştırıcı, aracı zatların olduğuna inanırlar,
böylece şirke düşerler. Yanlış bir örnekle doğruluklarını
ispatlamaya kalkışırlar: “Bir vatandaşın cumhurbaşkanı ile görüşebilmesi
için aracılara, cumhurbaşkanına yakın zatlara ihtiyaç duyulur
da âlemlerin rabbi olan Allah ile görüşebilmek için aracılara
ihtiyaç duyulmaz mı?“ derler. Elbette cumhurbaşkanı ile herkes
görüşemez, aracılara ihtiyaç duyulur. Çünkü cumhurbaşkanı, bir
anda ancak bir kişiyle görüşebilen, bir kişiyi duyabilen âciz ve
zavallı bir varlıktır. Milyonlarca vatandaşı bir anda kabul etmesi,
onları görmesi ve işitmesi mümkün değildir. Fakat Allah bundan
âciz midir ki aracılara gerek duysun! O, bir anda bütün kâinatı ve
yarattığı varlıkları görür ve duyar. O, semî’ ve basîrdir. Çünkü O,
ilâhtır. Gerçek İlâh, âcizlik göstermez, eksik ve noksanlıktan uzaktır.
Kul ile Allah’ı karşılaştırıp kıyas ederek böyle bir şirki, ibâdet
gibi insanlara sunmak, şeytanın evliyâsının bir tuzağıdır. Bu tuzağa
düşmemek için uyanık olmak, Allah’ın kitabını okumak ve
anlamak gerekir. Allah Kitab’ında ne buyuruyor: “Rablerinin huzurunda
toplanacaklarından korkanları Kur’an ile uyar. Ki onların Allah’tan
başka velîleri ve şefaatçıları (aracıları) yoktur. Umulur ki sakınırlar.“136;
“Kullarım sana Benden sorarlarsa, Ben şüphesiz onlara yakınım. Bana duâ
edenin, duâ ettiği zaman duâsına cevap veririm. O halde onlar da Benim
çağrımı kabul etsinler ve Bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler.“ 137
Velî/Dost Edinme Şekliyle Şirk; Mü’minleri Bırakıp Kâfir ve
Münâfıkları Velî/Dost Edinmek: Sevgi, güvenme ve yardım bekleme
gibi duyguların bir araya gelip kaynaşmasından velî/dost
edinmek adı verilen yakınlık doğar. Allah, Kur’an’da velî, dost
ve yardımcı olarak kendisinin yeterli olduğunu belirtir “Allah sizin
düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Velî (gerçek bir dost) olarak Allah
yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.“138 insan için Allah’tan başka
gerçek anlamda dost ve yardımcı yoktur. “Gerçek şu ki, göklerin ve
yerin mülkü Allah’ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah’tan başka velîniz ve
136 6/En’âm, 51
137 2/Bakara, 186
138 4/Nisâ, 45
ŞİRK
- 53 -
yardımcınız yoktur.“139 Kâfirleri dost tanıyıp, müslümanları sevmemek
açık bir şirktir: “Ey iman edenler! Yahudilerle, hristiyanları dost
edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse,
o da onlardandır.“140; “Ey iman edenler! Sizden önce Kitap verilenlerden
dininizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları ve kâfirleri dost edinmeyin.
Eğer gerçek mü’minlerden iseniz Allah’tan korkun.“ 141
Kâfirleri velî ve yönetici tanımak açık bir şirktir. Velî kelimesi,
Arapçada hem dost, hem de sahip, yönetici anlamına gelir.
Mü’minler birbirlerinin dostudur. Allah da mü’minlerin sahibi ve
yöneticisidir. Bir mü’min, Allah için ve O’nun izin verdiği mü’minleri
velî/dost edinmeyi bırakıp kâfirleri dost ve yönetici olarak kabul
ederse, imanı boşa çıkar ve müşrik olur. “Allah, mü’minlerin velîsidir.
Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velîsi ise tâğuttur. Onları
aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. Onlar ateş arkadaşlarıdırlar. Orada temelli
kalacaklardır.“142; “Ey iman edenler, kendilerine Kitap verilenlerden
herhangi bir gruba itaat ederseniz, onlar sizi, imanınızdan sonra çevirip
kâfir yaparlar.“143 Velî, yani gerçek ve mutlak anlamda yönetici, dost
ve yardımcı edinilmeye lâyık yegâne varlık Allah’tır. O’ndan başkaları,
kendilerine bile yardım etmeye güçleri yetmeyen, kendileri
de Allah tarafından yaratılmış olan, her bakımdan Allah’a muhtaç
ve bağımlı olan âciz varlıklardır. “De ki: ‘Gökleri ve yeri yoktan var
eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı velî/dost edineceğim?’
De ki: ‘Bana müslüman olanların ilki olmam emrolundu.’ Ve
‘sakın Allah’a ortak koşan müşriklerden olma!’ (denildi).“144 Müşriklerin
önemli bir özelliği, kendilerine Allah’tan başka dostlar edinmeleridir.
Allah’ı bırakıp kullarını velî (mutlak yönetici, dost ve yardımcı)
edinmek, Kur’an’a göre şirktir. “İnkâr edenler, Beni bırakıp
kullarımı evliyâ/dostlar, velîler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz
cehennemi kâfirler için bir konak/durak olarak hazırladık.“145; “Yardım
görürler umuduyla, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki onların (o
sahte tanrıların, taptıkları putların) kendilerine yardım etmeye asla güçleri
yetmez. Bilâkis onlar, bu mâbutlar için yardıma hazır askerlerdir.“ 146
Herhangi Bir İbâdet Şekliyle, Özellikle Duâ Hususunda Şirke
Girmek, İbâdeti Allah’tan başkasına yapmak. Allah’tan başkasına
secde etmek, Allah’tan başkası adına kurban kesmek, Allah’tan
139 9/Tevbe, 116
140 5/Mâide, 51
141 5/Mâide, 57
142 2/Bakara, 257
143 3/Âl-i İmran, 100
144 6/En’âm, 14
145 18/Kehf, 102
146 36/Yâsin, 74-75
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 54 -
başkasına duâ etmek gibi fiiller tevhidi bozar. “De ki, şüphesiz benim
namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız âlemlerin Rabbi
olan Allah içindir.“ 147; “Ancak Sana ibâdet/kulluk eder, ancak Senden
yardım ister, medet umarız (Ey Allah’ım!)“148; “Allah ile beraber başka
bir ilâha yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.“149;
“Allah’tan başkasına (yalvarıp) duâ edenden daha sapık kim vardır? Yalvardıkları
o kimseler kıyâmet gününe kadar onlara cevap veremezler ve
onların duâlarından habersizdirler.“150; “Allah’tan başka duâ ettikleriniz
sizin gibi kullardır.“151; “Allah’ı bırakıp da duâ ettikleriniz size yardım etmeye
muktedir olamazlar; Onlar, kendilerine bile yardım edemezler.“ 152
İlâhî gücün tamamı Allah’ın elindedir. O’ndan başka böyle bir
güce sahip kimse yoktur. Duâ elbette, güç ve kudret sahibi, yardım
etme ve tasarruf sahibi olma gibi şartları taşıyan kimseye yapılır.
Müşrikler, Allah’ın dışında, bu tür şartları, vasıfları üzerinde
taşıyan zatların olduğuna inanırlar. Onlara yönelerek medet umar,
duâ ve niyaz ederler. Tevhîdî bir imana sahip olan, şirklerden arınmış
bir mü’min ise yalnızca Allah’a yalvarır, ihtiyacını O’na arzeder
ve yalnızca mutlak anlamda O’ndan yardım diler. Müşrikler,
yardım ümidiyle; ölülere, mezar taşlarına, türbelere ve kutsal saydıkları
yerlere giderek orada çeşitli ibâdetler yaparlar, onlar için
adaklar ve kurbanlar keserler, çaputlar bağlarlar, şekiller çizerler,
orada medfun olan yatır veya evliyâ dedikleri zatlara duâ edip arzularına
nâil olmak isterler. İnsanların çoğu, bilmeden bu tür şirke
düşer. Câhillik, insanı şirke götüren en kolay, en kestirme yoldur.
Hele İslâm dışı bir çevrede, İslâm’ı yozlaştıran ve tahrif eden bir
anlayışın hâkim olduğu, gerçek dinin mahkûm olduğu ortamlarda
bu yol daha hızla kişiyi şirke ulaştırır.
Câhil halk, Allah’tan başka yatırlara, türbelere duâ etmekte,
hatta bazen Allah’ın Rasûlünü de kendi şirkine âlet etmektedir.
Bazı câhil insanlar, duâ ederken: “Ya Rabbi, Ya Rasûlallah!“
diye nidâ etmektedir. Dolayısıyla hem Allah’a, hem de Allah’ın
Rasûlüne duâ ediyor. Bunun sebebi, çoğunlukla “Rasûlullah“
kelimesinin anlamını bilmemek olmalıdır. İkinci sebep ise,
Rasûlullah’ın ölümsüz olduğu, herkesi görüp gözeterek ümmetinin
yardımına her an koştuğu inancı olabilir. Hurâfe ve şirk inancı,
insanlara Peygamber’in ölümsüz olduğunun yanında, evliyâların,
Hızır’ın, Mehdi’nin, Mesih’in ölümsüz olduğunu, fakat bunların
147 6/En’âm, 162
148 1/Fâtiha, 5
149 26/Şuarâ, 213
150 46/Ahkaf, 5
151 7/A’râf, 194
152 7/A’râf, 97
ŞİRK
- 55 -
gizli yaşadıklarını, herkesin onları görmesinin mümkün olmadığını
kabul ettirmiştir. Oysa peygamberlerin ölümlü olduğunu Kur’an
bize açıkça ifade etmektedir: “Muhammed ancak bir peygamberdir/
elçidir. O’ndan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da
öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle)
geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri
mükâfatlandıracaktır.“153 Peygamberimiz’in vefatından sonra,
onun ölümüne inanmak istemeyenlere karşı Hz. Ebû Bekir’in
cevabı meşhurdur: “Herkes bilsin ki Muhammed (s.a.s.) ölmüştür.
Kim, Muhammed’e tapıyorsa O, beşerdi ve öldü. Kim de Allah’a
tapıyorsa bilsin ki O, diridir, hayy ve kayyûmdur. Kendisinden başka
ilâh olmayan tek Allah’tır.“
“Sizden hiçbiriniz, beni ana babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan
daha fazla sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.“ insanlar içinde
en çok, hatta kendi nefsimizden daha fazla Allah Rasûlünü
sevmek zorundayız. Bu sevgi, “anam babam (ve kendim, senin
uğruna) fedâ olsun yâ Rasûlallah!“ diyen ashâbın dillendirdiği
fedâkârlık boyutlarında da olmalıdır. Ama Allah için sevmekle,
Allah’ı sever gibi sevmek, tevhidle şirk kadar birbirinden apayrı
şeylerdir. Peygamberlerini sevmekte aşırıya giderek şirke düşen
hristiyanlar, peygambere duâ edip yalvarır, ondan bir şeyler isterken;
tevhidî esaslara bağlı olan mü’minler, peygamberleri için
Allah’a duâ eder, Allah’ın ona rahmet etmesini isterler; yani salevat
getirirler. Birinde kendisinde ilâhî özellik görülerek duâ edilen,
Allah’a şirk koşulan bir yanlış sevgi; diğerinde, kendisi için Allah’a
duâ edilen, insan olarak büyüklüğüne rağmen, duâya, Allah’ın
rahmetine muhtaç kabul edilen bir kul olarak doğru sevgi...
Allah ve Rasûlü’nden Geldiği Kesinlikle Sâbit Olan Nasslara,
Hükümlere Bir Bütün Olarak Tümüne İnanmamak: Kim Kur’an’ın
hükümlerinden birini geçersiz sayıyor veya ona inanmıyorsa o
kişi Allah’a ortak koşmuş olur. “...Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına iman
edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası,
ancak, dünya hayatında rüsvaylık/rezilliktir. Kıyâmet gününde ise en
şiddetli azaba itilmektir. Allah, sizin yapmakta olduklarınızdan asla gâfil
değildir.“154; “...Sakın dinlerini parçalayan, fırka fırka olan ve her fırkası,
kendi elindekiyle sevinen müşriklerden olmayın.“ 155
Kur’an’la, Sünnetle, Dinle, Peygamberle Alay Etmek, Onlara
Hakaret Etmek: “Eğer onlara, (niçin alay ettiklerini) sorarsan, elbette,
153 3/Âl-i İmrân, 144
154 2/Bakara, 85
155 Rûm, 31-32
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 56 -
‘biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk’ derler. De ki: ‘Allah ile O’nun
âyetleriyle ve O’nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? (Boşuna) özür
dilemeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Sizden
(tevbe eden) bir grubu bağışlasak bile bir gruba da suçlu olduklarından
dolayı azab edeceğiz.“156; “O (Allah), Kitap’ta size şöyle indirmiştir
ki: ‘Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz
zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (başka konuya
geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi
olursunuz. Elbette Allah, münâfıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya
getirecektir.“ 157
Allah’tan Başkasına Tevekkül Etmek, Mutlak İtimad ve Güven
Duymak: “Mü’min iseniz Allah’a tevekkül ediniz..“158; “De ki: ‘Allah’ın
bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isâbet etmez. O bizim
mevlâmızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.“159;
“Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka ilâhlar edindiler. Hâlbuki onların
(o sahte tanrıların, taptıkları putların) kendilerine yardım etmeye asla
güçleri yetmez. Bilâkis onlar, bu mâbutlar için yardıma hazır askerlerdir.“
160
Sevgi, Hürmet ve Bağlılık Yönüyle Şirk. Bir insanı veya Nesneyi,
İdeolojiyi Aşırı Şekilde Severek Putlaştırmak: “(İbrahim onlara)
dedi ki: ‘Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna
Allah’ı bırakıp birtakım putlar (tanrılar) edindiniz...“161; “İnsanlardan bazısı
Allah’tan başkasını Allah’a -hâşâ- eşler, ortaklar, benzerler edinirler de
onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri
daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak
bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın
gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.“162; “Biz insana, anne ve babasına
(karşı) ihsânı/güzelliği tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin
olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa,
bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı
size haber vereceğim.“ 163 Ve bir hadis-i şerif: “Ümmetim adına
en çok korktuğum şey Allah’a şirk koşmaktır. Ancak benim söylediğim,
onların güneşe, aya, putlara tapmaları değildir. Benim korktuğum şirk,
Allah dışındaki şeylerin hoşnutluğunu gözeterek ameller yapmak ve gizli
156 9/Tevbe, 65-66
157 4/Nisâ, 140
158 5/Mâide, 23
159 9/Tevbe, 51
160 36/Yâsin, 74-75
161 29/Ankebût, 25
162 2/Bakara, 165
163 29/Ankebût, 8
ŞİRK
- 57 -
şehvettir.“ 164
Allah’tan Başkasının da Gaybî Yollarla Fayda ve Zarar Verebileceğine
İnanmak: Gaybî yollarla, yani arada hiçbir vâsıta olmadan,
mûcizevî bir şekilde yapılan yardıma, böyle bir güce ancak
İlâh sahiptir. İlâh ise yalnızca Allah’tır. Allah’tan başka hiçbir
varlık hiçbir surette gaybî yollarla hiç kimseye fayda da zarar da
veremez. Böyle bir güce peygamber de sahip değildir. “De ki: ‘Ben
Allah’ın dilediğinden başka kendime (bile) herhangi bir fayda veya zarar
verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok
hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı, ben sadece
inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.“165; “De ki: ‘Allah’ı bırakıp
da sizin için fayda ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz?
Hakkıyla işiten ve bilen yalnız Allah’tır.“ 166
Allah’ın Âyetlerinden Yüz Çevirmek: Kur’an’dan, Allah’ın
âyetlerinden yüz çevirmek, onları önemsemeden hayatına yön
vermek, yaşadığı hayatı Kur’an’a uymayan bir tarzda sürdürmek
de şirktir. Çünkü insan ancak Allah’ın âyetlerini yaşadığı sürece
Allah’a kulluk eder. Allah’ın âyetlerinden uzak olduğu zaman
Allah’a kulluktan da uzaklaşır. Ya hevâsının, heveslerinin kulu
olur, ya da uyduğu lider ve büyüklerinin kulu olur. “Allah’ın âyetleri
sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine yalvar
ve sakın müşriklerden olma!“167; “Şu hevâ ve hevesini kendisine ilâh
edinen kimseyi gördün mü?“168; “Âyetlerimiz size okunmadı mı? Fakat
siz, büyüklük tasladınız ve suçlu bir kavim oldunuz.“169; “...Âyetlerimizi
tanımayıp yalanlayanlar ise, işte onlar cehennem ateşinin dostlarıdır ve
orada ebedî kalacaklardır.“ 170
İtaat ve İttibâ Yoluyla Şirk. Tâğutların Hükmünü Allah’ın
Hükmüne Tercih Etmek, İslâm’ın Yaşanıp Kur’an’ın Hâkim Olmasını
İstememek, Rasûlullah’ın Örnek ve Önder Olduğunu Kabullenmemek.
“Yoksa onların birtakım şirk koştukları ortakları mı var ki,
Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşrî ettiler (bir şeriat/
dinî kural kıldılar.“171; “Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler
(ilâhlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir
ilâh’a ibâdet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh
164 İbn Mâce, hadis no: 4205
165 7/A’râf, 188
166 5/Mâide, 76
167 28/Kasas, 87
168 45/Câsiye, 23
169 45/Câsiye, 31
170 2/Bakara, 39
171 42/Şûrâ, 21
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 58 -
yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.“ 172
Kötülüğü Hoş Karşılayıp Yayılmasına Seyirci Kalmak, Kötülüğü
Emretmek: “Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar (sizden değil), birbirlerindendir.
Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkor ve cimrilik ederler.
Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu (Onları terketti, hidâyet ve
yardımını kesti)! Çünkü münâfıklar fâsıkların kendileridir!“ 173
Korku Yönüyle Şirk: “Allah dedi ki: ‘İki ilâh edinmeyin. O, ancak tek
bir ilâhtır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun.’ Göklerde ve yerde
ne varsa O’nundur. Din de (itaat ve kulluk da) sürekli olarak O’nundur.
Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup sakınıyorsunuz?“174; “Allah,
kuluna yeterli değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah,
kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.“175; “İşte o şeytan,
ancak kendi dostlarını (veya sizi kendi dostlarından) korkutur. Şu halde,
eğer iman etmiş kimseler iseniz onlardan korkmayın, Benden korkun.“ 176
Müşrikler, taptıkları şeylerin kendilerine zarar verebileceğini
düşünerek, onlara kulluk edebilirler. Hz. Hûd’a (a.s.) onlar şöyle
diyorlardı: “Tanrılarımızdan biri seni çarpmıştır’ demekten başka bir şey
söylemeyiz.“177 Buradaki “çarpmak“, daha ziyade “deli etmek“ şeklinde
izah edilmiştir.
Cibt ve Tâğuta da İnanmak: Cibt: Asılsız ve bâtıl olan hurâfeler,
Allah’tan başka kulluk edilen her şey, put vb. şeylerdir. Cibt; büyücülük,
müneccimlik, gaybdan/gelecekten haber verme, kehânet
gibi şeylere denir. Tâğut ise: Allah’ın çizdiği sınırları aşan, sapmış,
azgın kimseler; Allah’ın hükmüne alternatif olma iddiasındaki
anlayış, düzen, sembol, put veya şahıslardır. Bunlar, Allah’ın Kitabında
olmayan ve Kitab’a aykırı olan hükümleri ve kanunları
insanlara Allah’ın kanunları gibi sunarlar. Cahil kimseler de bunlara
aldanıp inanırlar. Böylece imanlarını boşa çıkarırlar. “Kitaptan
bir nasip verilenleri görmüyor musun? Cibt ve tâğuta (putlara ve bâtıl
tanrılara) iman ediyorlar. Sonra da kâfirler için ‘bunlar, Allah’a iman edenlerden
daha doğru yoldadır’ diyorlar. İşte bunlar, Allah’ın lânetledikleridir.
Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı
bulamazsın.“178 “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman
ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Tâğutun önünde mahkemeleşmek,
onların hükümlerini uygulamak istiyorlar. Oysa onu tanımamakla
172 9/Tevbe, 31; Ve bkz. 4/Nisâ, 65, 59; 33/Ahzâb, 36
173 9/Tevbe, 67; Ve bkz. 5/Mâide, 78-79
174 16/Nahl, 51-52
175 39/Zümer, 36
176 3/Âl-i İmrân, 175
177 11/Hûd, 54
178 4/Nisâ, 51-52
ŞİRK
- 59 -
emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.“ 179
Tasarruf ve Hulûl Yoluyla Şirk.
r- Kur’an’ın Zâhirî Mânâsına Ters Düşen Bâtınî Anlamlarının
Olduğuna, Bunları da Ancak İlham Aracılığıyla Az Sayıda insanların
Bilebileceğini İddia Etmek.
s- Tevhid Ehli Bir Mü’mini Haksız Yere Tekfir Edip Katlini
Helâl Saymak.
İttibâ Şirki
İnsanın inanç, düşünce ve davranışları yönüyle şirki üçe ayırmak
mümkündür: İtikad şirki, ibâdet şirki ve ittibâ şirki. Bırakın
eğitim kurumlarını, câmiilerde bile (istisnalar dışında) tevhidden
şirkten pek bahsedildiği olmaz. Olursa bile yasak savma bâbından
ve fincancı katırları ürkütmemeye özen göstermek adına hakla
bâtıl karıştırılarak veya hakkı ketmederek... Abdesti bozan şeylerin
üzerinde durduğu kadar insanlar tevhidi bozan konulara önem
vermez. Hâlbuki insanların kurtuluşunun yolu, Kur’an kavramlarının
tashihi, boşaltılan içlerinin yeniden Kur’anî değerlendirmelerle
doldurulmasıdır. Özellikle de lâ ilâhe illâllah kavramının, yani
tevhid ve şirk gibi temel kavramların düzeltilmesi gerçekleşmeden
dünyamızın da âhiretimizin de kurtulması mümkün değildir.
Bütün şikâyet edilen olumsuzluklar, bu kavramların düzeltilmesine
ve sağlam şekilde yaşanmasına bağlıdır. Filistin topraklarında
siyonist yahûdiler başta olmak üzere, İslâm topraklarını işgal eden
zâlim kâfirler silâhtan korkmuyor, zaten müslümanın elindeki
silâhın pek korkutmaya yetecek önemi de yok. Ama onlar, eliyle
(veya buna gücü yetmiyorsa) diliyle, kalemiyle kendilerini taşlayan
mü’minin akîdesinden çekiniyor, korkuyor. Tevhid eri Allah’ın
askerini, ölümden korkmayan canlı şehidi korkutup yıldıracak hiçbir
silâhın mevcut olmadığı gibi; tevhid bilincine sahip insan da
imanı oranında kâfirlerin korkulu rüyası olmaktadır.
Islah çalışmaları, ülkeyi kalkındırma planları en azından iki
yüz senedir uygulanan batılı tarzdaki yaklaşımlarla iflas etmiştir.
Şirk düzeninin ıslah edilmesi mümkün de değildir, doğru da olmaz.
“Zulmedenler, hangi inkılâpla devrilip döndürüleceklerini yakında
bileceklerdir.“180 Çözüm, câhiliyye düzenini devirip yerine saâdet
asrının anlayışını yerleştirmektir. Aynen Peygamber’in yaptığı gibi.
İnsanları sahih akîdeye, tevhidî bilince, Kur’ânî eğitime, inkılâbî
çizgiye yönlendirmedikçe uğraş ve gayretler, delik kabı suyla
179 4/Nisâ, 60
180 26/Şuarâ, 227
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 60 -
doldurmaya benzeyecektir. Siz ne kadar (sadece fazilet, ahlâk ve
benzeri özellikleri teşvik ederek) delik kabı doldurursanız, o, kısa
zaman içinde boşalacaktır.
Tevhid, İslâm’ın birinci ve en büyük esasıdır. Kur’an’an en fazla
önem verdiği konudur. Mekke’de inen âyetlerin hemen hepsi
tevhide vurgu yapan âyetlerdir. Medine’de inen âyetler de, çoğunlukla
tevhide atıfta bulunur, onu kökleştirmeye çalışır. Ahkâm
âyetlerinin ekserisi “Ey iman edenler...“ diye tevhide işaretle, o temeli
güçlendirmek ve üstüne bina dikmek için alt yapıya dikkat
çeker. Tevhid, bir zaman konuşulup birazcık üstünde durularak
başka söze geçilecek bir konu değildir. Hemen her konu buna
dayanmalı, müslümanın hayatından hiçbir zaman geri planlara
atılmamalı, bu konu hiç bitmemelidir. “Ey iman edenler, İman edin!
(imanınıza devam edin, yeniden ve kâmil anlamda iman edin, imanınızı
yenileyin, güçlendirin, imanda sebat edin).“ 181
“Lâ ilâhe illâllah“ hükmü, beşerî hayatta süreklidir. Sadece
kâfirler inanmak için, müşrikler inançlarını düzeltmek için çağrılmaz
ona. Mü’minler de ona çağrılır ve onlara sık sık hatırlatılır.
Kalplerinde canlı ve sâbit kalması, hayatlarında etkili olması, gereklerini
ihmal etmemeleri için “Ey iman edenler, İman edin!“ diye
uyarılır. Kur’an, insanın hayat programını çizen bir kitap olduğu
için tevhide karşı bu önemi ve titizliği gösterir. Allah, tek yaratıcı,
yegâne hâkim ve yönetici, rızık verici... olduğundan yalnız O’na
ibâdet edilmeli, başkası O’na ortak koşulmamalıdır: Bu, Allah’ın
kulları üzerindeki en büyük hakkıdır. Allah, kullarının ibâdetine
muhtaç değildir, ama insan muhtaçtır ve her an mutlaka ibâdet
halindedir; ya Allah’a veya Allah’ın dışındakilere. İnsan, imanla
küfür arasında, sahte ilâhlarla gerçek İlâh arasında bir tercih yapmalıdır.
Âdemoğlu, hem Allah’a hem de şeytana kul olarak yaşayamaz.
182; “Tâğuta kulluk/ibâdet etmekten kaçınan ve tam gönülle
Allah’a yönelenlere müjdeler! Dinleyip de sözün en güzeline tâbi olan
kullarımı müjdele!“183 Bunun için insan daima “Lâ ilâhe illâllah“a
muhtaçtır.
Bütün peygamberler, kavimlerine bu sözü tebliğ ediyor, “yalnız
Allah’a kulluk edin, O’ndan başka ilâhınız yoktur“ diyerek insanları
tevhide dâvet ediyorlardı. Peygamberimiz de kavmini bu
esasa çağırıyordu. Amcası Ebû Tâlib’e “Onu söyle, onunla Allah’ın
yanında sana şefaatçı olmam için bir cümle: Lâ ilâhe illâllah...“
181 4/Nisâ, 136
182 Bkz. 33/Ahzâb, 44
183 39/Zümer, 17-18
ŞİRK
- 61 -
diyordu. Câhilî tavır, eski peygamberlerin kavimlerinden itibaren
bu cümleyi kabullenmiyor, bu dâveti reddediyordu. Niçin? Sadece
bir cümle için mi, yoksa o cümlenin anlam ve gerekleri için
mi? Çağrıldıkları hayatla, yaşadıkları hayat arasında bir uçurum
vardı. Dâvete karşı çıkışlarının çeşitli şekilleri ve çeşitli sebepleri
vardı: Vahy olayını, yeniden dirilmeyi, hesap ve cezayı yalanlıyorlardı.
İlâhın tek bir ilâh olmasını, babalarının yolundan ayrılmayı,
Kitab’a uymayı, Allah’ın hudûdunu kabul etmiyorlardı. Bir de
ahlâkî çıkmazları vardı: İçki, kumar, zina, zulüm... Ama bunların
temeli itikad ve itaat idi; inanç, düşünce, helâl ve haram ve ahlâkı
içeren kapsamıyla Allah’tan bir din kabulünü benimsemedikleri
gibi böyle bir dinin bağlayıcılığını da kabul etmiyorlardı.
Kur’an’ın önemle vurguladığı, bütün sorunları içeren iki baş
sorun vardı: İbâdetin tek olan Allah’a yapılması ve helâl-haramda
Allah’ın indirdiğine uyulması. Şirk, inançta Allah’tan başka
ilâhların varlığına inanma, amelde ve ibâdette Allah’tan başkasına
yönelme ve Allah’tan başkasının Allah’a rağmen hüküm koyması,
helâl haram tayin etmesidir. İşte bunun için müşrik Araplar,
kelime-i tevhidi kabul etmediler, onu söylemeye yanaşmadılar.
Yığınlar, tutucudur; alıştıkları çok sayıdaki ilâhları, atalarının yolunu
bırakmayı kolay kabullenmezler. Elleriyle tutabildikleri, duyu
organlarıyla algıladıkları eşyaya bağlıdırlar. Mele’ (ileri gelenler,
müstekbirler, tâğutlar) ise, onların ilâhlara bağlılığı gerçekçi değil;
sahtedir, şeklîdir. Mevcut sahte ilâhları savunmaları, onların adıyla
halk kitlesini sömürmelerinden kaynaklanır. Bu zâlimlere göre,
gerçek sorun hâkimiyet sorunudur. Onlar mı, yoksa şeriatının uygulanması
yoluyla Allah mı? Bütün câhiyyelerdeki müstekbirleri
tevhid çağrısıyla savaşa iten gerçek sorun budur. Hakları olmayan
egemenliğin ve otoritenin ellerinden çıkıp sömürünün ortadan
kalkması onların işine gelmez. Hâlbuki otorite, hüküm; tek yaratıcı,
rızık verici... Allah’a aittir. “...Dikkat edin, yaratmak da emretmek/
hükmetmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!“184;
“...Hüküm sadece Allah’a aittir.“185; “Hiç yaratan, yaratmayan gibi midir?
Hiç düşünmüyor musunuz?“186; “Allah’tan başka size gökten ve yerden
rızık verecek bir yaratıcı var mı? O’ndan başka ilâh yoktur. O halde, nasıl
oluyor da (tevhidden) çevriliyorsunuz (imanı istemeyip küfre dönüyorsunuz)?“
187
Buna rağmen, toplumun üst tabakası açık veya gizli
184 7/A’râf, 54
185 12/Yûsuf, 40
186 16/Nahl, 17
187 35/Fâtır, 3
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 62 -
diktatörlükle yığınlar üzerindeki otoriteleri neticesinde hevâlarına,
süflî arzu ve heveslerine hizmeti kaybetmek istemezler. Aslan payının
ellerinden çıkmasına tepkiyi arkasına gizlendikleri, aslında
kendilerinin de inanmadığı sahte putların gölgesine sığınarak,
güya onlar adına sürdürürler. Yönetimi ve rantı elinde bulunduranlar,
bundan dolayı, koltuklarına alternatiflerden, makamlarına
aday olanlardan daha çok, tevhid çağrısından çekinirler. Bütün
güçlerini tevhidle savaşa hazırlarlar. Yığınları kandırır, korkutur,
tevhidi savunanları karalar, onlara komplo kurar ve halkı onlara
karşı kışkırtırlar. “Firavun dedi ki: ‘Bırakın, Mûsâ’yı öldüreyim de, o Rabbine
duâ etsin, yalvarsın (bakalım O Mûsâ’yı kurtaracak mı?) Çünkü ben,
onun dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bir fesat/bozgunculuk
çıkaracağından korkuyorum.“ 188
Mekke’deki olay da aynıydı. Mele’, Kureyş’ti orada. Düşmanlık
ve savaş, onlarla Rasûlullah arasında değil; onlarla dâvet, tevhid
arasındaydı. Kendilerine karışmayacak “el-emîn“ Muhammed
(s.a.s.)’den şikâyetçi değillerdi. Onun için, dâvetten vazgeçmesi
halinde mal, mülk, dünya varlığı, hatta yöneticilik teklif ve takdim
ediliyordu. Dâvetle düşmanlık, ister istemez onlarla dâvetin temsilcisi
arasında bir savaşa dönüşüyordu. Putlar yalnız değildi rablık
anlayışında. Şirk de tek çeşit değildi: Kabile tapınılan bir rabdı,
baba ve dedelerin örfü, kamuoyu tapınılan bir rabdı. Kureyş ve
diğer büyük kabileler, Araplara dediğini yaptıran ve dilediğini haram
yapan rablerdi.
Ve bazıları iman etti; Örnek nesil, sahâbe denilen altın nesil.
Lâ ilâhe illâllah nasıl yer ediyordu onların hayatında? Ondan ne
anlıyorlardı? Sadece kalple tasdikten, dille ikrardan mı ibaretti
onların hayatında? Mü’minlerin nefisleri (her şeyleri) tevhidle değişince,
şirkin pis renklerinden aklanınca onlarda çok büyük değişme/
inkılâb oldu. Sanki yeniden doğmuşlardı... İnsanlık açısından,
bir insanın bir şeye inanması, ardından da bütün tavırlarının inandığının
tersi veya muhâlifi olması normal midir, mümkün müdür?
Zehirli bir yılanın öldürücü olduğuna inanan ve ölmek de istemeyen
bir insanın, elini yılanın ağzına hiç tedbir almadan sokması
düşünülebilir mi? Ateşin yakıcı olduğuna inanan kimsenin elini ve
tüm vücudunu ateşe atması?! Peki, gerçekten Allah’a iman eden
tevhid eri bir mü’minin Allah’a itaat etmemesi, O’nu tek mâbud,
tek rızık verici, tek otorite... kabul ettiğini davranışlarında göstermemesi
nasıl olur?!
İman iddiası, itaat ile ispat edilmeden insanı kurtaramaz.
188 40/Mü’min, 26; Ve yine bkz. 10/Yûnus, 75-78; 43/Zuhruf, 54
ŞİRK
- 63 -
Bu konuda Kur’an’dan açık hükümleri görelim: Adiy bin Hâtem,
Rasûlullah’ın yanına girdi. Peygamberimiz şu âyeti okuyordu:
“Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve râhiplerini rabler (ilâhlar) edindiler ve
Meryem oğlu Mesih’i de... Oysa onlar, tek olan bir ilâh’a ibâdet etmekten
başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların
şirk koştukları şeylerden yücedir.“189 Adiy: “Ya Rasûlallah, hristiyanlar
din adamlarına ibâdet etmiyorlar, onları rab ve ilâh edinmiyorlar
ki“ dedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: “Onlara haramı helâl, helâlı da haram
yaptılar, onlar da uymadılar mı din adamlarına?“ Adiy: “Evet“ dedi.
Efendimiz buyurdu ki: “İşte bu, onlara ibâdettir.“ 190
“Rabbinizden size indirilen Kitab’a uyun. O’ndan başka dostlar edinerek
onlara uymayın.“191; “Yoksa Allah’ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara
meşrû kılacak ortakları mı vardır?“192; “Ayrılığa düştüğünüz herhangi
bir şeyde hüküm vermek, Allah’a aittir.“193; “...Doğrusu, şeytanlar, sizinle
tartışmaları için dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz
siz müşrik olursunuz.“194; “Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan
çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı
içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman
etmiş olmazlar.“195; “(Münâfıklar,) ‘Allah’a ve Rasûlüne inandık ve itaat
ettik’ diyorlar. Sonra onlardan bir grup, bunun ardından dönüyor. Bunlar
mü’min değillerdir. Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne
çağrıldıkları zaman, hemen onlardan bir grup yüz çevirir.“196; “Kim Allah’ın
indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.“197; “Yoksa
câhiliyye hükmünü mü istiyorlar? İyice bilen bir toplum için Allah’tan
daha güzel hüküm veren (hüküm koyan) kim olabilir?“198; “Allah, hüküm
verenlerin en üstünü değil midir?“199; “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin,
Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre. Eğer bir hususta anlaşmazlığa
düşerseniz, Allah’a ve âhirete gerçekten iman ediyorsanız, onu
Allah’a ve Rasûlüne götürün (onların tâlimâtına göre halledin); bu hem
hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.“200; “Allah ve Rasûlü,
bir işte hüküm verdiği zaman, artık iman etmiş bir erkek ve kadına, o işi
189 9/Tevbe, 31
190 Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’an 10, hadis no: 3292; Tirmizî şerhi Tuhfetu’l-Ahvezî,
hadis no: 5093
191 7/A’râf, 3
192 42/Şûrâ, 21
193 42/Şûrâ, 10
194 6/En’âm, 121
195 4/Nisâ, 65
196 24/Nûr, 47-48
197 5/Mâide, 44
198 5/Mâide, 50
199 95/Tîn, 8
200 4/Nisâ, 59
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 64 -
kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.“201; “...Dikkat edin, yaratmak
da emretmek/hükmetmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allah ne
yücedir!“202; “İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm (şirk) bulaştırmayanlar
var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.“203;
“...Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi
emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu
bilmezler.“ 204
Allah’a ve Rasûlüne itaat, ebedî cennete götürdüğü gibi,
Allah’a ve Rasûlüne itaatsizlik/isyan da kişiyi ebedî cehenneme
ulaştırır: “Bunlar Allah’ın (koyduğu) sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine
itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır;
orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur. Kim Allah’a
ve Peygamberine karşı isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa Allah onu
devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.“205;
“Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: ‘Ganimetler Allah ve Peygamber’e
aittir. O halde siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin,
Allah ve Rasûlüne itaat edin.“206; “Tâğuta kulluk etmekten kaçınıp
Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en
güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler
onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.“207; “(Rasûlüm!) De ki: ‘Eğer
Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: ‘Allah’a
ve Rasûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.“
208
Ve bir hadis-i şerif: “Ümmetimle ilgili olarak korktuklarımın en korkutucusu
Allah’a şirk/ortak koşmalarıdır. Dikkat edin; ben size ‘onlar aya,
güneşe ve puta tapacaklar’ demiyorum. Fakat onlar (hâkimiyet hakkını
bazı fertlerde, zümrelerde meclis ve toplumlarda görecekler), Allah’tan
başkasının emirlerine ve arzularına göre iş yapacaklardır.“ 209
Hüküm koyma (teşrî), “Lâ ilâhe illâllah“la direkt ve sağlam bir
şekilde irtibatlıdır. Bu bağ da, hiçbir durumda kopmaz. “Allah’ın
201 33/Ahzâb, 36
202 7/A’râf, 54
203 6/En’âm, 82
204 12/Yûsuf, 40
205 4/Nisâ, 13-14
206 8/Enfâl, 1
207 39/Zümer, 17-18
208 3/Al-i İmrân, 31-32. Yine bkz. 4/Nisâ, 60, 61, 64; 49/Hucurât, 15; 29/
Ankebût, 2-3; 2/Bakara, 214; 24/Nûr, 50-54; 3/Âl-i İmrân, 142; 9/Tevbe, 16;
23/Mü’minûn, 115
209 İbn Mâce, hadis no: 4205
ŞİRK
- 65 -
indirdiğiyle hükmetmeyenler kâfirlerdir.“210 âyetinde fukahâ, Allah’ın
indirdiğiyle hükmetmeyen kimse, bunu helâl saymadıkça tekfir
edilmez, eğer helâl saymıyorsa, dinden çıkarmayan küfür (küfrün
gerisinde bir küfür, yani büyük günah) demişlerdir. Taraflardan birinden
rüşvet aldığından, önündeki meselede Allah’ın indirdiği dışında
bir şeyle hüküm veren hâkim de bu yaptığıyla tekfir edilmez.
Allah’ın gazabına uğramış bir günahkârdır. İctihad edip önündeki
konuda yanılan ve Allah’ın indirdiği dışında bir şeyle hüküm vermiş
olan biri ise günahkâr da değildir. Bilâkis niyeti ihlâslı oldukça
ictihadına ecir de vardır. Ve sayılan diğer fıkhî hususlar...
Evet, lâkin bunların hiçbiri, Allah’ın indirdiği dışında bir şeyi
teşrî ile ilgili değildir. Önündeki bir konuda, helâl saymamak şartıyla,
fıkıh kitaplarında belirtilen herhangi bir nedenle Allah’ın indirdiği
dışında bir şeyle hüküm vermek başka, Allah’tan ayrı olarak
teşrî/hüküm koyma başka bir şeydir. Birinci durumda Allah’ın
dinini kaynak olarak kabuldeki itiraf (uygulamadaki farklılığa
rağmen) bozulmuyor. İkinci durumda, kendi yanından Allah’ın
dinine muhâlif haramlar helâllar koyuyor. Ardından açıkça veya
lisan-ı haliyle: “Allah’ın dinini değil; benim hükmümü/kurallarımı
uygulayın, çünkü bu, ona denktir veya bu, Allah’ın kanunundan
daha üstündür, kıymetlidir“ diyor. İslâm tarihinde fıkıh âlimleri,
bunun dinden çıkaran bir şirk ve küfür olduğunda ihtilâf etmemiştir.
Yine, fıkıh âlimlerinin tarihten bu yana hiç ihtilâf etmeden
şirk ve küfür olduğunu kabul ettikleri bir mesele de şudur: Bilmesine
rağmen ve kendi irâdesiyle Allah’ın dini dışında bir teşrîe
(hüküm koymaya) râzı olmak. İkrâh bunun dışındadır;211 çünkü
ikrahta rızâ yoktur.
Şirkin ve zulmün hâkimiyeti ve egemen tâğutî güçlerin de etkisiyle
insanların İslâm’dan kopukluğu arttı. Artık, kendisinin müslüman
olduğunu da söyleyen nice insan, açıkça şirk olan inançlara
sahip olmaya, şirk ideolojilerini kabullenmeye, elfâz-ı küfrü
dilleriyle ulu orta söylemeye başladı. Allah’ın hükmüne uymak,
İslâm’a teslim olmak, her konuda helâl ve haramlara dikkat etmek,
Allah’ın sınırlarına riâyet etmek gibi değerler, müslüman olduğunu
iddia eden nice insanın gündeminden çıktı. Bütün bunlar
ve sayılması uzun sürecek şirk unsurlarına rağmen, insanlara, “lâ
ilâhe illâllah“ deyince müslüman olacakları, İslâm’ı yaşamasa da
insanın küfre düşmeyeceği ısrarla söyleniyordu. Müstekbir oburların
önüne konulmuş çanaktaki yem gibi oldu bu kelimeyi sadece
210 5/Mâide, 44
211 16/Nahl, 106
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 66 -
diliyle söyleyenler. 212
Tarihten bu yana, tevhîdî muhtevanın soyulmasının bazı etkenleri,
sebepleri vardır. Tekliflerden kaçınma, uyarının (emr-i bi’lma’rûf
ve nehy-i ani’l-münker) yetersizliği, aşırı bolluk (lüks ve rahata
meyil, yani dünyevîleşme), siyasî istibdat ve mürcie düşüncesi,
israfa ve dünyevîliğe pasif tepki şeklinde ortaya çıkan, zulümle
mücâdele ve toplumsal tavır yerine kabuğuna çekilme anlayışının
oluşturduğu mistisizm... bu etkenlerin başında gelir.
Büyük ve Küçük Şirk; Açık Şirk ve Gizli Şirk
Şirki İslâm âlimleri şu şekilde de ayırmışlardır. a- Büyük Şirk:
Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki bu, en büyük inkâr ve
küfürdür. b-Küçük Şirk: Bazı amelleri yaparken Allah’ın dışında
başkalarının da rızâsını hesaba katmaktır. Böyle bir tavır riyâ ve
amelî münafıklıktır. Şirkle ilgili yukarıdaki tasniflerin yanında,
şirk; açık şirk ve gizli şirk olmak üzere de ikiye ayrılmıştır.
Gizli Şirk
Açık şirk: Allah’ın zatında, sıfatlarında ve isimlerinde ortak
tanımaktır. Bu şirkin tesbiti kolaydır. Fakat gizli şirk öyle değildir.
Gizli şirk; Allah’ın tasarruflarına (isteklerine) kafa tutmak
ve Allah’tan beklenmesi gerekeni başkasından beklemektir. Bu
şirkin farkına varmak zordur, kişi çoğu zaman bu şirke düştüğünün
farkına bile varmayabilir. Maalesef, günümüzde dinini tam
olarak bilmeyen bazı müslümanlar gizli şirke bulaşmaktadırlar.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bu hususta müslümanları
uyarmaktadır. Riyâ, gizli şirklerin başında gelir. Meselâ, bir insan
Allah’a ibâdet ederken insanların gözüne girmeyi, onların yardımlarından
faydalanmayı amaç edinirse, şirk koşmuş olur. Buna gizli
şirk denir. Çağımızda bir hastalık derecesine varan, aşırı mal-mülk
sevgisi, aşırı para ve servet hırsı, aşırı şöhret sevdası gibi kötü duygular
da gizli şirk sayılmışlardır. Bunlar için delicesine çalışılırsa, bu
çok tehlikelidir. Farkına varmadan insanı şirke götürebilir. Çünkü
İslâm’da ibâdet, sadece Allah’ın rızâsı için yapılır; hayatın amacı
sadece Allah olmalıdır.
“Onların çoğu Allah’a, şirk koşmadan iman etmezler.“213 Allah Rasûlü
(s.a.s.) bu konuda şöyle buyurur: “Sizin hakkınızda en çok korktuğum
küçük şirktir.“ ‘Küçük şirk nedir ey Allah’ın elçisi?’ diye sordular.
“Riyâdır. Allah Teâlâ, kıyâmet günü insanların amellerinin karşılıkla-
212 Geniş bilgi için bkz. Muhammed Kutub, Tevhid
213 10/Yûnus, 106
ŞİRK
- 67 -
rını verdiği zaman riyâkârlara: ‘Dünyada kendilerine gösteriş yapmakta
olduklarınıza gidin. Bakın bakalım, onların yanında bir karşılık bulacak
mısınız?’ buyurur.“ 214
Rasûlullah (s.a.s.) hutbede şöyle buyurdu: “Ey insanlar, şirkten
sakınınız. Muhakkak ki o, karıncanın kımıldamasından daha gizlidir.“
İçlerinden birisi: “Ey Allah’ın Rasûlü, karıncanın kımıldamasından
daha gizli olduğu halde böyle bir şirkten nasıl sakınabiliriz?“
“Ey Allah’ım, bile bile sana herhangi bir şeyle şirk koşmaktan yine Sana
sığınırız. Bilmediğimiz şeylerden de senden mağfiret dileriz’ deyin“ buyurdu.
215
Allah’ın halili (dostu) İbrahim (a.s.) ne güzel dua etmiş: “Allah’ım,
beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Ya Rabbi, şüphesiz ki
bu putlar, birçok insanı saptırdı.“216 Âyette belirtildiği üzere, İbrahim
(a.s.) bile kendinin ve neslinin putlardan uzak kalması için Allah’a
duâ etmiştir.
Hele, İslâm’ın hâkim olmadığı günümüz câhiliyye ortamlarında
şirk çeşitleri daha da çoğalmıştır. Kur’an’ın birçok âyetinde,
küçük olsun, büyük olsun şirkin her türlüsünden arınan müttakî
kullardan bahsedilir. Allah’ın birliğine iman eden, Allah’a şirk koşanlara
düşman olan, tâğutlara ve müşriklere buğz ederek Allah’a
yaklaşan, sadece Allah’ı dost, ilâh ve ma’bud edinen, yalnız O’nu
seven, O’ndan korkan, O’ndan uman, O’ndan yardım isteyen,
O’na boyun eğen, O’na tevekkül eden, O’nun emrine tâbi olup
rızâsını gözeten, bir iş yaptığı zaman Allah adıyla yapan ve hayatının
her bölümünü O’na ait kılan kimseler kurtuluşa ermişlerdir.
“De ki, namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah
içindir. O’nun hiçbir şeriki/ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben
müslümanların ilkiyim.“217; “De ki, Allah her şeyin Rabbi iken, ondan başka
bir rab mi arayayım?“ 218
Küçük Şirk
Kebâirden, (büyük günahlardan) daha büyük, ebedî cehennemlik
yapan şirkten daha küçük olan şirk unsurları, küçük şirk
diye adlandırılır. Günümüzde de her yerde görülebilen küçük şirke
bazı örnekler verelim:
1- Riyâ (Allah rızâsı için yapılması gereken bir ibâdeti Allah’tan
214 Tirmizî, Hudûd 24, hadis no: 1457, 4/58; Müsned, Ahmed bin Hanbel
215 İbn-i Kesir
216 14/İbrahim, 35-36
217 6/En’âm, 162-163
218 6/En’âm, 164
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 68 -
başkası için yapmak anlamında).
2- Allah’tan başkası adına yemin etmek (Allah’ın dışında yemin
edilecek kutsal bir varlık kabulü anlamında).
3- Mavi boncuk, nazar boncuğu takmak (zarardan uzaklaştırmak
için manevî sığınak olarak Allah’ın dışında bir şey kabulü
anlamında).
4- Sihir/büyü ve üfürükçülük, kâhinlik, medyumluk, arraflık:
“...Süleyman kâfir olmadı (büyü yapmadı ve ona inanmadı). Lâkin şeytanlar
kâfir oldular. Çünkü insanlara sihri öğretiyorlardı...“ 219
5- Gelecekten haber vermek ve bu haberlere inanmak veya
mutlak gaybı bildiğini iddia etmek (Yıldızlardan ve burçlardan
yola çıkarak, her çeşit fal bakarak, cinlerden öğrendiğini iddia
ederek gelecekle ilgili bilgiler vermek ve bu yalanlara inanmak;
kendisinin veya başkasının geleceği, mutlak gaybı bildiğini iddia
etmek anlamında).
6- Allah’tan başkası adına adak adamak veya kurban kesmek,
muskacılık, cincilik yapmak
7- Uğursuzluk görüşü.
Gizli Şirk Örneği Olarak Riyâ
“Riyâ“ kavramının aslı görmek anlamına gelen “ru’yet“tir. Riyâ;
kişinin, görsünler diye bir davranış içerisine girmesi, bir ibâdeti
gösteriş için yapmasıdır. Bu; işte, davranışta ve ibâdette gösteriştir.
Sâlih bir ameli Allah rızâsını kazanmak amacıyla değil, insanların
beğenisini, onların hoşnutluğunu kazanmak için yapmaktır. Bu
şekilde gösteriş yapanlara ‘riyâkâr’ veya ‘mürâi’ denilir.
Riyâ anlayışında, yapılan fiil niyete uymaz. Bu uygunsuzluk
yerine getirilen ibâdette ve davranışta ya tamamen ya da biraz
olabilir. Riyâ, samimiyetsizliğin, ikiyüzlülüğün, kişiliksizliğin bir sonucudur.
Bazı zayıf karakterli insanlar, ya bir dünyalık elde etmek,
ya bir makama çıkmak, ya da şöhrete ulaşmak için başkalarına şirin
görünmeye çalışırlar. Onların hoşuna gidecek davranışta bulunurlar.
Oldukları gibi değil de; yaranmaya çalıştıkları kişilere göre
görünürler, ortama göre hareket ederler.
Riyânın en çirkini şüphesiz, insanı Rabbine yaklaştıran ve kulluğun
gereği olan ibâdetin veya İslâmî ilkelerin çirkin çıkarlara
âlet edilmesidir. Kişinin, ibâdeti, kul olduğu ve Allah’ın rızâsını
219 2/Bakara, 102
ŞİRK
- 69 -
kazanmak için değil de; menfaat elde etmek niyetiyle yapmasıdır.
Bir kişinin tamamen veya az da olsa saf ve iyi niyetinin tersine iş
ve ibâdet yapması, bunun sonucunda mükâfat beklemesi riyâdır.
Riyâkâr, Allah rızâsı için yapılması gereken bir ibâdeti, kullar
görsün diye sergiler. Allah’tan beklenmesi gereken sonucu/ödülü
de kullardan bekler. Böyle bir durumda iki yalan ve yanlış vardır:
Allah rızâsı için yapması gereken davranışı kullar için yapmak;
Allah’tan beklenmesi gereken bir mükâfatı kullardan beklemek.
Kur’an-ı Kerim, riyâyı münâfıkların önemli bir özelliği olarak saymaktadır:
“Gerçek şu ki, münâfıklar (sözde), Allah’ı aldatmaktadırlar.
Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce (tembel
tembel) kalkarlar. İnsanlara karşı riyâ (gösteriş) yaparlar ve Allah’ı çok az
anarlar.“220 Yine, Mâûn sûresinde namazı gösteriş için kılıp, kıldığı
namazdan habersiz olanlar kınanmaktadır. Sûrenin başında Din’i
yalan sayan, yetime yemek yedirmeyi teşvik etmeyen kimse kınanırken,
sûrenin sonunda, riyâ/gösteriş için namaz kılanlar ağır dille
suçlanır. Bu kimseler “mâûn“u (zekâtı veya çeşitli yardımları)
da vermezler.221 Mâûn sûresinin ifadesine göre bu gibi riyâ, Din’i
yalanlamakla eşittir; münâfıklık ve çirkin bir davranıştır. Riyâ, olduğundan
farklı şekilde iyi görünerek insanların kalbinde hak
etmediği bir yer almak isteğidir. Böylesine bir davranış karakter
bozukluğudur, bir kalp hastalığı ve alçak bir ikiyüzlülüktür. 222
Riyânın Dereceleri: İmam Gazâli, riyânın dört derecesini saymaktadır:
1- En ağır riyâ çeşidi; hiçbir sevap beklentisi olmadan gösteriş
için ibâdet etmek. Abdestsiz olduğu halde insanların yanında namaz
kılmak gibi. Bu, açık bir şirktir.
2- Biraz Allah rızâsı için niyet olsa da, ibâdeti gösteriş için yapmak.
Tek başına olsa yapmayacağı o ibâdeti başkalarının görmesi
için yapmak. Bu davranış, gizli şirktir
3- Gösteriş ve sevap niyeti eşit olan davranışta bulunmak. Bu
şekilde amel işleyenin ameli boşa gider.
4- İbâdetini, insanların duymasından sonra daha da artırmaktır.
Böyle birisi, insanlar duymasa da ibâdetini yapar. Ancak riyâ
kokusu olduğu için bu şekilde davranmak hatadır.
Peygamberimiz (s.a.s.) riyâyı, gizli şirk olarak tanıtmaktadır:
220 4/Nisâ, 142
221 Bkz. 107/Mâûn, 4-7
222 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 541-543
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 70 -
“Muhakkak ki sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyâdır.“ 223
Câfer Sâdık (r.a.) da şöyle diyor: “Riyânın her türlüsü şirktir.
Şüphesiz ki insanlar için amel eden kimsenin sevabı insanların üzerinedir
(karşılığını onlardan beklesin); Allah (c.c.) için amel eden
kimsenin sevabı ise Allah üzerinedir.“224 Kur’an, Allah’a ve âhiret
gününe inanmayıp insanlara karşı gösteriş olsun diye mallarını
infak edenleri kınar ve onların yaptıklarının geçersiz olduğunu
belirtir.225 Buna karşın gerçek mü’min olanlar, mallarını yalnızca
Allah rızâsı için infak ederler. 226
Birçok hadis-i şerifte riyânın çirkinliği ve riyâkârların kazandıkları
kötü sonuçlar açıklanmaktadır. Gösteriş için Kur’an okuyanlar,
insanlar kendisine âlim desinler diye ilim öğrenenler, dinini
âlet ederek dünya çıkarı sağlamaya çalışan istismarcılar, insanlara
ma’rû’fu (iyiliği) emredip kendileri yapmayanlar ve benzerleri şiddetle
tenkit edilmektedir. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah
Teâlâ buyuruyor ki: ‘Ben şirk koşulan her şeyden müstağnîyim (onlara
ihtiyacım yoktur, onlardan uzağım). Kim bir amel yapar, buna Benden
başkasını da ortak kılarsa, onu ortağıyla başbaşa bırakırım.“ 227
Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin rivâyet ettiği hadîs-i şerife göre, “kahramanlık
ve gösteriş için cihad eden Allah yolunda değildir. Ancak bir
kimse îlâ-yı kelimetullah (Allah’ın yüce adı) için cihad ederse o Allah
yolundadır.“228 insanların en kolay riyâ karıştırabilecekleri ibâdetler
namaz ve sadaka vermektir. Çünkü her ikisi de zordur ve sevapları
çoktur. Peygamberimiz (s.a.s.) bunların gösteriş için yapılmasını
ısrarla yasaklar.
Riyâkârlık ve münâfıklık daha çok müslümanların güçlü olduğu
yerlerde ortaya çıkmaktadır. Rabbimiz buyuruyor ki: “De
ki: ‘Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnız bana
sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı
umuyorsa, sâlih amelde bulunsun ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi ortak
tutmasın.“ 229
Şirkin Zararları
İman ve tevhid fıtrattandır. Fert olarak insan, doğuştan fıtrat
üzere (imana ve tevhide müsait şekilde) doğduğu gibi, ilk din
223 Tirmizî, Hudûd 24, hadis no: 1457, 4/58
224 İ. Humeynî, Kırk Hadis Şerhi, 1/53
225 2/Bakara, 264; 4/Nisâ, 38
226 2/Bakara, 272
227 Müslim, Zühd 46, hadis no: 2985, 4/2289
228 Müslim, İmâre 150, hadis no: 1904, 3/1513
229 18/Kehf, 110
ŞİRK
- 71 -
de (câhiliye eğitiminde kasıtlı olarak tersi söylenmesine rağmen)
tevhid dinidir; ilk insan, tevhidî mesaja sahip bir peygamberdir.
Şirk, hastalıktır, bünyeye sonradan giren bir mikroptur, bir
ârızadır, bir anormalliktir. Şirk, öncelikle kalbin hastalığıdır, müşrikler
de ölümcül hastadırlar,230 onların duyu organları da ârızalı
ve görev yapamaz durumdadır.231 Onlar, akıllarını da kullanmayan
hayvandan aşağı insan müsveddeleri,232 birer pisliktirler.233
Bir küçük kibrit çöpü koca ormanı yakıp mahvettiği gibi, şirk
de amelleri mahveder. Bir kanser mikrobunu veya yanan kibrit
çöpünü önemsiz, tehlikesiz görüp bunların zararlarına duyarsız
kalmak, hiç akılla bağdaşır mı? Şirk, kaos ve düzensizliktir. Şirkin
olduğu yerde, kargaşa, fezat, fesat, kavga, anarşı, düzensizlik ve
huzursuzluk vardır. “Eğer yerde ve gökte, Allah’tan başka ilâhlar/tanrılar
bulunsaydı, yer ve gök (bunların nizamı), kesinlikle bozulup gitmişti.“234
Kâinatta nizam ve âhenk olduğuna göre, tevhidî özellik vardır.
Güneşler, gezegenler ve büyük yıldızlar gibi makro âlemden
atom ve hücrenin iç yapılarına kadar mikro âleme, bitkiler
âleminden hayvanlar âlemine kadar tüm evrende tevhidin eseri
gözükmektedir. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insanın
tevhidden yüzçevirmesi, çevresiyle uyumsuzluğa sebep olduğu
gibi, halifelik misyonu açısından da bir ihânettir. Hayatlarını din
ve dünya diye ayıran, Sezar ve Tanrı diye iki ilâh kabul eden, devletine
dini karıştırmak istemeyen, laiklik gibi çok tanrılı anlayışa
sahip olan, Kur’an tâbiriyle dinlerini parçalayan müşriklerin
kendileri de parça parça, grup gruptur ve her grup, kendi yanındakiyle
övünür durur.235 Şirkin bu çirkin tablosu yanında; Tevhid
ile vahdet kelimeleri aynı kökten gelir. Biri, “birlemek“, diğeri
“birlik“ veya “birleşmek“ demektir. Tevhide inanan her ırktan, her
yapıdan insan “ümmet“ bilincine sahip olacak, birbirlerini ancak
kardeş236 kabul edecektir. Aynı Allah’a gerçekten iman edenler,
yekvücut olacaklar, aynı nizamın parçasını oluşturacaklar, güç ve
imkân birliği oluşturacaklardır. Şirkin sayısız zararlarını ana başlıklar
halinde şöyle özetleyip sayabiliriz:
1 Şirk, fıtrattaki nuru söndürür.
2 Arınmış nefsi yok eder.
230 2/Bakara, 10
231 2/Bakara, 18, 7/A’râf, 179
232 7/A’râf, 179
233 9/Tevbe, 28
234 21/Enbiyâ, 22
235 30/Rûm, 31-32
236 49/Hucurât, 10
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 72 -
3 İzzeti öldürüp yerine zilleti, köleliği getirir. İnsanlık için
bir hakarettir.
4 Vahdeti, insanların birliğini parçalar.
5 Amelleri boşa çıkarır.
6 İnsanın ebediyyen cehennemden kalmasına sebep olur.
7 Şirk, bütün hurâfelerin yuvasıdır.
8 Büyük bir zulümdür.
9 Şirk, bütün yanlış korkuların, fobilerin kaynağıdır.
10 İnsan dinamizmini hareketsiz bırakır.
Şirk, Allah’ın asla affetmediği bir günahtır. Bütün zararlarından
daha önemli olan, şirkin insanı ebedî cehennemlik yapmasıdır.
Allah, şirk inancı ile âhirete gelenleri asla affetmeyecektir. “Sana
da, senden öncekilere de vahyolunmuştur ki ‘eğer şirk koşarsan, şüphesiz
bütün amellerin boşa gider ve hüsrâna uğrayanlardan olursun.“237;
“Allah, kendisine şirk/ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını
(günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse büyük bir
günah ile iftira etmiş olur. Kim Allah’a şirk/eş koşarsa büsbütün sapıtmıştır.“
238
Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlanageldiği
iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücadeleden
ibarettir. Bütün peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları
temel esas tevhiddir. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu
konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulması konusudur.
Kendi nefsini ilâhlaştıran ve Allah’a değil de kendisine tapan
ve tapılmasını isteyenler; başkalarının haklarına el uzatmanın,
yalnız Allah’a ibâdet edildiği ve sadece O’na uyulduğu sürece
mümkün olmadığını bilirler. Çünkü Allah’ın dini adâleti emreder
ve bütün insanları eşit olarak görür. Faziletler doğuştan değil;
sonradan kazanılan iman, takvâ, cihad ve ilim sâyesindedir. Şirk
ise nefsini ilâh edinenlerin, insanları kendilerine kul etmeleri ve
sömürmeleri üzerine kuruludur. Bu yüzden tâğutlar, kendi nefislerini
ilâhlaştırmak için, ilkelerini kendilerinin tesbit ettikleri ve
başkalarının haklarını gasb üzere kurulu şirk düzenini isterler.
Tâğutlar, ortaya attıkları ilâhlara insanları taptırarak, aslında kendilerine
taptırır, kulluk ettirirler. Şirk, insanların insanlara kulluk
ettiği düzenin adıdır.
237 39/Zümer, 65
238 4/Nisâ, 48 ve 116
ŞİRK
- 73 -
Müşrikler, bazı şeyleri ilâh haline getirdikten sonra bazıları
doğrudan o ilâhlara tanrı diye, bazıları da ‘bizi Allah’a götürecekler’
diye tapınmaya başladılar. Hâlbuki Allah (c.c.) bütün insanlara,
sizi ben yarattım ve rızkınızı da ben veriyorum. Öyleyse ibâdeti
yalnızca Bana yapın.’ diye buyurmaktadır.239 Şirk dini üzerinde
olanlar, hem Allah’ın dışında birtakım ilâhlara ibâdet ederler, hem
de o ilâhlar adına kurallar (şeriatlar) uydurup onu din haline getirirler.
Allah ise onların bu tutumunu kesin bir şekilde kınamakta
ve reddetmektedir.240 Allah’a başka şeyleri ‘şerik-ortak’ koşanlar,
aslında gerçek anlamda bir ilâh bulmuş ve gerçekten ona ibâdet
ediyor değildir. Onların bu yaptığı bir ‘zan’ (sanı)dır, bir avunmadır.
241 Yarın hesap günü şefaatçi olacakları zannedilen bütün ‘şerikler-
ortaklar’ müşriklerin yanında olmayacaklar, onlara yardım
edemeyeceklerdir. 242
Bâtıla İman: Kur’an, imanı sadece olumlu alanlar için kullanmaz.
Gönülden benimseme ve tasdik etmenin, yani imanın,
olumsuz görünümlerinin bulunabileceğine de dikkatimizi çeker.
İman, Allah’ın inanılmasını istediği şeylere olursa doğru; hakkında
Allah’ın hiçbir delil indirmediği şeylere olursa bâtıl olur. “De
ki: ‘Benimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde
ne varsa bilir.’ Bâtıla iman eden ve Allah’ı inkâr edenler var ya, işte ziyana
uğrayacaklar onlardır.“243; “Tek Allah’a ibâdete çağrıldığı, duâ edildiği
zaman küfrederdiniz. O’na şirk koşulunca (buna) iman ederdiniz. Artık
hüküm, yüceler yücesi Allah’ındır.“244; “Onların çoğu, ancak şirk koşarak
Allah’a iman ederler.“ 245
Bu âyetlerden anlaşılıyor ki, mutlak anlamda aldığımızda
inkâr da bir imandır. İnkâr, imansızlığa imandır. Yani, her imanda
bir inkâr, her inkârda bir iman vardır. Mü’min de Allah’a iman
etmiş olmak için, hatta imandan önce, bazı şeyleri inkâr etmesi,
“küfür“ etmesi gerekir. Küfredip reddetmesi gerekenlerin başında
tâğut gelir.246 Doğru iman, Kur’an’ın gösterdiği imandır. Bu iman,
insanlara Allah’tan başka ilâh olmadığını, Allah’ın âlemlerin
Rabbi olduğunu, Allah’tan başkasına duâ ve kulluk edilmemesi
gerektiğini öğretir. Doğru imanın zıddı, bâtıla iman, yani şirktir.
Şirk, doğru olduğunu ispatlamak için Allah’ın, hakkında delil/
239 4/Nisâ, 36
240 42/Şûrâ, 21
241 10/Yûnus, 66
242 6/En’âm, 94
243 29/Ankebut, 52
244 40/Mü'min, 12
245 12/Yûsuf, 106
246 Bkz. 2/Bakara, 256
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 74 -
âyet indirmemiş olmasına rağmen; insanların uydurdukları bâtıl
inançlardır. “Allah’tan başka kulluk ettiğiniz şeyler, sizin ve atalarınızın
uydurduğu putlardan başka bir şey değildir. Allah, onların doğru olduğuna
dair bir delil indirmemiştir. Hükmetmek, yalnızca Allah’a aittir. O’ndan
başkasına değil!“ 247
Kur’an, imanlarını zulümle (şirkle) lekeleyenler için kurtuluş
kapısını kapatmıştır. “İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar
var ya, işte emn (güven) onlarındır. Ve onlar hidâyeti (doğru
yolu) bulanlardır.“248 Kur’an, imandan sonra küfre sapanlara karşı
çok sert ve şiddetli bir tavır takınmaktadır. Kur’an, bu olaya tebdil
veya irtidat demektedir. Tebdil, imanı küfürle değiştirmek; irtidat
ise, İslâm dininden çıkmak, geriye dönmek demektir. Tebdil ve irtidat
Kur’an’a göre en iğrenç ve onur kırıcı hastalığın adlarıdır. 249
Hevânın Putlaştırılması
“Hevâ“; boş, hava dolu, sonuçsuz, değersiz gibi anlamlara gelir.
Bu kavram nefsin şehvete ve zevke düşkünlüğünü anlattığı gibi,
yeterli ilmi olmadan sahibine emir veren nefis anlamında da kullanılmaktadır.
Böyle bir nefis, sahibini şehvete ve aşırı zevke düşürüp
günaha sürükler, dünyada rezilliğe, âhirette ise azâba götürür.
İnsanın aşırı isteklerine, Allah’tan gelen ilme yani vahye uymayan
tutumlarına “hevâ“ denilmektedir. Nefsin ölçülü ve sınırlı istekleri,
meşrû arzuları normal yoldan karşılandığı zaman hata değil;
sevap bile olur. Nefis her zaman çeşitli isteklerde bulunur. Bu
taleplerin bir kısmı insanın ihtiyacı değil; hevânın aşırı arzularıdır.
Kişi, nefsinin meşru isteklerini inandığı Rabbin gönderdiği ölçüler
içerisinde karşılayabilir. Aşırı isteklere uyulması; nefsin Rabbin ölçülerine
aldırmaması anlamına gelir. Bu, şüphesiz bir hatadır ve
sahibine zarar veren bir şeydir.
Eğer nefis Allah’tan gelen ilme, yani vahye uyarsa, görüşlerini,
kararlarını, isteklerini bu ilme uygun bir şekilde ayarlarsa; o nefis
doğru yolda olan nefistir. Fakat bir kimse Allah’tan gelen ilme/
vahye kulak asmaz, yalnızca kendi görüşünü, zevkini, kararını, arzusunu
ön plana çıkarırsa, bu nefis, doğru yoldan azan bir nefistir
ve o kişi hevâsına uydu demektir. Yeryüzündeki bütün günahların,
bütün şirklerin, bütün kâfirliklerin sebebi hevâya uymaktır.
Bir iş yaparken, bir şeyin hakkında karar verirken, bir ibâdet fiilini
yerine getirirken, bir şey yanlış mı doğru mu diye düşünürken;
247 12/Yûsuf, 40
248 6/En'âm, 82
249 Bkz. 3/Âl-i İmran, 86, 90; 2/Bakara, 217
ŞİRK
- 75 -
kişi ya kendi aklına/arzularına ya da inandığı dinin ölçülerine uyar.
Eğer bir akıl Allah’tan gelen haberlere inanmıyorsa, o aklın sahibi
kesinlikle yanılacaktır ve insan, hevâsına uymuş olacaktır.
Hevânın İlâh Haline Getirilmesi: Bir insan kendi görüşünden,
kendi kararından başkasını beğenmiyorsa, kendi zevkinden daha
üstün bir şey tanımıyorsa o insan kendi hevâsını, kendi nefsini
tanrı haline getiriyor demektir. Kur’an-ı Kerim bunu şöyle açıklıyor:
“Gördün mü hevâsını (arzularını/isteklerini) tanrı haline getireni?
Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?“250 Böyle kimseler, canlarının
istediğinden başka kutsal bir şey bilmezler. Bunlarda hakseverlik
yoktur. Bu gibiler bencil insanlardır. Peşine düştükleri arzuları da
normal bir istek değil, nefislerinin istediği kuruntulardır. Böyleleri
hak, hukuk, delil, âyet, şâhit tanımazlar, yalnız kendi isteklerini
en üstün tutarlar. Onlara göre din de, insanların vicdanlarından
gelen arzularıdır. Dolayısıyla kendi nefislerini doyurmaya, keyiflerini
tatmin etmeye çalışırlar. Bunlar, hakkı/gerçeği kabul etmezler,
ama keyfîliği hayat anlayışı olarak alırlar.
“Şimdi sen, kendi hevâsını ilâh edinen ve Allah’ın bir ilim üzere kendisini
saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üstüne de bir
perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra ona kim hidâyet
verecektir? Siz öğüt alıp düşünmüyor musunuz?“ 251
Hevâsına Uyanların Özellikleri: Hevânın yerleştiği kalpte, başta
şirk olmak üzere bütün olumsuz davranışlar, bütün kötülükler
yerleşmeye başlar. Böyleleri hevânın bir benzeri olan zanlarının
(boş kuruntularının) ve keyflerinin peşine giderler. Allah’ın gönderdiği
hidâyet rehberine aldırmazlar bile. 252
Kişinin kendi hevâsına uyması, Hak’tan yüz çevirmesi demektir.
Nitekim Kur’an, “kendi hevâlarına uyanlara tâbi olmayın“253
demektedir. Böyle yapanlar zâlim olurlar. Zâlimler ise Hak’tan yüz
çevirenlerdir.254 Zaten onların Allah’ın hidâyetinden yüz çevirmelerinin,
ya da âyetleri yalan saymalarının sebebi, Vahyi bırakıp
kendi hevâlarına uymalarıdır.255 Şu âyet, hevâya uymanın zararlarını
göstermesi açısından ne kadar dikkat çekicidir: “Eğer hak, onların
hevâlarına uyacak olsaydı hiç tartışmasız gökler, yer ve bunların içinde
olan herkes (ve her şey) fesada (bozulmaya) uğrardı…“ 256
250 25/Furkan, 43
251 45/Câsiye, 23
252 53/Necm, 23
253 38/Sâd, 26; 5/Mâide, 77
254 2/Bakara, 145
255 6/En’âm, 150; 18/Kehf, 28
256 23/Mü’minûn, 71
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 76 -
Hevâlarına uyanların özelliklerinden biri de istikbar (kendini
büyük görme) ve peygamberlerin getirdiği vahye karşı çıkmadır.
Bu gün de hayata ve dünyaya kendi hevâları doğrultusunda yön
vermek, keyiflerine göre yaşamak isteyenler Kur’an mesajına,
İslâm’ın güzelliklerine karşı çıkmaktadırlar.257 Hevâlarına uyanlar
Allah’tan gelen ilmi (vahyi veya âyetleri) bilgisizce bir tarafa atarlar.
Onlar gerçekten câhillerdir.258 Kur’an, Hz. Peygamberi ve onların
şahsında müslümanları uyararak: “Sana gelen bu ilimden (Kur’an
ve hükümlerinden) sonra onların hevâsına uyarsan, senin için Allah’tan
bir velî ve yardımcı yoktur.“259; “Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların
hevâsına uyma!“260; “Emrolunduğu gibi dosdoğru ol ve onların hevâsına
uyma!“261 diye emretmektedir.
Kur’an, mü’minlere ayrıca “adâletten ayrılıp hevânıza uymayın“
demektedir.262 Şüphesiz ki hevâya uymak dengeyi bozar,
hakları ihlâl eder, tarafgirliğe ve taassuba sebep olur, düşmanlığı
körükler. İnsan, Allah’ın hidâyet kitabı olarak gönderdiği Kur’an’ı,
yani vahyi dışlayarak, her şeyi kendi aklına, kendi hevâsına göre
çözmeye, her şeyin hükmünü işine geldiği gibi vermeye kalkışırsa,
insanın içinde de yeryüzünde de huzurun olması mümkün değildir.
Vahyi dışlayanlar hem kendilerine çeşitli ilâhlar bulurlar, hem
de küçük, önemsiz ve kısır çekişmelerin içinde, ucuz çıkarların peşinde
koşar dururlar. Hevâsına uyan kimselerin yön verdiği dünyada
barış ve adâletin olması mümkün değildir. Bu gerçeğe hem
tarih şâhittir, hem de içinde yaşadığımız şartlarda bunu açıkça
görmekteyiz.
Kur’an, mü’minleri, hevâlarına uymamaları konusunda sık sık
uyarmaktadır. Yine, mü’minlere, hevâlarına uyan veya hevâlarını
tanrı haline getirenlerin peşinden gitmemelerini emretmektedir.
Buna bağlı olarak da en iyi barınma yeri Cennet’in Rabbinin makamından
korkanlar ve nefsinin hevâsından sakınanlar için hazırlandığını
haber vermektedir.263 Kur’an, Allah’ın âyetlerine tâbi
olanlar ile hevâlarına uyanların bir olmayacağını belirtir: “Şimdi
Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine
‘süslü ve çekici’ gösterilmiş ve kendi hevâsına uyan kimse gibi
midir?“264 Elbette bir olmaz. Birisi, Allah’tan gelen açık, sağlam,
257 2/Bakara, 87; 5/Mâaide, 70
258 30/ Rûm, 29
259 13/Ra’d, 37; 2/Bakara, 120
260 5/Mâide, 48-49
261 42/Şûrâ, 15
262 4/Nisâ, 135
263 79/Nâziât, 40-41
264 47/Muhammed, 14
ŞİRK
- 77 -
Hak, doğru, hidâyete ulaştırıcı, iki dünyada da kurtuluşa götürücü,
kişiyi adam eden ilâhî belgelere, yani vahye (Allah’ın âyetlerine)
uymakta, öbürü ise nefsinin aşırı isteklerine, kuruntulara, ilmî dayanağı
olmayan zanlara, boş hayallere uymaktadır.
Peygamberimiz (s.a.s.) buyuruyor ki: “Yüce Allah’ın yanında gök
kubbe altında Allah’tan başka tapınılan tanrılar içinde, kendisine uyulan
hevâ (aşırı istek ve tutkular)dan daha büyüğü yoktur.“265 Hevâsına uyan
insanların çok olduğu toplumlarda hata çok yapılır, suç çok işlenir,
fitne ve fesat çok yaygınlaşır, insanî değerler rağbet görmez,
adâletle hareket etme ahlâkı zayıflar. Bu bakımdan insanlara düşen,
hevâlarına uymak değil; kendi hevâsından konuşmayan bir
Peygamber’e266 ve O’nunla beraber Allah’tan gelen ilme (vahye)
tâbi olmaktır. 267
“Hakiki mücâhid, nefsiyle (hevâsıyla, kötü arzu ve istekleriyle)
savaşandır.“268 Nefsin sayısız denecek kadar çok, kötü arzu ve istekleriyle
mücâdele İslâm’ın istediği şekilde ve miktarda olmazsa,
hevâsı insana hâkim olur, insanın tüm yönetim ve denetimini ele
geçirir. İşte bu durum, Kur’an’ın “hevâyı ilâhlaştırmak“ dediği durum
olur. Hevânın her emrini yapmak, arzularını bir kanun gibi
benimseyip, kimseyi karıştırmayan mutlak özgürlük içinde bulunmak,
İslâm’la çeliştiğinde tercihi arzulardan ve nefsî isteklerden
yana yapmak hevâyı putlaştırmak demektir. “Allah’ın ölçülerine
göre; Allah’ın mâbudluğunun dışında, arzularına uyulan nefisten/
hevâdan daha büyük bir ilâh, semâ gölgesi altında yoktur.“ Dini,
şeriatı nefsine hâkim kılamayan kişi, çevresine ve devlete hiç kılamaz.
İrâdesine hâkim olamayan kişi, başkalarına hakkın sözünü
hiç duyuramaz. Nefsimizin istediği ölçüde, basit menfaatlerimize
uygun düştüğü kadar İslâm’ı isteyen, hevâsını hakem ve ölçü
yapmıştır. İslâm tebliğ edildiği halde, çeşitli bahaneler ileri süren,
İslâm’ı yaşamayan veya yanlış yaşayan bazı kötü örnekleri, kendi
yaptığı yanlışlara mâzeret kabul eden, onları tenkit ederek işin
içinden sıyrılacağını zanneden kişi, hevâsının egemenliğine girmiş,
şirk yoluna düşmüş demektir. Kişi; Allah’a, İslâm’a dil uzatılmasına
karşı sessiz kaldığı halde; nefsine sataşıldığında, menfaatlerine
ters bir durum olduğunda kavgaya kalkıyorsa, nefis ve hevâsını
büyük tanrı kabul etmiş olmaz mı?
265 Taberânî, nak. Elmalılı, 6/70, Ş. İsl. Ans. 2/397
266 53/Necm, 3-4
267 2/Bakara, 120; Hüseyin K. Ece, A.g.e. s. 264-266
268 Tirmizî
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 78 -
İlâh Nedir?
Şirki ve tevhidi tam değerlendirmek için iyi bilinmesi gereken
kavramlardan biri de “ilâh“ kavramıdır. Bu kavram iyi bilinmeden
şirk de yeterince anlaşılmaz. Tevhid Kelimesinin içinde yer alan bu
kavram, iman ile şirk (ortak koşma) arasındaki farkı ortaya koyar.
Sözlük anlamı; ısınmak, alışmak, birisine aşırı sevgi ile yönelinen,
kulluk edilen, mâbud haline getirilen, alışılan, düşkün olunan demektir.
Kendisinden türediği ‘elihe’ fiili; yönelmek, düşkün olmak,
kulluk yapmak, örtmek, gizlemek, alışmak gibi anlamlara gelmektedir.
Kavram olarak; “kendisine ibâdet edilen, mâbud sayılan her
şey, her şeyden çok sevilen, ta’zim edilen kutsal varlık“ anlamında
kullanılmaktadır. Tapınılan, kendisine ibâdet edilen, üstün sayılan
bütün mâbudların ortak adı “ilâh“tır. Türkçede bunu “tanrı“
kelimesi ile karşılarız. İslâmî ıstılahta ilâh; tapınılan, kendisine
ibâdet edilen demektir. İlâh; ibâdet edilmeye lâyık, yani kudret
ve kuvveti önünde huşû ile boyun eğip ibâdet ve itaat etme gereği
duyulan, her şeyin O’na muhtaç olduğu bir varlık demektir.
İlâh kelimesi, gizlilik ve esrârengizlik mânâlarına da gelir ki, böylece
ilâh, görülmez ve ulaşılmaz bir varlıktır. İlâh, İslâmî ıstılâhta
şu anlamlara gelir: “Otorite sahibi, kanun koyan, ibâdet edilen,
rızık veren, hesaba çeken, kendisine ihtiyaç duyulan.“ İlâhlık ve
otorite birbirini gerektirir. İlâh denildiğinde, aklımıza, hayatımız
için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen ve kayıtsız şartsız
hâkimiyet sahibi Allah (c.c.) gelmelidir.
İnsanın fıtratında kendinden üstün bir varlığa yalvarma ve tapınma
ihtiyacı yatar. Her insan bir şeye tapar. İnsanlar fıtrattan
gelen ilâh edinme ihtiyacını sadece Allah’a yöneltmezse, başka
ilâhlara tapar ki, bu da insanı şirke ve küfre sokar. Kur’ân-ı
Kerim’de öncelikle Allah’ın ilâhlığı üzerinde durulur. Tek ilâh
Allah’tır, yani kendinden başka kulluk edilecek, tapınılacak, yönelinecek
başka bir ilâh yoktur. Câhiliyye döneminde, gerek Mekke
müşrikleri gerek yahûdi ve hristiyanlar Allah’a inanıyorlardı; fakat
Allah’ın ilâhlık vasıflarını başkalarına da vererek, Allah’a karşı en
büyük yalan olan şirke düşmüşlerdi.
İlâh tektir ve O da Allah’tır. Allah; her şeyi yaratan, insanları
bir gün bir araya toplayacak olan, öldüren ve dirilten, kendisine
güvenilen, yalvarılan, sığınılan, kendisi için zaman ve mekân sınırı
olmayan ve varlıkların eksikliklerinden bütünüyle uzak olandır.
O halde, sadece bütün bunlara gücü yeten “ilâh“tır ve O da bir
tanedir. Birden fazla ilâh olması mümkün değildir. Birden fazla
ilâh inancı, kâinatın var oluşu ve işleyişindeki nizam ile ters düşer.
ŞİRK
- 79 -
Evrenin varlık ve nizamındaki mükemmellik, Allah’ın tek ilâh olmasının
bir delilidir. Allah bu konuda şöyle buyurur: “Allah hiç evlât
edinmemiştir. O’na ortak hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi
yarattığını sevk ve idâre eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine
gâlip gelir, üstün çıkıp büyüklenirdi. Allah Onların (müşriklerin) bütün isnatlarından
münezzehtir.“ 269
Yani, her ilâh başka bir şey dilerdi. Her ilâh diğerinden farklı
bir şey yapmak, bağımsız olduğunu ve egemenliğini göstermek isterdi.
Bunun sonucunda da bütün kâinat yerle bir olurdu. Hâlbuki
kâinatta muazzam bir düzen vardır. Öyleyse bütün kâinata hükmeden
ilâh tekdir ki, O da Allah’tır. Bütün evren, içindeki varlıklarla
birlikte, gücü her şeye yeten, bilgisi her şeye ulaşan bir İlâh’ın
kontrolündedir. İnsanlar bu İlâh’a yönelirler, O’na duâ ederler.
Korkuları bu İlâh’tandır, güvenleri de bu İlâh’adır. Bu İlâh’a her
şeyiyle bağlıdırlar, O’nu her şeyden çok severler. Elbette bu ilâh
âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. “Lâ ilâhe illâllah“ kelimesinde belirtildiği
gibi, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
İlâhlık vasıflarının en önemlisi, Allah’ın hayatımız için kanun
koyan, nizam ve hukuk belirleyen olmasıdır. Eğer kanun koyma,
insanlar için hukuk belirleme Allah’tan başkalarına verilirse,
bu onlara ilâhlık vasıflarını da vermek olur ki, bu da şirktir. Bu
mânâda kanun koyucu olarak ilâhlık taslayan tâğutlar tarih boyunca
çıkmıştır ve çıkacaktır. Günümüzde ve tarihte en çok görülen
şirk çeşidi budur.
“Kim tâğutu reddedip Allah’a iman ederse, muhakkak ki, kopması
mümkün olmayan sapasağlam kulpa yapışmış olur.“270 Kur’ân-ı Kerim
bize bütün Peygamberlerin tevhid akidesiyle gönderildiğini bildirir.
Âyet-i kerimede şöyle buyrulur: “Ey Muhammed! Senden önce
gönderdiğimiz her Peygambere; Benden başka ilâh yoktur, Bana ibâdet/
kulluk edin diye vahyetmişizdir.“ 271
İnsanoğlu her zaman bir ilâha inanma, sığınma ve ondan yardım
istemeye muhtaçtır. İnsan, bazı şeylerden korkar, bazı şeylere
gücü yetmez de başkalarından yardım ister, bazı şeylere sığınır,
bazı şeyleri kendinden üstün görür. Bütün ümitlerinin bittiği yerde,
görmediği, tanımadığı, hayal etmediği bir gizli ‘ilâh’tan yardım
ister. Çevresinde gördüğü bütün olayların kendi gücünün dışında
olduğunun farkındadır. Bu olayları bir gücün yaptığına inanır.
Bunlara benzer daha birçok sebepten dolayı insan sığınacak bir
269 23/Mü’minûn, 91
270 2/Bakara, 256
271 21/Enbiyâ, 25
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 80 -
melce, sığınak arar.
Peygamberlerin tebliğ ettiği Allah inancından uzaklaşan topluluklar
ve insanlar, yaratılışlarında ve pratik hayatlarındaki bir
ilâha bağlanma ihtiyacını başka şekillerde giderirler. Tarihte ve
günümüzde gerçek anlamda dinsiz insan olmadığı gibi, ilâhsız insan
da yoktur. Kimileri, hiçbir tanrıya inanmadığını söylese bile
onun içerisinde, sığındığı, bağlandığı, yardım istediği, her şeyden
çok sevdiği, her şeyden çok büyük saydığı bir ‘şey’ mutlaka vardır.
İşte o ‘şey’ onun için bir tanrıdır. Kur’ân-ı Kerim çok ilginç bir örnek
veriyor: Birtakım insanlar kendi görüşlerini, kendi isteklerini,
kendi emirlerini en üstün ve doğru görürler. Bırakın bir dinin emrine
uymayı, toplumda geçerli olan hiçbir kural onları bağlamaz.
Bu tip insanlar, kendi keyiflerine uyarlar. Kendi hevâlarından (arzularından)
başka kutsal, kendi isteklerinden ve görüşlerinden üstün
güç ve doğru kabul etmezler. İşte bu tür insanlar için Kur’ân-ı
Kerim; “Gördün mü o kendi hevâsını (istek ve arzularını) ilâh/tanrı edinen
kimseyi. Şimdi onun üzerine sen mi bekçi olacaksın?“272 demektedir.
İlâh zannedilen şey, insan üzerinde var sayılan ‘güç’tür. Bu kimilerine
göre ateş, kimilerine göre güneş, kimilerine göre gökler,
kimilerine göre yıldızlar, kimilerine göre madde, kimilerine göre
ataların ruhu, kimilerine göre tabiat (doğa), bazılarına göre devlet
erki, kimilerine göre iyilik ve kötülük tanrılarıdır. Hatta kimi
insanlar ve toplumlar, başlarındaki yöneticileri, kralları ilâh, ya da
yarı ilâh saymışlardır. Nitekim Firavun, elinin altındakilere “ben
sizin en büyük Rabbinizim/ilâhınızım“273 diyordu. Japon kralları,
güneşin/tanrının oğlu, bir çeşit Budist dini olan Lamaların büyüğü
Dalay Lama yarı tanrı sayılıyor. Birçok ülkede diktatörler, tanrı gibi
algılanmış, karşı konulmaz üstün güce sahip, her dedikleri yapılması
gereken, kızdığı zaman gazabıyla herkesi cezalandırabilen
tanrılar gibi düşünülmüştür. Hatta birçok yerde bu diktatörler
adına dikilen heykellere insanlar secde edercesine saygı göstermektedirler.
Tarihte, Tevhid Dininden uzaklaşmış bütün toplumlarda farklı
ilâh düşünceleri gelişmiştir. Kimileri inandıkları ilâhlar adına putlar
ve mâbetler/tapınaklar yapıp o putlara tapınmışlardır. Bu putların
taştan, tunçtan veya ahşaptan yapılmasının fazla bir önemi
yoktur. İnsanlar, ilâhları adına kendi elleriyle heykeller yapıp, sonra
da buna, ilâhımız veya bizi ilâhımıza götürecek aracımız diyorlar
ve o heykellere tanrı diye tapınıyorlardı.
272 25/Furkan, 43
273 79/Nâziât, 24
ŞİRK
- 81 -
Kur’ân-ı Kerim’e göre, yer, gök ve ikisinde olan her şey, bir
olan Allah’ındır. Yoktan var eden yalnızca O’dur. Bütün nimetler
O’nun elindedir. Sonsuz güç ve kuvvet yalnızca O’nundur. Bütün
işler yani kader O’nun elindedir. Yerde ve gökte olan her şey isteyerek
veya istemeyerek O’na boyun eğer. Her şey O’nu tesbih eder
(O’na ibâdet eder, O’nu zikreder). Yerde ve gökte yalnızca O’nun
hükmü geçer. O’nun bir benzeri ve eşi yoktur. Hiçbir şey O’nun
dengi olamaz. O’nun Rabliğinin, ilâhlığının, hükmünün, yaratıcılığının
ortağı ve yardımcısı yoktur. O hiçbir şeye muhtaç değildir.
Mutlak anlamda yardım edici O’dur, mutlak anlamda ceza verici
yine O’dur. O, gerçek ve mutlak olan yegâne ‘ilâh’tır ve O’ndan
başka ilâh yoktur.
İslâm, bu sıfatları taşıyan Rabbe, Allah demiştir. Bu isim ilâh
kavramından farklıdır. Benzeri, eşi, ortağı, çoğulu, olmayan bir Allah
kavramı. Bu, kâinatın sahibi, mutlak yaratıcı ve azamet sahibi
‘ilâhın’ özel adıdır. İnsanlar birçok ilâhlar düşünmüşlerdir, düşünebilirler
de; ama ‘Allah’ birdir ve O’nun hakkında başka türlü
düşünmek de mümkün değildir. Allah, hem ilâhlık (ulûhiyet), hem
rablık (rubûbiyet), hem hâkimlik (hâkimiyet), hem de meliklik
(mülûkiyet) sıfatlarına, işlevine sahiptir.
İlâh’ın Kur’an’daki İki Mânâsı: Kur’an’da ‘ilâh’ daha çok iki anlamda
kullanılmıştır: Birincisi, hak olsun bâtıl olsun, bütün insanların
kendisine ibâdet ettikleri ma’bud; ikincisi, gerçek ibâdete
lâyık olan, âlemlerin Rabbi olan Allah.
İlâh Düşüncesi: Hz. Âdem’den belirli bir zaman sonra insanlar,
Tevhid inancının dışına çıkmaya başladılar ve ikinci Âdem Hz.
Nûh’tan sonra da yaptıkları heykelleri ilâh haline getirip onlara
tapındılar. Daha sonradan gelen birçok kavmin arasında ve günümüzde
dünyanın çeşitli yerlerinde bu bâtıl inanış devam etmektedir.
Kişinin inandığı ilâh, onun ihtiyaçlarını karşılayan, duâlarına
karşılık veren, sıkıştığı zaman imdadına koşan ve her bakımdan
üstün (müteâl) olmalı. Bu ilâh, insanın sahip olmadığı birçok özelliği
taşır. Ülûhiyet (ilâhlık), aynı zamanda ulaşılamayacak yüce bir
makamdır. Kimileri bu ilâhlarını somut bir şekilde, put halinde cisimleştirmişlerdir.
Birçoğu da insana ait birtakım özellikleri onlara
vermişlerdir.
Eski yunan tanrıları, insanlar gibi kavga ediyorlar, birbirlerinin
hanımlarına göz koyuyorlardı. Eski İran dini Mazdeizm’in iki
tanrısı vardı ve sürekli kavga ederlerdi. Birisinin kötülükleri, diğerinin
iyilikleri yarattığına inanılırdı. Eski Azteklerin ilâhı zâlim bir
savaşçıydı. Kimileri birtakım hayvanları, kimileri zamanı, kimileri
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 82 -
ruhları, kimileri yerleri kutsal sayıp, onlara bir ilâh gibi saygı göstermişlerdir.
Geçmişte bu tür acaip ve sapık ilâh inançları çoktu.
İslâm, bütün peygamberler vâsıtasıyla bu tür bütün ilâh düşüncelerini
kaldırmış ve insanlar hakkında hakk olan Allah inancını
getirmiştir. Çünkü bu inanç, insanların kendi kafalarından ve eksik
görüşlerinden değil; bizzat insanların Rabbi Allah’tan gelmiştir.
Böylece, Tevhid dinine inanan insanlar ‘ilâh’ konusundaki düşüncelerini
ve inançlarını düzeltebilmişlerdir.
Ancak buna rağmen tarihte olduğu gibi günümüzde de aklını
kullanmayan, Kur’an’a kulak vermeyen insanlar, hâlâ yanlış ilâh
inancını sürdürmektedirler. Allah’a ait bir sıfatı veya sıfatları bir
başka varlığa veren, onu ilâh gibi düşünmüş olur. Dinimizde bunun
adı şirktir. Allah’ın yaratma, öldürme, diriltme, affetme, azab
etme, yoktan var etme, kutsal olma, nimet verme, hüküm koyma
gibi sıfatları, başka şeylerde, başka varlıklarda var sayılırsa, onlar
‘ilâh’ haline getiriliyor demektir. Bu bağlamda bir kimse; bir kişinin,
bir kurumun veya bir başka şeyin, tıpkı tanrı gibi olduğunu
kabul etmesi, “tıpkı tanrı gibi yaratıyor“ diye düşünmesi, onu ilâh
saymasıdır.
Günümüzde bu tür ilâh fikrini çokça görmek mümkündür.
Üzülerek söylemek gerekirse, bilimin bu kadar ilerlemesine rağmen
insanlar hâlâ, geçmişteki câhiller gibi sapık ilâh inancını terketmemişlerdir.
Bugün kimileri, atalarının ruhunu, kimileri devlet
yöneticilerini ve kahramanları, kimileri devlet örgütlerini, kimileri
uluslararası kuruluşları tıpkı ilâh gibi görmektedirler. Bunların
gücü çok büyüktür ve bunlara asla karşı gelinmez diye inanılmaktadır.
Gazete sayfalarında görülen ‘futbol ilâhı’, ‘müzik ilâhı’, ‘sanat
ilâhı’, ‘seks tanrıçası’, ‘ey falanca şarkıcı sana tapıyorum’, ‘ey
sevgili sana tapıyorum’ gibi ifadeler işte bu yanlış ilâh fikrinin çok
çirkin görüntüleridir. Kimileri bir spor yıldızını, kimileri bir müzik
ve film yıldızını kendisi için en üstün örnek sayar, onun peşinden
gider, onu taparcasına sever, ondan başka üstün ve kutsal bir şey
düşünmez. İşte bu yanlış fikir onu sapık ilâh fikrine, yani şirke sürükler.
Rejimlerin, devlet adamlarının, diktatörlerin, partilerin, meclislerin
koydukları ilkeler ve kanunlar, yaptıkları işler, uygulamalar,
‘karşı gelinemez, değiştirilemez, itaat edilmesi zorunlu ilkelerdir’
düşüncesi, onları ilâh saymanın çağdaş görüntüleridir. İnsanlar
bu gibi otorite sahiplerinde olağanüstü bir güç var sanmaktalar,
dolaysıyla onlarda ilâhlık sıfatları görmekteler. Bazılarının, ‘birtakım
kişilerin veya grupların fikirleri, ilkeleri, kanunları en üstündür,
onların üzerinde güç ve otorite yoktur’ şeklindeki düşünce ve
ŞİRK
- 83 -
inançları, onların dinleridir. Aynı konuda âlemlerin rabbi Allah’ın
insanlar için indirdiği hükümlere aldırmamak, onları reddetmek,
ya da onların yerine kişilerin ve kurumların hükmünü kabul etmek;
onları ilâh haline getirmenin göstergesidir.
Diyelim ki, herhangi bir konuda Allah’ın koyduğu bir ölçüsü
veya bir hükmü var. Buna karşın aynı konuda bir kişinin, siyasî bir
otoritenin, devletin veya başka bir gücün tam aykırı bir görüşü
veya ölçüsü bulunmaktadır. Bir insan Allah’ın hükmüne rağmen
onları benimser, inanır ve peşinden giderse; işte o kabul ettiği
hükmü veya ölçüyü koyan kaynağı ilâh haline getirmiş demektir.
Örneğin, Allah (c.c.), Kur’an’da içki içmeyi yasaklıyor, fâiz alıp
vermeyi haram sayıyor, kadınlara örtünmeyi emrediyor, ama birtakım
yöneticiler veya yetki sahipleri, içki içmeyi normal görüyor,
fâizsiz ekonomi olmaz diyor, ya da birileri kadınların örtünmesini
çağdaş kıyafet değil diye yasaklıyor. Bazıları, ‘Allah’ın ölçülerinin
geçerliliği yoktur, bu zamanda uygulamak zordur, ama yöneticilerin
koyduğu hüküm daha doğrudur, zamana daha uygundur, biz
onları tercih ederiz’ derlerse, işte bu inanç başkalarını ilâh haline
getirmedir.
Kim herhangi bir şeyi Allah’tan fazla severse, bir şeye
Allah’tan fazla saygı gösterir, Allah’tan korkar gibi ondan korkarsa,
kim Allah’ın dışında herhangi bir şeye veya insana tapınırsa,
kim Allah’ın hükmüne aykırı olarak başkalarının ilkelerini daha
üstün sayarsa, işte o insan, bütün bunları ilâh haline getiriyor demektir.
Farklı ilâhlara inananlar, bu inançlarını zaman zaman ortaya
koyuyorlar. ‘Falanca devletin, filanca uluslararası kuruluşun,
falan adamın ilkeleri her şeyin üstündedir’ diyen kimse, Allah’ı
değil onları ilâh tanıyor demektir.274 İslâm’ın ezelî, ebedî, değişmeyen
ve evrensel ilkesi şudur: “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedü’r
Rasûlullah“ Yani, “Allah’tan başka ilâh yoktur; Hz. Muhammed
Allah’ın Rasûlü, elçisidir.“ “Allah ile birlikte başka bir ilâh edinip tapınma.
O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur.“ 275
Putlaştırılıp İlâh Haline Getirilen
Bâtıl Tanrı Anlayışları
Kur’ân-ı Kerim, müşrikler tarafından tapınmaya konu edilen
varlıklardan bahsederken, birçok durumda genel ifadeler kullanır:
“Allah’tan başka taptıkları“276; “Allah’tan başka duâ edip yalvardıkları“277;
274 Hüseyin K. Ece, A.g.e. s. 295-299
275 28/Kasas, 88
276 25/Furkan, 17
277 7/A’râf, 194
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 84 -
“Allah’a şirk koştukları“278; “Şirk koştukları şeyler“279; “Allah’tan başka
benimsedikleri“280 tarzında fiil şekilleri olduğu gibi; genel anlamda
birtakım isimler de hayli fazladır: “İlâh“281; “âlihe -ilâhlar-“282;
“endâd -eş ve denkler-“283; “esnâm -heykelden putlar-“284; “evsân -putlar-
“285; “temâsîl -heykeller-“286; “şürekâ –ortaklar-“287; “şühedâ -şâhitler,
yardımcılar-“288; “şüfeâ’ -şefaatçiler, aracılar-“289; “erbâb -rabler-“290;
“evliyâ -velîler, dostlar, yöneticiler-“291; “emsâl -eşler, benzerler-“292; “tâğût
-azgın yönetici“293; “cibt -putlar-“294; “ensâb -dikili taşlar, putlar-“295; “veled
-çocuk-“296; “sâhibe -eş, hanım, zevce, tanrıça-“ 297
Kur’an’da yukarıdaki âyetler başta olmak üzere çeşitli yerde
yüzlerce defa kullanılan bu genel tâbirler gösteriyor ki, Kur’an
şirkin her türlüsünü iptal için gelmiştir. Yoksa sadece zuhur ettiği
bölgede, birtakım özel isimlerle belirtilen (Menât, Hubel, İsâf
vb.) putları hedef almış değildir. Allah’ı tek tanımanın hâlis olması
için yukarıda anılan bütün şirk kavramlarının kapsadığı alanın,
ulûhiyete tahsis edilmesi gereklidir (İbâdet, şefaat, duâ, tutunma,
hâkimiyet, velâyet vb.). Bu özellik, Kur’an’ın şirk karşısındaki durumu
bakımından, birinci dereceden bir önem arzetmektedir. Öbür
yandan Kur’an, bâtıl ulûhiyetlerin (sahte tanrıların) türlerini gösterirken
genel olarak, onların adlarından değil; mâhiyetlerinden
bahseder. (Arabistan’da o dönemde tapılan tanrılardan bazılarının
özel isimleri -el-lât, el-Uzzâ, Vedd vb.- sadece birkaç yerde zikredilmiştir.)
Şu halde, o, aslında ulûhiyet bakımından yok olan o
varlıkları muhâtap, bir muârız, bir rakip veya düşman gibi telâkkî
ederek birtakım belirli fertlere değil; insanlık dünyasında tanrılaştırılmaları
yaygın olan mâhiyetlere hücum etmiştir. Mâhiyetler
278 28/Kasas, 68
279 7/A’râf, 190
280 45/Câsiye, 10
281 15/Hicr, 96
282 21/Enbiyâ, 36
283 2/Bakara, 165
284 7/A’râf, 138
285 22/Hacc, 30
286 21/Enbiyâ, 52
287 13/Ra’d, 16
288 2/Bakara, 23
289 39/Zümer, 43
290 12/Yûsuf, 39
291 29/Ankebût, 41
292 16/Nahl, 74
293 2/Bakara, 256
294 4/Nisâ, 51
295 5/Mâide, 90
296 72/Cin, 3
297 72/Cin, 3
ŞİRK
- 85 -
üzerinde dururken de, onlar hakkında bilgi vermek değil; onların
eksik yanlarını, neden tanrı olamayacaklarını belirtmeye yönelmiştir.
Diğer taraftan, Kur’an’ın mâhiyetlerinden bahsettiği bâtıl ve
sahte tanrıların, insanlığın çeşitli devir ve yerlerinde tanrılaştırdığı
varlık tipleri durumunda olduğu söylenebilir. Bu tipler arasında,
Arabistan’da rastlanmayanların da bulunması, Kur’an’ın evrenselliği
ile açıklanmalıdır. Bu tipler, şöyle sınıflandırılabilir:
Hayat sahibi varlıklar
İnsanlarca görülmeyen varlıklar; a) hayırlılar (Melekler, kısmen
cinler), b) Şerliler (şeytanlar, kısmen cinler)
İnsanlar; a) Tanrı oğlu veya kızı (İsa, Uzeyr), b) Tanrıça (sâhibe),
c) Hükümdar-tanrı (Firavun)
Hayvanlar; a) Buzağı, boğa, b) Nesr (kartal)
Cansızlar
Tabiat varlıkları; a) güneş, b) ay, c) yıldızlar (Şi’râ), d) Ba’l, e)
ağaç (el-Uzzâ), kaya (el-lât, Menât)
İnsan eliyle yapılanlar; a) esnâm, evsân (Vedd, Yeğûs vb.), b)
ensâb
Mücerred Varlıklar
1- Nefsin hevâsı, 2- şâri’, 3- dehr, 4- seneviyye 298
Elfâz-ı Küfür ve Ef’âl-i Küfür
Elfâz’ın tekili olan lafız (lafz); söz, kelime ve ifade demektir.
Küfür ise “kefera“ fiilinden mastar olup, sözlükte; bir şeyi örtmek
anlamına gelir. Kalbindeki imanını örten kimseye de bu yüzden
münkir veya kâfir denilmiştir. Bir terim olarak, kişiyi küfre düşüren
ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere “elfâz-ı küfür“ adı
verilir.
Ef’âl-i küfür, küfür fiil ve davranışları demektir. İnsanların bazı
hareket, kıyafet ve davranışları küfre alâmet sayılmıştır. Bu fiillerin
bir kısmı müslüman olmayan toplumlara benzemek kastıyla
yapılan hareket ve davranışlardır. 299
298 Suad Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyet, s. 339-340
299 Geniş bilgi için bk. Ahmed Kalkan, Kur’an Kavramları, Küfür Kavramı,
kavram no: 122
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 86 -
Hurâfe
Dinde olmadığı halde dindenmiş gibi uydurulup anlatılan
hikâye ve rivâyetlere verilen ad. Bu çeşit rivâyetler ve hikâyeler
tümüyle uydurma, hatta bir kısmı saçma sapan olduğu halde, tarih
boyunca Islâm’a mal edilmiş, dinî bir kılıfla sunulmuşturlar.
Hurâfe, aslında bir kişinin adıdır. Hurâfe adındaki bu kişi, aslı astarı
olmayan hikâyeler anlatırmış. Dolaysıyla, Hurâfe’nin anlattıkları,
Hurâfe’nin uydurdukları, Hurâfe’nin kullandığı deyimler zamanla,
bu tür bütün uydurma rivâyetlerin ortak adı olmuştur.
Hurâfeler, dilden dile veya kitaplarla anlatılan rivâyetlerdir.
Bunların sağlam bir asılları yoktur yani uydurma şeylerdir. Ancak
dinî bir motifle, dine mal edilerek anlatılır. İşin önemli olan yanı
da burasıdır. Hurâfeler yalnızca hikâyeden ibâret olsa, üzerinde
durulmaz. Hikâye her yerde her zaman anlatılabilir, yazılabilir.
Ancak bunlara uydurma ve yanlış oldukları halde İslâmî bir kılıf
giydirilirse, o zaman iş değişir. Çünkü bu tür rivâyetler müslümanların
saf inancına zarar vermektedir. Müslümanlar arasında
dolaşan yanlış unsurların bir kısmı, yahudi ve hristiyan kaynaklarından
aktarılmışlardır. Bunlara ‘israiliyyat’ denilir. Bir kısmı, dinden
olmadığı halde din’e sonradan sokulan bid’atlerdir. Ki bunlar,
uydurma oldukları halde, çok önemli dinî ibâdetler gibi algılanır
ve yapılır. Bir kısmı, halk arasına yerleşmiş bâtıl, yani yanlış, İslâm
dışı inançlardır. Hurâfeler, İslâm gerçekleriyle bağdaşmayan bâtıl
inanışlar, uydurma hikâyeler ve çarpık davranışlardır.
Hurâfeler, bir taraftan müslümanların inançlarına zarar verirken
bir taraftan da başkalarının, yeni yetişen nesillerin İslâm
hakkında yanlış fikre sahip olmalarına sebep olur. Hurâfelerle
örülmüş bir din, günümüzün gerçeklerinin çoğuyla bağdaşmaz.
Hâlbuki İslâm, kâinattaki kevnî gerçeklerle uyuştuğu gibi, her çağın
ve her ülkenin insanına hitap etmektedir. Günümüzde birçok
felsefî, siyasî ve iktisadî düşünceler, birçok tavır ve anlayışlar birer
bilimsel gerçek, birer değişmez inanç ilkeleri gibi sunulmaktadır.
Hâlbuki bunların çoğu ya kişilerin kendi görüşleri, ya da zamanla
modası geçecek şeylerdir. Bunların pek çoğu müslümanların saf
inancını bozacak özelliktedir. Bunlara ‘modern hurâfeler’ dememiz
mümkündür.300 Cifircilik ve ebcedcilik gibi, “on dokuzculuk“,
bilimcilik/bilimselcilik gibi doğrulukları tartışabilecek hususların
din gibi veya dinin kesin ve bağlayıcı yorumu olarak kabulü de
bu kabildendir.
Müslümanlar, hangi adla ve hangi kılıfla sunulursa sunulsun,
300 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 279
ŞİRK
- 87 -
her türlü hurâfeye karşı dikkat etmek zorundadırlar. 301
Allah Teâlâ’nın Birliği ve Şirk
Kur’ân-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın varlığını belirten birçok âyet-i
kerime olmakla beraber, O’nun birliğinden bahseden âyetler, varlığını
ifade eden âyetlerden daha çoktur. Allah Teâlâ’nın birliğinden
bahseden ve çoğu Mekke’de inen âyetler, şirki reddedip tevhidi
emreder. Bu âyetlerin bir kısmı Allah Teâlâ’nın ilâhlık vasfına
yakışmayan; yaratılmışlık, âcizlik ve eksiklik ifade eden özelikleri
reddetmek suretiyle O’nu tenzih eder. Bir kısmı da O’nun kâinatın
yaratıcısı, nimet vericisi, tek sahibi ve hâkimi olduğunu belirtir.
Meselâ; Kur’an’da “Allah kendine ortak koşulmasını bağışlamaz,
bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan da gerçekten
büyük bir günah işlemiştir.“302 buyrularak şirk reddedilirken; diğer bir
sûrede: “De ki: O Allah birdir. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey
O’na muhtaçtır. Kendisi doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.“303 buyrularak
tevhid en özlü biçimde vurgulanmaktadır.
Ebû Cehil gibi en azılı müşrikler, hatta şeytan bile Allah’ı inkâr
edememiş, O’nu yaratıcı, tabiata hükmedici olarak kabul etmeye
kendilerini mecbur hissetmişlerdi. Ama Allah’a sadece inanmak
yeterli değildir. O’na hiçbir şeyi, hiçbir şekilde şirk koşmamak şarttır.
İnsanlar tarih boyunca Allah’ın varlığını doğrudan inkâr yerine
ya müşrikler gibi O’na ortak koşarak şirke düşmüşler, ya da
laiklik anlayışıyla O’nun bazı sıfat ve fiillerini inkâr ederek küfre
düşmüşlerdir. Bu iki inkâr, iki şirk çeşidi arasındaki benzerlik ve
farkları şöyle ifade etmek mümkündür:
Müşrikler Allah’ın varlığını, yaratıcılığını, rızık vericiliğini kabul
ettikleri halde, vahdâniyetini inkâr ediyorlar, O’na putları ortak
koşuyorlardı. Laiklik ise, Allah’ın rabbâniyetini inkâr ederek O’nu
dünya hayatına, insanın gündelik yaşamına, toplumların yönetimi
demeye gelen siyasete karıştırmak istememektir. Özetle, şirk
vahdâniyeti; laiklik rabbâniyeti inkâr etmektir.
Şirk, Allah’ın zatında O’na ortaklar koşmakken; laiklik de
Allah’ın sıfatlarında O’na ortaklar koşmak ve O’nun olan teşrî, terbiye
etme, hüküm koyma yetkilerini yaratandan alıp yaratılanlara
devretmektir.
301 Geniş bilgi için bk. Ahmed Kalkan, Kur’an Kavramları, Atalar Yolu
302 3/Âl-i İmrân, 48
303 112/İhlâs, 1-4
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 88 -
Şirkle laikliğin bu uygulamaları neticede aynı kapıya çıkıyordu:
Hevâ ve heveslere uygun bir hayat sürmek; canları çekince
çiğnedikleri, ya da değiştirdikleri, kurallarını kendilerinin belirlediği
bir hayat...
Şirk de laiklik gibi hakkı ikiye paylaştırıp Allah’ın hakkını
Allah’a, “Sezar“ları olan tâğutlarının hakkını da putlarına vermektir.
“Allah’ın birliği“ konusu, Akaid’in temel ve en önemli konusudur.
Akaid ilmine bu yüzden Tevhid ilmi de denir. (Tevhid, birlemek,
Allah’ı bir kabul etmek demektir. Yani, Allah’ın zatında,
sıfatlarında ve fiillerinde eşsiz olduğunu bilmek ve öylece inanmaktır.)
İslâm Dini’ndeki tüm hükümlerin bir noktada Allah’ın
birlenmesine (tevhide) dayandığı için, İslâm’a Tevhid dini; müslümanlara
da muvahhid denilir.
Günümüzde Allah’ı sözde bir olarak kabul eden nice insanlar,
hâkimiyet ve mutlak otorite konusuna gelince Allah’a ortaklar
koşmaktadırlar. Allah’a ait bazı vasıfları başkalarına veren, başka
şeyleri Allah’ı sever gibi seven, başkasından Allah’tan korkar gibi
korkanlar Allah’ı gerçekten birlemiş olmazlar. Allah’ı kanunlarına,
idarelerine, işlerine... karıştırmak istemeyenler tevhid eri vasfını
kaybedip müşrik vasfını kazanırlar. “Onların çoğu, Allah’a, şirk koşmaksızın
iman etmezler.“ 304
Allah’ın varlık ve birliğini kabul etmenin, fert ve toplum hayatının
her alanında ortaya çıkması zorunlu olan birtakım sonuçları
vardır. Bir olan Allah’a iman etmek: Sadece O’nun hâkimiyetini
kabul etmek, mutlak itaat edilecek otorite olarak O’nu tanımak,
O’na ve emirlerine boyun eğmektir. Bir olan Allah’a iman; Allah’ın
öngördüğü nizama aykırı olan her şeye karşı bir inkılâp hareketidir;
bir başkaldırıdır. Allah’tan başka ilâhları reddettiğimiz, Allah’ı
birlediğimiz yaşantımızın tüm boyutlarında kendini göstermelidir.
Allah’a iman, çevreyi etkilemeyen, gayr-ı İslâmî vâkıayı kabullenen
kuru ve edilgen yahut etkisiz bir iddia olamaz. Bir olan
Allah’a iman etmenin zorunlu gereği; Allah’ın nizamını hayatına,
düşünce ve inançlarına, ferdî, sosyal, siyasal, ekonomik, ahlâkî ve
teabbudî (ibâdetle ilgili) bütün ilişkilerine hâkim kılmaya çalışmaktır.
Tevhid ve Tâğutlarla Mücadele
“De ki: ‘Ey kitap ehli! Bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye
304 12/Yusuf, 106
ŞİRK
- 89 -
gelin: Yalnız Allah’a ibâdet edelim; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım;
bazımız bazımızı Allah’tan başka rabler edinmesin..’ Eğer yüz çevirirlerse:
‘Şâhid olun, biz müslümanlarız’ deyin.“305; “İman edenler Allah yolunda
savaşırlar; küfredenler de tâğut yolunda savaşırlar. O halde, şeytanın
dostlarıyla savaşın; çünkü şeytanın hilesi zayıftır.“ 306
Sosyal bir hayat nizamı olarak tevhid, halkın bilgisizliği ve şuursuzluğu
üzerine dayalı veya onlara zulmetmek üzere kurulan
cahilî ve tâğutî sistemleri temelden değiştirecek plan ve projeler
sunar. Tevhid, sırf fikrî ve nazarî bir akide değil; eyleme yönelik,
pratik çözüm yolları sunan bir sistemdir. Tevhid akidesi, yalnızca
tabiat ötesi/metafizik konulara izah getiren ve ahlâk ile ilgili konularda
sözkonusu edilebilecek bir tasavvur değil; şirk temeli üzerine
oturmuş tâğutî sistemlere karşı muvahhidlere planlı, programlı
bir hareket mantığı sunan, inkılâpçı bir başkaldırıdır.
Tevhid akîdesi, pratik, eyleme dönük bir hareket ve câhiliyyeye,
şirk temeline dayanan sistemlere bir başkaldırı ve de müstekbir,
zâlim tâğutlara karşı siyasî, iktisadî, sosyal ve hukukî bir sistem olmasaydı,
tarih boyunca bu akîdeyi kavimlerine sunan bütün peygamberlere
karşı savaş açılır mıydı?
İslâm güneşinin doğduğu sıralarda Mekke’de hayatlarını sürdüren
“Hanifler“in konumu, bu konuda ışık tutması bakımından
oldukça önemlidir. Peygamberimiz’e peygamberlik görevi verileceği
dönemde Mekke’de Hz. İbrahim’in şeriatı üzerine yaşayış sürdürdüklerini
iddia eden Hanif dini taraftarları vardı. Bunlar, putlara
tapmaktan vazgeçerek Hz. İbrahim’in dinine girmişlerdi. Bunlar,
Allah’ı birliyor ve kavimlerinin putları adına kestikleri kurbanları
yemiyorlardı. Panayırlarda tevhidin hakikatı ile ilgili nutuklar söylüyorlar,
putların bâtıllığına dair deliller getiriyorlar ve onlara tapmamayı
öğütlüyorlardı.
Ne var ki, Hanif dininden olduğunu iddia eden bu kimselerin
savundukları düşünce, sadece zihinde taşınan, salt fikir ve kuramsal
inanış ve anlayış olmaktan öteye gitmiyordu. O yüzden müşrik
Mekke toplumunda en ufak fikrî ve pratik bir etkinlikleri yoktu.
O putperest toplumda ortaya koydukları fikirler, sadece nazarî
inanç biçimiydi. Bunun için de bu kimseler, şirk temeline dayalı o
cahilî toplumda müşrik putperestlerle aynı ortamda, birbirleriyle
fiilî olarak çatışmadan yaşıyorlar ve bu konumları kendilerini
fazla rahatsız etmiyordu. Kokuşmuş bu küfrî toplum düzeninin
geleneği, göreneği, örf ve âdetlerinin pratik olarak içindeydiler.
305 3/Âl-i İmrân, 64
306 4/Nisâ, 76
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 90 -
Bu yüzden, pratik yaşamdan uzak bulunan ve sadece nazariye olmaktan
öteye gitmeyen tevhid akîdesine bağlı olmaları, onları o
haysiyetsiz yaşayış tarzından, cahilî ortamdan ve kokuşmuş zulüm
tasallutu altında zelil bir hayat sürdürmekten uzaklaştırmıyordu.
İslâmî dâvetin en önemli ve temel maddesi, tevhidin ispatı ve
şirkin reddi olduğu için, câhilî Mekke atmosferinde, yerleşik şirk
düzeni içerisinde gündeme gelen tevhid akîdesi, özel bir yaşam
biçimini göstererek, inkılâbçı bir kimlikle işe başladı. İslâm’ın siyasî,
iktisadî ve sosyal bir sistemin ve hayatın bütün alanlarına hükmeden
bir nizamın adı olduğu net bir şekilde ilân edildi. Şirkin
her çeşidinin çürütüldüğü deliller ileri sürüldü ve gâyet özlü bir
şekilde insanlar tevhide davet edildi. Tevhid fikri anlatılırken, sadece
zihinsel olarak Allah’ın var oluşu değil; O’nun tek oluşunun
anlamı ve bu akîdeye olan ihtiyaç da anlatıldı. İşte Rasûlullah’ın
(s.a.s.) kavmine sunduğu tevhid anlayışı ile Hanifler’in savundukları
tevhid fikri arasındaki temel fark bu noktada odaklaşıyor: Bir
yanda hayatın bütün alanlarına hükmeden, hem zihinsel, fikirsel
ve hem de pratiğe yansıyan bir akîde; diğer yanda sadece zihinde
yer eden, sadece kalpte yer tutan ve pratiğe indirgenemeyen, hayata
geçirilemeyen bir inanç...
Peygamberimiz, risâlet ile görevlendirildikten sonra yaptığı
ilk iş, inanç ve amele dayanan, teorisi ve pratiği olan gerçek tevhid
anlayışını yerleştirmek olduğu için Mekke’nin egemen güçleri,
idâreyi ellerinde tutan müstekbirler, kendisine karşı savaş başlattılar.
Savunduğu bu saf akîde, Peygamberimiz’i kâfirlerle karşı karşıya
getirdi. Kâfirler, kendisine has, özel bir yaşam biçimi sunan bu
akîdenin, kendi câhilî sistemleriyle asla uzlaşmaya girmeyeceğini,
yeryüzünde tâğutî rejimlerle sürekli ve amansız bir mücadele içerisinde
olacağını, kısacası küfre karşı devamlı bir savaşım vereceğini
kesinkes anladılar. Tevhidin, uygulamaya ve tâğutî düzenlere
karşı başkaldırı ilânı olduğu anlayışı, onların neden, daha önce
aynı akîdeyi savunan Hanifler’e karşı en ufak bir tepki göstermezken,
Hz. Peygamber ve onunla beraber olanlara karşı şiddetli bir
savaşın içerisine girdiklerini açıkça ortaya koyuyor.
Şirk Ehli Müşriklerle Mücâdele
“İnsanlar ‘Allah’tan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun Rasûlüdür’
deyinceye kadar kendileriyle savaşmaya emrolundum. Ne zaman bunu
söylerlerse kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak dinî cezalar
müstesna; iç yüzlerinin muhasebesi ise Allah’a aittir.“ 307
307 Buhâri, Cihad 102, İman 17; Müslim, İman 8; Ebû Dâvud, Cihad 104;
Tirmizî, Tefsir 78; Nesâî, Zekât 3; İbn Mâce, Fiten 1; Dârimî, Siyer 10
ŞİRK
- 91 -
Şirk ehliyle, müşriklerle mücâdele esastır. Müslüman, zaman
ve şartların durumuna göre savaşmıyorsa bile onlara en azından
“Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza ibâdet etmem. Sizin dininiz
size; benim dinim bana!“308 deyip, onları reddettiğini göstermek zorundadır.
“Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylerinize, putlarınıza
da yuh olsun! Siz, akıllanmaz mısınız?“ 309
İslâm dininin en temel esası tevhiddir. Tevhid kelimesi ise, “Lâ
ilâhe illâllah“tır. Mânâsı: Allah’tan başka ilâh yoktur, yani bütün
kâinatta Allah’tan başka ibâdet edilmeye, O’nun dışında mutlak
olarak itaat edilmeye ve boyun eğilmeye lâyık kimse yoktur. Dikkat
etmek gerekir ki kelime-i tevhid önce Allah’tan başka diğer
ilâhları reddetmekle başlıyor. Müslüman, önce Allah’tan başka
bütün ilâhları reddetmeli ve ilâh olarak sadece Allah’ı kabul etmelidir.
İslâm dininin ilk indiği zamanlarda -tıpkı bugün olduğu gibişirk
hâkimdi. İnsanlar putlara tapıyorlar, ilâhlık vasıflarını insanlara
ve bazı varlıklara veriyorlardı. Araplar, melekleri Allah’ın
kızları olarak kabul ediyorlar, ehl-i kitap olan yahûdi ve hristiyanlar
da, Allah’a oğullar isnat ediyorlardı. Helâl ve haram koyma
yetkilerini din adamlarına vererek, onları ilâh ediniyorlardı.
Peygamberimiz’in bu ortamda en küçük bir tâviz vermeden sürdürdüğü
tebliğde, en çok vurguladığı konu tevhiddi. Esasen insanlık
tarihi, Allah’a hakkıyla iman edenlerle, şirk koşanların, birden
fazla ilâha inananların kavgasından ibârettir.
Kur’ân-ı Kerim baştan sona kadar tevhid’den söz etmektedir.
Bütün peygamberler tevhid’i ikame etsinler diye gönderilmişlerdir.
Kur’an’a baktığımız zaman, bütün peygamberlerin üzerinde
ısrarla durdukları ve insanların kavramaları için her türlü zorluklara
katlandıkları hususlar; Allah’ın her hususta, yani hayatın her
sahasında “tek“ olarak kabul edilmesi ve O’na kesinlikle şirk koşulmamasıdır.
Tevhid, insanın hayatındaki düşünceden başlayarak,
günlük hayatındaki her tavrına kadar, Allah’ın belirlediği sınırlara
uyması, onların korunması için seferber olması ve Allah’ın ortaya
koyduğu ölçü ve onun pratikteki şekli olan sünnetin yaşanılmasıdır.
Müşrik
“Müşrik“, ‘şirk’ kökünden türemiştir ve ‘şirk koşan’ demektir.
308 109/Kâfirun, 1, 6
309 21/Enbiyâ, 67
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 92 -
‘Müşrik’, ‘eşrake’ fiilinin fâil ismidir. Allah’a ortak koşan demektir.
Müşrik, açıktan açığa Allah’a sıfatlarında ve fiillerinde ortak
koşan kimsedir. O görünüşte Allah’ın varlığını kabul etmektedir.
Ama ya birden fazla ilâha inanır, ya Allah’a ait sıfatları başka
ilâhlara verir, ya da Allah’ın fiillerini (yaptıklarını) başka ilâhların
da, başka şeylerin de yapabileceğini kabul eder.
Müşrik, Kur’an dilinde iki ayrı anlama gelir. Biri açık (zâhirî),
diğeri de gerçek (hakiki)dir. Açıktan müşrik, çok açık bir şekilde
Allah’a ortak koşan, birden fazla ilâhın olduğuna inanan kimsedir.
Bu anlam açısından bakılırsa Hristiyan ve Yahûdilere müşrik
denmez. Gerçek (hakiki) müşrik, Tevhid dinini tanımayıp, İslâm’ı
kabul etmeyen bütün gayri müslimlerdir. Çünkü hıristıyanlar; Hz.
İsa’ya, yahûdiler; Hz. Uzeyr’e Allah’ın oğlu demektedirler. Onlar
böyle inanmakla beraber bir Allah fikrini de kabul ederler. Onlar
dışarıdan bakınca tek Allah inancını benimseseler bile müşriktirler.
310 İslâm’ın iman esaslarını kabul etmedikleri için mutlak anlamda
müşrik olurlar. Hatta Kur’ân-ı Kerim, kitap ehline bazen ‘kâfir’
(inkârcı) bile demektedir. “Ne kitap ehlinin kâfirleri ve ne de müşrikler
Rabbinizden size bir iyilik inmesini isterler.“311; “Şüphesiz ‘Allah, Meryem
oğlu Mesîh’tir’ diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır...“312; “Andolsun
‘Allah, üçün üçüncüsüdür’ diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek
Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur.“313 Müşrik ile kâfir arasında esasta
bir fark yoktur. Ancak kâfirlik, müşrikliğe göre biraz daha geniştir.
Kur’ân-ı Kerim, Allah’a şirk koşanların da, O’nu inkâr edenlerin
de büyük bir sapıklık içinde olduklarını belirtiyor.314 Kâfir, Allah’ı
doğrudan inkâr eder, müşrik ise, Allah’ın varlığına iman ettiği halde,
O’nun ilâhlık ve Rabb’lik sıfatlarına başkalarını da ortak eder.
Allah’a şirk koşmanın küfr olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur.
Müşrikler özellikle Allah’ın ilâhlık sıfatını kabul etmemekte, bu
ilâhlığı başka varlıklara vermektedirler.
Şirk İnancının Ortaya Çıkması: Tevhid Dini üzerine şekillenmiş
topluluklar, gerek münâfıkların gerekse, haddi aşanların
(bağîlerin) yüzünden zayıflar ve parçalanırlar. Zaman içerisinde
insanlar giderek Tevhid inancından ve İslâmî hayattan uzaklaşırlar.
Parçalanan toplum, Tevhidden uzaklaşan insanlar başka yollara,
başka inançlara saparlar. Bazı insanlar dünya hayatını âhiret
hayatına tercih ederler. Hevâsına (kendi görüşüne) uyan birtakım
310 22/Hacc, 17
311 2/Bakara, 105
312 5/Mâide, 17
313 5/Mâide, 73
314 4/Nisâ, 116
ŞİRK
- 93 -
kimseler, kendi uydurdukları dinleri veya ilkeleri din edinmeye
başlarlar. Başkalarına da bu uydurma dini dayatırlar. Böylece, insanlardan
bir kısmı ‘müşrik’ olurlar, bir ve tek olan Allah’a ibâdet
yerine başka ilâhlara da kulluk yapma yanlışlığı ortaya çıkmaya
başlar.
Nefislerine uyarak bağî olan azgınlar, Tevhid toplumunu şirk
toplumuna çevirirler. Bütün insanlarda yaratılıştan ibâdet, duâ,
sığınma isteği, kendisinden üstün saydığı varlıktan yardım istemeye
duyguları vardır. Bütün toplumların, hayatlarını düzenleyici
kanunları, bağlandıkları değer yargıları vardır. Tevhid toplumundaki
mü’minler, tek olan Allah’a kulluk yaparlar. O’na duâ ederler,
O’na el açarlar. O’nun gönderdiği ilkeler doğrultusunda hayatlarını
sürdürürler, toplumsal düzenlerini sağlarlar. Ancak şirk toplumlarında
insanlar birden çok ilâh edinirler. Kimileri kendi nefsine,
kimileri tabiat güçlerine, kimileri ata ruhuna, kimileri hayvanlara,
kimileri güneşe, kimileri liderlerine ilâhlık özelliği verirler. Allah’a
ait sıfatları ve özellikleri bunlarda ararlar.
Müşrikler, sebepleri Yaratan Allah’a değil de sebeplerin kendisinde
ilâhlık görürler. Tapınmak için putlar edinirler. Putların kendilerini
Allah’a yaklaştıracağını sanırlar. 315
Müşriklerin Özellikleri
Kur’ân-ı Kerim, inkârcılara bazen kâfir, bazen de müşrik demektedir.
Bu onların yaptıkları işlere, takındıkları tavırlara göre
verilen bir isimlendirmedir. İnkâr açısından ikisi arasında fazla
bir fark bulunmamaktadır. Kur’an, müşrikleri tanıtırken, yalnızca
Firavun’a iman edenleri, Hz. Muhammed’e karşı çıkan Mekkeli
müşrikleri değil; hem onları hem de tüm zamanlar boyunca olabilecek
bütün müşriklerin özelliklerini tanıtıyor. Şirkin nasıl bir şey
olduğunu ortaya koyarak, insanları sakındırıyor.
Kâinatın Rabbi Allah (c.c.) bütün kemal (üstün) sıfatlara sahip,
bir ve tek olan, başlangıcı ve sonu olmayan, yaratıklardan hiçbirine
benzemeyen, her şeyin sahibi, çok güçlü ve kudretli, emir ve
hüküm sahibi olan, istediği şeyi istediği gibi yaratan, varlığı her
şeyi kuşatan, yalnızca kendisine ibâdet edilen tek İlâh’tır. Canlıların
rızkını O verir. O öldüren ve diriltendir. Mülk O’nundur. O
yaratıcıdır (Hâlık) ve O’nun dışında her şey yaratılmış (mahlûk)tır.
İşte Allah (c.c.)’a ait bu ve buna benzer sıfatları başkasına
veren müşriktir. Evrende olan olayları Allah’ın yarattığını kabul
etmeyip, bunların tabiat (doğa) tarafından yaratıldığına inanan
315 39/ Zümer, 3
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 94 -
müşriktir. Tabiatı veya diğer sebepleri yaratılan değil de, yaratıcı
gibi kabul eden müşriktir. Yeryüzünün ve insan irâdesinin dışındaki
bütün oluşumlara ait tasarruf Allah’ın elindedir. Müşrikler, bu
tasarruf hakkını başkalarına da verirler. Hayatın her alanına ilâhî
hükümler koyma yetkisi Allah’ındır. Ancak müşrikler, Allah’ın bu
yetkisine saldırarak, ya kendileri adlarına, ya da başka bir insan
veya put adına hüküm koyarlar.
İnsanları Allah yaratmıştır. Dolaysıyla onlar Allah’ın kullarıdır.
İbâdet yalnızca Allah’a yapılır. Ama müşrikler Allah’tan başkasına
da kulluk yaparlar. O’nun dışındaki varlıkların da önünde tıpkı bir
ilâh gibi secde ederler. Kendi hevâ ve hevesleri doğrultusunda insanlar
adına, bir ulus ve ideoloji adına hükümler/yasalar koyarlar
ve bunlara kalpten bağlanır, Allah’ın hükümlerini bir tarafa atarlar.
Bunlar şirk koşmaktadırlar.
Allah’ın helâl ve haram ölçülerini kabul etmeyip, O’nun gönderdiği
ilkeleri bir tarafa atarak, kendi arzusuna göre helâl ve
haram ölçüleri koyanlar; insanların, partilerin, devletlerin veya
örgütlerin koyduğu haram ve helâl ölçülerini kabul edenler müşrik
olurlar. Bir insanın, bir örgütün, bir ideolojinin görüşlerini,
hükümlerini Allah’ın hükümlerinden daha doğru, daha çağdaş,
daha iyi bulanlar, Allah yerine başka ilâh tanımış olurlar.316 Allah’a
ait görme, haberdar olma, mutlak anlamda ilâhî yardım yapma,
günahları affetme, gözetleme gibi sıfatları varlıklara veya insanlara
verenler müşrik olmuşlardır. Söz gelimi, bağlanılan şeyhlerin
çok uzak yerlerden öğrencilerini (müridlerini) evlerinin içinde bile
gördüğünü, ibâdet veya zikirleri ancak şeyhlerin Allah’a ulaştırabileceğini,
şeyhlerin diledikleri yere diledikleri zaman gidebileceklerini,
istedikleri zaman kerâmet gösterebileceklerini kabul
etmek, şüphesiz ki şirke çok benzemektedir.
Ölmüş veya yaşayan kimi insanların ilkelerini mutlak hüküm
ve ilke saymak, onların görüşlerini en üstün, hatta Allah’ın
âyetlerinden daha yüce saymak, ölünün mezarı başına gidip, ona
hesap vermek şirkin, yani Allah’a ortak bulmanın ta kendisidir.
Çünkü Allah’a ait sıfatlar bir ölümlüye veya ölmüşe verilmektedir.
Tekrar edelim ki, ister bir başka insanın, ister insanın kendi
hevâsının, ister bir grubun, isterse bir coğrafyanın olsun; Allah’ın
ilâhlığına ait bir özelliği onlarda görmek, onlarda da aynı özelliklerin
var olduğuna inanmak şirktir. Bunu yapanlar da müşriktirler.
İslâm ülkelerinde bazı adamlar, müslümanlık iddia etmelerine
rağmen, batı dünyasından gelen bütün fikirleri, bütün ölçüleri en
316 9/Tevbe, 31
ŞİRK
- 95 -
üstün sayarlar. Onlara, ‘bakınız Allahımız şöyle buyuruyor’ denildiği
zaman, “o din işi“, “o ayrı“ ayrı derler.
Görüldüğü gibi müşriklik, inkârcılıktan çok, Allah var denildiği
halde, Allah’a benzer ilâhlar bulmanın, O’na ait özellikleri varlıklara
da verip onları da Allah gibi üstün tutmanın adıdır. İslâm’ın
mücadele ettiği en önemli inkâr işte bu şirk anlayışıdır. İslâm geldiği
zaman Mekkeliler tanrısız değillerdi. Evreni Allah’ın yarattığını,
rızkı O’nun verdiğini kabul ediyorlardı. Ama O’na putları ortak
ediyor, başka şeylere kulluk yapıyorlardı.317 Günümüzde müslümanların
sakınması gereken temel tehlike budur.
Kur’ân-ı Kerim, müşriklere ait bazı özel durumlara da dikkat
çekmektedir: Şirk en büyük zulümdür, öyleyse müşrikler aynı
zamanda zâlimdirler.318 Müşrikler, gerçek ilme değil; zanna (sanrıya,
tahmin ve teorilere) uyarlar. Onlar ilmin, aydınlığın, doğrunun
peşinde olduklarını söylerler, ama onların gerçek sandığı
şey, Allah katında bir değer ifade etmez. Onlar sıkışınca Allah’a
duâ eder, yalvarırlar, ama rahata ve refaha kavuşunca Allah’ın
âyetlerinden yüz çevirirler.319 Putlarını, yani Allah’a eş koştukları
şeyleri çok severler, onlara candan bağlıdırlar. 320
İslâm’ın teklifleri müşriklere çok ağır gelir.321 Onlar mü’minleri
sevmezler, devamlı düşmanlık beslerler. Dünyaya aşırı bağlıdırlar.
322 İslâm’a karşı çıkışları noktasında tutarlı değillerdir. Yaptıkları
işler sebebiyle Allah katında suçlu (mücrim) olmuşlardır. 323
İrtidat ve Mürted
İrtidat, Arapça bir kelime olup, ridde’nin türevidir. Reddetmek,
geri çevirmek ve bir işten rücû etmek gibi manalara gelir. Istılâhta,
iman ettikten sonra, İslâm’dan dönmeye verilen isimdir. İslâm dinini
terkedip başka bir dine geçmek veya eski inancına dönmeye
irtidat; bunu yapan kimseye de “mürted“ denir.
Kur’an’da irtidatla ilgili şöyle buyrulur: “Sizden kim irtidat
eder (dininden döner) ve kâfir olarak ölürse, işte onların dünya ve
âhirette amelleri boşa çıkmıştır ve onlar cehennem ehlidir, orada ebedî
kalacaklardır.“324; “Kim imanı küfürle değiştirirse, şüphesiz o, dümdüz yo-
317 31/Lokman, 25
318 31/Lokman, 13
319 17/İsrâ, 67
320 37/Saffât, 35-36
321 42/Şûrâ, 111
322 2/Bakara, 96
323 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 472-476
324 2/Bakara, 217
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 96 -
lun ortasında sapıtmıştır.“ 325
İrtidat edip, dinden dönen, İslâm’ı terkedip küfrü veya şirki seçen
kimse. İslâm’dan çıkma olayına ‘ridde’ veya ‘irtidat’ denilmektedir.
Mürted, müslümanlığı kendi isteğiyle, hiçbir baskı olmadan
seçtiği halde, sonradan çeşitli nedenlerle yine kendi arzusu ile
terkeden, küfrünü açıkça ortaya koyan insandır. Kur’ân-ı Kerim,
böylelerinin çirkin durumunu açıklayarak onları kötü bir âkıbetin/
sonucun beklediğini haber veriyor. 326
Mürtedin Kişiliği: Mürted, kişilik zaafı (zayıflığı) olan biridir.
Doğru bir bilgiye ve sağlam bir görüşe sahip olamamıştır. İnandım
dediği dini yeterince benimsememiştir. Bir başka fikir veya inanç,
hoşuna giden bir dünyalık onu daha çok etkilemiştir. ‘İslâm’dan
çıkarsam, gayri müslimlerin safına geçersem maddî bir çıkar kazanabilirim’
diye düşünmüştür. Kendisine çok süslü gösterilen, İslâm
dışı hayat şekilleri daha çok hoşuna gitmiştir. Nefsinin arzuları
kabarıp taşmıştır. Çok şey istemektedir, birçok şeyden zevk alma
arzusundadır, ama müslüman kaldığı müddetçe bunlara ulaşması
zordur. Zaten pamuk ipliği ile bağlı olduğu İslâm bağını hemen
koparıp atmaktadır.
Mürtedlik aslında sıradan bir mesele değildir. Allah katında
din seçmek insan varlığı için en önemli olaydır. Âlemlerin Rabbi,
insana değer veriyor, onu kendisine muhâtap (hitap edilecek kişi)
olarak kabul ediyor, deyim yerindeyse, insanı ‘adam yerine koyuyor’.
Ona elçiler ve din gönderiyor, ona doğru yolu gösteriyor.
Buna karşın insanların bir kısmı buna aldırmıyor yahut elçilerle
gelen dâvete karşı çıkıyor, ya da onu eğlenceye alıyor. Bunun bir
belirtisi olarak da bazen inandığını söylüyor, bazen de bu inandığı
dini terkediyor. Kimileri de dışarıdan inanmış gibi görünüyor, ancak
içinden inkârcılığa devam ediyor. Aslında pek de âciz olan ve
ölünce mutlaka Rabbinin huzuruna çıkacak olan insanın bu denli
cesur olması, cür’ette bulunması, korkmaması, yaptığı işin sonunu
düşünmemesi ne kadar acıdır!
Kendisine verilen değeri anlamayan ve değerini çok çok yüceltecek
olan ilâhî dâvete kulak vermeyen insandan daha akılsızı,
daha bedbahtı (şanssızı) var mıdır? Böyleleri bile bile zararlı ve
kötü olanı tercih ediyorlar, derecelerini kendi elleriyle alçaltıyorlar.
Bir kısmı da kurtuluş ve mutluluğun adı olan İslâm’ı kabul ettikten
sonra şu veya bu sebepten dolayı onu terkediyorlar. Onu ya beğenmiyorlar,
ya küçümsüyorlar, ya da çıkarlarına engel görüyorlar.
325 2/Bakara, 108
326 2/Bakara, 217
ŞİRK
- 97 -
Hangi sebeple olursa olsun bu tavır Allah’ın sevmediği bir tavırdır.
Bu davranış âlemlerin Rabbi Allah ve O’nun aziz dini İslâm
ile -hâşâ- dalga geçmek gibidir. Bu bir ciddiyetsizlik, câhillik ve
dönekliktir. İslâm’a göre, elbette din ve inanç hürriyeti vardır. İsteyen
istediği dini ve yaşama biçimini seçebilir. Bu konudaki seçim
hakkı bireyin kendisine aittir. Onu hiçbir kimse bir inanca ve
ideolojiye bağlanmaya zorlayamaz. Herkesin cehenneme gitme,
orayı tercih etme özgürlüğü vardır. Ancak bir kimsenin İslâm’ı din
olarak seçtikten sonra onu terketmesi hem onun için çok önemli
bir kayıp, hem müslüman toplum için bir sorun, hem de İslâm’ın
yüceliğine gölge düşüren bir durumdur.
Mürtedliğe Yol Açan Sebepler: Mürtedlerin İslâm’dan dönmelerinin
birkaç sebebi olablir:
1- İslâm’ı ve onun hükümlerini beğenmemek,
2- İslâm’ı çıkarlarına ve zevklerine engel görmek,
3- Dünyalık bir makam elde etme ihtirası,
4- İman zayıflığı veya İslâm’ı yeterince tanımama,
5- Gayri müslimlere özenme, onların zevk içinde yaşamalarına
imrenme ve onları bazı konularda üstün ve ileri kabul etme anlayışı
ve diğer sebepler.
Bir Müslümanı Mürted Yapan Tavırlar: Bir müslümanın
İslâm’dan çıkmasına sebep olacak bazı durumları şöylece özetleyebiliriz.
Müslüman olduğu halde, Allah’a şirk koşmak; Allah’ın dışında
bir kimseye, bir otoriteye, putlara tapınmak, Allah’tan istenecek
yardımı ölülerden veya mezarlardan istemek, birtakım örgütleri
veya devletleri Allah gibi düşünmek, kişiyi İslâm’dan çıkarır, mürted
yapar.
İslâm’ın küfr veya kâfirlik dediği şeyler konusunda şüphe etmek;
İslâm da bellidir, onun dışındaki bâtıl yollar da bellidir. Küfür
olan konularla ilgili olarak “acaba onlar da doğru olabilir mi?“
düşüncesi İslâm inancına aykırıdır. Onlar doğru olsaydı, İslâm’ın
Hz. Muhammed ve Kur’an’la gönderilmesine ne lüzum vardı? Bütün
bâtıl dinler, bütün İslâm dışı ideolojiler, insanlar adına nisbet
edilen hayat sistemleri İslâm tarafından reddedilmektedir (Komünizm,
Hinduizm, Hristiyanlık, demokrasi, Marksizim, laisizm, Kemalizm
ve diğerleri).
Peygamberimiz’in bize bildirdiği bazı şeyleri beğenmemek,
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 98 -
onlara karşı yüzü buruşturmak, râzı olmamak.327
Müslümanlara karşı kâfirlerle işbirliği yapmak, onlara yardım
etmek.328
İslâm’ın ilkelerine, şeriata karşı gelmek, onlarla alay etmek,
onların yerine başka otoritelerin veya kişilerin görüşlerini daha iyi,
güzel veya çağdaş bulmak.
Kesin deliller ile ümmetin icmâsı ile sâbit olmuş, dinden sayılan
hükümlere karşı gelmek, onları kabul etmemek.
Bunlar veya bunlara benzer davranışlar ve sözler bir müslümanı
dinden çıkarabilir, mürted yapabilir. Bunlar birer hükümdür ve
müslümanları din konusunda dikkatli olmaya teşviktir ve onları
tehlikeden sakındırmaktır. Kişi ya inanır, ya inanmaz. Ama tutarlı
olması gerekir; inandığı dinin gösterdiği gibi inanması ve yaşaması
lâzımdır. İslâm, Allah’ın dinidir ve ona nasıl inanılması gerektiği
ortaya konulmuştur. O, insanların görüşü değildir ki, dileyen dilediği
gibi kullansın.
Mürtede Karşı Tavır
Bu konuda dikkatli olmak mecbûriyeti vardır. Önüne gelene,
‘kâfir’ damgası vurmak demek olan “tekfir hastalığı“na düşmemek,
rastgele câhil müslümanlara ‘mürted’ mührü vurmamak gerekir.
İnsanların yetişme tarzı, bilgilerinin azlığı, o bilgileri kullanma
tavrı, İslâm’ı öğrenme kaynakları gözönüne alınmadan ‘tekfir’
etmek çok yanlıştır. Bir müslümanı onu dinden çıkaran davranış
ve söz üzerinde bulursak, onun yanlışlığını düzeltmeye çalışmamız
gerekir. Rastgele ‘kâfir’ damgası vurmak hem görevimiz değil,
hem de müslümanların sayısını azaltmaktır. Sayımızın azlığı ancak
düşmanlarımızı sevindirir.
Mürted’e verilecek ceza konusunda fıkıhçıların değişik görüşleri
var. Bazıları, eğer toplu irtidat olmuşsa bu; İslâm toplumunun
veya devletin güvenliğini ilgilendirdiği için, onlarla topluca savaşılır,
zararları def edilir demektedirler. 329
Hanefî fıkhına göre İslâm’dan çıktığını açıkça gösteren söz, tutum
ve davranışlarda bulunan kişi, mürted sayılır ve tevbe etmediği
takdirde idam edilir. Mürted ile kâfir arasında çok önemli bir
fark vardır. Şöyle ki; mürted, İslâm’ın Allah indinde yegâne din olduğunu
ve kudsiyetini bildiği halde; dünya menfaati, hırs, hased,
327 47/Muhammed, 9
328 9/Tevbe, 65-66
329 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 457-459
ŞİRK
- 99 -
kin veya bunun gibi duygularla dinini terketmiştir. Bu duygular,
mürtedi müslümanlara karşı harbî (muhârip, savaşçı) durumuna
getirir. Çünkü irtidatla birlikte sahip olduğu ismet-i şahsiyetini (kişisel
mâsumluk ve dokunulmazlığını) kaybetmiştir. Gayr-i müslim
olan kâfir ise, dâvete muhtaçtır. İslâm hakkında doğru bir bilgiye
sahip değildir.
İbn Âbidin: “İrtidat eden ve muhârip durumuna geçen kimsenin
öldürülmesi, dinin muhâfazası için zarûridir. Çünkü dinin
muhâfazası, maslahatların en üstünüdür“ hükmünü zikreder.
Hanefî fukahâsı: “irtidat eden erkeğin öldürülmesinde, kadının
ise hapsedilmesinde müttefiktir. Çünkü kadın, muhârip (savaşçı)
durumunda değildir.“ Bu noktada şunu hatırlatmakta fayda
vardır: Mürted olan erkek derhal öldürülmez; önce irtidat sebebi
araştırılıp, şüpheye düştüğü husus izah edilir ve tecdîd-i imana
dâvet edilir. Bütün bunlardan sonra, durum değişmezse ulu’l-emr
tarafından öldürülür. Bu cezayı herhangi bir mü’min, kendi şahsî
değerlendirmesiyle yapamaz. Çünkü velâyete tecâvüz câiz değildir.
Ulu’l-emr, bütün ümmetin velâyetine sahiptir. 330
Günümüzde batılı ülkelerin ulaştığı zenginlik ve kalkınma
birçok zayıf imanlı müslümanı onlara hayran ediyor. Bir kısmı da
onların İslâm’a uymayan fikirlerini, hayat şekillerini benimsiyor,
onlar gibi olmaya çalışıyor. Bu, İslâm’ı bilmemenin ve ona imanın
zayıf olmasının bir sonucudur. Bazı müslümanlar da yönetildikleri
rejimler tarafından İslâm dışı ideolojilere, uyguladıkları eğitim,
medya ve devlet politikasıyla inandırılmaya, İslâm’dan koparılmaya
çalışılıyor.
Bugün yapılması gereken, ‘falanca adam küfür sözü söyledi,
şu söz ve davranışıyla şirke düştü; mürted oldu, müşrik oldu, ona
hangi cezayı verelim?’ diye fetvâ arayışı değil; İslâm’ın, güzellikler
ve kurtuluş yolu olduğunu en güzel yolla insanlara ulaştırmak,
hatayı biraz da kendimizde arayıp zayıf müslümanların dinden
uzaklaşma sebeplerini azaltmaya çalışmaktır. Şirk konusu, bu bilgileri
çevremizdeki düzenin kurbanı ve câhil insanlar için kılıç gibi
kullanmak için öğrenilmez. Kendimizi, en küçük bir ihtimalle bile
şirke düşürebilecek davranışlardan şiddetle sakınmamız ve insanları
bu hale getiren bataklıkla mücâdele etmeyi, şirk düzeni ile
mücâdele edilmeden bunun önünün alınamayacağını idrâk etmek
ve insanları en büyük tehlike olan bu belâdan kurtarmanın
yollarını aramak, tebliğ etmek, canlı Kur’an olmaya çalışıp tevhidi
bayraklaştırdığımızı davranışlarımızla ispat etmek için olmalıdır.
330 Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler Kavramlar, s. 214
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 100 -
“İman edip de imanlarına herhangi bir zulüm (şirk) bulaştırmayanlar
var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.“331
Peygamberimiz (s.a.s.), mü’minlere şöyle duâ etmelerini tavsiye
ediyor: “Bile bile şirk koşmaktan Allah’a sığınırım, bilmediklerimden
de Senden af dilerim“.
Selâm olsun, şirkin en küçüğünden ve en gizlisinden bile kaçan
tevhidî söyleme ve eyleme sahip olan muvahhid gençlere!
331 6/En’âm, 82
ŞİRK
- 101 -
Şirkle İlgili Âyet-i Kerimeler
A- Şirk Kelimesi ve Türevlerinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 167 Yerde):
2/Bakara, 96, 105, 135, 221, 221, 221, 221; 3/Âl-i İmrân, 64, 67, 95, 151, 186; 4/
Nisâ, 12, 36, 48, 48, 116, 116; 5/Mâide, 72, 82; 6/En’âm, 14, 19, 22, 22, 23, 41,
64, 78, 79, 80, 81, 81, 88, 94, 100, 106, 107, 121, 136, 136, 136, 137, 137, 139,
148, 148, 151, 161, 163; 7/A’râf, 33, 173, 190, 190, 191, 195; 9/Tevbe, 1, 3, 4, 5,
6, 7, 17, 28, 31, 33, 36, 113; 10/Yûnus, 18, 28, 28, 28, 34, 35, 66, 71, 105; 11/Hûd,
54; 12/Yûsuf, 38, 106, 108; 13/Ra’d, 16, 33, 36; 14/İbrâhim, 22; 15/Hıcr, 94; 16/
Nahl, 1, 3, 27, 35, 54, 86, 86, 86, 100, 120, 123; 17/İsrâ, 64, 111; 18/Kehf, 26, 38,
42, 52, 110; 20/Tâhâ, 32; 22/Hacc, 17, 26, 31, 31; 23/Mü’minûn, 59, 92; 24/Nûr,
3, 3, 55; 25/Furkan, 2; 27/Neml, 59, 63; 28/Kasas, 62, 64, 68, 74, 87; 29/Ankebût,
8, 65; 30/Rûm, 13, 13, 28, 31, 33, 35, 40, 40, 42; 31/Lokman, 13, 13, 15; 33/
Ahzâb, 73, 73; 34/Sebe’, 22, 27; 35/Fâtır, 14, 40, 40; 37/Sâffât, 33; 39/Zümer, 29,
65, 67; 40/Mü’min, 12, 42, 73, 84; 41/Fussılet, 6, 47; 42/Şûrâ, 13, 21; 43/Zuhruf,
39; 46/Ahkaf, 4; 48/Fetih, 6, 6; 52/Tûr, 43; 59/Haşr, 23; 60/Mümtehıne, 12; 61/
Saff, 9; 68/Kalem, 41, 41; 72/Cinn, 2, 20; 98/Beyyine, 1, 6.
B- Şirk Konusundaki Âyetler
a- Allah’a Eş/Şirk Koşmak: 4/Nisâ, 36, 48, 116; 6/En’âm, 151; 17/İsrâ, 23, 39;
29/Ankebût, 68; 33/Ahzâb, 57.
b- Şirkin Misali: 30/Rûm, 28.
c- Şirk Büyük Bir Zulümdür: 31/Lokman, 13.
d- Hevâ ve Hevesi Putlaştırmak: 45/Câsiye, 23, 47/Muhammed, 12.
e- Allah’a Çocuk İsnâd Edenler: 18/Kehf, 5, 102; 19/Meryem, 88-92.
f- Allah’a Eş Koşmak Haramdır: 7/A’râf, 33; 16/Nahl, 74; 22/Hacc, 31.
g- Putlara Tapmak: 5/Mâide, 76; 23/Mü’minûn, 117; 46/Ahkaf, 5.
h- Allah, Kendisine Şirk Koşmayı Affetmez: 4/Nisâ, 48, 116.
i- Şirkten Sakınmak: 26/Şuarâ, 213; 28/Kasas, 88; 30/Rûm, 31; 39/Zümer, 65-
66; 40/Mü’min, 66; 41/Fussılet, 37; 51/Zâriyât, 51.
j- Şirkten Sakınanların Mükâfatı: 47/Muhammed, 15, 36.
k- Mekke’li Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’,
41; 43/Zuhruf, 20-21, 57-59.
C- Müşrikler Konusundaki Âyetler
a- Müşrikler, Allah’a Çocuk İsnâd Ettiler:6/En’âm, 100-101; 10/Yûnus, 68-70;
16/Nahl, 57, 62; 17/İsrâ, 40; 19/Meryem, 88-92; 21/Enbiyâ, 26; 22/Hacc, 3-4; 34/
Sebe’, 40-42; 37/Saffât, 149-159, 180; 43/Zuhruf, 15-16, 18, 79-82; 52/Tûr, 39;
53/Necm, 21-22.
b- Müşrikler, Allah’tan Başkasını Tanrı Edindiler: 2/Bakara, 165; 3/Âl-i
İmrân,151; 4/Nisâ, 117; 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 1, 107, 136, 150; 7/A’râf, 191; 10/
Yûnus, 18, 66; 11/Hûd, 109; 14/İbrâhim, 30; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 73; 19/Meryem,
81; 22/Hacc, 11-13, 71, 74; 25/Furkan, 3, 55; 36/Yâsin, 74-75; 37/Saffât, 11;
38/Sâd, 5-7; 39/Zümer, 15 45, 67; 40/Mü’min, 10-12; 42/Şûrâ, 9; 52/Tûr, 43.
c- Müşrikler, Kötülükleri “Atalarımızdan Devraldık“ Diye Savunurlar: 2/Bakara,
170-171; 5/Mâide, 103-104; 7/A’râf, 28; 11/Hûd, 109; 31/Lokman, 21; 37/
Saffât, 68-71; 43/Zuhruf, 22-25.
d- Müşrikler, Allah’ın Âyetlerini İnkâr Ederler: 6/En’âm, 4-5, 66-67, 105, 110,
124; 8/Enfâl, 31-33, 52; 9/Tevbe, 9; 10/Yûnus, 15; 37/Saffât, 68-71; 38/Sâd, 8.
e- Müşrikler, Put Diye Şeytana Taparlar: 4/Nisâ, 117.
f- Müşrikler, Hem Kendileri Peygamber’den Uzaklaşırlar, Hem de insanları
Uzaklaştırmak İsterler: 6/En’âm, 26, 116-117; 21/Enbiyâ,. 2-5; 25/Furkan, 7-9;
31/Lokman, 6-7; 34/Sebe’, 43-44; 38/Sâd, 8, 50/Kaf, 1-2, 5; 54/Kamer, 3; 68/
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 102 -
Kalem, 46-48, 51.
g- Müşrikler, Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederler: 6/En’âm, 29-30, 134;
11/Hûd, 19, 25/Furkan, 11, 32/Secde, 10-11, 36/Yâsin, 78-79; 37/Saffât, 16-21;
41/Fussılet, 7; 44/Duhân, 9-10 34-36; 45/Câsiye, 24-26; 50/Kaf, 2-4; 51/Zâriyât,
12-14; 64/Teğâbün, 7.
h- Müşrikler, Peygamberlerden İnanmayacakları Mûcizeler İsterler: 6/
En’âm, 37, 57-58, 109-111, 158; 10/Yûnus, 20, 46; 11/Hûd, 12; 13/Ra’d, 6-7, 27,
40; 15/Hıcr, 6-8; 17/İsrâ, 59, 90-93; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ, 5, 37-39; 25/
Furkan, 7-8; 29/Ankebût, 50-51, 53-54; 32/Secde, 28-29; 37/Saffât, 176-177; 45/
Câsiye, 25; 70/Meâric, 1-3, 5-7; 74/Müddessir, 52-53.
i- Müşrikler İman Etmezler: 7/A’râf, 192-193; 10/Yûnus, 42-43; 25/Furkan,
9; 36/Yâsin, 7-10; 41/Fussılet, 4, 14; 43/Zuhruf, 40, 88; 68/Kalem, 42-43; 109/
Kâfirûn, 1-6.
j- Müşrikler, Putları Şefaatçi Kabul Ederler: 10/Yûnus, 18; 13/Ra’d, 14; 16/
Nahl, 55; 19/Meryem, 81-82; 39/Zümer, 3, 43-44.
k- Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’, 41; 43/
Zuhruf, 20-21, 57-59.
l- Müşriklerin Peygamberimiz’e İftiraları: 21/Enbiyâ, 5-6; 25/Furkan, 4-5;
34/Sebe’, 43, 46; 38/Sa’d, 4; 44/Duhân, 14; 46/Ahkaf, 8-9; 51/Zâriyât, 8-11;52/
Tûr, 29-30, 32-33; 68/Kalem, 1-2, 5-6, 51.
m- Müşrikler, Peygamberimiz’le ve Mûcizelerle Alay Ederler: 21/Enbiyâ, 36;
25/Furkan, 7-9, 41-43; 37/Saffât, 11-12, 14-15, 35-36; 40/Mü’min, 83; 43/Zuhruf,
31-32, 57-58; 54/Kamer, 2; 70/Meâric, 1-2, 36-39.
n- Müşrikler, Kur’an’ı Dinlerler ve “Eskilerin Masallarından İbaret“ Derler;
Kur’an’la Alay Ederler ve O’nu Yalanlarlar: 6/En’âm, 25; 10/Yûnus, 42-43; 17/
İsrâ, 47-48; 21/Enbiyâ, 5; 25/Furkan, 4-6; 34/Sebe’, 43; 37/Saffât, 167-170; 38/
Sa’d, 7; 43/Zuhruf, 30-31; 46/Ahkaf, 7, 11; 50/Kaf, 5; 52/Tûr, 33; 53, Necm, 59-
61; 68/Kalem, 15; 74/Müddessir, 11-26; 83/Mutaffifîn, 13.
o- Müşrikler, Meleklere Cinsiyet Yakıştırırlar: 43/Zuhruf, 19; 53/Necm, 27-28.
p- Müşriklerin Akıllarına Hitap Ederek İman Etmelerini İsteyen Âyet-i Kerimeler:
30/Rûm, 8-9; 36/Yâsin, 66-73; 40/Mü’min, 13; 50/Kaf, 6-7; 52/Tûr, 35-43;
53/Necm, 62; 67/Mülk, 19-24, 28, 30; 80/Abese, 17-32; 82/İnfitâr, 6-9; 88/Ğâşiye,
17-21; 106/Kureyş, 1-4.
q- Mekke Müşriklerinin İslâm’a ve Peygamberimiz’e Karşı Yürüttükleri Haksız
Mücadele: 2/Bakara, 118, 139; 170; 3/Âl-i İmrân, 7, 10, 135, 165; 8/Enfâl,30,
47; 9/Tevbe, 13, 32; 10/Yûnus, 2, 15-16; 38-39, 49, 51, 53, 57, 59, 104, 108; 11/
Hûd, 7-8, 12, 14; 13/Ra’d, 5-7, 16, 27, 30-31, 43; 14/İbrâhim, 28, 46; 15/Hıcr, 3,
85, 90-91; 16/Nahl, 1, 44-45, 83, 101-102, 125; 17/İsrâ, 46, 50-51; 56-57, 73, 76,
90, 93; 18/Kehf, 55, 58; 19/Meryem, 77, 80-82; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ, 34,
36, 41, 46, 109, 111; 22/Hacc, 15, 19, 25, 47, 49, 68-69; 23/Mü’minûn, 56, 63-96,
109-110; 25/Furkan, 3-9, 21-22, 27, 29, 32, 40, 44, 52; 26/Şuarâ, 4-8 192 197,
208, 212, 214; 28/Kasas, 46-51, 57; 29/Ankebût, 12-13, 50-51, 53-54, 61, 63, 67;
30/Rûm, 6, 10, 28, 33, 43-46, 50-54; 35/Fâtır, 4, 5, 37, 42-43; 36/Yâsin, 6, 11, 69-
70, 74-76; 37/Saffât, 11, 13, 34, 36, 38, 40, 50, 61, 149, 158, 167, 170, 176, 179;
38/Sa’d, 8-11, 15-16; 39/Zümer, 36, 38-40, 64; 40/Mü’min, 6, 10, 12, 56, 69, 77;
41/Fussılet, 5, 13-f4, 26, 29, 33, 38, 40, 53, 54; 42/Şûrâ, 13, 15, 24, 47, 54; 43/
Zuhruf, 24-25, 29-31, 79-80; 44/Duhân, 10, 16, 34, 37; 46/Ahkaf, 9; 47/Muhammed,
1-3, 8, 10, 14, 32; 48/Fetih, 25-26, 50/Kaf, 12, 14, 22, 36-37, 45; 51/Zâriyât,
14, 53-54, 59-60; 52/Tûr, 15-16, 30, 47; 53/Necm, 19, 26, 33, 37, 59,61; 62/Cum’a,
2; 67/Mülk, 9, 11, 13, 18, 25, 30; 68/Kalem, 42-43, 46-47, 51; 69/Hakka, 43-44,
49-50; 73/Müzzemmil, 15; 74/Müddessir, 11, 49; 75/Kıyâme, 31; 76/İnsan, 27;
77/Mürselât, 7, 16; 78/Nebe’, 1; 83/Mutaffifîn, 13, 16; 86/Târık, 17; 96/Alak, 19;
ŞİRK
- 103 -
102/Tekâsür, 1-8; 106/Kureyş, 1-4; 107/Mâûn, 1-3; 108/Kevser, 1-3; 109/Kâfirûr,
1-6; 111/Leheb, 1-5.
A- Müşriklerin Bazı Özellikleri
a- Müşrikler Nankördür: 6/En’âm, 63-64; 10/Yûnus, 12, 21-23; 16/Nahl, 53-
55, 83; 21/Enbiyâ, 46; 29/Ankebût, 65-67; 30/Rûm, 33-35; 31/Lokman, 32; 37/
Saffât, 11; 39/Zümer, 8; 43/Zuhruf, 9, 15, 87; 80/Abese, 17-23; 100/Âdiyât,
1-11; 106/Kureyş, 1-4.
b- Müşrikler, Kız Çocuklarını Öldürüyorlardı: 6/En’âm, 137, 140; 16/Nahl,
57-59; 42/Şûrâ, 17; 81/Tekvîr, 8-9.
c- Müşrikler, Helâlı Haram; Haramı Helâl Yaparlar: 6/En’âm, 136-140, 143-
145, 148-151; 10/Yûnus, 15, 59-60; 16/Nahl, 35.
d- Müşrikler, Kadınlara Değer Vermezler: 6/En’âm, 139; 16/Nahl, 58-59; 42/
Şûrâ, 17; 43/Zuhruf, 17; 52/Tûr, 39; 53/Necm, 21-22.
e- Müşrikler, Allah’a İftira Ederler: 6/En’âm, 138-139, 143-144,
f- Müşrikler, Çocuklarına Putlarının Adını Verirler: 7/A’râf, 190-191.
g- Müşrikler, Antlaşmalarını Bozarlar: 9/Tevbe, 1-4, 7-10, 12-13.
h- Müşrikler Necistir: 9/Tevbe, 28.
i- Müşriklerin Misali: 13/Ra’d, 14; 22/Hacc, 31; 25/Furkan, 44; 29/Ankebût,
41-43.
j- Müşrikler, Mü’minlerle Alay Ederler: 23/Mü’minûn, 109-111; 38/Sâd, 62-
63; 67/Mülk, 25-29; 83/Mutaffifîn, 29-36.
k- Müşrikler, Dünya Nimetleriyle Övünürler: 13/Ra’d, 26; 23/Mü’minûn, 54-
56, 101; 43/Zuhruf, 32; 53/Necm, 29-30; 68/Kalem, 14, 16-41.
l- Müşrikler, Fakirlere Vermekten Kaçarlar: 41/Fussılet, 7; 68/Kalem, 17-33,
36-40; 107/Mâûn, 1-3.
m- Müşrikler, Yetimlere Zulm Ederler: 107/Mâûn, 1-2.
n- Mekke Müşrikleri, Kâbe’yi Çıplak Tavaf Ederlerdi: 8/Enfâl, 35.
o- Mekke Müşrikleri, Kâbe’yi Tavaftan Men Ederlerdi: 8/Enfâl, 34-35.
E- Müşriklerin Cezaları
a- Müşrikler, Putlardan Fayda Görmeyecekler: 2/Bakara, 166; 6/En’âm, 22-
24, 94; 7/A’râf, 37, 53, 194-198; 10/Yûnus, 28; 25/Furkan, 17-19; 26/Şuarâ, 96-
103; 38/Sâd, 59-60; 45/Câsiye, 10.
b- Müşrikler, Azabı Görünce Tekrar Dünyaya Dönmek İsteyecekler: 2/Bakara,
167; 6/En’âm, 27-28; 7/A’râf, 53; 23/Mü’minûn, 99-100, 107-108; 26/Şuarâ,
94-102; 32/Secde, 12; 35/Fâtır, 37; 39/Zümer, 56-59.
c- Kıyâmet Günü Müşriklerin Durumu: 3/Âl-i İmrân, 151; 4/Nisâ, 120-121;
6/En’âm, 22-24, 30; 9/Tevbe, 17; 10/Yûnus, 28-30; 11/Hûd, 20, 22; 12/Yûsuf,
107; 13/Ra’d, 34; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 86-87; 18/Kehf, 52-53; 23/Mü’minûn,
99-108, 112-115; 25/Furkan, 11-14; 26/Şuarâ, 91-103; 28/Kasas, 62-67, 74; 29/
Ankebût, 54-55; 30/Rûm, 12-13; 34/Sebe’, 31-33; 37/Saffât, 19-34, 38-39; 38/
Sâd, 55-64; 39/Zümer, 15-16, 60; 40/Mü’min, 71-76, 84-85; 41/Fussılet, 6, 47;
43/Zuhruf, 36-39; 50/Kaf, 22-30; 68/Kalem, 42-43; 70/Meâric, 42-44; 73/Müzzemmil,
11-13; 98/Beyyine, 6.
d- Müşriklerin Tevbesi: 9/Tevbe, 3, 11; 25/Furkan, 70; 28/Kasas, 67.
e- Müşriklerin Yaptıkları İyilikler Boşa Gider: 9/Tevbe, 17; 39/Zümer, 65.
f- Mekke Müşriklerinin Azapla Korkutulmaları: 16/Nahl, 45; 18/Kehf, 55,
58; 19/Meryem, 77-82; 20/Tâhâ, 134-135; 21/Enbiyâ, 41, 46, 109, 111; 22/Hacc,
19, 25, 49, 69; 40/Mü’min, 77; 41/Fussılet, 13; 43/Zuhruf, 41-42; 44/Duhân, 9-16,
36, 59; 50/Kaf, 12-14, 36; 51/Zâriyât, 59-60; 52/Tûr, 31 42, 44-47; 54/Kamer, 4-5,
43-48, 51; 67/Mülk, 16-18; 68/Kalem, 16-41. 44; 70/Meâric, 40-41; 72/Cin, 24;
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 104 -
73/Müzzemmil, 11, 15-17; 77/Mürselât, 16-18; 85/Bürûc, 17-20; 86/Târık, 17;
88/Ğâşiye, 23-24.
g- Müşriklerin Malları ve Evlâtları, Kendilerine Fayda Vermez: 3/Âl-i İmrân,
10, 91, 116; 5/Mâide, 36; 6/En’âm, 70; 7/A’râf, 48; 13/Ra’d, 18; 19/Meryem, 77-
80; 45/Câsiye, 10; 58/Mücâdele, 17; 69/Hakka, 25-29; 92/Leyl, 8-11; 104/Hümeze,
2-6; 111/Leheb, 1-3.
h- Müşrikler, Azaptan Kurtulmak İçin Her Şeylerini Fedâ Etmek İsteyecekler:
70/Meâric, 11-18.
i- Müşriklere Verilen Mühlet (Süre): 18/Kehf, 58-59; 29/Ankebût, 53; 39/
Zümer, 8; 68/Kalem, 44-45; 70/Meâric, 42-43; 73/Müzzemmil, 11.
j- Müşriklerin Kâbe’ye Hizmet Hakları Yoktur: 9/Tevbe, 17-19, 28.
F- Müşrik-Mü’min İlişkisi
a- Müşriklerin Dostluğu Yoktur: 2/Bakara, 105; 5/Mâide, 82; 6/En’âm, 106;
9/Tevbe, 7-8, 10, 12; 17/İsrâ, 73-75; 28/Kasas, 87; 60/Mümtehine, 1-2, 6-9.
b- Müşrikler, Mü’minleri Ateşe Çağırırlar: 2/Bakara, 221; 17/isrâ, 73-75; 29/
Ankebût, 12-13.
c- Müşriklerden Yüz Çevirmek: 6/En’âm, 106, 150; 10/Yûnus, 41; 15/Hıcr, 94;
28/Kasas, 87; 32/Secde, 30; 37/Saffât, 173-174, 178-180; 43/Zuhruf, 83, 89; 45/
Câsiye, 18; 51/Zâriyât, 54; 53/Necm, 29; 54/Kamer, 6; 68/Kalem, 8; 73/Müzzemmil,
10.
d- Müşriklerden Korkulmaz: 9/Tevbe, 13-14; 10/Yûnus, 65; 15/Hıcr, 94; 22/
Hacc, 38; 37/Saffât, 171-175.
e- Müşrikler İçin İstiğfâr Edilmez: 9/Tevbe, 113-115.
f- Müşrikle Mü’min Karşılaştırması: 47/Muhammed, 15; 67/Mülk, 22.
g- Müşrikler, Mü’minlere Zarar Veremezler: 37/Saffât, 160-163; 52/Tûr, 42.
h- Müşriklere Savaşta Yapılacak İşlem: 9/Tevbe, 5-6, 11-12.
G- Putlar ve Küfrün Öncüleri
a- Putlar, Kıyâmet Günü Kendilerine Uyanlardan Uzaklaşacaklardır: 2/Bakara,
166; 6/En’âm, 22-24, 94; 7/A’râf, 37, 53; 10/Yûnus, 28-30; 11/Hûd, 21; 18/
Kehf, 52; 19/Meryem, 81-82; 28/Kasas, 64, 75; 35/Fâtır, 14; 38/Sâd, 59-61; 41/
Fussılet, 48; 46/Ahkaf, 6.
b- Putlar, Hiç Kimseye Zarar ve Fayda Veremezler: 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 40,
41, 46, 71; 7/A’râf, 192-198; 10/Yûnus, 18, 106; 13/Ra’d, 14, 16; 17/İsrâ, 56-57;
20/Tâhâ, 88-89; 22/Hacc, 11-13; 25/Furkan, 55; 34/Sebe’, 22; 36/Yâsin, 74-75;
39/Zümer, 38.
c- Putlar, Hiçbir Şey Yaramazlar: 7/A’râf, 191-192; 10/Yûnus, 34; 13/Ra’d, 33;
16/Nahl, 20; 21/Enbiyâ, 21; 25/Furkan, 3; 27/Neml, 60-64; 30/Rûm, 40; 31/Lokman,
11; 35/Fâtır, 40; 46/Ahkaf, 4.
d- Putlar Şefaat Edemezler: 10/Yûnus, 3, 18; 30/Rûm, 12-13; 34/Sebe’, 23;
39/Zümer, 43-44; 43/Zuhruf, 86; 53/Necm, 24.
e- Putlar Cehennem Odunudurlar: 21/Enbiyâ, 98-100.
f- Putlar Bâtıldır: 22/Hacc, 62; 28/Kasas, 74; 53/Necm, 23.
g- Putların Misali: 22/Hacc, 73.
h- Putlar Rızık Veremezler: 29/Ankebût, 17.
i- Putlar Kendilerine Tapanlardan Habersizdirler: 46/Ahkaf, 5.
j- Lât, Uzza, Menat Putları: 53/Necm, 19-20.
k- Kendisine Tapılan Putların Rabbi de Allah’tır: 53/Necm, 49.
l- Putların Kendilerine Bile Faydaları Dokunmaz: 7/A’râf, 197-198; 10/
Yûnus, 35; 21/Enbiyâ, 43; 25/Furkan, 3.
ŞİRK
- 105 -
m- Putlar, Yapılan Duâlara Cevap Veremezler: 13/Ra’d, 14; 27/Neml, 62; 34/
Sebe’, 22; 35/Fâtır, 14.
n- Put İle Allah’ın Misali: 13/Ra’d, 16, 33; 16/Nahl, 17, 75-76; 22/Hacc, 62; 27/
Neml, 59-64; 40/Mü’min, 20.
o- Putlar, Diri Değil Ölüdürler: 16/Nahl, 21.
p- Putlar, Hiçbir Şeye Sahip Değildirler: 16/Nahl, 73; 35/Fâtır, 13; 53/Necm,
19-20.
H- Putlara Tapmak
a- Putlara Tapmak Haramdır: 5/Mâide, 90; 17/İsrâ, 29, 39.
b- Putlara Sövmekten Sakınmak: 6/En’âm, 108.
c- Putlara Tapanlar Gerçekte Ona Tâbi Olmuyorlar: 10/Yûnus, 66; 28/Kasas,
62-63; 39/Zümer, 3.
d- Putlara Tapmaktan Sakınmak: 17/İsrâ, 22; 22/Hacc, 30; 25/Furkan, 68; 42/
Şûrâ, 9.
I- Putların ve Küfür Öncülerinin Cezaları
a- Kıyâmet Günü Putların Durumu: 25/Furkan, 17-19; 28/Kasas, 62-64, 74;
37/Saffât, 22-34.
b- Putlar, Müşrikler Tarafından İnkâr Edilecektir: 30/Rûm, 13.
Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
1. Fi Zılâli’l-Kur’an, Seyyid Kutub, Hikmet Y. c. 1, s. 194-195
2. Hak Dini Kur’an Dili, Elmalılı Hamdi Yazır, Azim Y. c. 1, s. 352-355
3. Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Mahmut Toptaş, Cantaş Y. c. 1, s . 199-201
4. Mefatihu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Fahreddin Razi, Akçağ Y. c. 3, s. 236-238
5. Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, Çağrı Y. c. 2, 422-426
6. El-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, İmam Kurtubî, Buruc Y. c. 2, s. 223-226
7. El-Mîzân Fî Tefsîri’l-Kur’an, Tabatabaî, Kevser Y. c. 2, s. 323
8. Şâmil İslâm Ansiklopedisi, Şâmil Y. c. 6, s. 47-49, c. 4, s. 396-398
9. Kur’an’da İman Psikolojisi, Abdurrahman Kasapoğlu, Yalnızkurt Y. s.
231-232
10. Kelimeler Kavramlar, Yusuf Kerimoğlu, İnkılâb Y. s. 303-305
11. Kur’an’da Temel Kavramlar, Ali Ünal, Kırkambar Y. s. 334-338
12. İslâm’ın Temel Kavramları, Hüseyin K. Ece, Beyan Y. s. 635-641, 472-476
13. İnançla İlgili Temel Kavramlar, Mehmet Soysaldı, Çağlayan Y. s. 64-83
14. Kur’an Okumaları, Metin Karabaşoğlu, Karakalem Y. s. 137-141
15. Kur’an’da Temel Kavramlar, Harun Yahya, Vural Y. s. 10-19
16. Nurdan Kelimeler, Alâaddin Başar, Zafer Y. c.1, s. 31-34, 52-57c. 2, s.
52-57
17. İnanmak ve Yaşamak, Ercümend Özkan, Anlam Y. c. 3, s. 85-96
18. Düzeltilmesi Gereken Kavramlar, Muhammed Kutub, Risale Y. s. 15-123
19. Kurtulan Toplum, Muhammed bin Cemil Zeyno, Saff Y. s. 43-71
20. Kur’an’da Dinî ve Ahlâkî Kavramlar, Toshıhıko İzutsu, Pınar Y. s. 179-183,
238-244
21. Kur’an-ı Kerim Allah’ı Nasıl Tanıtıyor, Veli Ulutürk, Nil A.Ş. Y. s. 262-266,
309-310
22. Kur’an’da Tevhid, Mehmet Kubat, Şafak Y. s. 115-146
23. Kur’an’da Ülûhiyet, Suad Yıldırım, Kayıhan Y. 1-9; 281-385
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 106 -
24. Kur’an’da insan ve Toplum, Ekrem Sağıroğlu, Pınar Y. s. 105-152
25. Kur’an’ın Ana Konuları, M. Sait Şimşek, Beyan Y. s. 36-60
26. İnanç ve Amelde Kur’anî Kavramlar, Muhammed el-Behiy, Yöneliş Y. s.
80-86
27. Kur’anî Terimler ve Kavramlar Sözlüğü, Mustansır Mir, İnkılab Y. s. 182-
184
28. Kur’ân-ı Kerim’de Tevhid ve Fazileti, Osman Öztürk, Yenda Y. s. 189-198
29. Bu Böyledir, Kul Sâdi Yüksel, Yenda Y. s. 115-137; 58-89
30. Selefin İzinde, Kul Sâdi Yüksel, Yenda Y. s. 21-36; 211-232
31. Yeryüzünün Vârisleri, Kul Sâdi Yüksel, Yenda Y. s. 82-99
32. Esenlik Yurdunun Çağrısı, Celâleddin Vatandaş, Pınar Y. s. 71-111
33. Şirk, Abdullah Hanifi, Hanif Y.
34. Şirk, Harun Yahya, Vural Y.
35. Kur’an’da Şirk Kavramı, M. H. Surti, Akabe Y.
36. İman ve Şirk, Adil Akkoyunlu, Hidâyet Y.
37. Kur’an’da Şirk Kavramı, Hafız İsmail Surti, Akabe Y.
38. Kur’an ve Hadislere Göreş Şirk ve Müşrik Toplum, Nadim Macit, Ribat
BasımY.
39. Kitabu’l-Asnâm (Putlar Kitabı), İbnü’l-Kelbî, Ank. Ü. İlâhiyat F. Y.
40. Çağdaş İrtidat, Ebul Hasan Ali en-Nedvî, Akabe Y.
41. İslâm Fıkhında Mürtede Ait Hükümler, Numan A. Semerrai, Sönmez
Neşriyat
42. Tevhid, Muhammed Kutub, Risale Y.
43. Tevhid, Hasan el-Bennâ, Nizam Y.
44. Tevhid, İsmail R. Faruki, insan Y.
45. Tevhid, Abdullah bin Abdurrahman, Tevhid Y.
46. Tevhid, 1,2, Muhammed bin Abdülvahhab, Tevhid Y.
47. Tevhid, Abdülhalık Abdurrahman, Tevhid Y.
48. Tevhid, Abdurrahman bin Hasan, Tevhid Y.
49. Tevhid, Mehmed Zahid Kotku, Seha Neşriyat
50. Tevhid Risalesi, Muhammed Abduh, Fecr Y.
51. Tevhid Risalesi, Mehmet Sürmeli, Mavi Y.
52. Tevhide Giriş, Muhammed Esad, Erkam Y.
53. Tevhidî Görüş, Heyet, Sahra Y.
54. Tevhidî İnanç, Abdurrahman bin Hasan, Gonca Y.
55. Tevhidin Işığında İslâm’ın Anlaşılması, Ali Diko, Meki Y.
56. Tevhid ve Şirk, Salih Gürdal, Beyan Y.
57. Tevhid ve Mü’minin Seyir Çizgisi, Mustafa Şehri, Bir Y.
58. Tevhid ve Değişim, Celaleddin Vatandaş, Pınar Y.
59. Tevhid ve Ledün Risâlesi, İmam Gazâli, Furkan Basım Y.
60. Tevhid Dâveti, Seyyid Kutup, Ravza Y.
61. Tevhidin Hakikatı, Yusuf el-Kardavi, Saff/Özgün Y.
62. Tevhidi Gerçekliğin Işığında, Atasoy Müftüoğlu, Nehir Y.
63. Allah’ın Varlığı ve Tevhidin Hakikati, Yusuf el-Kardavi, İhtar Y.
64. Kelime-i Tevhid Risalesi, M. Ali Karahasanoğlu, Yipar Y.
65. Kelime-i Tevhid Kal’ası, Gazali, Özel Y.
ŞİRK
- 107 -
66. Kur’an’da Tevhid, Hüseyin Beheşti, Objektif Y.
67. Kur’an-ı Kerim’de Tevhid Esasları, Muhammed Salih Ali Mustafa, Ölçü Y.
68. İşte Tevhid, 1,2, Ziyaüddin el-Kudsi, Hak Y.
69. Kur’an’da Tevhid Eğitimi, Abdullah Özbek, Esra Y.
70. İslâm Akaidinde Tevhid, Hasan el-Benna, Nizam Y.
71. Gençlerle Tevhid Dersleri, Mehmet Göktaş, İstişare Y.
72. 20. Y.Y.da Tevhid ve Şirk, Mehmed Alagaş, insan Dergisi Y.
73. Kelime-i Tevhid Davası, Kul Sadi Yüksel, Yenda Y.
74. Yeryüzünün Vârisleri, Kul Sadi Yüksel, Yenda Y.
75. Hakikatü’t-Tevhid, B. Said Nursi, Sözler Y.
76. Soruşturma 1, Tevhid Üzerine, Heyet, Sor Y.
77. İslâm Düşüncesinde Tevhid, Mevlüt Özler, Nun Y.
78. Dua ve Tevhid, İbn Teymiyye, Pınar Y.
79. Sorularla Tevhid ve Akaid, Mehmed Alptekin, Saff Y.
80. Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, Mevdudi, Pınar Y.
81. Kur’an ve Sünnete Göre Tevhid ve Akaid, Muhammed Karaca, Ribat Y.
s. 40-50
82. İman ve Tavır, M. Beşir Eryarsoy, Şafak Y.
83. Mü’min-Kâfir, Necip Fâzıl Kısakürek, Büyük Doğu Y.
84. İslâm Dünyasında İnanç Sorunları, Hasan el-Hudaybi, İnkılâb Y.
85. İslâm İnancında Temel Kavramlar, Taner Cücü, Cumhur Y.
86. Kur’an’da Allah ve insan, Toshıhıko İzutsu, Kevser Y.
87. Biz Müslüman mıyız? Muhammed Kutub, Hilâl Y.
88. Allah’a İman ve Altı Esası, Mahmut Toptaş, Cantaş Y.
89. Akide, Şeriat ve Hayat Yolu Lâ İlâhe İllâllah, Muhammed Kutub, Ravza Y.
90. İman Küfür Sınırı (Tekfir Meselesi), A. Saim Kılavuz, Marifet Y.
91. Çocuklarımıza Allah’ı Nasıl Tanıtalım?, M. Emin Ay, Timaş Y.
92. Kur’an’a Göre Dört Terim, Mevdudi, Beyan/Özgün Y.
93. İslâm ve Dört Terim, Ali Karlıbayır, Dünya Y.
94. İman, Mustafa İslâmoğlu, Denge Y.
95. İtikad Üzerine, İhsan Eliaçık, Şafak Y.
96. İslâm’da Allah İnancı, Said Havva, Petek Y.
97. İslâm, Said Havvâ, Hilâl/Petek Y.
98. Din Gerçeği ve İslâm, Mehmed Alagaş, insan Dergisi Y.
99. İslâm’a İtirazlar ve Kur’an-ı Kerim’den Cevaplar, Süleyman Ateş, Kılıç Y.
100. Mekke Rasûllerin Yolu, Ali Ünal, Pınar Y.
101. İlk Mesajlar, M. Ali Baştaşı, Birlaşik Yayıncılık
102. Şehâdet Bilinci, Hasan Eker, Denge Y.
103. Kur’an’da Mü’minlerin Özellikleri, Beşir İslâmoğlu, Pınar Y. s. 23-35
104. İslâmî Kimlik İlkeler ve Hareket, Toplu Çalışma, Ekin Y.
105. Küfür Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Mahmut Toptaş, Cantaş Y.
106. İslâm’da İnanç Sistemi, Ferit Aydın, Kahraman Y.
107. Epistemolojik Açıdan İman, Hanifi Özcan, İFAV Y.
108. İman, Şartları ve Onu Bozan Şeyler, Seyfüddin el-Muvahhid, Hak Y.
109. Kelimetü’l-İhlâs (Lâ İlâhe İllâllah), İbn Receb el-Hanbelî, Hak Y.
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 108 -
110. Yalnız Allah veya Tevhid, M. Süleyman Temimi, Özel Y.
111. Hz. Peygamber’in Hayatı ve Tevhid Mücadelesi, 1,2,3, Mevdudi, Pınar Y.
112. Kur’an-ı Kerim’e Göre Peygamberler ve Tevhid Mücadelesi, Mehmed N.
Solmaz
113. Kur’an ve Sünnete Uygun İnanç, Muhammed b. Cemal, Tekin Y.
114. İman, Abdülmecid Zindani, Risale Y.
115. Lâ, 1-2, Mustafa Çelik, Ölçü/Yenda Y.
116. İlâhlar Rejiminin Anatomisi, Mustafa Çelik, Ölçü Y.
117. Câhiliyye Düzeninin Ruh Haritası, Mustafa Çelik, Ölçü Y.
118. Resmî İdeolojinin Ücretli Köleleri, Mustafa Çelik, Misak Y.
119. Devletsiz İslâm, Mehmet Göktaş, İstşare Y.
120. Düşüncede Devrim, Mehmed Kürşat Atalar, Anlam Y.
121. Elfâz-ı Küfür -Küfür Sözler-, Hüseyin Âşık, İlim Y.
122. Mürtede Ait Hükümler, Samarrai, Sönmez Neşriyat
123. Çağımızın Bâtıl İnançları, Yüksel Kanar, Beyan Y.
124. Antik İnançlar, Modern Hurâfeler, Martin Lings, İşaret Y.
125. Kur’an’’a Göre Müşrikler ve Putperestler, İslâmî Araştırmalar Dergisi,
Temmuz, 1986
126. Kur’an Okulu, Hanif Y. 7-8
- 109 -
ENDÂD EDİNMEK

Endâd ve Nidd Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti

Kur’ân-ı Kerim’de Endâd Kavramı

Endâd Edinmenin İki Yansıması

Endâdı (Bir Şeyi) Allah’ı Sever Gibi Sevmek

Endâda Tâbi Olup Allah’a İtaat Eder Gibi İtaat Etmek

Endâdın Doğal İki Sonucu Şirk ve Putçuluk

Şirk

Put ve Putçuluk
“O Rab ki, arzı/yeri sizin için bir döşek, semâyı/göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah’a endâd/ortaklar koşmayın.” 332
Endâd ve Nidd Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
“Endâd” kelimesi, “nidd”in çoğuludur. Nidd: Misil, denk, eş, benzer demektir. Açıkça tapınılsın veya tapınılmasın ilâh yerine konan, tanrı olarak benimsenen Allah’ın dışındaki şeylere denir. Birbiriyle çekişen, tartışan ortaklar için de bu kelime kullanılır.
Kur’ân-ı Kerim’de Endâd Kavramı
Kur’ân-ı Kerim’de hepsi çoğul olarak “endâd” şeklinde ve 6 âyette geçer. 333
“O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size rızık/besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık, bunu bile bile Allah’a endâd/ortaklar koşmayın.” 334
“İnsanlardan bazıları, Allah’tan başkasını Allah’a endâd/denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zâlimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.” 335
“(İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O’na endâd/ortaklar koştular.
332 2/Bakara, 22
333 Endâd Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 6 Yerde): 2/Bakara, 22, 165; 14/İbrâhim, 30; 34/Sebe’, 33; 39/Zümer, 8; 41/Fussılet, 9.
334 2/Bakara, 22
335 2/Bakara, 165
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 110 -
De ki: (İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.” 336
“Müstaz’aflar/zayıf bırakılıp sömürülenler de müstekbirlere/büyüklük
taslayanlara: Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima
Allah’ı inkâr etmemizi, O’na endâd/ ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz,
derler. Artık azâbı gördüklerinde, için için yanarlar...” 337
“İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelerek O’na yalvarır.
Sonra Allah kendisinden ona bir nimet verince, önceden yalvarmış olduğunu
unutur. Allah’ın yolundan saptırmak için O’na endâd/eşler koşar.
De ki: Küfrünle biraz eğlenedur; çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin!”
338
“De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O’na endâd/
ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.” 339
Endâd kelimesinin âyette neler veya kimler hakkında kullanıldığı
konusunda Fahreddin Razi, şu bilgileri verir: Âlimler, “endâd”
(ortaklar, eşler) kelimesi ile ne murad edildiği hususunda değişik
görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler üç başlıkta incelenebilir:
1- Endâd, müşriklerin kendilerini Allah’a yaklaştırsınlar diye
ilâh edindikleri, fayda ve zararını umup bekledikleri, başları dara
düştüğünde kendilerine yöneldikleri, adaklarda bulunup kurban
kestikleri putlardır. Bu, çoğu müfessirin görüşüdür. Bu görüşe
göre, putlar birbirlerinin endâdı, yani eşi ve ortağıdır; Allah’ın ortakları
değil. Veya bunun mânâsı, “o müşriklerin bozuk zanlarınca
bu putlar, Allah’ın birer eşi ve ortağı/endâdıdırlar.
2- Onlar, müşriklerin kendilerine itaat edip, onlara itaat ettikleri
zaman Allah’ın haramlarını helâl, helâllerini da haram saydıkları
başkanlarıdır. Müşrikler, mü’minlerin Allah’a boyun eğmeyi
kendilerine gerekli görüşü gibi, reislerine boyun eğip onlara son
derece saygı duymayı kendilerine gerekli görüp onları Allah’ın
endâdı edinirler. Bu görüş, Süddî’den rivâyet edilmiştir.
3- Sûfilerin ve âriflerin görüşüdür: Allah’tan başka kalbini
meşgul eden her şeyi, sen, kalbinde Allah’ın birer niddi (eşi, ortağı)
kabul etmişsin demektir. Bu da Cenâb-ı Hakk’ın: “Hevâ ve
hevesini, ilâhı edinen kimseyi gördün mü?”340 âyetinde murad ettiği
mânâdır.341
336 14/İbrahim, 30
337 34/Sebe’, 33
338 39/Zümer, 8
339 41/Fussılet, 9
340 45/Câsiye, 23
341 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir, Akçağ Y., c. 4, s. 180-181
ENDÂD EDİNMEK
- 111 -
2/Bakara sûresi 22. âyette geçen “ca’l” (uydurma) tâbiri, gösteriyor
ki, Allah’a hangi şeyden olursa olsun, misil (denk) tasavvur
olunursa uydurma olur; bâtıl olur. Bunu bile bile yaparsanız, korunanlardan
olamazsınız, inatçı kâfirlerden olursunuz. Allah’ın sizi
ve sizden önceki insanları yaratan tek yaratıcı olduğunu, Dünya
döşeğini, Gök tavanını sizin için meydana getirdiğini, yukarıdan
yani bulutlardan su indirip de bu sebeple size türlü türlü meyvelerden,
ürünlerden rızık çıkardığını bilmektesiniz. Bakınız Rabbiniz
nasıl merhametli ve kudretlidir. Siz bu saydıklarımızı hep
bilirsiniz. O halde siz, bunları ve Yaratıcı’dan başka ilâh olamayacağını
bilip dururken, Allah’a, bir olan o hak ma’bûda nidd/denk
aramaya, benzerler uydurmaya, ortaklar koşmaya ve Firavun’un
yaptığı gibi yerde-gökte kulelerden dürbünlerle Allah aramaya
kalkmayın da, bu emri veren ve bütün bunları yapan, ihsan eden
ve ortağı, benzeri bulunmayan yaratıcınız, Rabbiniz, Rahman ve
Rahim bir Allah’a tevhid ile ibâdet ve kulluk edin. 342
“Ey insanlar, sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize ibâdet/
kulluk edin. Umulur ki, böylece korunmuş (Allah’ın azabından kendinizi
kurtarmış) olursunuz. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi)
bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size rızık/besin olsun
diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık, bunu bile bile Allah’a endâd/
şirk koşmayın.”343 Bu âyetin muhtevâsı şudur: Allah, yeryüzünün
sahibi, mâliki ve rızık verici yaratıcısıdır. Bunun için yalnız O’na
ibâdet edilmesi ve hiçbir şeyin kendisine ortak koşulmaması gerekir.
Bu sebeple Allah Teâlâ, “bile bile Allah’a endâd/şirk koşmayın.”
buyurmaktadır. Buhari ve Müslim’de İbn Mes’ud’un naklettiği hadiste
denilir ki: “Ben, ‘Ey Allah’ın Rasûlü, günahların en büyüğü
hangisidir?’ diye sorduğumda, buyurdu ki: “En tec’ale lillâhi nidden
ve hüve halekake (Allah, seni yaratmış olduğu halde kendisine nidd/şirk
koşmandır).” Muaz’ın rivâyet ettiği hadis de buna benzer. Onun
naklettiği hadiste Rasûlüllah (s.a.s.) buyurur ki: “Bilir misin, Allah’ın
kulları üzerindeki hakkı nedir? Ona ibâdet edip hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır.”
İbn Mâce’nin rivâyet ettiği bir başka hadiste ise şöyle
buyrulur: “Sizden hiç biriniz Allah isterse ve falan da isterse demesin.
‘İnşâallah’, yani ‘ Allah isterse’ desin.” Bütün bunlar, Allah Teâlâ’nın
zâtındaki tevhidi korumak ve muhâfaza etmek içindir. 344
Aslında âlemde varlığı, kudreti, yaratıcılığı, ilmi ve hikmeti bakımından
Allah’a nidd/ denk olabilecek bir şeriki/ortağı Allah’a
ispata çalışan hiç kimse yoktur. Fakat, Allah’tan başka ma’bûd
342 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c.1, s. 234
343 2/Bakara, 21-22
344 İbn Kesir, Tefsir, c. 2, s. 209
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 112 -
edinmeye gelince, bunu yapan pek çok grup vardır.345 İşte bu kulluk
da bile bile Allah’a endâd / denk olabilecek ortaklar koşmak
demektir.
“Allah, hiçbir şey benzemez. O işitici ve görücüdür.”346 âyeti, mutlak
tenzihi ifade etmektedir. Nidd, nazir, şebih, küfüv, misl kelimeleri
hemen hemen aynı anlama gelir. Nidd: eş anlamına gelir. “Allah’a
meseller vermeğe (birtakım benzerler ortaya çıkararak Allah’ı onlara benzetmeğe
ve O’nu koştuğunuz ortaklarla kıyaslamaya) kalkmayın! Çünkü
Allah bilir, siz bilmezsiniz.” 347 Yani mutlak bilgisi olmayan ilâh
olamaz. O halde Allah’ın zatında, fiillerinde ve sıfatlarında misli
yoktur.
“İnsanlardan kimi, Allah’tan başka eşler tutar; Allah’ı sever gibi onları
severler.”348 Allah’tan başka şeylere de Allah’ın sıfatları gibi sıfatlar
verirler. Veya Allah’ı sever gibi başka şeyleri severler. Allah’ın verdiği
nimetleri de sebeplerden bilirler. Oysa insanı yaratan, yağmuru
gönderen ve rızkı veren yalnız Allah’tır. Fiillerinde yaratılana
benzemeyen, zatında ve sıfatlarında da benzemez. 349
Mevdûdi, endâd (eş ve ortak tutma) konusunda şunları söyler:
“O’na endâd/ortak koşarlar...” Onlar, Allah’ın belirli nitelik ve güçlerini
başkalarına atfetmişlerdir ve bu yüzden O’nun haklarını başka
ilâhlara verirler. Örneğin, tüm tabiat güçleri üzerinde kontrolün
sadece Allah’ın elinde olmasına, yaratıklarının ihtiyaçlarını karşılama,
onların dua ve isteklerini duyma gücüne sadece Allah’ın sahip
olmasına, gizli ve açığı sadece O’nun bilmesine rağmen, yine
de başkalarını yardıma çağırırlar; Allah’ın sıfat ve güçlerini başkalarına
atfederler ve böylece O’na ortak koşmuş olurlar.
Kullarının O’nu tek Hâkim, tek otorite olarak kabul etmeleri,
O’nun önünde secde etmeleri, gizli ve açıkça yalnız O’ndan korkmaları,
Allah’ın kayıtsız-şartsız hakkıdır. Fakat kullar bu hakların
bir kısmını veya hepsini başkalarına verirlerse o zaman O’na ortak
koşmuş olurlar. Neyin haram, neyin helal, neyin pis, neyin temiz
olduğunu belirleme hakkı da Allah’a mahsustur. Kullarının hak
ve görevlerini belirleme, onlara belli yasaklar koyma otoritesi de
O’nundur. Bu nedenle, bu haklardan bir kısmını kendisine ait kabul
eden kimseler, şirk koşmuşlardır. Hâkim olarak tanınmak, sadece
O’na lâyıktır. Kulları olarak insanlar, O’nun emirlerini nihâî
345 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir c. 2 s. 133
346 42/Şûrâ, 11
347 16/Nahl, 74
348 2/Bakara, 165
349 Mehmet Soysaldı, Kur’an Semantiği Açısından İnançla İlgili Temel Kavramlar,
Çağlayan Y., s. 80-81
ENDÂD EDİNMEK
- 113 -
otorite olarak kabul etmeli ve doğru yola ulaşmak için O’na yönelmelidirler.
O halde bu hakları Allah’tan başkasına veren kişi,
şirk/ortak koşmuş demektir. Aynı şekilde bu nitelik ve haklardan
herhangi birine sahip olduğunu iddia eden ve başkalarının, bu
özelliklerin kendilerinde bulunduğuna inanmalarını isteyen kişi
ve kurumlar, resmen ilâhlık iddiasında bulunsalar da, bulunmasalar
da kendilerini Allah’a ortak koşmuş olurlar. 350
Tevhid akidesinin berraklığını ve sadeliğini korumak için
Kur’ân-ı Kerim’in şiddetle yasakladığı Allah’a endâd/eş koşma
keyfiyeti, her zaman müşriklerin yapa geldiği gibi birtakım şeyleri
ilâh ittihaz edip Allah’la birlikte onlara da ibâdet şeklinde olmaz.
Bunun, çeşitli şekilleriyle bir de gizli olanı vardır. Mesela, ümitlerini
herhangi bir şekilde Allah’tan başkasına bağlamak; Allah’tan
başkasından korkmak; her ne suretle olursa olsun vâki olan zarar
ve faydanın Allah’tan başkasından geldiğine inanmak şirkin
bir çeşididir. Yani gizlice Allah’a şirk koşmak demektir. İbn Abbas
(r.a.) bir rivâyetinde şöyle demektedir: Âyette geçen “endâd”
öyle bir gizli şirk çeşididir ki bu gizlilik, gecenin karanlığında
kaypak-siyah taş üzerinde yürüyen karıncanın ayak seslerinden
daha gizlidir. Bir kimsenin “Ey falan, Allah hakkı için, hayatımı
sana borçluyum” gibi tâbirler kullanması; “eğer şu köpek olmasaydı
dün bize hırsız gelmişti” , “Ördek (veya kaz) evde olmasaydı
hırsızlar gelirdi.” şeklinde konuşması; arkadaşına: “Allah ve sen
isterseniz bu iş olur”, “Allah’la falan adam olmasaydı işimiz olmayacaktı”
gibi sözler söylemesi hep bu endâdın yani gizli şirkin
bir çeşididir. Diğer bir hadis-i şerifte, bir adamın Peygamberimiz
(s.a.s.)’e “Allah ve sen isterseniz” dediği ve bu söze karşılık Rasûl-i
Ekrem’in: “E cealtenî lillâhi niddâ (Beni Allah’a nidd/eş mi koşuyorsun?”
buyurduğu rivâyet edilir. 351
Kur’ân-ı Kerim’e ilk muhâtap olanların gününde Allah’a endâd
ve emsal edilen şeyler; ağaçlar, taşlar, yıldızlar, melekler veya şeytanlardan
ibaretti. Allah’a eş koşulan bu varlıklar, câhiliyyenin her
devresinde eşya, şahıs, işaret ve değerler halinde ifade edilmiştir.
Bunlar, Allah’ın adıyla yan yana zikredildiği ve kalplerdeki Allah
sevgisine ortak edildiği takdirde bu hal, gizli veya açık bir şirktir.
Ya kalplerden Allah sevgisini silip de, yerine O’na endâd ve emsâl
edinilenlerin sevgileri yerleştirilirse?!
350 Mevdûdi, Tefhimu’l-Kur’an, c. 1, s. 135
351 Seyyid Kutub, Fi Zılali’l-Kur’an, c. 1, s. 96. Karşılaştırın: İbn Kesir, c. 2, s.
210
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 114 -
Endâd Edinmenin İki Yansıması
a- Endâdı (Bir Şeyi) Allah’ı Sever Gibi Sevmek
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah’tan başkasını O’na endâd edinir;
Allah’ı sever gibi onları severler. İman edenlerde ise, Allah sevgisi daha
fazladır.”352 Şüphesiz ki mü’minler, Allah’ı sevdikleri kadar hiçbir
şeyi sevmezler. Ne kendilerini, ne de başkalarını. Ne şahısları, ne
değerleri, ne alametleri, ne de insanları peşine takan şu dünya
kıymetlerinden birisini. Allah sevgisi, en büyük sevgidir. Her türlü
kayıt ve ölçülerin üstünde, mutlak bir sevgi. Başkalarına karşı
besledikleri bütün sevgilerin üstünde Allah sevgisi. Âyetteki sevgi
tâbiri; doğru ve yerinde bir ifade olduğu kadar da güzel bir
tâbirdir. Hakiki mü’minle Allah arasındaki bağlılık, sevgi bağlılığıdır.
Kalpten bağlanmak. Bu bağ; ruhta meydana gelen bir cezbeyle,
dostluk ve yakınlık bağıdır. Sevimli ve parlak muhabbet duygusuyla
sıkıca bağlanmış vicdan bağı... 353
Âyette geçen “Endâd edindiklerini Allah’ı sever gibi severler” ifadesinin
anlamı, “onlara itaat ve saygı duyma hususunda” demektir.
Mü’minin Allah’ı sevmesi konusunda başka âyetlerde de açıklık
vardır. “Allah onları, onlar da Allah’ı severler.”354 âyetinde olduğu gibi.
Yine bir bedevî, Hz. Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın Rasûlü, kıyamet
ne zaman?” diye sordu. Bunun üzerine Rasûlüllah, “Onun
için ne hazırladın?” dedi. Bedevî de: “Çok namazım ve orucum yok;
ne var ki ben, Allah’ı ve Rasûlünü seviyorum” dedi. Bunun üzerine
de Peygamberimiz (s.a.s.): “El-mer’ü mea men ehabbe (Kişi sevdiği
ile beraberdir.)”355 buyurdular. Bunu müteakiben Enes (r.a.) şöyle
dedi: “İslâm’dan sonra, müslümanların bu hadisle sevindikleri kadar,
başka herhangi bir şeyle sevindiklerini görmedim.” 356
Yaratılana değil, yaratana kulluk ve ibâdet etmek zorundayız.
O’nun emir ve yasaklarına uygun hareket etmeli; O’nun emir
ve yasaklarına ters düşen bütün emir ve yasakları reddetmeliyiz.
Hürriyetimizi korumalı, özgür olmalıyız. Bizim gibi yaratılanların
emir ve yasaklarını Allah’ın emir ve yasaklarına tercih ederek insandan
ilâh türetemeyiz. Biliyoruz ki, bu üretilen ilâhlar yok olacak,
ölecektir. Ölenden ilâh olmaz.
Hâlbuki müşrikler, ilâhlarını severler. Allah’tan başka filan
adamı ilâh ediniyorlar. Onu seviyorlar. Ne gibi? Allah’ı sevdiği gibi.
352 2/Bakara, 165
353 Seyyid Kutub, Fi Zılali’l-Kur’an, c. 1, s. 319-320
354 5/Mâide, 54
355 Buhâri, Edeb 96, Ahkâm 10; Müslim, Birr 165
356 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir, c. 4, s. 183
ENDÂD EDİNMEK
- 115 -
Yani bu kimseler Allah’a da iman ediyorlar. Allah’a inandıkları gibi
Allah’ı seviyorlar da. Ama filanı da sevsek olmaz mı diyorlar. Allah
ile Allah’ın kanunlarına zıt kanun koyan kişiyi ilâhlaştırıyor, ikisini
beraber seviyorlar. Mü’minlere gelince, mü’minlerin ise Allah’a
olan sevgileri daha şiddetlidir. Onların putlarını sevdiklerinden
daha fazla severler müslümanlar Allah’ı.
Bu âyetin yaptığı kıyas/karşılaştırma ile düşündüğümüzde,
günümüzde iman konusunda ne kadar geçerli not alabileceğimizin
muhasebesini yapmalıyız. “Şu kâfir grubun veya şu bâtıl
dâvâ adamının gayret ve mücadelesini müslümanlar da yapsa...”
diyoruz. Adam, kendisi gibi bir insanın koymuş olduğu kuralların
insanlar üzerinde hâkim olması için malını veriyor, canını veriyor.
Müslüman da diyor ki: “Bizim de imanımız ve gayretimiz, şu
imansızınki kadar olsaydı.” Bu âyette Rabbimiz öyle demiyor. Sizin
Allah’a olan sevginiz, onların putlarına olan sevgisinden daha
şiddetlidir diyor. Eğer şiddetli değilse, imanımızdan şüphe etmemiz
veya zayıf olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Allah sevgisinden sonra Peygamber Efendimiz’i sevmemiz gerekiyor.
Bir hadis-i şerifte öyle buyruluyor: “Bir kişi, beni anne ve
babasından daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz.” 357 Rasûlüllah’ı
Rabbimiz’den sonra sevmek zorundayız. Kul olduğunu hiç unutmadan
sevmeliyiz. Sevmek adına -hâşâ- Hıristiyanların Hz. İsa’yı
sevdiği gibi de olmayacaktır sevgimiz.
Kâfirlerin kendi liderleri, kendi yöneticileri, kendi kanun koyucuları
yolunda verdikleri mücadeleye denk mücadele vermeyeceğiz.
Bu âyete göre358 onların verdiği mücadeleden daha üstün
bir mücadele verirsek, ancak müslüman olduğumuzu ispatlayabiliriz.
359
Allah’ın itaat edilmesini yasakladığı kimselere veya Allah’ın
hükümlerine düşman olan kimselerin veya düzenlerin emir, yasak
ve arzularına itaat etmek, Allah’a isyan olduğu gibi; aynı zamanda
Allah’a karşı endâd tutmaktır. Şüphe yok ki, böyle yapmak,
gerek Allah’ı inkâr ederek olsun ve gerekse olmasın, ilâhlık manasında
onları Allah’a endâd/ortak yapmaktır. Bunların bir kısmı,
bu şirki açıktan yaparlar. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi
onlara açıktan açığa ilâh, ma’bud adını vermekten çekinmezler.
Onlara “rabbimiz, tanrımız” derler. Diğer bir kısmı da, açığa vurmadan
aynı muameleyi yaparlar. Onları, Allah’ı sever gibi severler,
357 Buhâri, İman 8; Müslim, İman 69
358 2/Bakara, 165
359 Mahmut Toptaş, Kur’an-ı Kerim Şifa Tefsiri, Cantaş Y., c. 1, s. 324 vd.
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 116 -
onları nimet sahibi olarak tanırlar. Onların sevgisini, hareketlerinin
başı kabul ederler. Allah’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar.
Allah rızasını düşünmeden onların rızalarını elde etmeye çalışırlar.
Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler.
Bu âyet360 gösteriyor ki, ilâhlık mânâsında son derece sevgi, bir
esastır. Ve ma’bud, en yüksek seviyede sevilen şeydir. Böyle son
derece sevilen şeyler, ne olursa olsun, ma’bud ve endâd edinilmiş
olur. Sevginin sonucu ise itaattir. Bunun için, ma’buda son derece
itaat edilir. Her insanın tuttuğu yolda hareket başlangıcı, onun
ma’bududur. İnsanlar tarafından böyle sevgiyle ma’bud mertebesi
verilerek Allah’a endâd/denk tutulan şeyler, o kadar çeşitlidir ki,
bir taştan, bir maden parçasından, bir ottan, bir ağaçtan tutun da
gök cisimlerine, ruhlara, meleklere kadar çıkar. Bununla beraber
“onları severler” ifadesindeki akıl sahiplerine ait olan “hüm (onlar)”
zamiri, bunların özellikle akıllılar kısmını açıkça ifade etmektedir.
Bunun içindir ki, tefsirciler, “denk, benzer” mânâlarına gelen
“endâd”ı “Allah’a isyanda itaat ettikleri liderleri, başkanları
ve büyükleri” diye açıklamışlardır. Bu zamir, tağlib yoluyla putları
da kapsamına alması takdirinde bile bu anlam açıktır.
Gerçekten servet, büyüklük, kuvvet, makam, itibar, güzellik
gibi herhangi bir ümide sebep sayılan dilberler, kahramanlar, hükümdarlar,
liderler gibi insanları, Allah’ı sever gibi seven ve onlar
uğrunda her şeyi göze alan nice kimseler vardır ki bu, endâd ve
şirk konusunun putperestlik esasını, insanlığın en büyük yarasını
teşkil eder. Edebiyatta, romanda, şiir ve şarkılarda bu tür şirk o
kadar ileri gitmiştir ki sevgililer ilâh seviyesine çıkartılmıştır. En
ufak bir işi övmek için, yaratma kudreti yakıştırılmış, sanatçılar,
futbolcular açıkça veya üstü kapalı şekilde tanrılaştırılmıştır. Yeryüzündeki
insanlık kavgaları, bütün bu çeşitli ve birbirine zıt olan
endâdın mücadelesi yüzündendir. Bilimlerin, fenlerin, sanatların
gelişmesi buna çare bulamaz; bilakis hepsi, bu şirk ocağını yakmak
için gaz ve benzin yerine bu kavramları/endâdı kullanır. İslâm
dışı düzenler de şirk ve endâd için çok rahat ortam oluştururlar
ve beslerler. Bunlar, biz de müslümanız deseler bile, gerçekte ne
Allah tanır, ne peygamber. Her birinin gönlünde zaman zaman
bir veya birkaç mahlûk yer tutmuştur. Onları Allah’ı sever gibi
severler, onlara ma’bud muâmelesi yaparlar. Onlara itaat etmek
için Allah’a isyan ederler. “Onları, Allah’ı sever gibi severler.” ifadesi,
bütün bunları tasvir etmektedir. Buna velileri ve peygamberleri
ma’bud derecesine çıkaranlar da dâhildir.
360 2/Bakara, 165
ENDÂD EDİNMEK
- 117 -
Bunun için Allah’ın velileri, peygamberleri ve melekleri gibi
sevgili kullarını severken âyet-i kerimenin kapsamını iyi düşünmeli;
sevgilerini, Allah sevgisi derecesine vardırmaktan kaçınmalıdır.
Çünkü Allah için sevmekle, Allah’ı sever gibi sevmek arasındaki
farkı bilmek gerekir. Allah’ı sevenler, Allah yolundaki O’nun sevgili
kullarını da severler. Fakat Allah’ı sever gibi değil, Allah için
severler ve bu sevgi ile Allah yolunda onlara uyarlar. “(Ey Muhammed!)
De ki: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki, Allah da sizi
sevsin.”361 Buna göre, Allah’ın sevdiği kullarını sevmek ve onlara
uymak, günah ve şirk değildir. Tersine Allah sevgisine delil olur.
Fakat bu sevgi, hiçbir zaman Allah sevgisi gibi olmamalıdır. Velileri,
peygamberleri veya onların ruhlarını ya da melekleri, bir ilâhlık
payı vererek sevmek, onları severken Allah’ı ve Allah’ın emirlerini
unutmak, onlar adına kurban kesmek, âyin yapmak, onlardan
direkt duâ şeklinde bir şeyler istemek, onlardan medet ve
imdat beklemek... “Onları, Allah’ı sever gibi severler.” ifadesinin tam
anlamıyla şirk ve küfürdür. Ayrıca böyle yapmak onlardan uzaklaşmaktır.
Çünkü onlar, ancak Allah’ı sevmişlerdir. Ölü veya diri,
cansız veya canlı putlara bağlanıp, hurafelere boğulan, uydurma
masalları ve efsaneleri din edinen, mezarlara ve ölülere tapınan
insanların sayısı gittikçe artmaktadır; câhiliyye sistemi yürürlükte
olduğu müddetçe de artacaktır. Bir de vahdet-i vücud adı altında
gizlenen bir ateist felsefe vardır ki, din ve ahlak adına ilmî ve
hikemî şekilde en büyük zarar, bundan gelmiştir.
Kısaca, başkanlarını ve büyüklerini, Allah’ı sever gibi sevenler
ve onların, Allah’ın emrine uymayan emirlerine itaat ederek
Allah’a isyan edenler, bunları Allah’a eş ve ortak edinmiş olurlar
ki, bütün putperestliğin esası ve endâd konusu, bu tarz muhabbet
beslemektedir. Bunlar, itaat ettikleri kimseleri Allah için değil;
Allah gibi severler. “İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise çok
daha fazladır.” Mü’min olanların Allah’a sevgisi, Allah için sevmesi,
her şeyden çok ve o müşriklerin tapındıkları endâda, eş ve benzerlere,
hatta varsa Allah’a sevgilerinden daha çok ve daha kuvvetlidir.
Çünkü mü’minler, ancak Allah’a yalvarırlar. Müşrikler ise
pek sıkıştıkları ve muhtaç oldukları zaman Allah’ı hatırlarlar, ihtiyaçları
kalmayınca da edindikleri eşlere uyarlar. Bundan dolayı,
mü’minin gerek rahatlık zamanında ve gerekse sıkıntı anında, gerek
darlıkta ve gerekse genişlikte Allah’a olan sevgisi devamlıdır.
Kâfir ve müşrik ise bazen rabbinden yüz çevirir, tutar bir puta
tapar, sonra ondan daha güzel bir şey gördüğü zaman onu bırakır,
buna tapar. Sonra ondan daha güzel bir şey gördükleri zaman
361 3/Âl-i İmran, 31
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 118 -
onu da bırakır, başkasına tapar. Hatta Bahile kabilesinin yaptığı
gibi acıktıkları zaman ma’budlarını yedikleri olur. (Sözgelimi, özgürlüğe,
demokrasiye taparcasına sarılanların menfaatleri veya
İslâm düşmanlıkları gereği bu putlarını yedikleri çok görülmüştür.)
Bu şekilde sevgi besledikleri şeyi ve ma’budlarını değiştirir
giderler. Bunun için onların, mü’minler gibi devamlı bir sevgileri
olmaz. Mü’minler, tek Allah’a inandıkları için bütün sevgileri, bizzat
Allah’ta toplanır. Allah’ın yarattıklarına olan sevgileri de bu
başlangıç noktasından dağılır. Yani sevdiklerini ancak Allah için,
Allah rızâsı için severler. Müşrikler ve kâfirler ise bir ma’budun
veya bir putun karşılığında diğer ma’budları ve putları da doğrudan
doğruya sevdikleri ve bütün sevgilerini Allah sevgisiyle, Allah
rızasıyla ölçmedikleri için sevgileri dağınık ve parçalanmıştır. Şüphe
yok ki dağınık ve değişen sevgiler, toplu ve sabit sevgiye göre
bir hiç demektir.
Bunun için mü’min bir halk topluluğuna sahip olan ve sırf Allah
için sevilen başkanlar, kendilerine uyulan insanlar, ne kadar
mutludurlar. Şüphe yok ki bu bahtiyarlığa kavuşmak da hakkıyla
tek Allah’a inanan bir mü’min olmaya, her şeyden, hatta kendinden
önce Allah’ı sevip, Allah’ın kullarına da Allah için muamele
etmeye ve Allah için sevgi dağıtmaya bağlıdır. Başka türlü aşırı gidenler
veya ihmal edenler, zulümden kurtulamazlar. Allah’a karşı
başkalarını endâd, yani eş ve ortak tutmak, onları Allah’ı sever
gibi sevmek ve Allah’a karşılık onları bizzat kendilerine uyulacak
varlıklar edinerek emirlerine itaat etmek, özellikle Allah’ın hakkı
olan ilâhlık sıfatına ve ma’budluğuna başkalarını da ortak etmek,
en büyük zulümdür. “Şüphe yok ki şirk, büyük bir zulümdür.”362 Bunu
yapanlar son derece zâlimdirler. Çünkü göklerin ve yerin yaratıcısı,
kâinat saltanatının mutlak hâkimi olan Allah Teâlâ’nın hakkına
tecavüz etmek cür’etinde bulunanlar, hangi zulümden sakınırlar?
Allah’ın kullarına, âciz yaratıklarına ne yapmak istemezler? 363
Bu âyet,364 açıkça gösteriyor ki, ulûhiyetin en önemli özelliklerinden
biri, muhabbettir, sevilmektir. Bundan dolayıdır ki,
Kur’an ve İslâm ıstılahında/terminolojisinde insan, daha çok “kul”
vasfıyla anılır. Kulluk, kendisine kul olunan varlığa karşı beslenen,
en ileri sevgi derecesini ifade eder. “Abd” kelimesinin bu
anlamı, câhiliyye devri Araplarında da mevcut idi. Dünyevî mertebeler
içinde risâlet en üstün mertebe olduğu halde, Rasûl, kulluğu
ile övünürdü. Şehâdet kelimesinde de biz O’nun önce kul
362 31/Lokman, 13
363 Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 1, s. 472 vd.
364 2/Bakara, 165
ENDÂD EDİNMEK
- 119 -
olduğunu, sonra Rasûl vasfını zikrederiz. Mezkûr âyet gösteriyor
ki, Allah’tan başka herhangi bir şeyi veya kimseyi, Allah’ı severcesine
seven, Allah’ın emir ve nehiylerine uyar gibi bu sevginin gereklerini
yerine getiren kimse, Allah’tan başka endâd, yani nidler,
nazirler edinmiş demektir. Bu, muhabbette niddir. Bâtıl tanrılara,
tapanlarının gerçek bir sevgi taşıdıklarını Kur’an âyetleri365 bildirir.
Mü’min, Allah’ı; hâlis, katışıksız, sâbit ve en ileri derecede sevmelidir.
“Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın.”366 Demek ki, Allah’a inanan nezdinde onu sevmek,
asıl fıtratı teşkil eder. Fıtratta olan bu sevgiye hitap olunarak,
Allah’ın da kendilerini sevmesi için uymaları gereken yola, böylece
irşad olunuyorlar. Öte yandan bu âyette “sevmek ve bağışlamak”
kavramlarının münasebete konulmasından anlaşılıyor ki, Allah’ın
mağfireti de, kula olan muhabbetinden ileri gelir. Normal olarak
sevmeyen bağışlamaz.
Kur’an, kimi özellikleri imanın gereği sayar ki, bunlar ister istemez
sevgiyi tazammun eder. Bunlardan biri “rızâ”dır. Rızâ, şunları
gerektirir: Kul için en sevdiği varlık, Allah olacaktır. Çünkü
bütün öbür şeyleri sevip sevmemesini belirleyen kıstas, Allah’ın
onları sevip sevmemesidir. Ayrıca kul, Allah’ından bütün fiilleri,
isimleri ve sıfatlarıyla râzı olacaktır: Rab, müdebbir, emredici, yasaklayıcı
vekîl velî vb. olarak. Bunlar da, kendiliğinden O’nu sevmesini
gerektirecektir.
Allah ve Rasûlü’ne karşı çıkanlara, babaları ve evlâtları bile
olsa, mü’minler sevgi beslemezler.367 Buralarda insanın doğal olarak
en çok seveceği varlıklar (baba, çocuk, zevce, mal, yakın akrabalar,
yer-yurt), Allah sevgisi ile karşı karşıya konulmakta, eğer
Allah’ın rızası başka yerde bulunuyorsa, Allah’a sadâkatin baskın
gelmesi istenmektedir. Bunlara olan sevgiyi belirleyen, Allah’a
olan sevgidir, O’nun rızasıdır. Bu âyetler kulun, Allah’a sevgi besleyebileceğini
göstermekle kalmaz, o sevginin ne derece ileri olduğunu
da gösterir. 368
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve
Rasûlüne karşı çıkanlara sevgi beslediklerini göremezsin.”369 Sevgi, kullanırken
çok dikkat edilmesi ve ancak Allah’a, Peygamberi’ne ve
365 2/Bakara, 95 ve 29/Ankebut, 25
366 3/Âl-i İmran, 31
367 Bak. 58/Mücadele, 22; 9/Tevbe, 24
368 Suat Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyet, Kayıhan Y., s. 159 vd.
369 58/Mücadele, 22
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 120 -
İslâm Düzeninin bağlılarına tahsis edilmesi gereken pek yüce
bir hayat sermayesidir. İnançsızlara, müşrik ve mûnâfıklara,
bizi Allah’ın yolundan alıkoyan nesnelere israf edilmemesi gereken
kıymetli varlığımızdır sevgi. Kur’an ve sünnet, Allah ve
Rasûlü’nün mutlak olarak, öncelikli şekilde ve en büyük tarzda
sevilmesini emretmiştir. Bunun dışındakileri severken, ancak ve
ancak Allah’ın ve Peygamberi’nin sevilmesini istediklerinin sevilebileceğini
açıklar. “Rahmeti bütün canlıları kuşatan (Allah) iman eden
ve güzel ameller yapanlar için (kalplerde) sevgi yaratacaktır.”370; “Amellerin
en faziletlisi/değerlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek/nefret
duymaktır.”371 İmansız sevgiye ulaşılamaz ve sevgisiz de iman
olgunlaşamaz. Hz. Peygamberimiz, “imanın tadını bulmayı (birinci
derecede) Allah ve Rasûlü’nü her şeyden çok sevmeye” bağlamıştır.372
“(Ancak) Allah için seven, Allah için buğz eden/nefret duyan, Allah için veren
ve Allah için sıkılık yapıp vermezlik yapan kişi imanını kemâle erdirmiş,
olgunlaştırmıştır.” 373
“Ey iman edenler! Yahudilerle, hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar
birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost edinirse, o da
onlardandır.”374; “Ey iman edenler! Sizden önce kitap verilenlerden dininizi
oyuncak ve eğlence yerine tutanları da, diğer kâfirleri de dost edinmeyin.
Eğer gerçek mü’minlerden iseniz Allah’tan korkunuz.”375; “De ki:
Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz
mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden
evler, sizce Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevgili
ise, Allah’ın hükmü gelinceye kadar bekleyin. Allah, fâsık kimseleri doğru
yola eriştirmez.” 376
b- Endâda Tâbi Olup Allah’a İtaat Eder Gibi İtaat Etmek
Kur’an, herhangi bir kimseye, Allah’a teslim olur gibi emrine
girmeye, ona kul köle olmaya, onun arzularına, emir ve yasaklarına
kayıtsız şartsız itaat etmeye endâd edinme olarak, Allah’a
şirk koşma olarak değerlendirmiş; herhangi bir şeye veya kimseye
karşı beslenen aşırı sevgiyi ve kayıtsız şartsız itaati de, onu
putlaştırmak olarak nitelemiştir. Allah’a inanmak, kişinin O’nun
isteğini kendi dileğine veya başkalarının isteklerine tercih etmesini
ve diğer arzuları O’nun yolunda fedâ edecek kadar O’nu
370 19/Meryem, 96
371 Ebû Dâvud, Sünnet 3
372 Buhâri, İman 9; Müslim, İman 67; Tirmizî, İman 10
373 Et-Tâc, c. 5, s. 78
374 5/Mâide, 51
375 5/Mâide, 57
376 9/Tevbe, 24
ENDÂD EDİNMEK
- 121 -
sevmesini ve O’na mutlak itaat edilmesi gereken otorite olarak
kabulünü gerektirir. Allah’ı sevmenin kanıtı, O’nu yegâne mutlak
otorite olarak kabul edip O’nun belirli nitelik ve güçlerini başkalarına
atfetmemek ve O’nun hakkını sahte ilâh ve rablere vermemektir.
Allah’ın sıfat ve güçlerini başkalarına atfedenler, O’nu
sevdiklerini, O’na teslim olduklarını, sadece O’na itaat ettiklerini
iddia edemezler; bilakis bu şekilde O’na ortak koşmuş, Allah’a
endâd/denk tutmuş olurlar.
Tarihteki putları ve puta tapanları incelediğimiz zaman, şirk
temeline dayalı putçuluğun, günümüzde geçerli olan şirkten ve
putçuluktan pek de farklı olmadığını görürüz. Mekkeli müşrikler
de bir Allah inancına sahipti.377 Fakat Allah’ın hükmü yerine Mekke
site devletinin parlamentosu Dâru’n-Nedve’nin kanun yapmasını
ve Ebû Cehil gibi tâğutların kendilerini yönetmelerini istiyorlardı.
Yer yer dindar kesilmelerine rağmen, tevhid’in karşısında
durarak şirke sarılıyorlardı.
Günümüzdede kelime-i şehâdet getirip namaz kılan, oruç tutan,
hacca giden kimselerin tâğutun hükmüne rıza gösterdikleri,
tâğuta itaat ettikleri, sadece Allah’a mahsus olan sıfatları başkalarına
verdikleri bilinen bir gerçektir. Yine bu kimselerin Allah’ı
bırakıp birtakım armaları, şiarları/sloganları, işaretleri, bayrakları,
heykelleri, gelenek ve görenekleri, bazı kavram ve ideolojileri, sanatı,
sanatçıları, futbolu, sporcuları, gruplarını, parti veya kurumlarını,
devlet adamlarını, liderlerini... yücelttikleri ve bu sayılan
değerler uğruna mallarını, mülklerini, namuslarını, ahlaklarını
pâyimal ettikleri, böylece de bu değerlere kulluk ettikleri ortadadır.
Sözü edilen bu şahısların, tâğutun ortaya koyduğu nefsanî,
şeytanî ve indî değer yargılarıyla Allah’ın kanunları ve şeriatı çatışacak
olsa, hep Allah’ın şeriatını onların istekleri doğrultusunda
yontarak şekil verdikleri, kısacası putların veya putların arkasına
sığınmış olanların emir ve yasaklarını harfiyyen yerine getirdikleri
ve Allah’ın şeriatına tamı tamına zıt olan sistemleri kabul ederek
onların hükümlerini tatbik ettikleri de inkâr edilemez.
İşte bunlar, Allah’ın dışında endâd edinenlerdir. Bundan daha
açık putçuluk düşünülemez. Putların emir ve direktifleri doğrultusunda
hareket ederek onların yolundan santim bile ayrılmayanlar,
Allah’ın kitabına ve Rasûlü’nün sünnetine kulaklarını tıkayarak
putların ve onların işbirlikçilerinin çağrısına kulak verenler,
377 Bk. 29/Ankebut, 61, 63; 39/Zümer, 3
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 122 -
Allah’a endâd uyduranların ta kendileridir. 378
Hz. Âdem’den günümüze kadar câhiliyye hayatını yaşayan
bütün toplumlarda, büyük çoğunluğu teşkil eden Allah’a endâd
uyduran insanlar, Allah’ın varlığına inanmış kimselerdir. Fakat yaratıcımızı
O’nun bildirdiği ölçüler içerisinde, hükümleri, kanunları,
itaat edilmesi gereken emirleri ile tasdik etmemişler, bu konularda
nidler edinmişlerdir. Evet, “Onlara gökleri ve yeri yaratan kimdir,
diye sorsan, elbette ki, Allah’tır diyecekler”379 anlamındaki âyette
açıklandığı üzere, Allah’a yaratıcı olarak inanmışlar, ancak varlığına
inandıkları Allah’ın Peygamberleri aracılığıyla bildirdiği ve yaşanmasını
istediği emir ve yasaklarını kabul etmemişlerdir. Kişisel,
ailevî ve sosyal hayatlarını bu mukaddes emirler ve yasaklara göre
düzenlememişlerdir. “(İnsanlar için uyulacak) emirler ve yasaklar koyma
hakkı yalnız Allah’a aittir.”380 yasasını tanımayarak çiğnemişlerdir.
Cenâb-ı Hak, bu kişileri yermekte ve uyarmaktadır: “Onlar, hâlâ
câhiliyye hayatının hükmünü (bâtıl inançları, ilkeleri ve yaşayış tarzlarını)
mı arıyorlar? Kanaate sahip olabilecek bir topluluk katında hükmü (kanunları),
Allah’tan daha güzel olan kimdir?”381 Allah’ın indirdiği emirler
ve yasaklar dizisine uymayan insanlar, ya kendi arzu ve heveslerine
veya zâlim rejimlere ve uygulayıcılarına uyarak Allah’a
endâd uydurmuşlardır.
“Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun denilince, Hayır, atalarımızı yapar
bulduğumuz şeye uyarız derler. Ya ataları bir şey akledemeyen ve doğru
yolda olmayan kimseler idiyseler? 382 Allah’tan başkasına mutlak
olarak emretme, yasaklama, helal ve haram kılma, kanun koyma
ve hâkimiyet hakkını verme gibi haller, onu endâd kabul etmektir.
Allah’ın koyduğu hükümleri, ölçüleri bir tarafa bırakarak
hâkimiyeti herhangi bir şeye vermek bir mü’minin yapamayacağı
şeydir. Bu konuda Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Hüküm
/ egemenlik yalnız Allah’a mahsustur. O sadece kendisine ibâdeti/
kul olmayı emretti. Dosdoğru din ancak budur.”383; “Onlar Allah’ı bırakıp
bilginlerini, râhiplerini, Meryem’in oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Hâlbuki
onlar da bir olan Allah’tan başkasına ibâdet etmekle emr olunmamışlardı.
O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir.” 384
378 Karş. Mehmet Kubat, Kur’an’da Tevhid, Şafak Y., s. 132 vd.
379 31/Lokman, 25
380 7/A’râf, 54
381 5/Mâide, 50
382 2/Bakara, 170
383 12/Yusuf, 40
384 9/Tevbe, 31
ENDÂD EDİNMEK
- 123 -
“De ki şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız
âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”385; “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler
kâfirlerin ta kendileridir.” 386
Endâdın Doğal İki Sonucu; Şirk ve Putçuluk
a- Şirk
Lügat olarak şirk; mülk ve saltanatta ortaklık anlamına gelir.
Istılahta şirk; Allah’a zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortak ve
denk tanımaktır. Şirk koşan kişiye müşrik denir. İki veya daha çok
ilâh tanımak, herhangi bir varlığı ma’bud (ibâdet edilen) olarak
bilmek, Allah’ın yaratıcı, kadim, bâki gibi sıfatlarını başka varlıklara
vermek şirktir. Kısacası, Allah’ın ilâhlık vasıflarını Allah’tan başkasına
vermek şirktir. Şirk küfürdür, müşrik aynı zamanda kâfirdir.
Şirkin olduğu yerde sâlih amel olmaz. Çünkü amelin kabul
olması için ihlâs yani, yalnız Allah için yapılmış olması gereklidir.
Allah Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Rabbine kavuşmayı uman
kimse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi
ortak tutmasın.” 387
Şirk, Allah’ın asla affetmediği bir günahtır. Allah, şirk inancı
ile âhirete gelenleri asla affetmeyecektir. “Allah kendisine şirk (ortak)
koşulmasını elbette bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar.” 388
Tevhid ve şirk insanlık tarihi boyunca insanların bağlana geldiği
iki dinin adıdır. İnsanlık tarihi şirkle tevhid arasındaki mücadeleden
ibarettir. Bütün Peygamberlerin tebliğlerinde vurguladıkları
temel esas tevhiddir. Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu
konu tevhidin önemi ve şirkten uzak durulması konusudur.
Kur’ân-ı Kerim, müşrik insan tipinin yeryüzünde birliği, huzuru
bozan, çirkin ve insanlar için zararlı bir tip olarak görür ve neces
(pislik) olarak nitelendirir.389 Şirk sadece putlara tapmak değildir.
Nefsin istekleri peşinde koşmak, Allah’ın sevgisi yerine dünya
sevgisini tercih etmek, bunların sonucunda Allah’ın hükümlerinden
birini dahi reddetmek şirktir.
Aslında insanların Allah’tan başka bir puta tapmasının asıl
nedeni; kendi nefsini ilâh edinmesidir. Bugünkü müşriklerle, Peygamberimiz
zamanındaki müşrikler arasında fark yoktur. Müşriğin
385 6/En’âm, 162
386 5/Mâide, 44
387 18/Kehf, 110
388 4/Nisâ, 48
389 Bak. 9/Tevbe, 28
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 124 -
mantığı her devirde aynıdır. Bu mantık, Allah’ı yeryüzüne karıştırmama,
yeryüzünde ilâh olarak kendini tanımadır. İşte şirkin
aslı budur. Zamanımızda da insanlar her ne kadar kâinatı yaratanın,
yağmuru yağdıranın, öldüren ve diriltenin Allah olduğunu
kabul etseler de, O’nun tasarruflarında ortak tanıyorlar, dünya ile
ilgili işlerde Allah’ın belittiğinin aksine hükümler koyuyorlar. İşte
günümüzde şirkin aldığı görünüm budur.
Kur’an’da şirk kelimesi 167 yerde geçer. Kur’ân-ı Kerim’de
birçok âyette Allah Teâlâ, insanları şirke düşmemeleri hususunda
uyarır. “O ancak tek bir ilâhtır. Doğrusu ben O’na ortak koşmanızdan
mâsumum, de.” 390
Şirk düzeni; insanları köleleştiren, ilâhlık taslayan çağdaş
Firavunlar ile, onlarla işbirliği yapan sahte din adamları yani
Bel’amlar ve sömürüye ortak olan, bizzat şirk düzeninden beslenen,
haramzade, zengin elit tabaka ve bu üç kesime bağlanan,
onlara itaat eden, onların koyduğu kanunlarla -Allah’ın hükümlerine
aykırı olmasına rağmen- yaşayan halk yığınlarından meydana
gelir.
Kendi nefsini ilâhlaştıran ve Allah’a değil de kendisine tapan
ve tapılmasını isteyenler; başkalarının haklarına el uzatmanın,
yalnız Allah’a ibâdet edildiği ve uyulduğu sürece mümkün
olmadığını bilirler. Çünkü Allah’ın dini adaleti emreder ve bütün
insanları eşit olarak görür. Şirk ise nefsini ilâh edinenlerin, insanları
kendilerine kul etmeleri ve sömürmeleri üzerine kuruludur.
Bu yüzden tâğutlar, kendi nefislerini ilâhlaştırmak için, ilkelerini
kendilerinin tesbit ettikleri ve başkalarının haklarını gasb üzere
kurulu şirk düzenini isterler. Tâğutlar, ortaya attıkları ilâhlara
insanları taptırarak, aslında kendilerine taptırır, kulluk ettirirler.
Şirk, insanların insanlara kulluk ettiği düzenin adıdır.
Allah’ın halîli (dostu) İbrahim (a.s.) ne güzel dua etmiş:
“Allah’ım, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Ya Rabbi, şüphesiz
ki bu putlar, birçok insanı saptırdı.”391 Âyette belirtildiği üzere,
İbrahim (a.s.) bile, kendinin ve neslinin putlardan uzak kalması
için Allah’a dua etme ihtiyacı hissetmiştir.
“Onların çoğu, şirk koşmadan Allah’a inanmazlar.”392 İslâm’ın
hâkim olmadığı günümüz câhiliyye ortamlarında şirk çeşitleri çoğalmıştır.
Kur’an’ın bir çok âyetinde, küçük olsun, büyük olsun
390 6/En’âm, 19
391 14/İbrâhim, 35-36
392 10/Yûnus, 106
ENDÂD EDİNMEK
- 125 -
şirkin her türlüsünden arınan müttakî kullardan bahsedilmektedir.
Allah’ın birliğine iman eden, Allah’a şirk koşanlara düşman
olan, tâğutlara ve müşriklere buğz ederek Allah’a yaklaşan, sadece
Allah’ı dost, ilâh ve ma’bud edinen, yalnız O’nu seven, O’ndan
korkan, O’ndan uman, O’ndan yardım isteyen, O’na boyun eğen,
O’na tevekkül eden, O’nun emrine tâbi olup rızasını gözeten, bir
iş yaptığı zaman Allah adıyla yapan ve hayatının her bölümünde
O’na ait olan kimseler kurtuluşa ermişlerdir. “De ki, namazım,
ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir
şeriki/ortağı yoktur.”393; “De ki, Allah her şeyin rabbi iken, O’ndan
başka bir rab mi arayayım?” 394
b- Put ve Putçuluk
Put, kişinin Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddimanevi
her şeydir ve putları bu yönleriyle hayatın amacı kılmak
da şirktir. Put sadece tapılan bir takım nesneler değildir. Eğer
hayatın amacı haline gelir ve insanı Allah’a isyana sevkederse,
yerine göre makam, para, kadın veya insanlar için değerli herhangi
bir şey insanlar için put olabilir.
Kur’ân-ı Kerim’in açıkladığı şirk çeşitlerinden birisi de putlara
ibâdet şeklinde ortaya çıkan tapınmadır. Putlar çeşit olarak çok
fazla olmakla beraber, genel olarak iki kısımda mütalaa edilebilir:
1- İnsan, hayvan, kuş veya bunların karışımı bir şeklin; ağaç,
taş ve madenden yapılarak tapınılması biçiminde ortaya çıkan
ilkel putçuluk. Bu tür putlara sanem veya vesen adı verilir.
2- Herhangi bir şekil düşünmeksizin kafalara, gönüllere,
kalplere dikilen veya tâbi olunan putçuluk. Bu tür putperestliğin
görüntüsü daha moderndir. Sanem veya vesen dediğimiz ilk
maddedeki putlar, tapanların nazarında tabiatüstü yüce bir gücü
ve kuvveti temsil ettikleri için putperestler, bu güç ve kuvvetin
tapındıkları putlarda gizli olduğuna inanırlar. Bu bağlamda her
putun veya putçuluğun ilgili bulunduğu bir efsanesi, tahrif edilmiş
tarihsel bir mitleştirmesi vardır. Bu putların bir kısmı iyiliği, bir
kısmı şerri, bir kısmı ucuzluğu, düşmandan kurtuluşu, bereketi vs.
yi temsil eder.
İslâm tarihçilerinin kaydettiklerine göre putperestlik,
İslâm’dan önce Arap yarımadasında oldukça yaygındı. Denilebilir
ki, Arabistan’da putçuluğun bütün çeşitleri olmakla beraber,
daha çok birinci maddede belirtilen putperestlik yaygındı.
393 6/En’âm, 163-164
394 6/En’âm, 164
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 126 -
Kâbe’nin, putperestliğin sergilendiği bir yer olarak gerçek amacından
saptırıldığını görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.s.) Mekke’yi
fethettiği zaman Kâbe’ye girmiş ve orada Peygamberlerin resimlerinin
bulunduğunu görünce, bunların ortadan kaldırılmasını
emretmişti. Ayrıca Kâbe’de her biri farklı kabile ve şahıslara ait
olan ve değişik şeyleri temsil eden 360 putu görünce, onların da
kırılmasını emretmişti.
Putçuluğun her çeşidine karşı çıkan ve putlara tapınmanın kötülüğünü
en beliğ biçimde ortaya koyan Kur’ân-ı Kerim âyetleri,
insanoğluna, yaratıcının sadece Allah olduğu fikrini ve putların,
heykellerin de yaratıcı değil; yaratık olduğu düşüncesini aşılama
sadedinde deliller sunar. “Siz, elinizle yonttuklarınıza (putlara) mı tapıyorsunuz?
Oysa sizin de, bütün taptıklarınızın da yaratıcısı Allah’tır.” 395
Put, sadece Arapların câhiliyye döneminde taptıkları basit ve
alelâde şekillerden veya özellikle Hz. İbrahim döneminde olduğu
gibi muhtelif câhiliyye sistemlerinde tapınılan tahtadan, taştan,
tunçtan heykellerden ve ağaç, kuş, hayvan, yıldız, gök cismi, ateş,
ruh veya hayallerden ibaret değildir. Bu basit puta tapınma şekilleri
Allah’a şirk koşmanın bütün boyutlarını kapsamaz. Yalnızca
bu ilkel putçuluklar üzerinde duracak olursak ve Kur’an’daki
şirkten maksadın sadece bunlar olduğunu kabul edecek olursak,
oldukça boyutlu olan şirk kavramından bir şey anlamış olmayız.
Oysa Kur’an’a göre put, o kadar geniş anlamlıdır ki, kişinin
Allah’ın dışında hayatının amacı kıldığı maddî-manevî her şeydir.
Bu putları, hayatın amacı kılmak da Allah’a şirk koşmak olarak
nitelendirilmiştir. 396
“İlâhî! Sevdir bize hep, sevdiklerini. Yerdir bize hep, yerdiklerini.
Yâr et bize erdirdiklerini.”
Kim Allah’a sahip, o neden mahrum?
Kim Allah’tan mahrum, o neye sahip?
395 37/Sâffât, 95-96
396 Mehmet Kubat, Kur’an’da Tevhid, Şafak Y., s. 132-133
ENDÂD EDİNMEK
- 127 -
Endâd ve Şirk Konusundaki Âyetler
A- Endâd Kelimesinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 6 Yerde): 2/Bakara, 22,
165; 14/İbrâhim, 30; 34/Sebe’, 33; 39/Zümer, 8; 41/Fussılet, 9.
B- Şirk Kelimesi ve Türevlerinin Geçtiği Âyet-i Kerimeler (Toplam 167 Yerde):
2/Bakara, 96, 105, 135, 221, 221, 221, 221; 3/Âl-i İmrân, 64, 67, 95, 151, 186; 4/
Nisâ, 12, 36, 48, 48, 116, 116; 5/Mâide, 72, 82; 6/En’âm, 14, 19, 22, 22, 23, 41,
64, 78, 79, 80, 81, 81, 88, 94, 100, 106, 107, 121, 136, 136, 136, 137, 137, 139,
148, 148, 151, 161, 163; 7/A’râf, 33, 173, 190, 190, 191, 195; 9/Tevbe, 1, 3, 4, 5,
6, 7, 17, 28, 31, 33, 36, 113; 10/Yûnus, 18, 28, 28, 28, 34, 35, 66, 71, 105; 11/Hûd,
54; 12/Yûsuf, 38, 106, 108; 13/Ra’d, 16, 33, 36; 14/İbrâhim, 22; 15/Hıcr, 94; 16/
Nahl, 1, 3, 27, 35, 54, 86, 86, 86, 100, 120, 123; 17/İsrâ, 64, 111; 18/Kehf, 26, 38,
42, 52, 110; 20/Tâhâ, 32; 22/Hacc, 17, 26, 31, 31; 23/Mü’minûn, 59, 92; 24/Nûr,
3, 3, 55; 25/Furkan, 2; 27/Neml, 59, 63; 28/Kasas, 62, 64, 68, 74, 87; 29/Ankebût,
8, 65; 30/Rûm, 13, 13, 28, 31, 33, 35, 40, 40, 42; 31/Lokman, 13, 13, 15; 33/
Ahzâb, 73, 73; 34/Sebe’, 22, 27; 35/Fâtır, 14, 40, 40; 37/Sâffât, 33; 39/Zümer, 29,
65, 67; 40/Mü’min, 12, 42, 73, 84; 41/Fussılet, 6, 47; 42/Şûrâ, 13, 21; 43/Zuhruf,
39; 46/Ahkaf, 4; 48/Fetih, 6, 6; 52/Tûr, 43; 59/Haşr, 23; 60/Mümtehıne, 12; 61/
Saff, 9; 68/Kalem, 41, 41; 72/Cinn, 2, 20; 98/Beyyine, 1, 6.
C- Endâd ve Şirk Konusundaki Âyetler
Başkasını Allah’a Endâd/Denk Tutmak: Bakara, 22, 165; İbrahim, 30; Sebe’, 33;
Zümer, 8; Fussılet, 9.
Putlara Tapmak: Maide, 76; Mü’minun, 117; Ahkaf, 5.
Allah’a Eş Koşmak: Nisa, 36, 48, 116; En’am, 151; İsra, 23, 39; Ankebut, 68;
Ahzab, 57.
Şirkin Misali: Rum, 28.
Şirk Zulümdür: Lokman, 13.
Heva ve Hevesi Putlaştırmak: Casiye, 23; Muhammed, 12.
Allah’a Çocuk İsnad Edenler: Kehf, 5, 102; Meryem, 88-92.
Allah Kendisine Şirk Koşulmasını Affetmez: Nisa, 48, 116.
Şirkten Sakınmak: Şuara, 213; Kasas, 88; Rum, 31; Zümer, 65-66; Mü’min, 66;
Fussılet, 37; Zariyat, 51.
j- Mekke’li Müşriklerin Şirki: En’am, 100; Rum, 28-29, 31-32; Sebe’41; Zuhruf,
20-21, 57-59.
D- Şirk Konusundaki Âyetler
Allah’a Eş/Şirk Koşmak: 4/Nisâ, 36, 48, 116; 6/En’âm, 151; 17/İsrâ, 23, 39; 29/
Ankebût, 68; 33/Ahzâb, 57.
Şirkin Misali: 30/Rûm, 28.
Şirk Büyük Bir Zulümdür: 31/Lokman, 13.
Hevâ ve Hevesi Putlaştırmak: 45/Câsiye, 23, 47/Muhammed, 12.
Allah’a Çocuk İsnâd Edenler: 18/Kehf, 5, 102; 19/Meryem, 88-92.
Allah’a Eş Koşmak Haramdır: 7/A’râf, 33; 16/Nahl, 74; 22/Hacc, 31.
Putlara Tapmak: 5/Mâide, 76; 23/Mü’minûn, 117; 46/Ahkaf, 5.
Allah, Kendisine Şirk Koşmayı Affetmez: 4/Nisâ, 48, 116.
Şirkten Sakınmak: 26/Şuarâ, 213; 28/Kasas, 88; 30/Rûm, 31; 39/Zümer, 65-66;
40/Mü’min, 66; 41/Fussılet, 37; 51/Zâriyât, 51.
Şirkten Sakınanların Mükâfatı: 47/Muhammed, 15, 36.
Mekke’li Müşriklerin Şirki: 6/En’âm, 100; 30/Rûm, 28-29, 31-32; 34/Sebe’, 41;
43/Zuhruf, 20-21, 57-59.
E- Müşrikler Konusundaki Âyetler
KUR’AN KAVRAMLARI SERİSİ İTİKADÎ KAVRAMLAR
- 128 -
Müşrikler, Allah’a Çocuk İsnâd Ettiler:6/En’âm, 100-101; 10/Yûnus, 68-70; 16/
Nahl, 57, 62; 17/İsrâ, 40; 19/Meryem, 88-92; 21/Enbiyâ, 26; 22/Hacc, 3-4; 34/
Sebe’, 40-42; 37/Saffât, 149-159, 180; 43/Zuhruf, 15-16, 18, 79-82; 52/Tûr, 39;
53/Necm, 21-22.
Müşrikler, Allah’tan Başkasını Tanrı Edindiler: 2/Bakara, 165; 3/Âl-i İmrân,151;
4/Nisâ, 117; 5/Mâide, 76; 6/En’âm, 1, 107, 136, 150; 7/A’râf, 191; 10/Yûnus, 18,
66; 11/Hûd, 109; 14/İbrâhim, 30; 15/Hıcr, 95-96; 16/Nahl, 73; 19/Meryem, 81;
22/Hacc, 11-13, 71, 74; 25/Furkan, 3, 55; 36/Yâsin, 74-75; 37/Saffât, 11; 38/Sâd,
5-7; 39/Zümer, 15 45, 67; 40/Mü’min, 10-12; 42/Şûrâ, 9; 52/Tûr, 43.
Müşrikler, Kötülükleri “Atalarımızdan Devraldık” Diye Savunurlar: 2/Bakara,
170-171; 5/Mâide, 103-104; 7/A’râf, 28; 11/Hûd, 109; 31/Lokman, 21; 37/Saffât,
68-71; 43/Zuhruf, 22-25.
Müşrikler, Allah’ın Âyetlerini İnkâr Ederler: 6/En’âm, 4-5, 66-67, 105, 110, 124;
8/Enfâl, 31-33, 52; 9/Tevbe, 9; 10/Yûnus, 15; 37/Saffât, 68-71; 38/Sâd, 8.
Müşrikler, Put Diye Şeytana Taparlar: 4/Nisâ, 117.
Müşrikler, Hem Kendileri Peygamber’den Uzaklaşırlar, Hem de İnsanları
Uzaklaştırmak İsterler: 6/En’âm, 26, 116-117; 21/Enbiyâ,. 2-5; 25/Furkan, 7-9;
31/Lokman, 6-7; 34/Sebe’, 43-44; 38/Sâd, 8, 50/Kaf, 1-2, 5; 54/Kamer, 3; 68/
Kalem, 46-48, 51.
Müşrikler, Öldükten Sonra Dirilmeyi İnkâr Ederler: 6/En’âm, 29-30, 134; 11/
Hûd, 19, 25/Furkan, 11, 32/Secde, 10-11, 36/Yâsin, 78-79; 37/Saffât, 16-21; 41/
Fussılet, 7; 44/Duhân, 9-10 34-36; 45/Câsiye, 24-26; 50/Kaf, 2-4; 51/Zâriyât, 12-
14; 64/Teğâbün, 7.
Müşrikler, Peygamberlerden İnanmayacakları Mûcizeler İsterler: 6/En’âm, 37,
57-58, 109-111, 158; 10/Yûnus, 20, 46; 11/Hûd, 12; 13/Ra’d, 6-7, 27, 40; 15/Hıcr,
6-8; 17/İsrâ, 59, 90-93; 20/Tâhâ, 133-135; 21/Enbiyâ, 5, 37-39; 25/Furkan, 7-